1 Ocak 2020 Çarşamba
Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012
Sosyal Bilimler Dergisi
Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012
Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı 129 CBÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl : 2012 Cilt :10 Sayı :
1 KIYAFET İLMİYLE OLUŞTURULAN ESERLER VE BU ESERLERDEN SEÇİLMİŞ ÖRNEKLER
Araş. Gör. Ayşe YILMAZ Bitlis Eren Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ÖZET Bu makale -Batı’da fizyonomi olarak bilinen- dünyanın en köklü ilimlerinden birisi olan kıyafetnameleri içerir. Kıyafet kişilerin dış görünüşlerinin ve simalarının analizini yapma yöntemidir.
Kıyafetname ikiye ayrılmaktadır:
Şer’i, Hükmi. Makalede ilk kıyafetname örnekleri belirlenmiştir.
En bilindik kıyafetnamelerden örnekler seçilmiştir.
Bu örnekler iki grupta toplanmıştır:
Kıyafetnamelerde geçen bazı uzuvların alametleri ve davranış alametleri.
Anahtar Kelimeler: Kıyafetname, uzuvlar, kişilik tespiti
Giriş
Kıyafetname ve firasetname birbirine çok yakın olan iki kavramdır.
Konumuz kıyafetname firasetnamenin bir alt dalıdır.
Firaset “zeyreklik, yani zeki ve anlayışlı olmak demektir.”
(Sivrihisarlı Şaban, Nr: 4009, v.3b.) şeklinde tanımlanır.
Kıyafetname ise
“Firaset ilminin dar manada Arap ıstılahında kıyafa denilen bir bilgi şubesine delalet eder.” (Macdonald, 1993: 640) diye ifade ediliyor.
Kıyafetname “kıyafa: takip etmek, iz takip etme, peşi sıra gitmek manasına gelen k-v-f(kafe) kökünün mastarıdır.” (Macdonald, 1993: 640)
“Konusu el, ayak, ten gibi dış görünüş unsurlarından kişinin ahlak ve karakter özelliklerini tahmin ve tespitte bulunmaktır.” (Çavuşoğlu, 2004: 34)
Celal Bayar Üniversitesi 130 1. Kıyafetname Bölümleri 1.1. Şer’i Firaset: Nefsin ıslahı ile ulaşılan ruh gücüdür. Bu güce peygamberler, veliler ve nefsini olgunlaştırarak eşyanın arka planına ulaşmayı başarmış kişiler sahip bulunmaktadır. 1.2. Hükmi Firaset: Çalışma ile elde edilecek bir bilim koludur. Bazı alt bölümleri vardır.
a) İnsan Kıyafeti İlmi (Kıyafet-i Beşere): Dış görünüşten ahlakı anlamaya çalışan ilimdir.
b) İz Kıyafeti İlmi (İlm-i İsr): Özellikle hayvan izlerinden tür, cinsiyet vb. anlayan ilimdir.
c) İrafet İlmi: Ayet ve hadislerden yola çıkarak olayların açıklanması ilmidir.
d) El ve Ayak İlmi: İnsanın elinde ve ayağındaki çizgilerle kişinin durumunu ortaya koyan ilimdir.
e) Titreme/Seyirme İlmi: Vücuttaki seyirmelerden çıkarılan hükümleri bildiren ilimdir.
f) İyafe ilmi: Kuşların uçuşundan mana çıkarma ilmidir.
g) Riyafe İlmi: (Çavuşoğlu, 2004: 28-30) Yeraltındaki suları arayıp bulma ilmidir.
h) Astroloji İlmi: Yıldızların durumundan insanın ruhi durumunu bulma ilmidir.
ı) Remel İlmi: Özellikle kum üzerinde gelecekten haber vermeye yönelik oluşturulan bir ilim sahasıdır. Kıyafetname eski Hint, Çin, Mısır, Yunan ve bugün Batı’da fizyonomi adıyla bilinen ve kullanılan bir bilim dalı olup İslam kültüründe de Firaset ilmi adıyla kullanılmıştır.”
(Çavuşoğlu, 2004: 9)
“Bu bir ilimdir ki onunla insan ahlakı bilinir.” (Taşköprülüzade, Nr. 942/1, v.142) Kıyafetnameler özellikle insanın uzuvlarıyla ilgili hükümleri içeren manzum eserlerdir. Kıyafetnameler edebî maksatla yazılmamıştır. Ancak şekli ne olursa olsun asıl dikkat edilmesi ve önem verilmesi gereken husus bu kadim eserlerin içerdiği bilgilerdir. Kıyafet ilmi çerçevesinde eserler en fazla yüz ya da yüz elli beyit tutarında kısa manzumeler ve aynı hacimdeki mensur eserlerdir.” (Çavuşoğlu, 2004: 11) Alimler kıyafetname ilmini açıklarken ayet ve hadislerden de istifade etmişlerdir. Kuran-ı Kerim’de geçen şu ayet önemli bir çıkış noktası olmuştur: Araftakiler, yüzlerinden tanıdıkları kâfirlerden birtakım adamlara seslenirler.”(Kuran-ı Kerim 7/48)
Bu ayette geçen “simalarından” kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda da bazı görüşler ortaya konulmuştur. Mesela İbn-i Abbas bunu Müslüman bir insanın, yüzünden belli olacağı yaklaşımında bulunarak şöyle izah etmiştir. “Hz. Osman(r.a) şöyle buyurur: Her kim bir sırrı gizlerse Allah onun yüz hatlarından elinde olmadan çıkıveren sözlerle açığa Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012 Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı 131 çıkarır.” Hz. Ömer(r.a)’in, her kim içini ıslah ederse Allah da onun dışını düzeltir.” dediği rivayet olunur.” (İbn-i Kesir: 7390) Mevlana: “Bir insanın yaptığı işi ve sözü onun gönlünün şahididir. Sen bu ikisine bak, o kişinin içi nasıldır? Onlardan anla.” (Mevlana, 1997: 35)
Balizade Mustafa Efendi ise kıyafetnameler hakkında olumsuz bir yargıya vararak şunları beyan etmiştir: “Bu ilim zandır, zira zan bazen hata bazen de isabettir.”(Balizade, Nr.4100) Seyyidzade Mevlana Ömer şöyle der: “İnsan türünün ahlak ve tabiatları birbirine yakın ve birbirinden farklı oldukları için bir köle ve cariye almak isteyince bunlardan iyilik ve kötülüğe işaret eden özelliklerini bilmeye yarayacak sağlam bir ölçütün bulunması önemli ve gerekli olduğundan, bazı büyük insanların, insanoğlunda bulunan özelliklerin delalet ettiği hal ve durumları ayrıntılarıyla açıklamak konusundadır.” (Seyyidzade, Nr.1064)
Osmanzade Taib, Ahlak-ı Ahmedi adlı eserinde şöyle bir olay aktarır: “Bir gün İmam Şafive İmam Muhamed Haremişerif’te bir kişi gördü. Şafi, bu adamın demirci olduğunu; Muhammed de marangoz olduğunu söylediler. Sonunda adama sordular. Adam da daha önce demirci olduğunu fakat şimdi marangozluk yaptığını söyledi. Böylece her ikisinin da firasetli hükümleri doğrulanmış oldu.” Yine aynı eserde şöyle bir rivayette mevcuttur: “Nuşirevan, firaset ilminden hareketle şikayet edilen adamın boyunu posunu sordu; kısa boylu olduğu söylenince de tebessüm edip gereği gibi ferman etti.”(Osmanzade, Nr. 714)
Katip Çelebi; Meşhur Grek hekim Hipokrat’ın bu ilmin üstatlarından olduğunu, hastalara teşhis koymakta ve tedavide bu ilimden yararlandığını belirtir. Aynı şekilde Plato, Aristo, Galen bu ilimle meşgul olmuşlardır. Helenistik kültürün yaygınlık arz etmesiyle fizyonomi ilmi de geçmiş Doğu İran ve Sasani imparatorlukları zamanında oldukça meşhur olmuştur. (Başkan,1987) Eflatun’un çehresini gördüğü kişinin, kişiliği hakkında tahminde bulunma olayı kaynakta şu şekilde geçer: “Bir dağ tepesinde inzivada bulunduğu sıralarda, buraya çıkan yolun başına bir nakkaş koyup kendisiyle sohbete gelenlerin resmini çizdirdiğini ve sohbete layık olup olmadıkları konusunda fikir elde ettiği belirtilir.” (Çavuşoğlu, 2004: 40)
Kıyafetname özelliklerini 11.yüzyılda Kudatgu Bilig’de de görüyoruz.
Yusuf Has Hacip eserinde Tanrı’nın Bey olmasını istediği kişiye buna münasip olan tavır ve hareket ile akıl ve kol kanat verdiğini vurgular.
Günümüzde de beden dili adı altında da kıyafetname özelliklerinin sürdüğünü görmekteyiz.
2. İlk Tertip Edilen Kıyafetnameler: 2.1. Arap ve Fars Toplumundaki İlk Kıyafetnameler
a) İlk kıyafetname yazarlarından biri İmam Şafiî (h.150-204)‘dir. Ancak eseri hacimli değildir.
b) Onu el-Kindi lakabıyla meşhur Yakup bin İshak izler. Aristo’nun Siyasetname’sini Yunancadan Arapçaya tercüme etmiş, on bölümden meydana gelen eserin ikinci bölümünü firasete ayırmıştır. Celal Bayar Üniversitesi 132
c) Yuhanna İbnü’l-Bıtrik ise (m. 10.yy.) Aristo’nun İskender için yazdığı siyaset kitabını Kitabu’s-Siyase fi Tedbiti’r Riyase adıyla Arapçaya çevirmiştir.
d) Muhammed ibni Zekeriyya Razi (h.240-320; m.854-932)’nin tıbba dair el-Mansuri isimli on makalelik kitabının ikinci makalesi firaset konusundadır.
e) Katip Çelebi’nin bildirdiğine göre İbni Sina (h.370-428; m.980- 1036)’nın da bu konuda bir risalesi bulunmaktadır, ancak bugüne kadar ele geçmemiştir.
f) Geverek-zade’nin Kıyafetname’sinde de İbni Sina’nın muasırı olan Ebu Sehl Mesihi’nin Arapça bir firasetnamesi olduğu bildirilmektedir.
g) Aynı asır müellifklerinden Ebu Kasım Abdulkerim İbni Havazin Kuşeyri (h.376-464; m.986-1072)’nin Etvar-ı Selatini’l-müslimin adlı eserinin bir bölümü firasetle ilgili umumi hükümleri ihtiva etmektedir.
h) Fahraddin Razi (h.544-606; m.1149-1206)’nin de Arapça yazılmış bu nevi eserlerin en iyilerinden biri olan bir Kitabu’l Firaset’i mevcuttur.
i) Muhyiddin Arabî (h.544-606; m.1149-1209)’nin ise et-Tedbiratu İlahiyye fi İslahi’l-Memleketi’l-İnsaniyye isimli eserinin sekizinci babı firasetle ilgilidir. j)
Ebu Abdullah ibni Muhammed ibni Ebu Talib Ensarî edDımışki’nin Kitabu’l-Adab ve’s-Siyase fi İlmi’n Nazari ve ve’l-Firase (telifi,750/1349)’sini bu mevzuda Arapça eserler arasında sayabiliriz. k) Farsça Kıyafetnamelerden Kemaleddin Abdürrezzak Kaşanî (öl.736/1335)’nin eserini; l)Derviş Abdurrahman Mîrek (m.14.yy.)’in Sultan Ebu Said Bahadır(öl.736/1335)’a ithaf ettiği Tuhfetü’l-Fakir’ini; m) Seyyid Ali Hemedanî (öl.786/1384)’nin Zahiretü’l-Müluk’unu; n) Hüseyin Vâız Kâşifî (öl.910/1504)’nin firasetle alakalı bir bölüm ihtiva eden Ahlâk-ı Muhsinî’sini ilk planda sayabiliriz. (Çavuşoğlu, 2004: 41) 2.2. Türk Edebiyatındaki İlk Kıyafetnameler a) Bedri Dilşad Bin Muhammed Oruç’ un Sultan II . Murad’a ithafen (829/1426) yazmaya başladığı Muradname isimli mesnevisidir.
Musiki ile ilgili 34. babda: Şu kim ag etlü durur ana nerm Olan perdeyi çalalar ola germ gibi birkaç beyitte, cilt, göz rengi ile musiki arasında bir münasebet kurulmuştur. Köle ve cariye satın almaktan bahseden kırkıncı babın başlarında: Evet bil ki âdem-şinas olmaga Her işe yarar olanı almaga Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012 Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı 133 Gerekdür ki ilm-i firaset bile Bu kez özin ehl-i riyaset bile denilerek yer yer bu konuyla alakalı hususiyetlere temas olunmuştur.
b) Fatih Sultan Mehmed devri vezirlerinden Mahmud Paşa’nın muhasibi ve 895/1490 yılında tamamlanan Selatinname isimli eserin müellifi Sarıca Kemal adı geçen manzumesinde; Ki düzdüm Türkî dilde iki nağme Firaset-nâmedir bir Sûz-nâme beytiyle iki kitabını daha haber vermektedir. Ancak bu eserin de hiçbir nüshası yoktur. Bunların, Hamdullah Hamdi’nin yaşadığı döneme yakın zamanlarda telif edildiği düşünülmektedir.
c) Nüshası elimizde olan Türkçe ilk müstakil eser Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi (h.853-909; m.1449-1503)’nin manzum Kıyafetname’sidir.
d) Diğer Türkçe eserlerden Firdevs-i Rumi(II. Bayezid Devri)’nin Firaset-name’ sini;
e) Sivrihisarlı Şaban’ın (938/1531)’de Damat İbrahim Paşa’nın emriyle yazdığı mensur ve manzum tercümesini;
f) Bayramiyye meşayihinden İlyas ibni İsa-yı Saruhanî(öl.967/1539)’nin Kıyafetmane’sini;
g) Abdülmecid ibni Şeyh Nasuh (öl.973/1565)’un manzum Kıyafetname’sini;
h) Mustafa ibni Evrenos (974/982; 1556/1574)’un Kıyafetname’sini;
i)Bali-zade Mustafa Efendi’nin (983/1575)’te tamamlayıp III. Murad’a ithaf ettiği eserini;
j) Bali-zade’nin muasırı Nesimi’nin Kıyafetü’l-Firase’sini;
k) Niğdeli Visali (1003/1595)’nin, padişahın cülus tarihinde veya daha sonra yazıp Sultan III. Mehmed’e ithaf ettiği Vesiletü’l-İrfan’ını; l)Lokman bin Hüseyin’in (1010/1601)’de yazdığı Kıyafetü’l-İnsaniyye fi Şemaili’l- Osmaniyye’sini; m) Şeyh Ömer Halvetî’nin (1032/1602) tarihli manzum tercümesini;
n) Ömer Fani Efendi (öl.1032/1622)’nin Kıyafetname’sini;
o) Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyafetnamesi’ni;
p) Mustafa Hami Paşa (öl.1295/1878)’nın Fenn-i Kıyafetname’sini;
q) Hafız Hasan Geverek-zade (öl.1216/1801)’nin tercümesini belli başlı eserler olarak sayabiliriz. (Çavuşoğlu, 2004: 42-43)
Edebiyatımızdaki mevcut kıyafetnamelerin genellikle mensur olduğunu ve yabancı eserlerden tercüme yahut adapte edilmiş eserler olduğunu söyleyebiliriz.
Bunların içerisinde telif denebilecek en mühim eser Hamdullah Hamdi’nin Kıyafetnamesi’dir.
Amil Çelebi, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Celal Bayar Üniversitesi Kıyafetnamesi’ni de telife çok yaklaşan bir eser olarak zikretmiş olsa da bu eserin
Hamdullah Hamdi’den etkilenilerek yazıldığı Ali Çavuşoğlu tarafından vurgulanmıştır.
3. Kıyafetnamelerden Seçilmiş Örnekler Kıyafetname tek uzuv analizine değil bütün uzuvlardan elde edilen genel bir çıkarıma dayandırılmalıdır. Üstelik her insanın kıyafetnameyi içselleştiremeyeceğini bilmekte ve bildirmekte fayda görmekteyiz. Uzuvların ve kişilik hallerinin analizlerine tam vakıf olmak isteyen kimselerin bahsi geçen eserlerin tamamını okumaları da gerekmektedir.
3.1. Kıyafetnamelerde Geçen Bazı Uzuvların Alametleri
3.1.1. Ağız Deheni teng eğerçi bihcetdür / Ağzı dar olan güzeldir Havf-ı kalbe velî ‘alâmetdür / Fakat korkaklığa işarettir (A1 - 2 ) Agzı büyüktür şüci’ / Büyük ağızlı cesur Egri olandır şeni’ / Eğri ağızlı kötü olur (B3 )
3.1.2. Alın Cebhesi zayyık olanun / Alnı dar olanın Dayk olur hulkı anun / İçi de dar ve sıkıntılı olur Cephesi bî-çîn olan/ Alnında kırışık olmayan Kâhil olur bî-güman / Şüphesiz tembel olan (B)
3.1.3. Ayak Ger uzun olursa pâ / Eğer ayak uzun olursa Sahibidür pür-haya / Sahibi çok hayalıdır (B)
3.1.4. Baş Başı büyük büzürg himmet olur / Başı büyük olanın himmeti büyük olur(A) Yassı ise fark-ı ser / Başın üst kısmı yassı ise Sahibi çekmez keder / Bu kişi üzüntü çekmez (B)
3.1.5. Boy Kameti her kimün ki olsa uzun / kimin boyu uzun olursa Olur ol sâfî-kâlb ü sâde-derün / kalbi saf ve içi temizdir Kısa olursa kibr ü kîne olur / Kısa olursa kibirli ve kinli olur(A) Kim ki vasat boyludur / Orta boylu olanlar Âkıl u hoş huyludur / Akıllı ve güzel huylu olurlar (B)
3.1.6. Burun Enf eger olsa dıraz / Burnu uzun olanın Sahibidir fehmi az / Anlayışı az olur Enf eger olsa kasîr / Kısa burunlu olanlar
1 A-B-C ifadeleri üç farklı eseri temsil eder.
2 Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi, Kıyafetname, İstanbul Ü. Türkçe Yazmalar, Nr.1883.
3 Erzurumlu İbrahim Hakkı, Kıyafetname(Marifetname isimli eserin içinde), İstanbul Arkeoloji Müzesi, Nr.142; Nr.1241. Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012 Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı Havf olur anda kesir / Fazla korkak olur Enf ucı ger olsa top / Burun ucu yuvarlak olsa Sahibi olur turup / Sahibi neşeli olur(B)
3.1.7. Çene Çün enek ince ola hıffet olur / Çene ince olursa hafiflik olur Mu’tedil olsa ıssı ‘âkıl olur / Ölçülü olursa sahibi akıllı olur (A)
3.1.8. Diş Çünki seyrek uvag ola dendân / Dişleri seyrek ve ufaksa Galiba zaf-ı cisme ola nişân / Muhtemelen bedenen zayıflığa işarettir (A) Mu’tedil olan dişi / Dişi ölçülü olanların Sıdk u safâdır işi / İşi hoş ve doğrudur (B)
3.1.9. Dudak Yufka vu kırmızı olursa tudak / Dudak kırmızı ve ince olursa Anlanur lutfı tab’u fehm-i sebak / Anlayış sahibi olur (A) Şifte galiz olsa bil / Bil ki kalın dudaklının Sahibi mugzib sakîl / Kızgınlığı ağırdır (B)
3.1.10. El Ger küçük olduysa el / Eğer el küçük olursa Bî-bedel olur güzel / Güzellikte bedelsiz olur (B)
3.1.11. Göz Gözi büyügün ıssı kâhil olur / Gözü büyükler olgun olur Küçük olsa hafif ü muhmîl olur / Küçük olanlar hafif ve ihmalcidir Göz karası zekâ alametidir / Gözkarası zekaya işrettir (A) Çeşmi büyüktür zarîf / Büyük gözlü zarif ve narin olur Gözleri gök eşkar ak / Gözleri gök, kızıl ve ak olsa Olsa ol andan ırak / Ondan uzak dur (B)
3.1.12. Karın Karnı büyük gabî ve cahil olur / Karnı büyük olan anlayışsız ve cahildir Küçük olsa zeki ve kâbil olur / Küçük olursa zeki ve kabiliyetli olur ( A)
3.1.13. Kaş Kaş odur kim siyâh u ince ola / Siyah ve ince kaşlı olanın Nâzı vü şîvesi yirince ola / Nazı ve şivesi de yerinde odur Her ki kaşınun ince olsa ucı / Kaşının ucu ince olanın Eksik olmaya fitnesi ve güci / İşi gücü fitne çıkarmaktır (A) Kaşta çok olan kılı /Kaşının kılları çok olanın Mükesser olur gussalı / Üzüntüleri de çok olur ( B)
3.1.14. Kulak Her ki har-gûş olursa câhildür / Eşek kulağı gibi büyük kulaklı cahil Gerçi hıfz eylemekte kâmildür / Fakat ezberi çok kuvvetlidir Lîk vardur büyüklüğünde delil / Ancak kulağın büyük olması delîldir Ki ola sahibinün ömri tavîl / Sahibinin ömrünün uzunluğuna A) Üzni küçük ugrıdur / Küçük kulaklı eğri Evsat olan togrıdur / Normal kulaklı doğru olur (B) Celal Bayar Üniversitesi 136
3.1.15. Omuz Omuzu sivri olan / Omuzu sivri olanın Düzd olur işler yaman / İşleri de çok eğri olur (B)
3.1.16. Parmak Barmagı ayası uzun olanun / Parmağının ayası uzun olanın Uzluk olur her işde işi anun / Her işte eli yatkın olur (A) Isbıı olan uzun / Parmakları uzun olan Fehm iledür pür-fünun / Anlayışı, fenleri çok olur(B)
3.1.17. Renk Reng-i esmer nişân-ı fikr-i savâb / Esmer renk iyi fikre işarettir Rengi anun ki surh-ı sâfidür / Rengi saf kırmızı olanın Edebi vü hayası vâfîdür / Edebi ve utanması çok olur (A) Benzi kızıldır edîb / benzi kızıl olan terbiyeli Esmer olandır lebîb / esmer olan da zeki olur (B) Sarışın olan sevimlidir Saçı siyah doğru ve güvenilirdir (C4 )
3.1.18. Sakal Hem saçı çog u az ise sakalı / Sakalı az ve saç çok olursa Şerr içinde bulunmaya bedeli / Kötülükte benzeri yoktur Rîş odur kim ola dakîk u kalîl / İnce ve az sakallı olursa Fehm u ‘akl u zekaya delil / Anlayış, akıl ve zeka işaretidir(A) Olsa degirmi sakal / Sakal değirmi olsa Sahibidir pür-kemâl / Sahibi de çok olgun olur (B)
3.1.19. Saç Aşkar olursa ola havf u gazab / Kızıl olursa korku ve öfke Esved olursa ola ‘akl u edeb / Siyah olursa akıllı ve edebli olur Saçı az olan lâtîf / Saçı az olan lûtufkâr Oldu ‘ârif u zârîf / Bilgiç ve nazik olur Saçı çok olsa zenin / Saçı çok olan kadının Fehmi az olur anın / Anlayışı az olur (A) Kim ki saçı sarıdır / Sarı sarı olan Kibr ü gazab kârıdır / Kibirli ve öfkelidir Kim ki saçıdır kara / Saçı kara olan Sabrı var anı ara / Sabırlıdır onu ara Kumral ise saç güzel / Kumral saç güzeldir Sahibidir bî-bedel / Sahibi emsalsizdir(B)
3.1.20. Sırt Arkası yassı ehl-i kuvvet olur / Arkası yassı olan kuvvetli olur Sahibi cür’et ü sakamet olur / Sahibi cesur ve fakat noksandır Arka kılı delil-i şehvetdür / Arka kılı şehvete işarettir (A) 4 Seyyid Lokman Çelebi, Kıyafetü’l-İnsaniyye Fi Şemaili’l Osmaniye, İstanbul Ü., Türkçe Yazmalar, Nr. 6087. Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012 Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı 137 Zahrı arîz olanın / Sırtı enli olanın Kuvveti çokdur anın / Onun kuvveti çoktur (B)
3.1.21. Yüz Yüzi büyük her işde kâhil olur / Yüzü büyük olan her işte olgun olur (A) Kibre küçüktür delîl / Küçük yüz kibre delildir (B)
3.1.22. Ten Her kişinün ki yumşak ola eti / Eti yumuşak olan kişinin Lutf-ı tab’ı çoğ ola Fehmi iti / Mizaç ve anlayışının güzelliği çok olur Katı olursa kuvvet-i tendür / Katı olursa teni kuvvetlidir Issı ammâ galîz ü gevdendür / Fakat sahibi de kaba ve ahmaktır
3.1.23. Tırnak Tırnak ak olması mübârek olur / Tırnağın ak olması bereket işaretidir (A)
3.2. Davranış Alametleri
3.2.1. Adım Hatvası dar olanın / Kısa adım atanların Cünbişi hoştur anın / Hareketi güzel olur (B)
3.2.2. Gülmek Kande bisyâr olur ise hande / Kimde çok gülme olursa Umma anda muvafakat sen de / O insanla bir uyuşma bekleme Çün tebessüm edeb ‘alametidir / Çünkü tebessüm edebe işarettir Kahkaha bî-haya emâresidir / Kahkaha ise hayasızlığa işarettir (A) Yüz güleç vü söz lezîz / Yüzü güleç sözü tatlı olan Olsa o candır azîz / O insan azizdir sevilir (B)
3.2.3. Hareket Cünbişi çok kimesne hod-bîn olur / Çok hareket eden bencil olur(A)
3.2.5. Ses Her kimün gunneyile olsa sözi / sesi genizden gelen kişi Ahmak u kibr ü kine olur özi / Anlayışsız, kinli ve kibirli olur Sözde cünbişde her ki seri’ ola / Sözde ve harekette seri olanın Fikr vü Fehmi berk-a lâmi ola / Düşüncesi ve anlayışı şimşek gibidir Âlî-himmet olur bülend-âvâz / Yüksek sesliler yüce himmetlidir Kısa ünlilerün yürekleri az / Kısık seslilerin cesaretleri azdır (A) Er kişi sesli zenan / Erkek sesli kadınlar Ekseri söyler yalan / Çoğunlukla yalan söyler Sesi çatal olsa o can / sesi çatal olan kişi Halka eder bed-güman / Halktan kötülük geleceğini sanır (B)
Sonuç Tarihi geçmişi çok eskilere dayanan kıyafetname eski Hint, Çin, Mısır ve Yunan gibi birçok toplumu etkilemiş, kişilerin dış görünüşlerinden yola çıkarak kişiliklerinin ortaya konulması hususunda ipuçları barındırmıştır. Batı’da fizyonomi adıyla bilinen kıyafetname, derin bilgi ve birikim sahibi olanların erişebileceği bir melekedir.
Kıyafetname İslami açıdan iki ana kola ayrılmıştır. Celal Bayar Üniversitesi Bunlardan ilki peygamberler, veliler ve nefsini olgunlaştıranların ulaştığı şer’i, diğeri kişinin çalışması sonucu elde ettiği hükmi kıyafetname mertebesidir. Bir insanı bütün olarak değerlendirme esasına dayalı olan kıyafetnamelerdeki isabet konusunda tartışmalar vardır.
Bazı alimlere göre bu önyargıya neden olan bir uğraş, bazılarına göre akıllıca köklü bir tespittir. Günümüzde Batı’da yazılan kişisel gelişim kitaplarında da insanın kendini sevmesi ve tanıması özellikle vurgulanıyor.
Hülasa insanlık çok evvelden beri dış görünüş ve simalardan kişilik ve ruh analizleri yapmaktadır. Bu yüzyılda da kıyafetnamelerin, erbabı olanlarca daha fazla gün yüzüne çıkarılması ve tüm insanlığın hizmetine sunulması gerektiği kanaatindeyiz.
KAYNAKLAR
Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi, Kıyafetname, İstanbul Ü. Türkçe Yazmalar, Nr.1883. ANKAY, Aydın (1992) Ruh Sağlığı, Turkan Kitabevi, Ankara. Balizade Mustafa, İlm-i Firaset, Süleymaniye Ktb., İ.İ.Hakkı Bölümü, Nr. 1926. BALTAŞ, Zuhal ve Acar (1994), Bedenin Dili, Remzi Kitabevi, İstanbul. BAŞKAN, Ali Rıza (1987), Seyyid Lokman Çelebi’nin Kıyafetnamesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul. BİLGE, Emine (1981), Genetik, Ar Yay., İstanbul.
ÇAVUŞOĞLU, Ali (2004), Kıyafetnameler, Akçağ Yay., Ankara. ÇELEBİOĞLU, Amil (1979), “Kıyafet İlmi ve Hamdullah Hamdi ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyafetnameleri”, Ankara Üniversitesi, Edebiyat Fak. Dergisi, Ahmed Caferoğlu Özel Sayısı, Ankara, s. 305 ve devamı. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Kıyafetname (Marifetname isimli eserin içinde), İstanbul Arkeoloji Müzesi, Nr.142; Nr.1241.
MACDONALD, D.B. (1993), Kıyafet, İA., Milli Eğitim Bakanlığı Yay., C.4, s.640. İbn-i Kesir (1988), İbn-i Kesir Tefsiri (çev: Bekir Karlığa, Bedreddin Çetiner), Çağrı Yay., İstanbul. KAPLAN, Mehmet (1985), Tip Tahlilleri, Dergah Yay., İstanbul. Kınalızade Ali Efendi, Ahlak-ı Alai (haz: Hüseyin Algül), Tercüman 1001 Temel Eser. KÜLEKÇİ, Numan (1999), Mesnevi Edebiyatı Antolojisi, Kıyafetnameler, Aktif Yay., Erzurum. MENGİ, Mine (1978), “Kıyafetnameler Üzerine”, TDAY, Belleten, Ankara, s. 300 vd. Mevlana (1997),
Mesnevi (çev: Şefik Can), Ötüken Yay., C.5-6, İstanbul. Osmanzade Taib, Ahlak-ı Ahmedi, Süleymaniye, Raşit Efendi Bölümü, Nr: 714. Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:1, Mart 2012 Doç. Dr. Mustafa Aksoy Armağan Sayısı 139
PAKALIN, Mehmed Zeki (1971),
Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul. RAHMAN, Abdulkerim (1971), Uygur Folklorü(çev: Şener Yalçın – Erkin Emet), Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul. Seyyid Lokman Çelebi, Kıyafetü’l-İnsaniyye Fi Şemaili’l Osmaniye, İstanbul Ü., Türkçe Yazmalar, Nr. 6087.
Seyyidzade Mevlana Ömer el-Mekki el-Hüseyni, Zübdetü’l- İrfan fi Alameti’l- Ebdan, Sülaymaniye Basma Bağışlar Bölümü, Nr: 1064. Sivrihisarlı Şaban, Firasetname, Nuruosmaniye Kütüphanesi, Nr: 4099, v.3b. Sultan Veled, Maarif, (çev: Meliha Tarıkahya) Milli Eğitim Yay., İstanbul. Taşköprülüzade Ahmet Efendi, Mevzuati’l-Ulum (çev: Kemaleddin Mehmed), Kayseri Raşid Efendi Ktb. Nr. 942/1, v.142 TAYŞİ, Mehmet Serhat (1979),
Kıyafet İlmi ve Seyyid Lokman Çelebi’nin Kıyafetnamesi, İslam Medeniyeti, C.IV, s. 2. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (çev: Reşat Rahmedi Araf) Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara.
A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39
A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39,
Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 793 ~
Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 793 ~
KIYÂFET-NÂME-İ CEDÎDE HAKKINDA
On The Kıyâfetnâme-i Cedîde Dr. Mehmet KIRBIYIK* ÖZ
Bu çalışmada, öncelikle kıyafet ilmi ve kıyafetnamelerle ilgili tanımlar, tespitler ve belli başlı eserler söz konusu edilmiştir.
Daha sonra Johann Caspar Lavater (1741-1801)’in
Almanca Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe
[İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adlı, resimli kıyafetnamesinin, Türkçeye özetle tercümesi olan Kıyâfet-nâme-i Cedîde üzerinde durulmuştur.
Bu çevirinin bölümleri belirlenerek muhtevası yansıtılmaya gayret edilmiştir. İngilizce ve Fransızcaya da tercüme edilen Lavater’in fizyonomi üzerine kaleme aldığı adı geçen eseri, tespitlerimize göre Kıyâfet-nâme-i Cedîde adıyla Türkçeye ilk defa olarak Yûsuf Hâlis (H. 1220/ M. 1805-6- H. 1300/M. 1883) tarafından kazandırılmıştır.
On The Kıyâfetnâme-i Cedîde Dr. Mehmet KIRBIYIK* ÖZ
Bu çalışmada, öncelikle kıyafet ilmi ve kıyafetnamelerle ilgili tanımlar, tespitler ve belli başlı eserler söz konusu edilmiştir.
Daha sonra Johann Caspar Lavater (1741-1801)’in
Almanca Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe
[İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adlı, resimli kıyafetnamesinin, Türkçeye özetle tercümesi olan Kıyâfet-nâme-i Cedîde üzerinde durulmuştur.
Bu çevirinin bölümleri belirlenerek muhtevası yansıtılmaya gayret edilmiştir. İngilizce ve Fransızcaya da tercüme edilen Lavater’in fizyonomi üzerine kaleme aldığı adı geçen eseri, tespitlerimize göre Kıyâfet-nâme-i Cedîde adıyla Türkçeye ilk defa olarak Yûsuf Hâlis (H. 1220/ M. 1805-6- H. 1300/M. 1883) tarafından kazandırılmıştır.
Herhangi bir sayfasında nerede ve ne zaman basıldığına dair bir kayıt bulunmayan bu Türkçe çevirinin, Abdülmecid’in tahta çıktığı 1839 yılında kaleme alındığı anlaşılmaktadır.
Resimli olarak basılan Kıyâfet-nâme-i Cedîde’nin, Almanca aslından değil de Fransızcaya tercümesinden Türkçeye kazandırıldığını tahmin ediyoruz. Çünkü Fransızca bilen Yûsuf Hâlis’in Almanca bildiğine dair bir bilgiye sahip değiliz. Anahtar Sözcükler: kıyafet ilmi, kıyafetname, Lavater, Kıyâfet-nâme-i Cedîde, Yûsuf Hâlis. ABSTRACT This study deals with the description of physiognomy, determinations and works concerning it. It is mainly concerned with the translation of J. C. Lavater’s work Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe as Kiyafet-name-i Cedide. In this study, the sections of the translation are determined and its content reflected true to its original form. Lavater’s work on physiognomy is also translated into English and French. The first translation of it into Turkish is made by Yusuf Halis. The Turkish translation “ Kiyafet-name-i Cedide” is considered to be prepared during the reign of Sultan Abdülmecid (1839) as an abstract of the original. Kiyafet-name-i Cedide is first published like the original with pictures. The Turkish translation might have been made not from its German original but from its translation into French. This is due to the fact that Yusuf Halis who is affluent in French is not known for his German abilities. Keywords: Physiognomy, kiyafet-name, Lavater, Kiyafetname-i Cedide, Yusuf Halis * Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim üyesi. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 794 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 rapça kavf kökünden türemiş olan kıyâfe(t) 1 kelimesi, bir kimsenin ardınca gitmek ve iz sürmek anlamlarına gelmektedir. Bu kelimenin Türkçede ve Farsçada elbise, şekil, kılık gibi anlamları da vardır. Arapçada kıyâfet kelimesinin yerine çoğunlukla iz sürmek, birinin arkasından gitmek anlamlarındaki firâset2 kelimesi kullanılmıştır. A İnsanların saç, göz, kulak, el gibi organları ve dış görünüşlerine bakılarak onların karakterlerini, ahlâklarını, iç özelliklerini ortaya koyan bilim dalına kıyâfe(t) ilmi [ilm-i kıyâfe(t), physiognomy (fizyonomi)], bu bilimin verilerini ele alan eserlere de kıyâfe(t)-nâme denir. Bu ilmin mütehassısına kâyif, kıyâfetşinâs veya physiognomist (fizyonomist) adları verilir. Kıyâfet ilmi, genel olarak kıyâfetü’l-isr ve kıyâfetü’l-beşer olmak üzere ikiye ayrılır. Kıyâfetü’l-isr, insanların ve hayvanların ayak izlerinden söz eder. Kıyâfetü’l-beşer (kıyâfetü’l-insân, kıyâfetü’l-ebdân) ise insanların beden yapılarından ahlâkî vasıflarını tahmine ve uzuvlarından neseplerini tespite dair çabaları içerir. İlm-i sîmâ (insanların yüz özelliklerinden ahlâkını anlama), ilm-i kef (kişilerin avuçlarına bakarak geleceklerine dair tahminde bulunma), ilm-i hutût (alın çizgilerinden ömrün uzunluğuna veya kısalığına, zenginliğe veya fakirliğe dair sezgide bulunma), ilm-i ihtilâc (seğirmelerden manalar çıkarma) da kıyâfet ilmi ile ilgili olan çeşitli ilim dallarıdır. Vücut yapısıyla kişilik özellikleri arasında bir bağlantının olduğu anlayışı ve bilgisi eski Mısır, Yunan, İran, Roma ve Hint kültürlerinde de sistemli olmamakla birlikte vardır. İlk olarak Hipokrat (M.Ö. V. yüzyıl) birtakım hastalıkların teşhis ve tedavisinde kıyâfet ilmine göre insanları sağlık ve mizaç bakımlarından kan, balgam, safra, sevdâ şekillerinde dört tipe ayırmıştır. Calinus (Galein) de, mizaçları demevî, safravî, balgamî ve melankolik olarak sınıflandırmıştır. Ayrıca Eflâtun, İladus, Aristo da kıyâfet ilmi ile ilgilenmişlerdir. 1 Kıyâfet ilmi ve kıyafetname ile ilgili bilgiler, şu çalışmalardan yararlanılarak verilmiştir: Âmil Çelebioğlu, “Kıyâfe(t) İlmi ve Akşemseddinzâde Hamdî ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyâfet-nâmeleri”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Ahmet Caferoğlu Özel Sayısı S 112’den ayrı basım, Ankara 1979, s. 305-347; Mine Mengi, “Kıyâfet-nâme” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C 25, Ankara 2002, s. 513, 514; Müjgan Çakır, “‘Kıyâfet-nâme’ler Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C 5, S 9, İstanbul 2007, s. 333-350. 2 Bu kelime ferâset olarak dilimize yerleşmiştir. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 795 ~ s asındadır. Araplarda kıyâfet konusunda yazılan ilk eserin İmam Şâfî (H. 150-204/M. 767-819)’ye ait olduğu rivayet edilmektedir. Bununla birlikte, günümüzde bu eserin aslı veya herhangi bir tercümesinin bulunduğuna dair bir bilgiye ulaşılamamıştır. El-Kindî olarak tanınan Yakub ibni İshak (öl. H. III/ M. IX. yüzyıl ortaları)’ın Risâletün fi’l-Firâse’si, Yuhanna ibnü’l-Bıtrık (H. IV/M. X yüzyıl)’ın Aristo’nun İskender için yazdığı bir eserden Arapçaya tercüme ettiği Kitâbu’s-Siyâse fî-Tedbîri’r-Riyâse’si, Muhammed ibni Zekeriyâ Râzî (H. 240- 320/M. 854-932)’nin el-Mansûrî’si kıyafetname türünün ilk örnekleri olarak kabul edilirler. Fahreddîn-i Râzî (H. 544-606/M. 1149-1209)’nin Kitâbü’lFirâset’i, Ebi Abdillâh ibni Muhammed ibni ebî Tâlibi’l-Ensârî ed-Dımışkî’nin Kitâbu’l-Âdâb ve’s-Siyâse fi-İlmi’n-Nazarî ve’l-Firâse (telifi: H. 750/ M. 1349)’si de Arapça yazılmış eserler arasındadır. Bunlara Ebu’l-Kâsım Abdülkerim ibni Havâzim Küşeyrî (H. 376-465/M. 986-1072-73)’nin Etvâr-ı Selâtînü’l-Müslimîn’i, Muhyiddîn ibnü’l-Arabî (H. 560-638/ M. 1164-1240)’nin et-Tedbîrâtü İlâhiyye fî-Islâhi’l-Memleketi’l-İnsâniyye’si ve Fütûhâhât-ı Mekkiyye’si de bir bölümü itibariyle bu alanla ilgilidir. Farsça yazılmış eserlere Derviş Abdurrahmân Mîrek (H. VIII/ M. XIV yüzyıl)’in Tuhfetü’l-Fakîr’i, Seyyid Ali Hemedânî (öl. H. 786/ M. 1384)’nin Zâhiretü’l-Mülûk (beşinci babın sonları)’ü, Hüseyin Vâiz Kâşifî (öl. H. 910/ M. 1504)’nin Ahlâk-ı Muhsinî (bir bölümü)’si örnek olarak verilebilir. Türkçe yazılmış kıyafetname ile ilgili ilk eser olarak Bedr-i Dilşâd bin Muhammed Oruc’un 829/1426’da yazmaya başladığı ve sonra II. Murâd’a sunduğu mesnevîsi Murâd-nâme, kabul edilmektedir. Bu kitabın 40. babı bu alanla ilgilidir. 3 İlk müstakil eser olarak bilinen de Akşemseddîn-zâde Hamdullah Hamdî (H. 853-909/M. 1449-1503)’nin Kıyâfet-nâme’sidir. Firdevsî-i Rûmî (II. Bayezid devri)’nin Firâset-nâme’si, İlyas ibni Îsâ-yı Saruhanî (öl. H. 967/ M. 1559-60)’nin Kıyâfet-nâme’si, Abdülmecid ibni Şeyh Nasûh (öl. H. 973/ M. 1565)’un Kıyâfet-nâme’si, Niğdeli Visâlî’nin H. 1003/ M. 1595’te III. Mehmed’e ithafen yazdığı Vesîletül-İrfân’ı, Lokman bin Hüseyin’in H. 1010/ M. 1601’de yazdığı ve III. Murâd’a sunduğu Kıyâfetü’l-İnsâniyye fî-Şemâili’lOsmâniyye’ i, Erzurumlu İbrahim Hakkı (H. 1115-1194/ M. 1703-1780)’nın Mârifet-nâmesi’nde bulunan mensur bölüm ve manzum olarak yazılan Kıyâfetnâme’si en çok bilinen eserler ar İnsanların beden yapılarına bakarak karakterlerini ve kabiliyetlerini anlama meselesi, -tabiî olarak- Batı’da da vardır. Bu sebeple, kıyâfet ilmi (fizyonomi), edebî eserlere yansımış; bu ilimle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili bulunan 3 Adem Ceyhan, Bedr-i Dilşâd’ın Murâd-nâmesi, C II, İstanbul 1997, s. 878-891. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 796 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 eserler verilmiştir. Bu alandaki bilgiler, psikoloji, psikiyatri, kriminoloji gibi bilimlerin ilgi alanına girmiştir. Pascal, Kretschmer, Francis Baud, Caeser Lombroso gibi bilginler düşüncelerini ortaya koymuşlardır. İsviçreli yazarlardan Johann Caspar Lavater 4 (1741-1801) de Almanca olarak Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe [İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adında mensur ve resimli bir kıyafetname yazmıştır. İngilizceye Physiognomy; or The Corresponding Anolojy Between The Conformation of The Features And The Ruling Passions of The Mind (Fizyonomi veya İnsanın Fiziki Özellikleri Arasında Karşılıklı Anoloji: Aklın Yöneten İhtirasları, (1866)], Fransızcaya da Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer [Fizyonomi Üzerine Deneme, İnsanları Tanıma ve Sevme (1781-1803)] adlarıyla çevrilmiştir.5 Johann Caspar Lavater (1741–1801)’in kıyafetnamesi, tespitlerimize göre Kıyâfet-nâme-i Cedîde adıyla Türkçeye de ilk defa olarak Yûsuf Hâlis 6 4 Lavater (11 Kasım 1741-2 Ocak 1801), Alman pietistenlerinin en önde gelenlerindendir. Goethe üzerinde büyük etki bırakmıştır (Wilhelm Bortenschlager, Deutsche Literaturgeschichte- Von den Anfaengen bis zum Beginn des l. Weltkrieges, Wien 1981, s. 121). Zürih’te St. Peter Kilisesi’nde vaiz olarak görev yaptı. İnsan hayatındaki ilahî ögelerin kanıtlanabilir izlerini araştırmaya yöneldi. Zihinle beden arasındaki etkileşim varsayımıyla ruhun etkilerini insan yüzündeki çizgilerle inceledi. Fizyonominin kurucusu olarak kabul edilir. Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe [İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adlı eseriyle Avrupa’da şöhrete kavuştu. Bu kitap üzerinde Goethe ile birlikte çalıştı. En önemli diğer eserleri Ausssichten in die Ewigkeit [Sonsuzluk Umudu (1768-1778)], Geheimes tagebuch von einem Beobachter seiner selbst [Kendi Kendini Gözlemleyen Birinin Güncesi (1772-1773) ], Pontius Platus (1782-1785) ve Nathanael (1786)’dir (AnaBritanica, “Lavater, Johann Kaspar”, C 14, İstanbul 1989, s. 329). 5 Eserin Almancası için bk. (Johann Caspar Lavater, Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe, Leipzig 1775-1778), İngilizceye tercümesi için bk. (J. C. Lavater, Physiognomy; or The Corresponding Anolojy Between The Conformation of The Features And The Ruling Passions of The Mind: Being A Complete Epitome of The Original Work of J. C. Lavater, London 1866), Fransızcaya tercümesi için bk. ( J. Van Karneebek et I Van Cleef, Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connaître L'homme et à Le Faire Aimer, La Haye 1781-1803. 6 XIX. asır şairlerindendir. H. 1220/ M. 1805-6’da İstanbul’da doğmuştur. Şair Enderunlu Fâzıl (öl. H. 1225/ M. 1810)’ın akrabasıdır. H. 1235/ M. 1819-20 yılında dîvân kalemine, H. 1238/ M. 1822-23’te terceme odasına memur tayin edildi. H. 1249/ M. 1833-34’te sır kâtibi olarak Londra’da görevlendirildi. H. 1261/ M. 1845’te de sır kâtipliği görevi ile Trablusşâm’da bulundu. Buradan döndüğünde, Arapçaya hâkimiyeti sebebiyle, ikinci dereceyle Arapça tercümanlığına atandı. Çocukluktan itibaren Babıali’de bulunarak orada öğrenim görmüş ve Fransızca ile meşgul olmuştur. H. 1252/ M. 1836-37’de hâcegânlık rütbesi, H. 1253/ M. 1837-38’de de hâmise (beşinci rütbe) nişanı verilmiştir. H. 1272/M. 1855-56’da Babıali telgraf komisyonunda üye olarak bulunmuştur. H. Rebiülevvel 1278/ M. Eylül-Ekim 1861’de mütercim-i sânî oldu. H. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 797 ~ tarafından çevrilmiştir. Türkçe çeviride yer alan “...bu fenni mü’essis olan Lavate-nâm meşhûr u mu‘teber musannif eşkâl-i lehcenin muhâkeme vü münâsebât ü muktezâ-yı ahkâm u ta‘rîfâtına dâ’ir bir risâle-i müstakılle te’lîf etmiş olmağla işbu risâle-i muhtasara-i mazbûta risâle-i mezkûresinin hulâsası olarak intihâb u tahrîr olunmuşdur.” [s. 22]7 şeklindeki ifadelerden, Hâlis’in bu eserini, Lavater (1741-1801) isimli bir yazarın kıyafetname ile ilgili eserinden özetle tercüme ettiği anlaşılmaktadır. Batı dillerinden Fransızcayı bilen Yûsuf Hâlis’in, eseri orijinali olan Almanca metninden değil de tercümesi olan Fransızcadan Türkçeye kazandırdığını tahmin ediyoruz. Ayrıca mütercim çevirdiği kıyafetnamesinde “... hâl-i sabâvetden beri bâb-ı âlîde iktisâb-ı ilm ü hünere sa‘y u ikdâm ve Fransızca tahsîliyle dest-mâye-i ma‘lûmâta gûşiş ü ihtimâm ve mehmâ-emken kesb-i liyâkat olunarak...” [s. 22] diyerek eseri Fransızcasından çevirdiğine işarette bulunmak istemiş de olabilir. Türkçeye kazandırılan eserin Almanca orijinalinin 576, İngilizceye tercümesinin 287, Fransızca tercümesinin 625 sayfa oldukları da özetle tercüme yapıldığını hemen hissettirmektedir. Ayrıca Almanca, İngilizce ve Fransızca kitapların içerisinde bulunan resimlerin çoğunluğu, Türkçe tercümedekilere benzememektedir. Kıyâfet-nâme-i Cedîde, toplam 109 sayfalık bir eserdir. II-VI. sayfalar, kitabın adı olan Kıyâfet-nâme-i Cedîde başlığı ile başlayan bir giriş bölümü niteliğindedir. Bu bölüm, tercüme değil de telif olduğunu hemen hissettirmekte; geleneğe uygun bir biçimde besmele, hamd, salavat ile başlamaktadır. İnsanın yaratılışı, ona akıl ve zekânın verilmesi, onun seçkinliği, anlayış ve ferâset sahibi olması gibi kıyâfet ilmi ile ilgili birtakım hususları ihtiva etmektedir: “ Bi’smi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm sezâ-yı hamd u sipâs bî-pâyân ol Hudâ-yı çehre-güşâ-yı ins ü cânn ve nakş-bend-i nüsha-i kübrâ-yı ‘âlemiyân ya‘nî benî Âdemi ahsen-i takvîm üzre halk u tekvîn ve çeşm ü ebruvân u pîşân[î] ile tezyîn ve ale’l-husûs ‘unvân-ı celîl-i Fetebârek’allâhü ahsenü’l-hâlikîn8 ile tahsîn ve 1290/ M. 1873-74’de emekliye ayrıldı. H. 28 Şaban 1300/M. 4 Temmuz 1883 ’de vefat etti ve Eyüp kabristanına defnedildi. Bu çalışmanın konusu olan Kıyâfet-nâme-i Cedîde’den başka, basılmış üç manzum eseri daha vardır: 1) Sulh-nâme-i Hâlis, Kırım savaşı (1853-1856) dolayısıyla yazılmıştır. 17 bentlik bir muhammestir. H. 1272/ M. 1855-56’te basılmıştır. 2) Şehnâme-i Osmânî, 32 sayfalık manzum bir eserdir. Zafer-nâme, fetih-nâme, gazâ-nâme olarak adlandırılabilecek şiirleri ihtiva etmektedir. Herhangi bir sayfasında nerede ve ne zaman basıldığına dair bir kayıt yoktur. 3) Miftâh-ı Lisân, şimdiki bilgilerimize göre, manzum sözlük türünün Fransızca-Türkçe ilk ve tek örneğidir. H. 1266/ M. 1849-50’de kaleme alınmıştır. Yûsuf Hâlis hakkında geniş bilgi için bk. (Mehmet Kırbıyık, Yûsuf Hâlis-Miftâh-ı Lisân Manzum Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul 2007, s. 15-50) 7 Kıyâfet-nâme-i Cedîde’den yapılan alıntıların sonunda sayfa numarası, [ ] işareti içerisinde verilmiştir. 8 Mü’minin Sûresi 23/14: “ Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir.” TAED 39, 2009, 793-813 ~ 798 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde H lehce-i mu‘cize-nümâsına iksâ-yı sîmâ-yı akl u zekâ ve ilbâs-ı hilye-i hilkat-i âdemiyyet ile mümtâz u müstesnâ buyurmuşdur. Salât u selâm Hazret-i Muhammedü’l Mustafâ ve âl ü ashâb-ı bâ-safâya sezâ vü ahrâdır ki ol server-i kâinât ve nuhbe-i mevcûdât İttekû firâsete’l-mü’mini [s. II] fe-innehü yenzuru binûri’l-llâh9 kelâm-ı hikmet-nizâmıyla fehm ü firâseti cins-i beşere hasr u tahsîs buyurmuşlardır.” [s. III]. Tevazu ifadelerinden sonra, Babıali’de Fransızca da öğrenerek yetiştiğini ve dönemin padişahı olan Abdülmecid (1839-1861)’in cülusu üzerine, ona takdim edilmek üzere eserini yazdığını belirtmektedir. Böylece herhangi bir sayfasında nerede ve ne zaman basıldığına dair bir kayıt bulunmayan Kıyâfet-nâme-i Cedîde’nin, Abdülmecid’in tahta çıktığı 1839 yılında tercüme edildiği de anlaşılmaktadır: “Pes bu abd-i kem-ter ve her yüzden efkar u ahkar-ı ibâd ya‘nî Tâhir Ömerzâde Yûsuf Hâlisü’l-fu’âd çendân bî-behre vü adîmü’l-isti‘dâd isem de sâye-i Hümâ-vâye-i şehen-şâhîde hâl-i sabâvetden beri Bâb-ı âlîde iktisâb-ı ilm ü hünere sa‘y u ikdâm ve Fransızca tahsîliyle dest-mâye-i ma‘lûmâta gûşiş ü ihtimâm ve mehmâ-emken kesb-i liyâkat olunarak âyâ ne gûne veliyy-i ni‘met-i bî-minnetimiz efendimizin hâk-i pây-ı ma‘ârif-âşinâ-yı tâc-dârânelerine karınca kaderince müfâdı üzre bir takdîm-i nâ-çîzâneye dest-res olurum hulyâsı hâtır-ı ubeydânemde cevelân iken pîşân[î]-i âfitâb-ı âlem-tâb-ı cihân-ı maşrıka cebîn-i nûrânî sabâhu’l-hayrdan be-dîdâr u çehre-i kamer-tâb-ı âsumân-ı şevket ü ikbâl burc-ı şerefde lâmi‘u’l-envâr olup ya‘nî şevketli kudretli mehâbetli pâdişâhımız Sultân Abdülmecîd Han Efendimiz hazretlerinin taht-ı âlî-baht-ı Osmânîye şerefi cülûs-ı meymenet-me’nûs-ı şâhâneleri sâmi‘a-res-i gûş-ı hûş-ı âlemiyân [s. III] oldukda ol şemâ’il-i müstecmi‘u’l-mehâsin ve’l-fezâ’il-i hümâyûn-ı şehenşâhânelerini müşâhede vü ziyâret ârzûsuyla sükkân-ı kâtıbe-i aktâr-ı felek ve belki bi’l-cümle ins ü melek güşâde-çeşm ü gûş olarak şitâbân ve ol cemâl-i bâkemâl-i kudsiyyü’s-sıfât-ı zıll-ı İlâhî-i pâdişâhâneleri tenvîr-sâz-ı uyûn-ı cihâniyân ve hâssaten kâffe-i bendegânı fart-ı behcet ü meserretden medhûş u kâm-rân kılup mâ-şâ’llâh aleyke avnu’llâh10 âvâzesi gulgule-endâzına kıbâb-ı âsumân olup nazm:” [s. IV]. Bu girişte mütercim Abdülmecid’i âdeta kıyâfet ilmi verileriyle övmeyi uygun bulup Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün kalıbıyla yedi beyitlik bir nazm yazmıştır. 9 Hadis-i Şerif: “Mü’minin firâsetinden sakınınız, muhakkak ki o, Allah’ın nuruyla bakar.” 10 Allah sana yardım etsin. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 799 ~ Abdülmecid’in zamanın kutbu olduğu söylendikten sonra, Allah’ın nurunun insanda bulunduğuna dikkat çekilmiştir: “Bârek’allâh şehen-şâh-ı cihân kutb-ı zamân Şekl-i Âdem’de musavverdir o nûr-ı Yezdân” [s. IV] Şair, padişahın yüzüne bir kıyâfet-şinâs gibi bakar: Onun yüzünde feyz ve ikbâlin Allah vergisi olarak bulunmaktadır; zeki olduğu da alnında parlayan akl-ı külden anlaşılmaktadır: “Feyz ü ikbâl Hudâ-dâd yazar rûyında Akl-ı küll cebhe-i şâhânede eyler leme‘ân” [s. IV] Onun yüzünün nur gibi gözleri kamaştırdığı, insan aklının örneği olan güzelliğinin herkesi şaşırttığı vurgulanır: “Yüzüne bakmağa gözler kamaşır nûr-misâl Sûret-i akl-ı beşer hüsnüne âlem hayrân” [s. IV] Kaşlarının siyah nur ve düşmanının gözünü körleştiren mil gibi olduğu dile getirilir: “Yed-i kudret çekicek nûr-ı siyeh ebrûsın Dîde-i düşmenine mîl-i amâ çekdi hemân” [s. IV] Kahramân’a11 benzetilen gözleri, hem kahrı hem de lütfu kaplamıştır. Bakışı düşmanlar için kötü olsa da dostları için can bağışlayıcıdır: “Kahramân-ı nigehi kahr ile lutfu şâmil Tarfı a‘dâya yaman mürdeye bahşende-i cân” [s. V] Mucize nefesli ağzı ile kusursuz konuşma becerisine sahip bulunması, Allah’tan gelen ilham sebebiyledir: “Fem-i mu‘ciz-demine nâtıka ilhâm-ı Hudâ Nefha-i sırr-ı ahad şahsı hilâfetde ayân” [s. V] Nihayet, kiyâfet ilminin konularına giren yüzü, aklı, kaşı, gözü, bakışı, ağzı ve konuşmasının mükemmelliğine övgüyle temas edilen Abdülmecid’in, nazardan korunması için Allah’a dua edilir: 11 Kahramân, İran mitolojisinde geçen Pişdadiyan sülalesinden Tahmurs’un oğludur. Çocukken devler tarafından kaçırılınca onlar arasında büyümüştür. Suda aksini görünce devlere benzemediğini fark etmiş ve insanların arasına girmiştir. Birçok kimseyi öldürmüştür. Rüstem’e yenilmiştir. Lakabı katildir. (İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara 1995, s. 306; Gencay Zavotçu, Divan Edebiyatı Kişiler-Kişilikler Sözlüğü, Ankara 2006, s.269 ) TAED 39, 2009, 793-813 ~ 800 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 “Saklasın zât-ı hümâyûnu nazardan Allâh Yüzü gülsün onu gördükçe safâlarla cihân” [s. V] Bu bölümde Yûsuf Hâlis, eserinin adını da Kıyâfet-nâme-i Cedîde olduğunu bildirir; bu eserin ilgili bulunduğu kıyâfet ilminin padişahlara ve yönetim kademesindeki görevlilere insanları daha kolay tanıyabilmeleri için zarurî olduğunu izah eder: “İnşâd-ı sıdk-ı i‘tiyâd-ı ubeydânem terânesiyle der-ân hâl-i çâkerîye Kıyâfetnâme-i Cedîde-i mu‘teberinin tercemesi hutûr etmiş ve fenn-i celîl ise ez-sırr-ı nev-fünûn-ı sâ’ire misilli kendine mahsûs kavâ‘id-i mazbûta-i hikemiyyeye vaz‘ u te’sîs olunarak pâdişâhân u hükkâm u rüesâya nef‘ ü fâ’idesi der-kâr bulunduğundan fazla kâffe-i efrâd-ı âferîde-i benî Âdem bi’t-tab‘ hem-cinsiyle muhâlataya ıztırârî nümû-dâr u eşedd-i ihtiyâc ile muhtâc olduğu âşikâr olup bu ihtilât u ülfet ü mu‘âşeret olunacak âdemin evvel-be-evvel derece-i akl u mizâc u tabî‘atı fi’l-cümle bilinmedikçe kendüye şerr ü mazarrat tertîb edeceği ihtimâlinden gayr-ı ba‘îddir.” [s. V]. Bu bölüm, ilm-i kıyâfete dayanak teşkil ettiği ileri sürülen beş ayet ve bir hadis iktibasıyla sona erer: “Binâ-ber-în ilm-i mezkûrun [s. V] efdaliyyeti hakkında vârid olan nass-ı mübîn İnne fî-zâlike le-âyeten li’l-mü’minîne 12 Ta‘rifühüm bi-sîmâhum 13 Sîmâhum fî-vücûhihim 14 Ta‘rifü fî-vücuhihim nazrata’n-na‘îm 15 Yu‘rafü’lmücrimûne bi-sîmâhum16 delâ’il-i şerîflerince Ve’l-mü’minü yenzuru bi-nûri’llâh17 kelâm-ı nübüvvet-ittisâmı müfâdınca18 ilm-i mezkûr bir ilm-i nefîs idiği vâreste-i kayd-ı berâhîn ü edilledir. [s. VI]. Telif denilebilecek bu giriş bölümünden sonra, tercüme bölümleri VI. sayfada Mukaddime-i Kitâb başlığı ile başlamaktadır. Bu sayfayı 1 rakamından itibaren başlayan 71’e kadar yeniden numaralandırılmış sayfalar takip etmektedir. Bununla birlikte 32 adet resmin bulunduğu aralardaki sayfalar da numaralandırılmamıştır. Denilebilir ki kitap, VI+71 sayfanın yanı sıra numaralandırılmamış 35 resim sayfasından oluşmaktadır. 12 Ankebût Sûresi 29/44 “Şüphesiz bunda iman edenler için bir ibret vardır.” 13 Bakara Sûresi 2/273 “ Sen onları yüzlerinden tanırsın” 14 Fetih Sûresi 48/29 “Onların yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır.” 15 Mutaffifîn Sûresi 84/24 “Yüzlerindeki nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.”. Metindeki nazrata’n-na‘îm terkibindeki nazra kelimesi, dâd harfiyle yazılacağına sehven zı harfiyle yazılmıştır. 16 Rahmân Sûresi 55/41 “ Suçlular simalarından tanınır.” 17 Hadis-i Şerif: “Mü’min, Allah’ın nuruyla bakar.” 18 Metinde “münîfâsınca” şeklindedir. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 801 ~ Tercüme kısmının mukaddimesinde [s. VI, s. 1-23], kıyâfet ilmi doğrultusundaki tespitlerin her zaman geçerli olmasa da var sayılan kayıtlara bağlı bulunarak kabul edilebileceği belirtilmiş; yer yer 13 adet kaş, göz, burun, ağız, çene, alın, göz şekilleri [s. 1-6] çizilmiş ve vücut azalarıyla ilgili bilgiler verilmiştir: “Her çend erbâb-ı ulü’-l-elbâb nezdinde bir nesnenin sûret-i zâhirîsine göre muhâkeme ve mukâyese olunmak usûl u kavâ‘id-i ma‘kûleye münâfî bir mâdde ise de fakat işbu muhâkeme-i zâhirî ale’l-ıtlâk umûmî i‘tibâr olunmayıp bir kaydı i‘tibârîyle mukayyed oldukda câ’iz ü hayyiz-i sıhhatde olduğu sübût-yâfte-i tahkîkdir. Ve nitekim kâffe-i mevcûdât u mükevvenât mevâdd-ı sûriyye ve görünüşden ibâret olmağın bunların hadd-i zâtında bir sûret-i zâhirîleri olup lâkin müşâhede eylediğimiz bir nesnenin gereği gibi efkâr-ı amîka ile her bir hâline istihsâl-i vukûf dahi dâ’imül-evkât mümkin olamayacağı bedîhiyyâtdandır. Her bir nesnenin dahi künh ü hakîkatine ıtlâ‘[s. VI] daha ziyâde bir ma‘lûmât vermek için yüzde olan kıt‘aların resm ü hükmleri beyân olunur. Şöyle ki insânın çehresi üç kısma münkasım olup birisi elinin başlangıcından burnun başlangıcına kadar ve ikincisi burnun başladığı mahalden nihâyetine kadar ve üçüncüsü burnun bitdiği mahalden çenenin nihâyetine kadar... ” [s. 1]. İnsanın psikolojik yapısıyla bedeni arasında bağ bulunduğuna temas edilmiştir: “...insânın keyfiyyet-i rûhâniyyesiyle hilkat-i cismânîsini rabt edip tarfeynde kâ’in hakîkî bir râbıta vü alaka-i hafiyye-i müştereke-i mütavassıta mevcûd bulunur. ” [s. 9] Erkeklerin erişkinlik döneminde yüz görünüşleri değişirken, kadınların bu dönemde çocukluktaki yüz görünüşlerine yakın bir hâlde bulundukları; kadınların yetişkinlerindeki tavırlarının, çocukluktaki hâllerine çok benzediği görüşü ileri sürülmüştür: “Ricâl tâifesi hadd-i bülûğa vardıkda bunların zamân-ı tufûlliyyetinde olan eşkâl-i vech ü sîmâları ale’l-umûm be-gâyet tebâ‘üd ü tehâlüf ederler. Lâkin nisâ tâ’ifesi bi’l-aks olarak çocukluk hâlinde olan lehcenin şekl ü sîmâları hadd-i bülûğda olan eşkâllerine ziyâdesiyle müşâhebetleri olup hattâ bu nisâ tâ’ifesinin hâl-i tufûlliyyetde olan reviş ü ahvâllerine sabâvetde tarz u etvârları bile gâyetle benzer.” [13]. Bazı hususların bir insanda aynı anda bulunmayacağı tecrübeye dayandırılarak ileri sürülür. Mesela bir kişide hem aşk hem de aşırı seviyedeki meşhur olma arzusu ve makam sevgisinin bulunamayacağı dile getirilmiştir: TAED 39, 2009, 793-813 ~ 802 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 “...Zîrâ bu kaziyyeler yek dîğerinde dâ’imâ münâfî biri bulunsa yek dîğerinin bulunması külliyyen mâni‘dir. Şöyle ki bi’t-tecrübe müşâhede olunduğuna göre bir kimsede aşk bulunsa fart-ı hubb-ı şân u câhın vücûdu adîmü’l-imkândır. ’” [21]. İnsan yüzüyle ilgili kıyafetname kâidelerini koymanın çok zor olduğundan fizyonomiyle pek az kimsenin uğraştığı, bununla birlikte bu fennin kurucusu olarak ileri sürülen Lavate isimli yazarın insan yüzü ile ilgili hususları dile getiren bir eser ortaya koyduğu ve bu eserin de özetle Türkçeye çevrildiği dikkatlere sunulmuştur: “Lâkin fi’l-asl kıyâfet-nâmeyi şâmil olan lehcenin eşkâl-i tabîiyelerini ta‘rîf için kavâ‘id vaz u tahsîs haylîce düşvâr olmak mülâbesesiyle fenn-i mezkûre az kimse cehd ü sa‘y eylemiş ise de bu fenni mü’essis olan Lavate-nâm meşhûr u mu‘teber musannif eşkâl-i lehcenin muhâkeme vü münâsebât ü muktezâ-yı ahkâm-ı ta‘rîfâtına dâ’ir bir risâle-i müstakılle te’lîf etmiş olmağla işbu risâle-i muhtasara-i mazbûta risâle-i mezkûresinin hulâsası olarak intihâb u tahrîr olunmuşdur.” [s. 22]. Yusûf Hâlis’e göre kıyâfet ilmiyle ilgili doğru hüküm vermek isteyenler, bu tercüme eseri bir kez değil defalarca okumalı, dikkatlice davranmalı ve çok tecrübe etmelidir: “Ancak bu ilm-i nefîsi tahsîle tâlib ü râğıb olan zevât-ı mehâsin-sıfât bu risâleyi bir def‘a mütâla‘a ile iktifâ ederek kıyâfet-nâme muhâkemesine mübâşeret etmeleri lâyıkı vech üzre muhâkemeleri mukârin-i sıhhat olmayacağına nazaran bu fenn-i celîle gereği gibi sarf-ı dikkat ü mümâreset ve kesret-i tecârib olunarak muhâkeme[-i] sahîhaya dest-res olunacağı ma‘lûm ola.” [s. 22] Yukarıdaki uyarıyı, yüzdeki unsurlara giriş yapmak üzere verilen şu kısa bilgi takip eder: Alın küçük ve üç köşeli ise şuursuzluk, ensenin dar ya da içeri çökük olması aklın azlığının yanı sıra inatlığa işaret olarak gösterilir: “ Lehcede olan kıt‘aların muktezâ-yı îcâb u [s. 22] hükmleri baş büyük olup da alın dahi küçük ve üç köşeli resminde olur ise şu‘ûrsuzluk ve akılsız ve dirâyetsizliğe ve kafânın ense tarafı dar veyâhûd içeri doğru çökük olması aklın azlığına ve ba‘zan inâdlığa ve dâ’imâ dirâyetsizliğe delâlet eder.” [s. 23]. Daha sonra Der-Beyân-ı Ahvâl-i Cebîn, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Ebruvân, DerBeyân-ı Ahkâm-ı Çeşm, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Enf, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Dehân, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Zekan, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı İzâr, Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Gîsuvân ve Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Gerden başlıklarını kapsayan insan yüzünde ve başında yer alan alın, kaşlar, gözler, burun, ağız, çene, yanak, saçlar ve boyun A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 803 ~ üzerinde durulan ikinci bölüme başlanmaktadır. Bunlardan şu iktibaslar buraya alınabilir: “Der-Beyân-ı Ahvâl-i Cebîn: Fehm ü firâsetin mikdâr-ı derecelerinin sıhhat üzre mukâyese vü mu‘ârafesi alnın vüs‘at ü şekl ü yaradışına göre hükm olunur. Alın dümdüz olup da ve hîç köşeli olmayarak cüz’îce de bir kavs-pâre şeklinde olur ise letâfet ü hilmiyyeti ve ekseriyâ kaydsızlık ve gayretsizliği delâlet eder...” [s. 23]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Ebruvân: Kaşların ince olması balgamî tabî‘ate bîiştibâh bir nişâne-i sahîhadır. Sekizinci şekle mürâca‘at oluna. Ve eğer kaşlar kavs-pâre olmayıp da dümdüz olurlarsa serd ve diri tabî‘atlıya delâlet eder. Yedinci şekle mürâca‘at oluna.” [s. 26]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Çeşm: Gözler evzâ‘ u ahvâl-i rûhâniye vü nefsiyeyi ya‘nî [s. 27] meşreb ü tabî‘ati ve derûnda gizli olan niyyet ü merâmları beyân u ifşâ etmeğe başlıca nişânedir. Mâ’î göz ekseriyâ balgamî mizâc olanlara mahsûsdur. Ve ba‘zı def‘a za‘îf ve gevşek mizâcı delâlet eder. Siyâh olur ise göz kuvvet-i tabî‘ata ve yeşile mâ’il olursa ekseriyâ dargın mizâc olmayı îmâ eder...” [s. 28]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Enf: Burnun sâ’irleri gibi çokluk delâleti yoksa da ancak kılık ve duruşu münâsebetiyle yüzde olan kıt‘aların delâlet eylediği keyfiyyet ü hükmlerini isbât eder. Kargı burun tekebbür ü vakârı hevâ vü hevese harîs olmağa delâlet eder...” [s. 29]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Dehân: Ağız yüzde olan sâir kıyâfet kıt‘alarının ahvâlini kezâlik isbâta münhasır olup dâ’imâ ahvâl-i deruniyyeyi îzâha mahsûsiyyetiyle yüzde olan kıyâfetlerin en ziyâde delâlet ü nişâne vereni olmağla onda olan kemâl-i derece nâziklik tavr u hey’etin ta‘rîfi nâ-kâbildir. Binâen aleyh ziyâde dudaklar kalın olursa zevk ü safâya ve lezîz olan nesnelere meyli ve tembelliği ve dâ’imâ balgamî tabî‘ata işâretdir.” [s. 30]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Zekan: İleriye çıkmış olan çene dâ’imâ tab‘îatda kuvvet ü metâneti müfîd olur. Yirminci şekle mürâca‘at oluna. Ve eğer çene sivrice ise ekseriyâ hîle-kârlığı müfîd olur. Birinci şekle mürâca‘at oluna. Ve eğer aksiyle [s. 31] geriye çekilmiş ise yaradışda kuvvet ü kudret-i bedeniyye olmadığını bildirir...” [s. 32] “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı İzâr: Yanaklar etli ve dolgun olması ekser def‘a huzûzât-ı nefsâniyyeye ya‘nî nefsin istediği zevk ü safâya[s. 33] ve tena‘uma meyli ve bunlarda üç köşeli bir çukurluk bulunmak hîç şübhe olmayarak hasûd u TAED 39, 2009, 793-813 ~ 804 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 kıskanç olmağa yanaklar haşîn ve kalın olursa tabî‘atın kabalığına delâlet eder.” [s. 34]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Gîsuvân: Saçların kısa ve siyâh ve serd ve kıvırcık olmaları pek dargın olmamağa ve ekseriyâ merhametsizliğe işâret eder. Ve sarı kızılımtırak ve yumuşak olan saç bunun aksini merhamet ve yavaşlığı müş‘irdir. Ve saçların rengi ile kaşların rengi başka başka ya‘nî baş saçları siyâh ve yüzde olan saçlar sarı veyâhûd aksiyle olur ise kimseye i‘timâd u emniyyet etmemeğe delâlet eder.” [s. 34]. “Der-Beyân-ı Ahkâm-ı Gerden: Uzun olan gerden işinde gücünde ve kalın ve kısa olur ise serd tabî‘atı ve eğerçi damarları dahi gergi gibi görünüyorsa serd mizâclığa bir kat daha [s. 34] ziyâde delâlet eder. Yirmi ikinci şekle mürâca‘at oluna.” [s. 35]. Bu tespitleri şu açıklama ve tembih takip eder: Artık nişânelerin tariflerinin yeterli olduğu, onlarla ilgili hususların otuz iki resim üzerinde gösterileceği ve böylece eserin bunlarla sona ereceği belirtildikten sonra, bir işarete dayanılarak değil de birçok alamete dayanılarak hüküm verilmesinin icap ettiği uyarısında da bulunulmuştur: “Kıyâfet-nâmeye mahsûs olan nişânelerin ta‘rîfleri bu kadar ile iktifâ olunarak artık ta‘rîf u tafsîlden sarf-ı nazar olunup hemân yüz kıt‘alarının birdence (?) hükm ü delâletleri gösterilmek için her biri başka lehce vü sîmâ olmak üzre bu mahalde otuz iki kıt‘a resm tahrîr ve bu vechile tasvîr-i eşkâl ü emsâl olunarak resîde-i hitâm olmuşdur. Tenbîh: Bu ilmi tahsîle heves-kâr olan zevâta şöyle irâe[-i] tarîk olunur ki mezkûr nişânelerden yalnız bir nişâne ile hükm olunmayıp lehcede bulunan nişânelerden birini dîğer nişânelerin hükmleriyle kompas ve tatbîkden başka lehcede görünen alâmetlerin kâffe-i ta‘rîfleri hâtıra getirilerek muhâkeme olundukda bir alâmet ile istidlâl olunacak muhâkemeden birkaç alâmet ile istidlâl ü hükm olundukda hükm-i mezkûr daha ziyâde [s. 35] kuvvet ve doğru olacağı âşikârdır.” [36]. Yukarıdaki beyanatlar ve tembihten sonra 32 farklı insan resmi ve bunların karakter tahlillerini içeren üçüncü bölüm yer almaktadır. Söz konusu resimlerle ilgili tahliller, Birinci Şekl Kıyâfet-nâmesi Beyân Olunur, İkinci Şekl Kıyâfetnâmesi, Üçüncü Şekl Kıyâfet-nâmesi, Üçüncü Şekl Kıyâfet-nâmesi gibi devam eden başlıklarla numaralandırılarak birbirlerinden ayrılmıştır. Bunlara örnek olması bakımından şu resimlerle ilgili tahlillere yer verilebilir: Birinci resimle ilgili tahlil, sadakatsiz, tamahkâr, hileci, yalancı, hırslı, metin, inatçı, dikkatli, ağır ağır konuşan insan tipini ortaya koymaktadır: A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 805 ~ “Birinci Şekl Kıyâfet-nâmesi Beyân Olunur: Bu çehre kıyâfetinde doğruluk ve sâf-derûnluk me’mûl olamaz. Çene bu tavırda az çok söbü ve küçük olması ol kimsede sadâkat olmadığına ve ağız yarığının ayrılığı ahlâk-ı hamîde ya‘nî güzel hûyların bulunmamasına bu misilli pek kapalı olan dudaklar hırs u tama‘-kârlığa ve’l-hâsıl bu sûretde tecemmü‘ eden alâmetlerin kıyâfet-nâmesi hîle-bâz ve yalancı ve hırsa mâ’il bir ihtiyâr âdem sûretine ve tabî‘atda olan kemâl-i derece metânet ü sebât bayağı inâd derecesine vâsıl olduğunu delâlet eder. Bu tarz âdemin reviş ü mesleği mutabassırâne ve lakırdıyı ihtiyât üzre ağır ağır söyler. Zîrâ bu kimsede olan emniyyetsizlik derece-i nihâyetdedir.”19 [s. 36 ]. Yirmi dokuzuncu resimle ilgili tahlil şair, inşası pek güzel, yumuşak huylu, anlayış ve fikir sahibi kısacası övgüye değer vasıfları olan bir insanı işaret etmektedir: “Yirmi Dokuzuncu Şekl Kıyâfet-nâmesi: İşbu lehcede hilm ü dakîka-şinâslık ve isti‘dâd nümâyândır. Eğer bu âdem kâtib ise inşâsı a‘lâ vü matbû‘ u makbûl olup muteyyebât ü mahabbet ü aşk hâllerine dâ’ir şeyler yazar. Ve derin ilmlerin mu‘âraza vü bahsinden hoşlanmaz. Ve fünûn-ı hikemiyyenin bahs u muhâkemelerinden lezzet-yâb olamaz. Dudakların resmi şâ‘ir olmaklığa delâlet eder. Ve gözün üst kemiği dışarıya çıkık olmağla zihn ü akl ile hâsıl olacak işlerde ziyâdesiyle isti‘dâd u kâbiliyyeti ve çene dahi tabî‘atda sebât u mikneti ifâde eder. Muhassal-ı kelâm bu türlü sîmâ evsâf-ı memdûha ile muttasıf olanlara mahsûs olup karîha vü zekâyı dahi müfîd olur.”20 [s. 68 ]. Sonuç itibariyle üzerinde durduğumuz Kıyâfet-nâme-i Cedîde ile ilgili şunları söylememiz mümkündür: 1. Johann Caspar Lavater (1741-1801)’in Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe [İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adlı resimli kıyafetnamesi, tespitlerimize göre Kıyâfet-nâme-i Cedîde adıyla Türkçeye de ilk defa olarak Yûsuf Hâlis tarafından çevrilmiştir. 2. Batı dillerinden Fransızcayı bilen Yûsuf Hâlis’in, eseri orijinali olan Almanca metninden değil de tercümesi olan Fransızcadan Türkçeye kazandırdığını tahmin ediyoruz. 19 Bu tahlille ilgili resim için bk. Ek 1. 20 Bu tahlille ilgili resim için bk. Ek 2. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 806 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 3. Kıyâfet-nâme-i Cedîde, Türkçeye özet olarak kazandırılmış bir eser hüviyetindedir. VI+71 sayfanın yanı sıra numaralandırılmamış 35 resim sayfasından oluşmaktadır. Herhangi bir sayfasında nerede ve ne zaman basıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte Abdülmecid’in tahta çıktığı 1839 yılında ve ona ithafen tercüme edildiği anlaşılmaktadır. 4. Eserin 2-5. sayfalarında yer alan giriş bölümü, tercüme değil de telif niteliğindedir. Besmele, hamd, salavat ile başlamaktadır. Kıyâfet ilmi ile ilgili birtakım hususları ihtiva etmekte ve bunlara ayet ve hadisler delil olarak gösterilmektedir. Bu girişte, Abdülmecid’in âdeta kıyâfet ilmi verileriyle medhedildiği yedi beyitlik bir nazm da yer almaktadır. Kıyâfet ilmine vakıf olmanın, yönetim kademesindeki görevliler için zarurî olduğu izah edilmektedir. 5. Tercüme kısmının uzun sayılabilecek mukaddimesinde, kıyâfet ilmi doğrultusundaki görüşler, tespitler dikkatlere sunulup tartışılmaktadır. Yer yer kaş, göz, burun, ağız, çene, alın, göz şekilleri çizilerek vücut azalarıyla ilgili bilgiler de verilmektedir. Kıyâfet ilmiyle ilgili doğru hüküm vermek isteyenlerin, aceleci olmamaları ve dikkatlice davranmaları da tavsiye edilmektedir. Tercüme kısmındaki mukaddimeyi, insan yüzünde ve başında yer alan alın, kaşlar, gözler, burun, ağız, çene, yanak, saçlar ve boyun üzerinde durulan ikinci bölüm takip etmektedir. Eser, 32 farklı insan resmi ve bunların karakter tahlillerini içeren üçüncü bölüm ile sona ermektedir. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 807 ~ KAYNAKLAR AnaBritanica, (1989), “Lavater, Johann Kaspar”, C 14, İstanbul: Ana Yay. BORTENSCHLAGER, Wilhelm, (1981), Deutsche Literaturgeschichte- Von den Anfaengen bis zum Beginn des l. Weltkrieges, Wien: Leitner Verlag CEYHAN, Âdem, (1997), Bedr-i Dilşâd’ın Murâd-nâmesi, C I, II, İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yay. ÇAKIR, Müjgan, (2007), “‘Kıyâfet-nâme’ler Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C 5, S 9, s. 333-350. ÇELEBİOĞLU, Âmil, (1979), “Kıyâfe(t) İlmi ve Akşemseddinzâde Hamdî ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyâfet-nâmeleri”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Ahmet Caferoğlu Özel Sayısı S 112’den ayrı basım, s. 305-347. DÖNDÜREN, Hamdi, (2003), İnsanlığa Son Çağrı Kur’ân-ı Kerîm Meâl-TefsirAnsiklopedik İndeks, C I, II, İstanbul: İmaj. KARNEEBEK J. Van et CLEEF, I. Van, (1781-1803), Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer, La Haye. KIRBIYIK, Mehmet, (2007), Yûsuf Hâlis-Miftâh-ı Lisân Manzum FransızcaTürkçe Sözlük, İstanbul: Beşir Kitabevi. LAVATER, J. C., (1866), Physiognomy; or The Corresponding Anolojy Between The Conformation of The Features And The Ruling Passions of The Mind: Being A Complete Epitome of The Original Work of J. C. Lavater, London: William Tegg. LAVATER, Johann Caspar, (1775-1778), Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe, Leipzig:Winterhur. MENGİ, Mine, (2002), “Kıyâfet-nâme” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C 25, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. PALA, İskender, (1995 ), Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara: Akçağ Yay. Sehâvî, (1956), el-Makâsıdü’l-Hasene, Bağdat: Dâru’l-Edeb el-Arabî. ZAVOTÇU, Gencay, (2006), Divan Edebiyatı Kişiler-Kişilikler Sözlüğü, Ankara: Aydın Kitabevi. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 808 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 Ek 1: Kıyâfet-nâme-i Cedîde adlı Türkçe çeviriden alınmıştır. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 809 ~ Ek 2: Kıyâfet-nâme-i Cedîde adlı Türkçe çeviriden alınmıştır. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 810 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 Ek 3: Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer[Fizyonomi Üzerine Deneme, İnsanları Tanıma ve Sevme (1781-1803)] adlı Fransızca çeviriden alınmıştır. Ek 4: Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer[Fizyonomi Üzerine Deneme, İnsanları Tanıma ve Sevme (1781-1803)] adlı Fransızca çeviriden alınmıştır. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı ~ 811 ~ Ek 5: Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer[Fizyonomi Üzerine Deneme, İnsanları Tanıma ve Sevme (1781-1803)] adlı Fransızca çeviriden alınmıştır. Ek 6: Essai Sur La Physiognomie, Destiné à Faire Connoître L'homme et à Le Faire Aimer[Fizyonomi Üzerine Deneme, İnsanları Tanıma ve Sevme (1781-1803)] adlı Fransızca çeviriden alınmıştır. TAED 39, 2009, 793-813 ~ 812 ~ M. KIRBIYIK: Kıyâfetnâmei Cedîde Hakkında TAED 39, 2009, 793-813 Ek 7: Physiognomishe Fragmante zur Beförderung der Menschenkenntnis und Menschenliebe [İnsan Kişiliğini Tanıma ve İnsan Sevgisi Üzerine Fizyonomi Denemeleri (1775-1778)] adlı Almanca kitaptan alınmıştır. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 ~ 813 ~ Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı TAED 39, 2009, 793-813 Ek 8: Physiognomishe Fragm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
HAŞIR SURESİNİN SON İKİ AYETİNİ 11 DEFA OKUYANIN BÜTÜN İHTİYAÇLARI KARŞILANIR Kaç gün okunacağına dair bilgi yok . 41 gün gibi fazile...
-
HZ. İSA (AS) ÖLMEDİ
-
GENEL BİLGİLERİ VAAZ KATEGORİLERİ Kategori: İmanla İlgili Vaaz Adedi: 64 Allahın Rahman Ve Rahim İsimler...