16 Mayıs 2020 Cumartesi

Bilinç – Beyin ilişkisi üzerine..

İçeriği paylaşabilirsiniz. beyin-bilinc-zihin-ruh-iliskisi
Bilinç ve Beyin ilişkisi üzerine kısa bir hasbihâlden derleme paylaşıma sunulmuştur, kıymetli dostlar!

– Bilinçte yaşanan bir düşünce, duygu ile beyindeki sinir hücrelerinin ilişkisi/etkileşimi nasıl kuruluyor?
Bilim insanları bilim ve felsefenin en zor sorularından biri olan bu soru üzerine çalışıyor, modeller kurmaya çalışıyorlar. O modellerden bahsetmek ayrı ve uzunca bir yazının konusu. Şu ana kadar edindiğim bilgiler çerçevesindeki sentezimi kısaca ifadelendireyim.
Her ne kadar farklı mefhumlara işaret etseler de bu yazı içerisinde bilinç, zihin ve ruh sözcüklerini birbirlerinin yerlerine kullanacağımı belirteyim öncelikle.
Etkileşim/iletişim iki ayrı nesne/varlık arasında olur. Bu mantık nedeniyle düşünürlerce yüzlerce yıl beden ve ötesinde ayrı bir töz olarak ruh adı verilmiş cevherden bahsedilir olmuş (kartezyenizm, dualizm, ikicilik adları altında). Hatta Dekart’a göre ruhun beden ile teması da beyindeki Epifiz bezi üzerinden oluyor. Bu varsayımı, görüşü bugün bilimsel olarak hiç bir temeli olmadığı halde hemen hemen tüm spiritüel gruplar, yeniçağ akımcılarınca kabul edilir.
Ama olaya tek bir töz (monizm) açısından bakarsak.. Bilinç ve Beyin arasında bir etkileşim kalmaz. Çünkü Bilinç Beynin, Beyin de Bilincin farklı boyutlardaki görünümünden ibaret olur. Algılama aracı değişti mi, algılanan da değişir. Bu nedenle beyin veya bedende ayrı bir bilinç veya kişisel ruh arayışları beyhude çabadan ibaret..
Beyin aynı varlığın 4 boyutlu uzay-zamandaki görünümüBilinç (zihin/kişisel ruh) ise aynı varlığın 5 boyutlu uzay-zamandaki görünümüdür. İkisi aynı varlıktır4 boyutlu madde bedenimiz, 5 veya çok boyutlu Asıl varlığımızın boyutsal sonralığındadır.
5. boyut olarak sunulabilecek zihni içeren bu ekstra boyut, tıpkı Einstein’ın Zaman’ı tanımladığı gibi soyut bir boyut olup, 10 boyutlu Sicim/String teoremlerini de bünyesinde barındıran M-teoremindeki 10-35 metrelik Planck uzayı düzeyinde içe kıvrılı somut 7 boyuttan farklıdır. Bilinç boyutu, 26 boyutlu ve soyut, ışık hızı ötesinde titreşen Takyonik etkileşimleri içeren modeller içerisinde yer alabilir.
Evrenimizin kozmolojik evrimi ile makro düzeylere açılarak nesnel olarak algılanacak düzeylere erişmiş 3 uzay boyutu (en-boy-yükseklik) ve açılmayarak çok küçük uzay aralıklarında kıvrılı kalmış 7 uzay boyutu somut boyutlar iken, nesnel olarak algılanmayan ama sezilen Zaman boyutu ise soyut bir boyuttur ve 4. boyuttur. Einstein’a kadar birbirlerinden ayrı olarak değerlendirilen uzay/somut ve zaman/soyut aynı Uzay-Zaman bütünlüğü olarak birleştirilmiştir. Bilim önümüzdeki yüzyılda, gene ayrı tuttuğu Zihni/Bilinci de bu denkleme katarak Uzay-Zaman-Zihin tümleşik yapısında aynileştirecektir kanaatindeyim (Detay için Uzay-Zaman ve Zihin Bilmecesi yazısı).
Şimdi, aynı varlığın faklı görünümleri, boyutsal öncelik – sonralık ifadesini biraz daha somutlaştıralım:
Örneğin, beynimizdeki serotonin molekülü mutluluk hissi ile bağlantılı bir hormon. İkicil/dualist bakış açısıyla yaklaşıldığında soru şöyle olur:
Beyindeki somut, maddi serotonin molekülü oranı arttığı için mi zihnimizde, içsel fenomen olarak soyut, fizik-ötesi mutluluk hissi deneyimi gerçekleşiyor yoksa mutlu olduğumuz için mi serotonin yükseliyor? Yani, hangisi hangisini etkliyor? Etkileşim hangi yönden oluyor? Zamansal olarak hangisi öncelikli?
Tekçi/monist paradigmayla ise.. Bu iki durum birbirine paralel olarakaynı anda gerçekleşen durumlar. Yani aynı vakıa farklı algılama/algılayıcı/varlık düzlemlerinde aynı anda gerçekleşiyor. Birbirlerinin görünümlerinden ibaretler. Fark sadece boyutsallıkta.. Ben hem bilincimin hem de beynimin kendisiyim.
monizm-dualizm
Soyut, fiziksel varlığı olmayan mutluluk hissinin, manasının yoğunlaşması madde bedende bilimin tespit edebildiği mutlulukla alakalı tüm maddi yapılanmalar olarak kendini gösteriyor. Fark edileceği üzere, “yoğunlaşması” ifadesi dahi gizlice zamansal bir önceleme içerebiliyor. Halbuki, bu önceleme zamansal değil, boyutsal düşünülmeli.
Bu aynadaki görüntü gibidir. Aynadaki görüntümüzden önce veya sonra hareket edemeyiz. Olay senkronik/hem-demdir. Fakat, zamansal öncelik – sonralık olmasa da, aynadaki sanal görüntü her zaman aynanın karşısına geçen asıl varlığa bağlıdır. Asıl varlığımız boyutsal önceliklidir.
Devam edelim..
Aynanın içindeki görüntümüz deriz, ona mesafe atfederiz halbuki aynanın içi yoktur, her şey aynanın yüzeyinde, sıfır mesafede olup biter.
Bedenimizin içinde ruhumuz var deriz, onu bedenden ayrı addeder, ötelere atarız, halbuki her içsel deneyim sıfır mesafede olup biter.
İkici düzeyden analitik, parçacı tanımlamalar ayrımlar yapmayı gerektirdiğinden işleri kolaylaştırmak için bizler de bilinç ve beyin diyoruz.
Bu durumu bir de matematikten örnekleme ile ifade etmek gerekirse: Lise düzeyi matematiğinden hatırlayacağımız üzere soyut – kompleks – imajiner (i) olarak ifadelendirilen sayılar vardır.
soyut-kompleks-imajiner-sayilar
i, ingilizcedeki soyut, hayali anlamlarına gelen “imaginary” sözcüğünün kısaltılmışı.
Rasyonel/gerçek dediğimiz sayılarla (…-2, -1, 0, 1, 2, …) oluşturulan yatay sayı doğrusunun herkesçe ortak olarak algılanan nesnelsomut evrenimizin ve madde bedenin bir göstergesi( √ -1 ) olarak temsillenen soyut sayılar ile (… -2 i, –i, 0, i, 2 i, …) oluşturulan dikey sayı doğrusunun da ortak olarak algılanmayanöznelsoyut bedenin, yani bilincin, zihnin, kişisel ruhun ve soyut bir evrenin göstergesi olsun.
Dikey yöndeki 1 sayısının yani 1 i değerinin, yataydaki karşılığı/yansıması/görünümü 1 sayısı; somut değerinin soyuttaki karşılığı da 1 i sayısıdır. Daha anlaşılır kılmak için şöyle bir örnek verelim: Elimizde tuttuğumuz bir elmayı yatay sayı doğrultusunda 1 elma olarak işaretleyebiliyor iken, tasavvurumuzda canlandıracağımız soyut, hayali bir elma ise dikey sayı doğrultusunda i elma olarak işaretlenebilir.
Bilimde, Kuantum olasılık dalgaları da gerçek sayıların yanında soyut/imajiner/kompleks sayılarla ifade edilir. Maddi bir evrende, maddi bir varlık a, b ve c durumlarının hepsinde aynı anda olamaz. Fakat, soyut ve çok boyutlu bir i-evrende bu mümkün hale gelir. Gözlem yapılmadan önce, örneğin bir elektron a-i, b-i, c-i olasılıklarının tümünü içerecek şekilde bütünsel bir dalga paketi durumundadır (süperpozisyon) o alemde. Maddi evrenimizin hiç bir yerinde değil iken gözlemle beraber bu i-pozisyonlarından sadece birine parçacık olarak indirgenir veya paralel evrenler yorumunda olduğu gibi her bir olasılık için ayrı bir evren yaratılır.
Olasılık durumları soyut sayıları da içerirken, tüm olasılıkları içeren dalga paketinin çökmesi, indirgenmesi somut sayılarla karşılık bulur. Yani basitçe, mesela “1 i”, “1” sayısına;  “c-i”, “c” durumuna dönüşür (detaylar için Gizli Hazine || Âlem’in Belirişi ve RUH ve Zihin yazıları).
Eğer, zihni bir kuantum olasılık dalgası, bedeni de bu dalga yapının parçacıklar bütünü – indirgenmiş hali olarak düşünürsek, örneğin beyindeki serotonin moleküllerine denk gelen olasılık dalgası örüntüsünün pozitif yöndeki artışı (kabaca 1 >>> 10 i gibi ki, bu mutluluk hissinin deneyimlenmesi demek oluyor) madde âlemindeki gözlemci tarafından serotonin hormonu miktarındaki artış (1 >>> 10) olarak algılanacaktır.
– Sinir hücrelerinde kendi birincil deneyimlerimiz gibi, atalarımızdan gelen aktarımların da bulunduğunu söyleyebilir miyiz?
Bilim şu an için sadece genetik ve epigenetik, yani atalarımızdan fiziksel bir aktarımın olduğu ve bu aktarımlarla deneyimlerimizin, duygu durumlarımızın tetiklendiği konusunda veriye ve kanıya sahip.
genetik-epigenetik-mekanizma
Ama şahsen ben de sizin de düşündüğünüz üzere, deneyimsel olarak da (geçmiş atalarımızın yaşadığı her bir anının olmasa da) sıkıştırılmış mana kalıplarınıngenetik kodumuzun kuantum dalga potansiyeli yönü ile aktarıldığını düşünüyorum, bilimsel olarak henüz ispatlanmış bir olgu olarak karşımıza çıkmasa da. Arada sırada bazı kişilerde çıkan önceki yaşam deneyimleri, beyin kanallarında gizli kalmış bu atasal verilerin, bu verileri deneyimleyen kişi tarafından kendi hatıralarıymış gibi algılanmasına neden oluyor.
Hatta bir adım daha öteye giderek, aslında sadece ataların deneyimlerini değil, tüm evrenin bilgisinin de bedenimizdeki atomların kuantum dalga yönleri itibari ile aktarıldığını düşünüyorum!  Zaten Holizm – Holistik Bakış – Holografik ilke adı altındaki anlatımlar da bunu dillendiriyor! İnsan bu bedeni ile, tüm evren bilgisine teorikte ve hatta hassas – sezgisel beyinlerden de şahit olduğumuz üzere pratikte de ulaşabilmekte, beynindeki saklı güçler (=cin ve melek diye anlatılan) sayesinde (bknz. Cinler | Bilinçaltı “saklı kişilikler”).
– Kişiliği üzerinde farkındalıkla çalışan bir insanın, bastırılmış, ifade bulmamış bir duygusu ya da bir travması çözümlendikten sonra beyinde yeni, nasıl bir yapılanma meydana geliyor ? 
Farkındalıkta ve bastırmada beyinde neler oluyor? Mekanizması nedir?
(1) İlk olarak şunu hatırlayalım: defalarca tekrar ettirilen bir süreç, konuyla ilgili sinir hücre sayısını artırır ve beyinde ilişkisel bir ağ kurar. Alışkanlıklar, hafıza, otomatik – hızlı davranışlar, refleksler, gürültülü bir ortamda kendi adımız geçtiğinde duyabilmemiz, dikkat artımı, hassasiyetlerimiz, takıntılarımız vs. hep o konuyla ilgili hücre sayısının fazla olması kaynaklı. Beyin bu işlemi, bir örüntü – patern oluşturma maksadıyla, birbiriyle ilgisiz olguları ve bu olgulara tekabül eden sinir hücreleri birbirine ilgili hale getirip/bağlayarak hücre sayısını artıracaksa o hücreleri aynı sıklıkta/frekansta ve eş zamanlı ateşleyerek gerçekleştirir.
Şimdi, (2) bilimin içsel deneyimlerle ilgili şu bulguları da var (ileride teşhis noktasında işe yarayabilecek):
Eğer aynı veya farklı beyin bölgelerinde kimi nöronlar 40 Hz (yani saniyede 40 defa – sıklıkla) Gama dalgasında senkronize/eşzamanlı bir şekilde titreşiyorlarsa bu, işte o anda Bilinç düzeyinde içsel bir deneyimin algılandığının göstergesi. Mesela, çok basitçe, kırmızı bir küp gördüğümüzde beynin renkleri ve şekilleri işleyen farklı bölgeleri aynı anda, aynı sıklıkta ateşlenip birbirine bağlanarak birbirinden ayrı olan olgular (kırmızılık ve küp şekli) birleştirilir ve bütünsel bir deneyim yaşanır. Bu sistemde sıkıntının olduğu durumlarda hastalar küpü ve rengini ayrı ayrı yerlerde veya zamansal gecikmelerle görürler. Başka bir örnekle, duyguları işleyen limbik sistemde, mesela amigdaladaki korku duygusu ile bağlantılı sinir hücreleri ve korkuyu tetikleyecek düşünceleri işleyen beyin korteksindeki hücrelerle mekansal olmasa da zamansal aynılıkta 40 Hz salınımıyla bağlanıyor ve korku duygusu içsel fenomen olarak hissediliyor.
bilinc-baglama-problemi
Farklı olgulara tekabül eden nöronların gene eş zamanlı, fakat 40 Hz gamı altında ateşlenmesi bağlantılı; ama bilinçdışı/bilinçaltı, yani bastırılmış fenomenlere işaret. 40 Hz gamı altında ve de senkronize olmayan salınımlar ise hem bilinç düzeyine çıkmayan hem de birbiriyle ilgisiz konular oluyor.
(1) ve (2) verilerini dikkate alıp düşünelim. Bir duygu/düşünce bilinç – eylem düzeyinde yaşanmak istendiği halde, sonuçlarının yaşatacağı endişe – korku – öfke gibi duygularla (i) bağlantılanarak(ii) her defasında (iii) göz ardı ediliyorsa? Süreç nerede ve ne şekilde ilerler? Evet, biz günlük yaşamımızda farkında olmasak dahi bilinçdışı/bilinçaltı süreçlerce işletilerek beyinde ilgili [gizli endişe, korku, öfke bölgeleri ile] bağlantıları kurmaya, her çözümsüzlükte de güçlendirmeye, içselleştirmeye devam edecektir. Sonuç ise, tanımlanamayan huzursuzluk, ters giden bir şeyler var vs. duygusu..
Dalga bedenimizdeki karşılığıysa, -çok kabaca- i değerlerinden negatif i değerlerine doğru düşüş.
Bu ihmallerin/bastırmaların bilinç düzeyinde, sonucundaki duyguları da dikkate alarak kontrollü ifadesi, enerjinin kanalize edilmesiyse bu süreci tersine çevirir (Detaylar için bknz. Riyazet: Dengeli Yaşam). Beyinde kemikleşen kalıplar ilgili nöron bağlantılarının azalmasıyla zayıflar.
Tabi, günümüzde o kadar yoğun bir veri girişi var ki beynimize, hangi birine takati kalsın şu bilincin?
Bilgi girdileri, deneyimlerimiz.. Beynin yapılanmasını her gün değiştiriyor..
Bu nedenle bilinçli filtre sistemimiz çok önemli!

beyin-bilinc-zihin-ruh
Şahit olduğumuz, izlediğimiz her türlü izlence –özellikle de duygu ağırlıklı iseler- beynin içeride, dış dünyaya dair yeniden ve yeniden modellemeler, yeniden yapılanmalara gitmesine neden oluyor çünkü. Sık sık “şiddet, korku, cinsellik, vs.” ağırlıklı izlenceler, duyumlar beynin dış dünyayı yoğunlukla bu doğrultuda algılamasına neden olur, örneğin. Peki, sonrasında.. “Dışarısı”nın böyle olmadığı nötr durumlarda dahi, “dış” ile ilgili beynin halihazırda vermiş/varmış olduğu “iç” hükümler, yapılanmalar, dış dünyayla ilgili pek de geliştirici olmayan bir portre çizer. Bedeni de gereksiz stres hormonları ile yıpratır, en sakin halinde bile.

– Çözümleme için bir farkındalık getirdiğimde duygunun güçlü bir şekilde açığa çıkmasıyla birlikte yüksek oranda enerji kaybediyorum. 
Beyin vücudumuzun en fazla enerji harcayan bölümü. Hele ki öğrenme, değişim/dönüşüm süreçlerinde bu enerji kullanımı yıkım/yapım süreçleriyle daha da artar. Beklenen bir durum.
– Olumsuz ya da olumlu özellik atfettiğimiz duygularımız azaldığında Meta-duygu dediğimiz farklı bir hissetme sürecine geçiyoruz. Hissetme değil de bir dinginlik, bir merkezde olma hali gibi.
Evet, duygu ötesi/meta-duygu bu Dinginlik, Bütünlük, Birlik, Tamamlanmışlık haline meleki güç diyorum.
Peki, insan dinginleşip, kişiliğinden Aşkınlaştıkça beyninde ne gibi değişiklikler oluyor?
Zihinsel gürültüye, faydasız düşüncelere, iç çatışmalara boşa-harcanan enerjinin kısılmasıyla, içeride biriken Potansiyel enerjinin beyindeki karşılığı ne?
Uzun yıllardır yapılan bilimsel çalışmalar farklı beyin bölgelerinde çok farklı sonuçlar elde etmiş. Bu sıkıcı gelebilecek bilimsel isimlendirmeleri atlarsak.. En çok dikkatimi çeken nokta beynin % 70 – 80’inin UYUMLU [koherent, eşfazlı, ahenkli, senkronize], BÜTÜNSEL [holistik], ENTEGRE çalışmaya başlaması! Gözlerimizi kapatıp dinlenmek istediğimizde bu durum çok kısıtlı olarak sağlanır. Bknz. Resim)
meditatif-dingin-beyin-bilinc
Yaşamdaki yansımaları?
– Varlıkla bütünleşme, Birliği seziş

– Genleşmiş Şimdi Hissi, Beden farkındalığı

– Derin Kabul, Tevazu > Teslimiyet

– Egosal sınırları ipincelmiş Kişilik

– Yükselen Hayat Enerjisi ve Fiziksel Bedenin Bilgeleşmesi (iyileşme/şifa yeteneğinin artması)

– Yüksek yaratıcılık, konsantrasyon, hafıza, keskin algılama, duygu – düşüncelerin yönetimi, refleks yeteneği; düşük düzey tepkisellik
Diline ve Algı alanına girenlere dikkat etmeyen, filtre konulmamış bir zihinde ise parça parça, birbirinden bağımsız çalışan ve çatışarak sürtüşme enerjisi çıkaran alt kişilikler bu BÜTÜNLÜĞÜ bozar. Bunun yansıması olarak da dış dünya ile bütünleşemez, zihni hep bölücülük, kutuplaşma, ötekileştirme peşinde, başkalarının hatalarına odaklı koşar durur.
İçeriği paylaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion