Her koyunu dünyada kendi bacağından asacak olursak eğer bu toplumu rahatsız edecek bir seviyeye ulaşır ki toplumda herkes birbirinden sorumludur.
Yüce Allah buyuruyor ki;
“Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hali değiştirmez (1)”.
“Allah; iman edip salih iş yapan hiç bir insanı, nefsine uyup doğru yoldan sapmadığı sürece korktuğuna uğratmaz ve sıkıntıya da sokmaz.
Fakat kul; iman ve itaati terk edip düşüncesiz, ölçüsüz ve sorumsuzca davranmaya başlarsa, o zaman hak ettiği cezasını görür.
Şu da biliniyor ki farzların terk edilmesi yada yasakların çiğnenmesi gibi, unutma ya da hata sonucu işlenen günahları Yüce Allah kişinin aleyhine saymayıp affetmiştir.
Resulü de bunu “Benim ümmetimden hata, unutma ve ikrah yoluyla yapılan kötülükler affedildi” hadisiyle teyit etmiştir.
O halde unutma, hata ve ikrahın dışında kalan kötülükler, reşit olmuş kimsenin bile bile işlediği suçlardır.
Bu da insanın fıtratına aykırı davranması ve kendisini bilerek ifsat etmesi demektir.
O halde denilebilir ki
▬ FELAKETİN İLK ADIMI OLAN BOZULMA BİREYDEN BAŞLAR, ZAMANLA TOPLUMA SİRAYET EDER VE ISLAHI İMKANSIZ BİR HAL ORTAYA ÇIKINCA ALLAH’IN AZABI ONLAR İÇİN KAÇINILMAZ OLUR (2)”.
Evet…!!! Nitekim acıdır ki herkes başına buyruk, umursamazlık, vurdumduymazlık hareketleri sayesinde; bireyin bu başına buyruk hareketleri sayesinde toplumu oluşturan bireyler bozulduğu gibi aynı şekilde toplumun varlığını teşkil eden bireylerin varlığı sayesinde toplumun öz değerleri kayboldu, her şey yer değiştirdi.
Nitekim bunun temelini tabi ki toplumun temel yapı taşı aile ortamının, aile ilişkilerinin çarpık düşünceler sayesinde özerkliğini yitirmesi sonucudur.
Herkesin başına buyruk hareket etmesi sayesinde artık kimse kimseye ne bir şey diyebilir oldu, ne de bir yanlışından dolayı uyarabilir oldu.
Nitekim bunun birinci sorumlusu anne-babalardır.
Ondan sonrada ilimden emr-i maruf,nehy-i münkerden uzaklaşıp tamamen insanlar kendilerini gereksiz işlere gereksiz uğraşlara verdiler.
Değil başkalarını uyarmak, başkalarına yardımcı olmak kendi çocuklarını bile yetiştirmekten aciz kaldılar.
Aynı şekilde dışarıda herhangi birisinin yanlışın, hatasını görüyorsun dönüyor sana sanane, benim anam mısın-babam mısın, sen kendine bak, benim günahım bana cezasını sen mi çekeceksin gibi cümleler kullanılarak karşı tarafı susturmaya uğraşıp işin içinden sıyrılmaya uğraşıyorlar.
Ancak şunu belirtmek istiyorum ki benim anam mısın-babam mısın sana ne diyen çocuğu değil o çocuğun anasına-babasına akıl vermek lazım.
Şayet çocuk eğer aynı uyarıları anne-babasından alacak olsaydı öyle bir kelimeyi söyleme teşebbüsünde bulunmazdı.
Tutturmuşlar her koyun kendi bacağından asılır
Bu sözün gerçekle yakından uzaktan bir alakası yoktur.
Ha böyle bir söz doğrudur diyorsan eğer bu ancak bir şekilde doğru olur.
Doğrudur her koyun kendi bacağından asılır ama bu dünyada değil, ahirette herkes kendi bacağından asılır.
Yani kendi günahlarını yüklenir.
Nitekim Yüce Allah:
“Herkesin kazandığı, yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez-(3)- Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez. Eğer çok ağır bir yük altında ezilen biri, taşıma işinde başkasını yardıma çağırırsa, yükünden az bir kısmını bile taşımayı kabul etmez. İsterse yardıma çağırdığı onun yakın bir akrabası olsun! (4)” buyurmaktadır.
Buda demek oluyor ki çarpık düşünceli insanların dediği gibi her koyunu dünyada kendi bacağından asacak olursak eğer bu toplumu rahatsız edecek bir seviyeye ulaşır ki doğrusu da zaten görüldüğü üzere öyledir.
Nitekim toplumda herkes birbirinden sorumludur.
En azından böyle görünmese de olması gereken budur ki zaten de doğrusu o şekildedir.
Dünyada kişi sadece kendinden sorumlu değildir.
Nitekim Yüce Allah;
“İçinizden, sizi hayır yapmaya çağırarak, size iyiliği emredecek ve sizi kötülükten uzaklaştıracak bir topluluk bulunsun, işte onlar kurtuluşa erenlerdir (5).
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri, yardımcılarıdır (6).
İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın (7)” buyurarak insanların birbirlerine yardımcı olmalarını şiddetle tavsiye etmiştir.
Nitekim eğer herkes kendinden sorumlu olacak olsaydı İbn Mesut; Bir kimsenin namazda da hata yaptığını gördüğü halde onu uyarmayan alim, onun günahına ortaktır buyurmazdı.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v);
“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımalarında ve birbirlerine şefkatle muamele etmelerinde müminlerin misali bir vücut gibidir.
Nasıl ki vücudun bir uzvu rahatsızlandığında veya uykusuz kaldığında, sair uzuvlar birbirlerini aynı ızdırabı paylaşmaya çağırır.
Müminlerde aynen böyledir/böyle olmalıdır” buyurmuştur.
“Ümmetin birliği organiktir; yani ümmet bütün parçaları karşılıklı olarak birbiriyle ve bütünle ilişkili organik bir yapı gibidir. Parçanın kendisi için çalışması, diğer parçaların her biri için çalışması, bütünün kendisi için çalışması da parçaların her biri için çalışması demektir.
Kurtuluşa erenler “mallarından muhtaç ve yoksullara haklarını dağıtanlardır (51/19)”
Peygamberin izinde gidenler
“….inkarcılara karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler (48/29)”.
Peygamber Efendimiz ümmetin her parçası birbirini destekleyen sağlam yapılı bir bina olarak tarif etmiş ve onu bir azası incindiğinde veya hasta olduğunda bütün halinde acı duyan ve ateşlenen bir vücuda benzetmiştir (8)
Şayet eğer herkes sorumluluk bilincinin farkında olacak olsaydı toplum dediğimiz düzen bozulmazdı.
Ancak toplumu oluşturan bireylerin değişimi ve bozulması sayesinde toplum artık ıslahı imkansız bir hal aldı.
Günahlar, helaller, haramlar, doğrular her şey alt üst oldu.
Doğru olan yalanın yerine, helal olan haramın yerine geçti.
Nitekim Yüce Allah:
“Ey iman edenler, siz kendinizi doğru yola getirmeye bakın. Kendiniz düzelip doğru yolu bulduktan sonra, sapanlar size zarar veremez (9)” buyurmaktadır.
Herkes zaten görev ve sorumluluklarını bilecek ve bildiklerini uygulayacak olsaydı her şey çok daha farklı olurdu.
Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v);
Ya Eba Sa’lebe! İyiliği emret ve kötülükten sakındır.
Cimriliğin tam manasıyla hakim olduğu, nefislerin isteklerine tabi olunduğu, dünya ahiret üzerine tercih olunduğu, herkes kendi görüşünü beğendiği, herkesin kendi fikrini beğendiği ve kimse kimseyi tanımaz hale geldiği zaman, işte böyle bir zaman gelince insanlardan uzak dur ve kendi başının çaresine bak.
Önünüzde karanlık bir gecede yol kesenlere benzer karanlık günler vardır.
Böyle bir zamanda benim sünnetime sarılanlara, sizin bugünde kazandığınız mükafatın elli katı vardır” buyurmuştur.
Toplumdan ayrılma gibi bir ihtimalin olmadığına göre (en azından bunu minimum seviyeye düşürmek), toplum içine ister istemez karışıyorsun ki karışmak zorundasın ama az ama çok en azından her koyun kendi bacağından asılır demeyip doğruya doğru yanlışa da yanlış demek üzerinde bir yükümlülüktür.
Ama elinle, ama dilinle ama kalbinle bunu bir şekilde yapmak zorundasın.
Şimdi birde bunu yani her koyun kendi bacağından asılır sözünü dünyalık düşünelim demek istedim ama bunun mantıklı bir yanı olmadığı gibi tamamen asılsız olduğu için pek de dikkate almak istemiyorum.
Doğruluk payı olmayan bir şeyin izahını yapmaya çalışmak da bir nevi yanlışa doğruluk kapısını aralamak mahiyetinde olacağı için es geçiyorum.
Ancak şunu belirtmek istiyorum:
Madem diyorsunuz ki her koyun kendi bacağından asılır, neden iş yerlerinde (istisna) patronlar çalışanlarının namaz kılmalarına neden müsaade etmiyor?
Oysa her koyun kendi bacağından asılır diyordunuz oysa bugün senin bu asılsız, çarpık düşüncelerin bir süre sonra yerleşeceği için senin çocuğuna, oğluna, kızına vb sirayet edecektir ve onu etkileyecektir ki şu anda belirttiğim üzere işyerlerinde patronlar namaz kıldırmıyor.
Oysa çalışan olmadan işverenin hiçbir vasfı ve özelliği yoktur. Üretici olmadan sermaye olsa kaç yazar.
Ancak benim günahım bana, senin günahın sana gibi sözler kullandığınız için kendi kontrölunuzu tamamen kaybettiniz ve başkalarının eline verdiniz.
Yuh olsun böyle çarpık düşünceler içinde akşamlayanlara, sabahlayanlara.
Hadi her koyunu kendi bacağından astık varsayalım.
Bu sefer ortalıkta asacak ne koyun kalır nede bir sürü.
Burada her koyunu kendi bacağından astık derken asılan her koyunu bir birey olarak düşünecek olursak, toplumu oluşturan bireyler sayesinde ortada ne birey kalır ne toplum kalır.
Her koyun kendi bacağından asılır diyenlere sormak lazım.
Bir koyun nere giderse sürü de arkasından gidiyor.
Birisi helak oluyorsa diğerleri de kendisiyle beraber helak oluyor. Buna ne demeli. İşte insanlar da bunun gibi.
Bir kez daha ağzınızdan çıkan kelimeleri çıkmadan önce bin defa daha düşünün.
Çıktıktan sonra telafisi mümkün olmayan yıkımlara sebebiyet verirsiniz vesselam…!!!
İsmail Ekinci
1-Ra’d Süresi’11 ; 2-M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C:2 / bkz:598-599 ; 3-En’am Süresi’164 ; 4-Fatır Süresi’18 ; ; 5-Al’i İmran Süresi’104 ; 6-Tevbe Süresi’71 ; 7-Maide Süresi’2 ;8-İsmail r.faruki / Tevhid / bkz:138 ; 9-Maide Süresi’105 ;

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder