10 Ekim 2021 Pazar

İSKİLPLİ ATIF HOCA




Dersim tartışmaları başladıktan sonra, başta Başbakan yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, bazı hükümet üyeleri tarafından: “Bir de İstiklal Mahkemeleri arşivi açılsa, oralarda daha ne Dersimler var.” Yollu beyanlarla cumhuriyet devrimi hedefe konuldu. Özellikle de İskilipli Atıf Hoca konusu ve şapka devrimi üzerinden, önü ardı bilinmeden, kamuoyunun vicdanını etkileyebilmek için ölçüsüz laflar edildi. Öle bir mizansen çizildi ki, “cumhuriyet hiç acımadan “masun” İskilipli Hoca Atıf Efendiyi katletti” imajı yaratıldı… 

Sahi kim bu Atıf efendi? Konu tarihse belge konuşur, geri kalan tevatürdür… Belgeli konuşalım. Ama şu notu da düşelim, o günkü olayları bugünün koşulları içinde değerlendirirsek yanılırız. İskilipli Atıf Hoca, sadece cumhuriyete değil, 1908 devrimine de karşıdır. Mahmut Şevket Paşanın katli nedeniyle suçlanarak Sinop’a sürülmüştür. Sonra, Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti’nin kurucusu ve yöneticisidir. Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele’ye ve Mustafa Kemal’e kesin olarak karşıdır. İslamcılığı, Batı ile sentezleyen bakış açılarına göre, İngilizler ve Yunanlılar iyidir. Çünkü onların galibiyetlerinin arkasında Kuvvayı Milliye gibi “cahilce bir cesaret” değil uygarlık zekâsı vardır. En önemli ihtiyaçları ise İslamiyetle o “dehayı” birleştirmektir, hatta bu bir ödevdir.” 

MUSTAFA KEMAL’E EŞKİYA DEDİ
 Bugün onun mağduriyet makamına oturtulmaya çalışılmasının nedenini daha iyi anlatabilmek için İskilipli Atıf Efendinin Teali İslam Cemiyeti Başkanı (Reisi Evvel) olarak yayınladığı bildiriden birkaç satır aktaralım: “Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere ‘siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim’ diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır. Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız bu fetva Allah’ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur.” 
 ATATÜRK İZİN VERDİ 
 İskilipli Atıf Hocanın bu beyannamesinden çokça örnekler verilebilir ama sabrınızı zorlamamak için bu Kısa özetle yetiniyorum. Bu cemiyetin Konya şubesi bu tavrına rağmen 1920 TBMM seçimlerine katılmak istediğinde Atatürk bunda bir sakınca görmüyordu. Ama onlar bu tavırlarını sürdürmeye devam ettiler. Sadece yüzde 2 buçuk oranında okuma yazma bilen bir halk içinde bu hocaların sözleri büyük kitleleri kışkırtabilecek güce sahipti. Cumhuriyeti kuran kadronun sorumluluğu sadece savaşı kazanmakla bitmiyordu, Osmanlı’dan kalan borçlar ödenecek, yıkılmış memleket kalkındırılacak, en önemlisi de halk aydınlatılacaktı. Bu koşullarda, örneğin “yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacak” veya “şapka giymek küfürdür, dinsizliktir” diyen bir yobazın halka verdiği zarar Yunan topçusundan daha fazladır. 
ASKER KAÇAKLARI YARGILANDI 
Nitekim İstiklal Mahkemelerinin kuruluş amacı, asker kaçaklarını ve Türk Ordusu’na karşı Yunanlılarla birlikte hareket edenleri yargılamaktı. O mahkemelerde yargılananların yüzde 99’u asker kaçaklarıdır. Çünkü İskilipli gibilerin yayınladıkları bu tip fetvalar yüzünden askerden kaçanların sayısı sürekli artıyordu. (Adnan Menderes bile Milli Mücadeleye çok geç katılmıştır, çünkü aksi halde İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaktı. 

Adnan Menderes’in mirasına sahip çıkan AKP’nin, bugün çıkardığı Bedelli Askerlik yasasından asker kaçaklarını da faydalandırması manidardır. ) “İstiklal Mahkemelerinde İskilipli gibi yüzlerce binlerce adam yargılandı” yalanını uyduranların Atıf Efendi gibi birkaç örnek daha verebilmesi mümkün değildir. İskilipli’nin yargılanma nedenini sadece yazdıklarıyla sınırlamak tarihi çarpıtmaktır. İskilipli Atıf devrim karşıtlığından yargılanmıştır. 

Üstelik şapka yerine savundukları fes de ne İslamla ne de Osmanlılıkla alakalıdır, Yunan kültürüne aittir. Onu da 2. Mahmut getirmiştir ve ne gariptir ki, o da “bu başlık şeriata aykırıdır” direnişiyle karşılaşmıştır. Yani yeniye karşı direnişin sığınağı daima din olmuştur. Bugünün koşullarında ve cahilce bir yaklaşımla, “Efendim, İskilipli’nin yazdığı ‘Frenk muhalifliği ve Şapka’ başlıklı mini kitap nihayet bir kitaptır, insan kitap yüzünden yargılanır mı” diyenler vardır. Onlara, bırakın yünde 2 buçuk okuma oranını, bugün bu oran yüzde yüz’e yaklaşmışken bile yazdığı kitaplar yüzünden hapsedilen yazarlar ve “kitabın bomba kadar tehlikeli olabileceğini” düşünen bir Başbakanımız olduğunu hatırlatalım! Bir garip paradokstur ki, İskilipli’yi yere göğe sığdıramayanlar aynı hükümetin veya partinin yandaşlarıdır. 

NECİP FAZIL VE MENEMEN 
Din bezirganlarının birkaç sözle halkı galeyana getirip ortalığı kan gölüne çevirmelerine verilebilecek en belli başlı örneklerden biri Menemen faciasıdır. Yazımızı, Başbakan’ın çok sevdiği Necip Fazıl’ın Menemen olayından sonra yazdığı bir yazıdan küçük bir alıntıyla bitirelim: “İrtica, yatağımızın başucundaki bir bardak suya karıştırılan zehirdir. Kubilay’ın katili Derviş Mehmet’in Menemen kapılarına sokuluşu gibi, uykumuzu bekler ve ayaklarının ucuna basa basa gelir…(…) Onu tarife hacet yok. Onu tanırız. Yürüyüşünden, duruşundan, bakışından, kaçışından tanırız. O zaten kendisini gizlemiyor. Dün başına sarık takıyordu. Bugün giydiği, kanun nazarında şapka, hüsnü nazarında gene sarıktır. Bugünün sarıklısı dünkünden daha çok yezittir..” (1 Aralık 2011, Aydınlık) Bugün Cumhuriyet, çeşitli bahanelerle tartışılıyorsa bunun tek nedeni vardır: Bizler uyuduk ve yeterince sahip çıkamadık. 
 1 Klasik Cumhuriyet tarihi yalanlarından birisi şapka inkılabı konusudur. 
Geçmişten günümüze bir çok Atatürk düşmanı, şeriatçı yazar takımı bu konuda yalan üstüne yalan uydurup vıcık vıcık  duygu  sömürüsü  kokan  palavralarla  insanları  kandırmışlardır.  Efendim  şapka giymeyenin  kafasına  katran  sürmüşler,  devrime  karşı  çıkan  hocaları  asmışlar,  asmakla  da yetinmemişler astıktan sonra kafasına şapka giydirmişler, Salla sallayabildiğin kadar nasılsa inananlar çıkar. Bugüne kadar nelere inanmadık ki bu da onlardan biri…. 
Konu şapka devrimi olunca akla gelen ilk isim hepimizin bildiği gibi İskilipli Atıf Hocadır.

 Şapka devrimi muhalifliğinin sembolü, şeriatçı kesimin devrim şehidi, büyük alimi İskilipli Atıf  Hocası…  Neden  yıllardır  bu  isim  şeriatçı  kesimin  sembol  ismi  oldu  düşündünüz  mü? İskilipli Atıf’ın alim ilan edilmesi dini ilminden mi kaynaklanıyordu yoksa işin altında başka işler mi vardı? 

Bunu anlamak için önce İskilipli Atıf hocayı biraz tanıyalım Atıf  efendi,  Akkoyunlu  aşiretinden  ve  İmamoğulları  denilen  aileden  Mehmed  Ali  Ağa’nın oğlu  olup,  1292 hicri  (1875  /  1876  Miladi)  senesinde Çorum’un  İskilip  kazasının Toyhane köyünde  dünyaya  gelmiştir  Annesi  Mekke-i  Mükerreme’den  göç  etmiş  Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı hanımdır. 

Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda efendinin himayesinde yetişmiştir. Köy hocasından başladığı tahsiline 1891’den itibaren iki sene İskilip’te devam etti. 1893’ün Nisan ayında gelerek medrese eğitimine burada devam etti. 1902’de medresedeki öğrenimini tamamladı.1905  yılında  Fatih  camiinde  ders  vermeye  başladı.  

Şeyhülislam  tarafından sürüldüğü  Bodrumda  sürgündeyken  Kırımlı  İbrahim  Efendinin  pasaportuyla  Kırım’a  kaçtı. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a döndü. İstanbul`a dönüşünden itibaren dönemin İslami  matbuatları  olan  Sebilürreşad,  Beyan-ül  Hak  gibi  gazetelerde  yazılar  yayınladı.  31 Mart  ve  Mahmut  Şevket  Paşanın  öldürülmesi  olaylarında  Divan-ı  harp  tarafından  önce Sinop’a daha sonra Çorum Sungurlu ve Boğazlayan’a sürgün edildi, 5,5 yıl sürgünde yaşadı. 

İsklipli  Atıfın  Kurtuluş  savaşına  kadar  kısaca  biyografisi  budur.  Fatih’in  tanınmış hocalarından,  İttihatçı  karşıtı,  koyu  sünni  düşünceye  sahip  saltanatçı,  hilafetçi  bir hocadır.  Şeriatçı  tayfanın  anlattığı  gibi  tanınmış  büyük  bir  alim  değildir.  İstanbul’da tanınan Fatih Cami hocalarından birisidir.  

Atatürk  düşmanlarının  alim,  vatansever,  şehit  ilan  ettiği  Atıf  Hoca  Kurtuluş  savaşında nerdeydi? Bir Rıfat Börekçi, Bir Abdurrahman Kamil Efendi ya da bir Şeyh Ahmet Sunusi gibi canını dişine takarak kurtuluş savaşına hizmet eden hocaların arasında mıydı? Asla…  Binlerce  hoca  Anadolu’da  Atatürk  ile  beraber  düşmana  karşı  savaşırken  İskilipli  Atıf  o günlerde  İstanbul’da  Anadolu’da  savaşan  milyonlarca  müslümana  karşı  muhalif  faaliyetler yürütüyordu. 

15  Şubat  1919’da  kurulan  Cemiyet-i  Müderrisin  kurucularından  birisi  İskilipli  Mehmet Atıftır. Cemiyetin kurucuları ve idare heyeti şu şekildedir: Kurucular: Fatih Dersiamlarından  Abdülfettah Fatih Dersiamlarından  Geyveli İbrahim Hakkı Fatih Dersiamlarından İskilipli Mehmed Atıf  Bayezid Dersiamlarından Ermenekli Mustafa Safvet İdare Heyeti: Reîs-i Evvel: Fatih Dersiamlarından Mustafa Sabri Efendi. Reîs-i Sâni: Darü’l-Hilâfeti’l-İbtidâ-i  Dahil  Medreseleri  Umûm  Müdürü  İskilipli Mehmed Atıf Efendi. 
Kâtib-i Umûmî:  Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye İbtidâ-i  Dahil  Medreseleri  Osmanlı  Edebiyatı  Müderrisi  Ermenekli Mustafa Safvet Efendi. A‘zalar: A‘za: Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye a‘zasından Eşref Efendizâde Şevketî, A‘za: Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye a‘zasından Said-i Kürdî, A‘za: Fatih Dersiamlarından Düzceli Zahid, A‘za: Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye  Sahn  Medreseleri  Fıkıh Müderrislerinden  Seydişehirli Hasan Fehmi, A‘za: Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye İbtidâ-i Dâhil Medreseleri Mantık Müderrisi Manisalı Mustafa, A‘za: Fatih Dersiamlarından Âsitâneli Hafız Abdullah, A‘za: Dersiamdan Sinoplu Mehmed Emin Efendilerdir Görüldüğü  gibi  İskilipli  Atıf  cemiyetin  hem  kurucusu  hem  de  başkan  yardımcısıdır. 
Cemiyetin başkanı ise ”Türk düşmanı” Mustafa Sabri Efendidir.  Binlerce  hoca  Anadolu’da  savaş  katılırken  bizim  büyük  alim  İskilipli  Atıf  İstanbul’da bir Türk  düşmanı  olan  Mustafa  Sabri  Efendi  ile  kol  kola  girerek  bir  cemiyet  kurmuştur. 
Cemiyetin amacı ve kuruluş beyannamesi şöyledir: Bir milletin varlık ve devamı yöntemi;kendini oluşturan bir veya daha fazla topluluğun içinde bulunduğu sınıflar tarafından insan fıtratında kurulu bulunan bütün ihtiyaç ve gereksinimlerin kitlece düzenlenmesine ve geliştirilmesine bağlıdır. Bir topluluğun yalnız kahramanlığı ya da tarım ve ticarette gelişmiş olması devamına yeterli değildir.
İlim, fen, eğitim,sanayi,tarım,ticaret, adalet, siyaset, din,ordu ve diğer medeniyet unsurlarında da gösterilecek  oluşumlardır  ki,  milli  benlik  devam  etsin..(Cemiyet-i Müderrisin Nizamnâme-i Esâsisi, Evkâf-ı İslâmiye Matbaası, 1337) Memleket  işgal  altındayken  bu  cemiyetin  amacı  sadece  din  ve  ilim  sahibi  olmanın arttırılması…  
Tıpkı  bugünkü  suya  sabuna  dokunmadan  cezbeye  tutulmuş  giden  tarikatlar gibi… Konunun devamında göreceğiz ki bu sadece görünüştedir. Kurtuluş savaşında tarafını seçmiştir ama İngilizlerin tarafını… Erzurum ve Sivas  Kongreleri  sırasında  Damat  Ferit  Paşa  hükümetinin  Ali  Galip  olayı  ve kurtuluş  savaşı  aleyhindeki  diğer  faaliyetlerinden  dolayı  Sivas  Kongresi  sonrasında  Heyeti Temsiliye İstanbul ile haberleşmeyi kesme kararı almıştır. 
Padişah bu karardan sonra 20 Eylül 1919  tarihinde  bir  beyanname  yayınlamıştır.  Bu  beyannamede  İzmir’in  işgalini  telgrafla duyduğunu,  Anadolu’daki  işgale  çok  üzüldüğünü  belirttikten  sonra  Heyet-i Temsiliye’yi İstanbul  ve  millet  arasına  giren  bir  hizipçi  olarak  nitelendirmiştir.  
Vahdettin’in beyannamesinden güç alan Cemiyet-i Müderrisin 26 Eylül 1919’da Kuvayi Milliye aleyhinde bir beyanname yayınlamıştır. İşte o beyannamaden bazı bölümler: ”Bir  zamanlar  ne  kadar  şen  ve  bahtiyar  idiniz.  Hemen  hepiniz  çoluğunuz  ve  çocuğunuzun yanında, tarlalarınızın, bağlarınızın başı ucunda, çiftinizle, çubuğunuzla uğraşıp vaktinizi hoş geçirmeye çalışır idiniz. 
Bir müddetten beri size ne oldu? Niçin öyle boynunuz bükük tıpkı bir yetim gibi mahzun duruyorsunuz? Hakkınız var. Çünkü kiminiz yerinizden yurdunuzdan mal ü  menalinizden,  kiminiz,  çoluğunuzdan  çocuğunuzdan  oldunuz.  Vaktiyle  gürül  gürül  tüten ocaklarınız  şimdi  söndü  ve  her  akşam  tarladan  gelirken  keyifli  keyifli  türkü  söyleyen babalarınız ve yavrularınız şimdi öldü. 
Acaba şu halin neden ileri geldiğini biliyor musunuz; şüphesiz  ki  bazılarınız  bilir  fakat  içinizde  bilmeyenler  de  bulunur.  Bunun  için  cümlemizin yani  aziz  milletimizin  ve  mukaddes vatanımızın  bir  vakitten  beri  başına  gelen  belâların  ve tâunden beter olan âfetlerin esbabını size biraz anlatalım:” 
“Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı  Milliyye  maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahâlî ve askerden cem’ ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak ve “siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz” tarzında yalanlar ve hilelerle savuşup kaçarak  zavallı  neferlerimizi  ve  ahâlimizi  boşuboşuna  kırdırmak  usulünü  takip  ediyorlar. 
Biçare millet! bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hâlâ tamamen anlayamamıştır. Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek mütârekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı  uğruna  milyonlarca  evlâdını  telef  ediyor  da  Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire  gibi  beş  on  şakînin  vücudunu  ortadan  kaldırmak  için  icap eden küçük fedakârlığı göze aldıramayarak memleketi ve kendilerini ebedi  tehlikeden kurtarmak ve selâmete çıkarmak tarikini idrâk edemedi ve hâlâ da edemiyor!” 
Milleti  işgale  karşı  değil  de  düşmanla  savaşan  Atatürk  ve  silah  arkadaşlarına  karşı direnmeye çağıran bir beyanname… Sadece bu kadarı bile ihanetin çukuruna batması için yeterliyken bakın bizim büyük alim İskilipli Atıf’ın kurucusu ve başkan yardımcısı olduğu Cemiyet-i Müderrisin beyannamesinde neler diyor: “İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. 
Harb-de mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin netâyicine katlanarak telâfisini sabr ü sükûn ve akl ü tedbir dâiresinde izâle etmekten başka çare var mıdır? Yunanlılarla harbe tutuşuyor, sonra da bir taraftan kaçıyor ve bir taraftan şöyle mukavemet ettik, böyle zayiat verdik gibi yalanlarla halkı  iğfale çalışıyorsunuz! 
Düşünmüyorsunuz  ki  Yunanlılara  fazla  zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz: hudânegerde sizin yalanlarınızı  şahit  tutarak  işgal  ettiği  memleketimizde;  “bu  kadar  kan  döktüm  ve  şöyle fedakârlık  ettim,  böyle  emek  çektim”  diyerek  hakk-ı  feth  davasına  kalkar!  
Hem  sizler  ey yalancı  ve  deni  şakîler!  Kendi  milletimize  karşı  ecnebi  milletlerden  hiçbirinin  yapmadığı şekavet ve şenaatleri irtikâp edip dururken milleti, eşrafı memleketi, ulemâyı asıp keserek mallarını yağma ederken kendinize ne hakla, ne yüzle, ne utanmazlıkla Kuvâ-yı Milliye namını  veriyorsunuz?  
Milleti  öldürerek,  mahvederek  hukuk-ı  milleti  müdâfaa edeceksiniz öyle mi? Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın: Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerine olsun!” Anadoluyu  işgal  eden  İngilizlerin  gönlünü  hoş  tutup  yenilgiyi  kabul  etmeye  çağıran  ve işgalcilere karşı tek bir söz söylemeyip Kuvay-i milliye hakkında ağıza alınmayacak hakaret eden bu cemiyetin ve İskilipli Atıf’ın islamla, vatanseverlikle ne alakası var soruyorum. 
Bu mu dindarlık? Bu mu vatanseverlik? Beyannameye devam edelim “Harb senelerinde sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşehrilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren  birkaç  kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zâlimler de var idi! İşte bu hâinlerin harb cephesi haricinde kalmış olan efrâd-ı alinize kanlı elleriyle ne kadar fecâyii irtikâb etmiş olduklarını  harbden  avdetinizi  müteakib  gördüğünüz! 
Bugün  yine  o  şakiler,  bağilerdir  ki elleri  birtakım  yetimlerin,  dul  kadınların  kanlarına  mülamma  olduğu  halde kalbgâhınıza sokularak sizi mahvetmek ve evlâd u iyâlinizi yetim ve  dul bırakmak ve servet  ve  saadetinizi  külliyen  çalmak  için  şeytanın  dahi  hatırına  gelmeyen  hiyle  ve desâisi irtikâb ediyorlar. Siz bu zâlimleri cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?  
Elinize  aldığınız  fetvâ-i  şerif  ki  Allanın  emridir,  okuduğunuz  hatt-ı münif  ki  halifemizin,  padişahımızın  bir  fermanıdır,  siz  Allanın  emrine  halifenin fermanına ittibâen bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor; bunları vücudlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur.” 
“Padişahımız  halifemiz  efendimiz  hazretlerinin  merhamet  ve  şefkat  kucağı  size  açılmıştır. Hepiniz  koşunuz,  geliniz  dünya  ve  ahiret  saadetini  ihraz  ediniz:  İşte  size  ihtar  eyliyoruz. Allahını, peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin!” Atatürk  ve  silah  arkadaşları  için  en  ağır  hakaretlere  devam  ettikten  sonra yine öldürülmelerinin farz olduğunu söylüyor. 
Beyannamenin son cümlesi o zamanlarda da dinin nasıl  kullanıldığını  gösteriyor.Allahını,  peygamberini  ve  padişahını  seven  bu  tarafa gelsin!” Bu taraf neresi? Bu taraf  düşmanla  savaşan  kuvay-i  milliyenin  değil  Padişahın  ve  İngilizlerin  tarafı,  Bu  taraf  tam bağımsızlığın değil sömürgeciliğin tarafı, Bu taraf aydınlığın değil karanlığın tarafı, Bu taraf özgür olmanın değil kul köle olmanın tarafı. 
Bu tarafta olan Allahı sevse ne olur sevmese ne olur. Allah onu sevmedikten sonra… Söyleyin Allah bu tarafta olan kulunu sever mi?  Bu  beyanname  çok  açık  ve  net  şunu  gösteriyor.  İskilipli  Atıf  Kurtuluş  savaşı  karşıtı  bir hocadır. Bir  Atatürk düşmanıdır.  Yobazın önde gidenidir. 
Neden  Atatürk karşıtları  Elmalılı Hamdiyi,  Rıfat  Börekçiyi  ve  Anadolu’da  mücadele  eden  bilerce  hocayı  değil  de  kurtuluş savaşının  karşıtı  bir  hocayı  dillerinden  düşürmezler?  İskilipli  Atıfın  Atatürk  karşıtlığının Cumhuriyetten sonrası yaptığı devrimlerle alakası yok. 
İskilipli Atıfın Atatürk karşıtlığı  Cumhuriyet  öncesine  dayanır.  Hadi  diyelim  ki  Cumhuriyet  sonrası  yaptığı  devrimlere karşı  muhalif  olmak  fikir  özgürlüğü  olabilir  herkes  Atatürk’ü  sevmek  zorunda  mı diyebilirsiniz  fakat  kurtuluş  savaşındaki  Atatürk’e  karşı  olmak  hainliktir.  Çünkü Kurtuluş savaşındaki Atatürk şapka devrimi yapan laik Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı değil  düşmana karşı  savaşan milletin başkomutanı,  Osmanlı paşasıdır.  
Sadece bu  bile İskilipli Atıfın hain olduğunu ispatlamaya yeter.   2 Atatürk düşmanlarının  mazlum hocası, İslam şehidi,  ak sakallı şirin  ton  ton  dedesi İskilipli Atıf’ın Kurtuluş savaşındaki faaliyetleri, savaş boyunca kol kola gezdiği insanları ilk bölümde biraz anlatmıştım. Biraz anlattım dedim. 
Çünkü İskilipli Atıf’ın Kurtuluş savaşındaki ihanetleri o kadar çok ki tek bir yazıda hepsini anlatmayı uygun görmedim. 26 Eylül 1919’daki Cemiyet-i müderrisin beyannamesi bir son değil başlangıçtır. İskilipli bu beyannameden sonra da ihanetlerine tam gaz  devam  etmiştir.  
Utanmadan  sıkılmadan  sakalından  sarığından  utanmadan  Allah  adına yalanlar uydurup ihanetlerini  ”İslam için” yaptığını  söyleyerek  bugünkü  dinciler  gibi  dini siyasete alet etmiştir. Bugün ona sahip çıkanların da dünya görüşlerine, karakterlerine bakınca neden sahip çıktıklarına şaşırmamak lazım. 
Cemiyet-i Müderrisin 26  Eylül 1919  da yayınladığı beyanname ile halk  arasında arzuladığı etkiyi yaratamayınca 14 Kasım 1919’da toplanan genel kurulda aldığı kararla cemiyetin bir öğretmen  cemiyeti  olmaktan  vazgeçerek  halka  daha  geniş  hitap  etmek,   halkı  kucaklayıp İslam’ı insanlara daha  güzel anlatma amacıyla  Teali  İslam ismini almıştır.  
Görüldüğü gibi yine din istismarı, yine halkın dini duygularını sömürmek… Aslında amaç daha geniş halk kitlelerine ulaşarak insanları Kuvay-ı Milliye’ye karşı kışkırtmaktır. İslam’ı yüceltmek sadece kılıftır. Bugün de olduğu gibi… 
Yeni kurulan Teali İslam Cemiyetinin kuruluş nizamnamesi şöyledir: 
a) Vesâil-i adîde ile hakayık-ı dîniyeyi Müslümanların ruhlarına ifâza, terbiye ve âdâb-ı İslâmiyeyi ta’lîm,  
b) Ulûm-ı  şer’iyyeye  bi  hakkın  vâkıf  ve  fünûn-ı  sâireden  zamanın  ihtiyacâtıyla mütenasib malûmatı haiz ve ahlâk-ı Nebeviye ile mütehallık alîm-i dînî yetiştirmeğe ve herkes içün bilinmesi zarûrî olan ulum-ı  dîniye ve  ma’lûmât-ı sâire ile ahlak-ı fazıla-i İslâmiyeyi efrâd-ı müslimîn meyânında neşr ve ta’mîme sarf-ı mesâ’î eylemek,  
c) Beyne’l-müslimîn  revâbıt-ı  uhuvvetin  takviyesiyle  tesânüd  ve  tekâfül-ı  ictimâiyenin inkişâfına çalışmak,  
d) Efrâd-ı müslimîn arasında ferdî ve ictimâî teşebbüsât-ı iktisâdiyenin inkişâfına sa’y u gayret etmek,  
e) Efrâd-ı müslimînden işsiz olanlara kabiliyetlerine göre iş bulmağa çalışmak ve düçâr-ı zarûret olanlara, mümkün mertebe yardım etmek, 
 f)  Küûl, kumar, fuhuş  gibi  efrâdı  sefâlete, heyet-i ictimâiyeyi tereddi ve inhitata sevk eyleyen muzır şeylerin men’i esbâbına tevessül etmektir  Nizamnameyi kısaca özetlersek islamı güzelleştirmek, yoksullara düşkünlere yardım etmek, insanları  ilim  irfan  sahibi  yapmak,  kötü  alışkanlıklara  karşı  mücadele  edip  insanları  doğru yola sevketmek… vs.  Görünüşte bir  sosyal yardım ve  ilim cemiyeti… 
O  günün şartlarını göz  önünde  bulundurursak  böyle  bir  cemiyet  kurmak  bile  vatana  ihanettir.  İskilipli Atıf’ın  kumarla  fuhuşla  sözde  ilimle  irfanla  uğraştığı  günlerde  bakın  Anadolu’da hocalar neler yapıyordu? 6 Haziran 1919’da Atatürk’ün  isteğiyle  Havza’da  Cuma  namazı  sonrası  İzmir’in  işgalinde şehit  olanlar  için  mevlid  okunmuş  ve  miting  düzenlenmiştir.  
Ancak  mitingde  bölgenin tanınmış  hocalarından  Sıtkı  hocanın  olmaması  nedeniyle  başka  bir  Cuma  namazı  sonrası ikinci bir miting düzenlenmiştir. Sıtkı Hoca halka şöyle seslenmiştir: “Ey cemaat düşmana karşı koymak için elde sopa lazımdır. En gücü yetmeyen en hakir Müslüman Türk bile bugünden tezi yok birer sopa olsun edinmelidir. 
Buna da iktidarım yok  diyebilen  kimse  var  mı?Varsa  o  da  evinde  kazmayı,  keseri,  bıçağı,  o  da  yoksa yumruğunu hazırlasın. Artık zamanı gelmiştir. Hz. Allah’ta, Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor.” Amasya’da 13 Haziran 1919’da, Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazit Camii’ndeki vaazında halka şöyle seslenmiştir:  
“Muhterem evlatlarım! Türk milletinin, Türk hakimiyetinin artık kıymeti mevcudiyeti kalmamıştır.  Madem  ki  milletimizin,  şerefi,  haysiyeti,  istiklali  tehlikeye  düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahsın ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. 
Yegane çare-i  halas  (kurtuluş  yolu)  halkımızın  doğrudan  doğruya  hakimiyetini  ele alması ve iradesini kullanmasıdır..” Kahramanmaraş Ulu Camide Rıdvan Hoca Cuma namazında halka şöyle seslenmiştir: İşgal altında bulunan bir ülkede cuma namazı kılınmaz. 
İşgal altındaki topraklarda ve Fransız bayrağının asıldığı kalede, bu olduğu müddetçe cuma namazı kılınmaz. Bu söz üzerine cemaat minberdeki sancağı alarak dışarı çıktı.  Bu sancağın  altında toplanan insan  seli  kaleye  doğru  akarken,  kalede  bulunan Fransız  jandarmaları,  silahlı  bir  çatışmayı göze alamayarak arka kapıdan kaçtılar. 
Şimdi soruyorum İskilipli Atıf’ın vatan işgal altındayken ilim cemiyetini açmış olduğunu farzetsek bile bu ihanet değil de nedir? Neyse devam edelim  İskilipli Atıf bu kez cemiyetin başkanıdır. Bu yüzden Teali İslamın her icraatın sorumluluğu kendisine aittir. 
Cumhuriyet düşmanlarının İskilipli hoca o beyannameleri kabul etmedi tekzip etti savunması  çok  zorlama  bir  yorumdur.  Madem  karşıydı  bu  bildiriler yayınlandıktan  sonra  neden  istifa  etmedi?  Vatan  sever  biri  böyle  bir  cemiyette  bir dakika bile durur mu? Hiç boşuna uğraşmayın mızrak çuvala sığmıyor. 
Şimdi İskilipli’nin hakkını yemeyelim Teali İslam Cemiyetini kurduktan sonra İstanbul’daki İşgal kuvvetlerine bir bildiri yazmıştır. 15 Şubat 1920’de Alemdar gazetesinde ”mühim bir muhtıra” başlığıyla verilen bildiri şöyledir: “Asâletmeab:  Mümessili  bulunduğunuz  Devlet-i  Muazzama  tarafından  İstanbul’un  Müslümanların ellerinden  alınması  yahud  Hilâfet-i  İslâmiye’nin  saltanatdan  tefrîki  mevzu-ı  bahs edilmekte olduğu haberi âlem-i İslâmı dağıdâr-ı teessüf etmiştir……” 
İstanbul’un  işgalinden  1  ay  önce  yayınlanan  bu  bildiride  tek  endişe  hilafet  ve  İstanbul’un kaybedilme endişesidir. Yani işgalle ilgili tek bir kelime yok şikayet yok. Tek korku hilafetin kaybedilmesi.  ”Aman  hilafete  ve  İstanbul’a  dokunmayın”  ricası.  Rica  diyorum çünkü bildiride  işgalcilere  sadece  ”teessüf”  edilmiştir.  Ülkesi  için  savaşanlara  ettiği  hakaretin zerresi yok.   
Bu çakma muhtıradan 1 hafta sonra bu kez Bolşevizm karşıtı bir beyanname yayınlanmıştır. Tahmin  edeceğiniz  gibi  bildirinin  ana  fikri  Bolşevizmin  islama aykırı  olduğu  falan  filan… Yani tek sıkıntı halifelik, şeriat… “Bolşevikliğin  dîn-i  İslâmın  ahkâm-ı  ulviyesine  münâfi  olduğuna  dair  Teâli-i  İslâm Cemiyeti  tarafından gazetelerde  intişâr  eden beyannâme  muvâfık-ı  hak  ve hakikattir. 
Dîn-i İslâmın ahkâm-ı hakimânesi bolşeviklikle ve ağra edilen fukaraya zekât ve sadaka hisseleri ayırmak sûretiyle dest-i muavenetini uzatmış ve onların ihtiyacatını temin için bir tarîk-i meşru’ sûrette tatmini ihtiyâc etmelerine ne hacet ne de mesağ bırakılmıştır.  
….Zavallı Türk Milleti! Daha dün Rusya ezeli düşmanımızdır, diyerek seni Almanlarla beraber harbe sokanlar, bugün de Bolşeviklik adı altında Moskoflarla birleşmeye davet ederek, her gün hakir bir tarzda hayat ve huzurunla en adi bir oyuncak gibi oyanayacaklar  mı?  Ve  sen  bu  yan  kesicilere  sonuna  kadar  aldanmak  ve  alet  olmak mezelletine katlanacak mısın? (Alemdar, 21 Şubat 1336, nu: 431-2731.)”  
Bu  bildirileri  İskilipli  Atıf’ın  ve  Teali  İslamın  kurtuluş  savaşında  hangi  tarafta  olduğunun daha iyi anlaşılması için yazdım. Bir yanda ”işgal altında Cuma namazı kılınmaz” diyerek düşmnla savaşan hocalar, diğer yanda işgal kuvvetlerine ”hilafete dokunmayın” diye teessüf eden, Bolşevizme karşı bildiri yayınlayan İskilipli Atıf. 
Sizce bu iki hoca aynı safta olabilir mi?  İskilipli  Atıf’ın  kurtuluş  savaşını  desteklediği  söylenebilir  mi?  Farzedelim ki malum beyannameyi reddetti bu İskilipli’nin Atatürk’ü ve kurtuluş savaşını desteklediğini gösterir mi?  İskilipli  Atıf’ın  Atatürk  ile  beraber  savaştığına  kanıt  mıdır?  Bu  beyannameyi yok saysak bile bu İskilipli Atıf’ın Atatürk düşmanı ve kurtuluş savaşı karşıtı olduğu gerçeğini değiştirmez.  
Ne  derseniz  diyin  İskilipli  kahraman  hocalar  sınıfından  değildir.  Bu  kadar kahraman hoca varken İskilipli Atıf”a alim demek ayıptır günahtır Prof.  Dr.  Tarık  Zafer  Tunaya’nın  da  iİskilipli  Âtıf  Hoca’nın  başkanlığını  yapmış  olduğu “Teali İslam Cemiyeti” hakkında verdiği bilgiler bu cemiyetin nasıl bir nitelik taşıdığını daha iyi açıklamaktadır:   “Siyasi  faaliyetleri  Hürriyet  ve  İtilaf  Fırkasını  desteklemek  ve  Anadolu  Hareketi’ne karşı cephe almak şeklinde idi. 
Bu cemiyet, bilhassa Konya bölgesinde şubeler açmıştı. Hatta  Hürriyet  ve  İtilaf  Fırkası’nın  taraftarı  olan  gazeteler  tarafından  da destekleniyordu.  Fikri  faaliyetleri  ise  muhtelif  içtimai  konular  hakkında  makale  ve beyannameler yayınlamaktan ibaretti. 
Bu cemiyetin makale ve beyannameleri bilhassa Alemdar Gazetesi’nde yayınlanıyordu.” Daha fazla söze gerek var mı? Şimdi İskilipli’nin başkanlığını yaptığı Teali İslm cemiyetinin meşhur bildirisine geçebiliriz. İşte o bildiriden bazı bölümler:  “Kilit  Türkiye  anahtar  İngiltere’dir.  
Alem-i  İslam  kilidinin  anahtarını  İngiltere’nin emin ve itimat edilir eline tesliminde Alem-i  İslam  için  hiçbir  tehlike yoktur.” “Kilit Türkiye  anahtar İngiltere’dir.  Alem-i  İslam  kilidinin  anahtarını  İngiltere’nin  emin  ve itimat edilir eline tesliminde Alem-i İslam için hiçbir tehlike yoktur.” ” Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. 
Hiçte zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.” ”Bu herifler, bu hinoğluhinler memleketin başına kendi elleriyle getirdikleri her belâda, her muharebede âlemi ölüme teşvik etmek, halkı kırdırarak kendi canlarını beslemek ve evvelkinden daha zinde ve kuvvetli  bir  mevcudiyetle  muharebenin  sonuna  çıkmak usulünü pek iyi biliyorlardı. 
Muharebe olur, harbi kendisi çıkarmayan her sınıf halk zayiata uğrar,  cidden  azalır;  fakat  İttihatçılar  sanki  eskisinden  fazla  çoğalır.  Bu  hal  gözbağcı ittihatçılara mahsus bir sinirdir. Harb-i Umûmi’den evveli İttihatçılarla sonrakiler arasında bir mukayese yaparsanız  bu dakika  vakıf olursunuz.  
Bu  sır ve  sihrin miftâhını  da,  arzettiğimiz veçhile başkalarını harbe ve ölüme sevkederek kendileri geride yaygara ile vakit geçirmek ve tehlikeden kendilerine iltica ederek kul köle yazılanların adediyle kendi mevcutlarının adedini artırmak usulünü maharetle idare etmelerinde aramalıdır.” ”Halbuki millet hâlâ aldanıyor, aldatılıyor, lüzumsuz yere girdiği ve mağlubiyetle çıktığı bir muharebenin  ferdasında  da  aklını  başına  toplayamıyor!  
Kendisini  hâla  aldatmağa  çalışan heriflere niçin diyemiyor ki: “Ey hainler, Ey Allahtan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen  mahlûklar,  muharebe  ettiniz,  başımızı  bin  türlü  belâlara  soktunuz,  mağlup oldunuz, bizi de o yolda mahv ve perişan ettiniz, devletlere karşı mağlûp olduk” dediniz mütâreke imzaladınız, silâhlarımızı, boğazlarımızı, Pây-i tahtımızı teslim ettiniz. 
Şimdi neye tekrar  gücünüz  yetmediğini  ikrar  ve  imza  ettiğiniz  devletleri  yeniden  kızdırarak üzerimize  husumet  ve  gazaplarını  davet  etmekten  ve  istilâ  olunmayan  bakiye-i memleketimizi  de  istilâ  ettirmekten  başka  bir  fa-idesi olmayacak surette mecnunane hareketlere kalkışıyor ve bizi de eskisi gibi boşuboşuna kırdırıyorsunuz?! 
Düşünmüyorsunuz ki Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve  menfaatli bir  şey olmaz:  hudânegerde  sizin  yalanlarınızı  şahit tutarak  işgal ettiği  memleketimizde;  “bu  kadar  kan  döktüm  ve  şöyle  fedakârlık  ettim,  böyle  emek çektim” diyerek hakk-ı  feth  davasına  kalkar!  Hem  sizler  ey  yalancı  ve  deni  şakîler! 
Kendi milletimize karşı ecnebi milletlerden hiçbirinin yapmadığı şekavet ve şenaatleri irtikâp edip dururken milleti, eşrafı memleketi, ulemâyı asıp keserek mallarını yağma ederken kendinize ne hakla,  ne  yüzle,  ne  utanmazlıkla  Kuvâ-yı  Milliye  namını veriyorsunuz? Milleti öldürerek, mahvederek hukuk-ı milleti müdâfaa edeceksiniz öyle mi? 
Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın: Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerine olsun!”  Şimdi  sulh  imzalandı  Kuvâ-yı  Milliyye  belâsının  tevlit  ettiği  mecburiyetle  galip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize: “Eğer Anadolu’da Kuvâ-yı Milliyye isyanını devam ettirir ve bastıramazsanız İstanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar. 
Kuvâ-yı Milliyye eşkiyası ise İstanbul’u da elimizden çıkarmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar. Ey kahraman askerler! Harb senelerinde sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşehrilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zâlimler de var idi! 
İşte  bu  hâinlerin  harb  cephesi  haricinde  kalmış  olan  efrâd-ı  alinize  kanlı  elleriyle  ne kadar fecâyii irtikâb etmiş olduklarını harbden avdetinizi müteakib gördüğünüz! Bugün yine  o  şakiler,  bağilerdir  ki  elleri  birtakım  yetimlerin,  dul  kadınların  kanlarına mülamma  olduğu  halde  kalbgâhınıza  sokularak  sizi  mahvetmek  ve  evlâd  u  iyâlinizi yetim  ve  dul  bırakmak  ve  servet  ve  saadetinizi  külliyen  çalmak  için  şeytanın  dahi hatırına gelmeyen hiyle ve desâisi irtikâb ediyorlar. 
Siz bu zâlimleri cinayetlerine daha ne  kadar  göz  yumacaksınız?  Elinize  aldığınız  fetvâ-i  şerif  ki  Allanın  emridir, okuduğunuz  hatt-ı  münif  ki  halifemizin,  padişahımızın  bir  fermanıdır,  siz  Allanın emrine  halifenin  fermanına  ittibâen  bu  canileri,  bu  katil  canavarları  daha  ziyade yaşatmamakla  memur  ve  mükellefsiniz.  
Şu  alçaklar  ve  hempaları  bu  cinayetleri  hep sizin  sayenizde  yapıyor;  bunları  vücudlarını  külliyen  dünyadan  kaldırmak  beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur. (Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını, Hazırlayanlar Zekâi Güner- Orhan Kabataş, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Merkezi Yayını Sayı: 33, Ankara, 1990, s. 218-223). 
Kurtuluş  savaşına  zerre  kadar  destek  olmayan,  Atatürk’e  ve  kurtuluş  savaşı  komutanlarına akıl almaz hakaretler eden bu adamı svunmak hem vicdana hem islama aykırıdır. İslama göre ”vatan sevgisi imandan gelir”  Kurtuluş  savaşı  sırasında  muhalif tutum gösteren birisinin vatanını sevdiği söyleyenebilir mi?  Vatanını sevmeyen bir adamda iman olduğu söylenebilir mi?  
İmanı  olmayan  bir  adamın  alim  olduğu  söylenebilir  mi?   Bu  zavallıya  alim  demek kurtuluş savaşının gerçek alimlerine hakarettir. Kurtuluş savaşındaki binlerce şehide yapılan saygısızlıktır. Bana göre İskilipli’nin idamı geciken bir adalettir.  3 İskilipli  Atıf’ın  Kurtuluş  savaşı  sırasındaki  ihanetlerini  yok  sayıp  reddeden  yobaz  kesim sürekli olarak ”şapka  mağduru”  olduğu  iddiası  üzerinde  dururlar.  Bu  bir  çeşit  algı yanıltmasıdır.  
Uydurma  bir  mağduriyetten  çakma  bir  mağdur  yaratıp  biraz  da  din  imanla süsleyerek   bir  İslam  şehidi  yaratmaya  çalışıyorlar.  Başarısız  oldukları  da  söylenemez. Yıllardır gerek yazılı  gerek  görsel  olarak  milletin beynini yıkamayı başardılar. Hatta Necip Fazıl’ın  ”Son  devrin  din  mazlumları”  kitabının  kopyası  bir  film  çekerek  yalanlarını taçlandırdılar. 
İsmi de güzel.. ”Kelebekler sonsuza uçar” Ne kelebek ama… Sakallı sarıklı bir kelebek Yobazın  şapka  devrimi  konusunda  tek  silahı  İskilipli  Atıftır.  Kısaca  iddiaları  şöyledir: ”İskilipli Atıf hoca şapka giymediği için hem de kanundan 1,5 sene önce yazdığı risale bahane  edilerek  asılmıştır”  
Bu  iddianın  doğru  olduğuna  inanan  biri  Atatürk  zamanında şapka giymeyenlerin yaka paça tutuklanarak mahkemede ‘‘şapka giymiyorsun demek asın şu asiyi” diye hüküm verildiğini zannedebilir ama bu iddiaya inananlar için dedim. 
Gerçeği bilenler için durum böyle değildir. İskilipli Atıf Hocacıların İskilipliyi savunurken bahsettikleri risalenin adı ”Frenk mukallitliği ve  şapka”  dır.  Yani  ”Batı  taklitçiliği  ve  Şapka”  Bu  risale  12  Temmuz  1924′te yayınlanmıştır.  Risalede  şapkanın  gavur  serpuşu  olduğunu,  şapka  giyenlerin  kafir  olacağı iddiaları  vardır.  
Şimdi  burada  aklı  başında  olan  herkesin  şu  soruyu  sorması  gerekiyor. ”İskilipli Atıf şapka  devriminden 1,5 yıl  önce neden  isminde şapka kelimesi geçen  bir risale yayınlamıştır?” Eğer bu soruyu cevaplayabilirsek konunun özünü de anlayabiliriz. Bu sorunun  cevabı  basit.  Şapka  devrimini  ilk  düşünen  Osmanlıdır  ve  Osmanlı  döneminde  de şapka devrimi tartışılmıştır 
Örneğin 1915 yılında Kılıçzâde Hakkı Bey, “Akvemü’s Siyer Münâsebetiyle Yusuf Suad Efendi’ye Tahsisen Softa Efendilere Tamimen Son Cevap” adlı  risâlesinde   şapka giymenin islmiyet açısından sakıncası olmadığını şöyle ifade etmiştir: “Türkiye’de ittihâd-ı  efkâr  mevcut  olmadığına  en  birinci  delil  esaslı  ve  milli  bir kıyafetimizin  mevcut  olmaması  yani  herkesin  istediği  gibi  giymesidir.  
İttihâd-ı  efkâr, âsânnı mutlaka her şeyde gösterir. Onun için bu cihet ihmâl edilmeyecek bir keyfiyettir. Müslümanlığın kıyafet-i mahsûsası olmadığına nazaran şapka giyilmesinde hiç bir zarar yoktur.  Ecdâdımızın  giydiği  kavuklar  hiç  olmazsa  memleketimizde  i’mâl  olunuyordu. Halbuki feslerimiz Avrupa’dan geliyor. 
Kendi metâmız olmadıktan sonra serpuş olarak herhangi bir şapkayı kabul etmeliydik.Hiç olmazsa bu suretle herkes başına daha süslü ve daha dayanıklı ve bilhassa daha faideli bir serpuş koymuş olurdu” Ayrıca  Enver  Paşa  1. Dünya  savaşında  orduda  şapka  devrimi yapmış  ve  askerlerin  giydiği şapkaya  ”Enveriye”  ismini  vermiştir.   
Bu örnekler bize   şapka  devriminin  Osmanlı döneminde de tartışıldığını gösteriyor. Şimdi ortaya 2 gerçek çıkıyor. 1- İskilipli’nin yazdığı risalenin Cumhuriyetle alakası yoktur. Osmanlı’dan beri devam eden tartışmanın bir devamı niteliğindedir.  2-  Şapka  inkilabını  gerçekleştirmenin  halkı  dinsizleştirmekle,  dinsizlikle,  laiklikle, cumhuriyetle alakası yoktur. İskilipli  yazdığı  risaleden  sonra  şapka  devrimine  kadar  tutuklanmamıştır.  
Şapka  kanunu çıktıktan  sonra  Rize,  Giresun,  Maraş,  Sivas  gibi  illerde  şapka  kanununa  karşı  dinsel kışkırtmalarda yazmış olduğu risalenin kullanıldığı tespit edildiği için tutuklanıp 16-18 Aralık 1925 tarihlerinde Giresun İstiklal mahkemesinde yargılanmıştır. 
Söz konusu risalenin şapka devriminden  önce yazıldığı  bu  yüzden de  suçlama  yapılamayacağı gerekçesiyle  beraat etmiştir.  İskilipli  Atıf’ın  şapka  risalesinden  dolayı  beraat  ettiğini  Necip  Fazıl  bile  kabul etmiştir ”Ortada kala kala ‘Frenk mukallitliği’ isimli kitap kalıyor ki bu mücerret eser de şapka kanunundan çok önce neşredildiği ve hiç de böyle bir teşebbüs ve tahmin yoluyla kaleme alınmadığı  için  herhangi  bir  suç  teşkil  etmekten  uzak  bulunuyor”   ( Son Devrin Din Mazlumları s, 98) 
İskilipli Atıf Giresun İstiklal mahkemesinde beraat ettikten sonra mahkeme heyetiyle beraber İstanbul’a dönmüştür. Yine Necip Fazıl’a göre İskilipli Atıf polis müdürlüğündeyken ailesine şu mektubu yazmıştır: ”Bugün  Karadeniz  vapuru  ile  İstanbul’a  getirildim.  İstiklal  mahkemesi heyeti de bizimle beraber İstanbul’a geldi.Giresun’da vukua bulan bir hadise’de kitap dolayısıyla beni alakadar zannettiler. Bilahare alakam  olmadığı tebeyyün eyledi. 
Orada olan su-i zandan halas oldum”  ( Son Devrin Din Mazlumları s 96)  Yıllardır sakız gibi çiğnenen bir yalan da böylece ortaya çıkmış bulunuyor. Hani İskilipli Atıf şapka  giymediği  için  asılmıştı?  Hani  şapka  kanunundan  önce  yazdığı  risale  bahane edilmişti?   Demek  ki  neymiş  İskilipli  Atıf’ın  idam  nedeni  şapka  giymemesi  değilmiş, demek ki neymiş İskilipli Atıf şapka risalesi bahane edilerek asılmamış? 
Peki İskilipli Atıf şapka devrimine muhalefetten beraat ettiyse hangi suçtan dolayı idam edildi? Şapka risalesi davasından ”kitabın şapka devriminden önce yazıldığı” gerekçesiyle beraat eden İskilipli Atıf’ın yazdığı risale Şapka devrimi isyanlarında ”dini kışkırtıcı rol oynadığı” için  dağıtılması  yasaklanmıştır.  
Yani  kendisi  risaleyi  şapka  devriminden  önce  yazdığı  için beraat  etmiş  fakat  risale  şapka  kanunundan  sonra  kışkırtıcı  rol  oynadığı  için  dağıtımı yasaklanmıştır.  Bu  noktayı  iyi  ayırt  etmek  lazım.  Mahkeme  kısaca  ”seni  bu  kitabı devrimden önce yazdığın için affediyorum ama risaleni isyanlarda kışkırtıcı rol oynadığı için yasaklıyorum” demiştir. 
Bu karara rağmen söz konusu risalenin dağıtıldığı ve şapka isyanlarında halkı kışkırttığı tespit edilince Ocak 1926 da Ankara İstiklal mahkemesinde ”şapka devrimine karşı halkın dini duygularını  istismar  ettiği”  suçuyla  yargılanmıştır.  Burada  önemli  ve  gözden  kaçan  bir noktaya  değinmek  istiyorum.  
İskilipli’nin  Ankara  İstiklal  mahkemesinde  yargılanmasının nedeni  şapka  değil  ”halkın  dini  duygularını  istismar  ederek  isyana  teşebbüs”  suçudur. Özellikle suç dedim çünkü şapka devriminden önce 25 Şubat 1925′te ”Dini ve Dinin kutsal kavramlarını  siyasete  alet  edenler  hakkındaki  kanun”  kabul  edilmiştir.  
Kanunun açıklaması şöyledir: ”Dini ve dinin kutsal kavramlarını siyasi amaçlara esas ya da alet etmek için dernekler kurulması yasaktır. Bu tür dernekleri kuranlar ya da bu derneklere girenler vatan haini sayılır. 
Dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek devletin şeklini değiştirmek ve başkalaştırmak  ya  da  devletin  güvenini  bozmak  veya  dini  ya  da  dinin  kutsal kavramlarını  alet  ederek  her  ne  surette  olursa  olsun  halk  arasında  bozgunculuk  ve ayrımcılık sokmak  için gerek  tek başına gerek  toplu olarak  sözle  ya  da yazı  ile ya  da fiilen  ya  da  nutuk  söyleyerek  ya  da  yayın  yaparak  harekette  bulunanlar  vatan  haini sayılırlar”  Anayasa’ya göre  ”vatana ihanet” suçunun  karşılığı  idamdır. 
Bu  durumda  İskilipli Atıf’ın neden  idam edildiği  daha  iyi  anlaşılıyor  sanırım.  Ayrıca  Kurtuluş  savaşı  sırasında  Kuvay-i Milliye karşıtı  yayınladığı beyannamelerden dolayı da ”vatana ihanet” suçundan yargılanıp idama  mahkum  edilmiştir.  Anlayacağınız  İskilipli  Atıf  duble haindir.  
İki  suçtan  dolayı vatan haini suçuna çarptırılmıştır: 
1- Kuvay-i Milliye karşıtı beyanname yayınlamak 
2- Dini değerleri kullanarak halkı isyana teşvik etmek Bu durum yobazın iki yalanını kökten çürütüyor. 
1- İskilipli Atıf şapka yüzünden idam edildi yalanı 
2-  Cumhuriyet  sonrası  kurtuluş  savaşı  zamanında  işlenen  suçlardan  dolayı yargılanamayacağı bunun bahane olduğu yalanı Birinci  yalanın  nasıl  ucuz  bir  yalan  olduğu  ortadadır.  İskilipli  Atıf  şapka  yüzünden  değil halkın dini duygularını kullanmaktan vatana ihanet suçundan idam edilmiştir. 
İkincisi kurtuluş savaşındaki  beyannamelerden  dolayı  yargılanmasaydı  bile  halkın  dini  duygularını kullanmaktan vatan haini olduğu için idam edilecekti. Bu  açıklamalardan  sonra  son  olarak  İskilipli  Atıf’ın  idam  kararına  geçebiliriz.  
Lütfen  her kelimeyi yukardaki açıklamaları da düşünerek dikkatli okuyun “Mahkeme heyeti;  Reis: Kel Ali Çetinkaya (Afyon Mebusu), Savcı: Necip Ali Küçüka (Denizli Mebusu), Azalar: Kılıç Ali ve Reşid Gâlib (Antep ve Aydın Mebusları)  …Hoca Atıf Efendi’nin TC’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve  halkı  isyan  ve  irticaa  teşvik  etmek  kastıyla  İstanbul’da  1924  sonlarında  “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif yerlerine dağıttığı sıralarda İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci şube raporuyla Dâhiliye Vekâletine ihbar edildiği (1925), adı geçen vekâletin 4717 numaralı emirleri ile mezkur  risalenin  toplatılmasının  ve  dağıtılmasının  yasaklanmasının  
İstanbul’a bildirildiği  ve  kitapların  bir  kısmına  el  konulduğu  halde,  emrin  uygulanışı  tarihinden bir müddet sonra adı geçen eserin isyanın çıktığı mıntıkalarda yapılan aramalarda elde edilmesi ve muhakemeleri yapılan maznunlara yöneltilen suallerden eserin isyandan bir iki ay evvel bahsedilen muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek suretiyle gizliden gizliye okunduğu  ve  Şapka  İksâsı  Hakkındaki  Kanun’un  kabul  edilmesi  üzerine  muhtelif mahallerde  şapka  şapka  aleyhinde  propagandada  bulunan  kişilerin  tevkifi  esnasında yapılan  aramalarda  bahsedilen  esere  tesadüf  edildiği  ve  yapılan  tahkikatta  adı  geçen eserin masum halkın fikirlerini iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içerlerine ve bilhassa doğu vilayetlerine ücretsiz olarak gönderildiği ve eserin basımı ve dağıtımı hükümetçe  men  edildiği  halde  basımı  ve  dağıtımı  için  gayretler  gösterildiği  çeşitli bölgelerdeki isyanın çıkışında amil ve en mühim tahrik vasıtası olduğu ve Atıf Efendi; geçmiş  hayatı  itibarı  ile  de  31  Mart  irtica  hadisesinde  ve  Mahmud  Şevket  Paşa merhumun  katledilmesinde  de  alakadar  bulunduğundan  çeşitli  suçlar  ile  cezaya çarptırıldığı  Sinob’a  sürüldüğü  ve  bundan  başka  milli  mücadelenin  en  buhranlı zamanında  Anadolu  içlerine  doğru  uzanmış  işgal  ordusuna  mukavemet  edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teali İslam Cemiyeti adına düzenlediği beyannameleri sonradan aldığı çeşitli inkar tertiplerine rağmen yunan tayyareleri ile istiklali ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve cumhuriyete daimi bir  düşman  vaziyeti  almış  olan  adı  geçen  kişinin  son  isyan  hadisesi  ile  maddeten  ve manen alakadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı… 
Bu hususla ilgili  muhtelif  raporlarından  anlaşılmala,  harekerinin  karşılığı  olan  Kanun-ı  Ceza-yi Umumi’nin 45. Maddesinin “her biri cürmün husûlü maksadıyla ef’alimiz buradan beri ya  birkaçını  icra  eylerse  zikredilen  şahıslara  hemfiil  denilir  ve  cümlesi  fail-i müstakil gibi  mücâzât  olunur.”  Diyen  muharrer  fırkası  dolayısıyla  adı  geçen  kanunun  55. Maddesinin TC’nin teşkilat-ı esasiye kanununu tamamen veya kısmen tağyir… veya ifa-yı  vazifeden  men’ine  cebren  teşebbüs  edenler  idam  olunur”  diyen  muharrer  fırkası mûcebince  İskilipli  Hoca  Atıf…  efendinin  salben  idamlarına…  oy  birliği  ile  karar verildi. ( 3 Şubat 1926) 
Gerçekler bu kadar açık ve net ortadayken neden bir hainden mazlum yaratılmaya çalışılıyor lütfen düşününüz. Amaç tarihe hizmet değil tarihi çarpıtarak Cumhuriyetin tüm kazanımlarını yok  etmektir.  Eğer  millet  olarak  tarihimize  sahip  çıkmazsak  İskilipli  Atıf  ve  onun  gibi hainlerden kahraman yaratılmaya devam edilecektir.  4 Tarihi bir intikam aracı olarak kullananların tek silahı yalan ve iftiradır. 
Hainleri kahraman, kahramanları ise hain ilan etmek tarih yalancılarının yegane amacıdır. Herhangi bir konuda önce  olayın  kahramanlarını  yer  değiştirirler.  Haini  yüceltici  yalanlar  uydurulurken  aynı zamanda da  kahramanları küçültücü iftiralar atarlar.  Yazıp çizdikleri her konuda bu taktiği uyguladılar uygulamaya da devam ediyorlar. 90 yılda tarih düzenbazlığında değişen bir şey yok hep benzer yalanlar, klasik iftiralar… İskilipli  Atıf konusu  da  diğer  tarih yalanlarından farklı  değil.  Bir yandan  mazlum  bir hoca portresi çizilip Atatürk kötülenirken diğer yandan yaratılan mazlum hoca profilini ”mübarek hoca” konumuna yükseltecek akla  ziyan yalanlar, hikâyeler uydurulmuştur. 
Bu  yalanların  kaynağı  herkesin  malumu  Necip  Fazıl  Kısakürek’tir.  Hiç  bir  tarih  ilmi olmamasına rağmen Cumhuriyet tarihini en baştan yazmaya kalkıp gerçekleri ters yüz eden Necip  Fazıl  İskilipliyi  de  es  geçmemiş,  şairliğinin  yanında  hikâye  yazma konusunda da yeteneğini  konuşturmuştur.  
Öyle  uçuk kaçık  yalanlar  uydurmuştur  ki  aklı  başında  olan  her hangi bir insanın bu safsatalara inanması mümkün değildir. İlkokula başlamamış bir çocuğun bile inanmayacağı yalanlara milletin bir kesiminin yıllardır inanması tarih açısından ayıptır. 
Şimdi  çakma  üstadın  kaleminden  damlayan  incilere  bakalım.  Bir  hain  nasıl  mübarek  hoca mertebesine yükseltilmiş görelim DÜNYACA ÜNLÜ BİR ÂLİM YALANI  Necip  Fazıl’ın  İskilipli  Atıf  hakkında  uydurduğu  yalanlardan  biri  İskilipli  Atıf’ın  dünya çapında bir alim olduğu yalanıdır. Şaka değil. Bizim İngilizci İskilipli meğer dünyaca ünlü bir âlimmiş. 
Eee bu kadar büyük bir alimin de ziyaretçileri eksik olmamalı  değil  mi?  Necip Fazıl’da  öyle  düşünmüş  olmalı  ki  İskilipliyi  övmekte  ayarı  baya  bir  kaçırmış.  Güya  bizim İskilipli hoca ”İptidai dahil Medresesi” öyle bir ıslah etmiş ki dünyanın dört bir yanından heyetler akın akın İskilipli hocayı görmeye gelmiş. Medreseyi kısa zamanda öyle ıslah ediyor ki, ismi her tarafa yayılıyor ve hem madde, hem de mâna cepheleriyle örnek medresenin ne demek olduğu görülüyor. 
Ecnebiler  bile  bu  örnek  medresenin  manzarasına  hayran…  Bir  gün  Amerikan elçiliğinden  bir  grup  Atıf  Hocayı  ziyarete  geliyor,  ona  İslâmiyet  hakkında  sualler yöneltiyor  ve  ayrılırken  ihtiramların  en  taşkınını  gösteriyor.  Gruptan  yaşlı  bir Amerikalı Atıf Hocaya şöyle hitap ediyor:—   Keşke  genç  olsaydım  da  talebeniz  sıfatiyle  yanınızda  kalsaydım.  Sizden  feyz alsaydım…(Son Devrin Din Mazlumları s. 85) Amerikan  elçiliğinden  bir  grup  sadece  İskilipli  Atıf’ı  görmeye  geliyor  ve  ona  sorular soruyor.
Artık  hangi  dilde  konuştularsa  heyette  bulunan bir  yaşlı  Amerikalı  aşka  geliyor  ve ”keşke öğrenciniz olsaydım” diyor. İskilipli’nin buna ne cevap verdiğini bilmiyoruz. Büyük ihtimalle ”thank you” demiş olmalı… İskilipli hocayı sadece Amerikalıların ziyaret ettiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz.  Başka bir gün de İtalyanlar İskilipli hocayı görmeye geliyor. Dünyaca ünlü alim olmak kolay değil. Her gün başka milletlerden heyetlerle randevusu var. 
Dünyaca  meşhur  bir  İtalyan  müsteşriki  de  Şeyhülislâmlık  kapısına  baş  vurarak  bazı suallerine cevap istiyor. Onu Atıf Hocaya gönderiyorlar. Atıf Hocayla saatlerce görüşüp ilmine hayran kalan müsteşrikin sözleri: —  Ben Arap  ve  Hind  illerini  gezdim  ve  bir  çok  din âlimiyle  görüştüm. Hiçbiri  beni sizin kadar doyuramadı. Yıllardır fikrimi harmanlayan en karışık ve girift meseleleri siz çözdünüz.  
Her  tarafa  yayılan  şöhretinizin  ne  kadar  haklı  olduğunu  şimdi anlıyorum.(Son Devrin Din Mazlumları s. 86-87) Yaşlı Amerikalıdan sonra İtalyanlar da İskilipli’ye hayran kalıyor. İtalyanlarla da hangi dilde konuştuğu  belli değil.  Herhalde  onlarla da  İtalyanca  konuşmuş olmalı.  Bu kadar  büyük  bir alim hem  İngilizce  hem  İtalyanca  biliyor  olamaz  mı?   Kalbiniz  çok  fesat..  
Ne  olmuş  yani İtalyanlar da hayran kalmışsa. Kesin o anda kelime-i şehadet getirip müslüman olmuşlardır. Bu kadar hayranlıktan sonra müslüman olmazlarsa ayıp.. İskilipli’yi  ziyaret  edenler  dışında  islam  aleminin  dört  bir  yanından  mektuplar  alıyor. Dünya’nın dört bir yanındaki dergıierde yayınlanan yazılarından dolayı tebrik mektuplarının arkası kesilmiyor. 
Hatta Fransa’dan iş teklifi bile alıyor. Bu kadar da değil Kırım’dan gelen bir heyet ”hocam gel şu bizim dini müesseseleri adam et’‘ diye yalvarıyor. Atıf  Hoca,  İslâm  âleminin  her  tarafından  mektuplar  alıyor,  birçok  dergide  çıkan yazıları  ve  bazı  risaleleriyle  Fas’tan  Hindistan’a  kadar  adını  ulaştırmış  bulunuyordu. Hattâ Fransa’da müsteşriklerin yayınladığı bir dergi, kendisinden yüksek bir telif ücreti karşılığında İslâmiyete ait yazılar istemişti. 
Bazı ecnebi idareler altında bulunan İslâm toplulukları, Türkiye’ye heyetler göndererek Atıf  Hocayı  ziyaret  ettirirler  ve  başta  medreseler  bulunmak  üzere  girişilecek  ıslah hareketlerini Atıf Hocadan öğrenmek isterlerdi. Atıf Hocadan faydalanmak isteyen İslâm âleminin başında Kırım vardı. Atıf Hocaya belki makamların en üstünü olan üç ayaklı sehpanın hazırlanmakta olduğu günlerde  Kırım  Müslümanlarının  reisi  İstanbul’a  gelmiş,  Atıf  Hocayı  Kırım’a  davet etmiş ve kendisine Evkaf Nezaretiyle beraber Kırım’daki bütün dinî müesseselerin ıslahı 
işini  sunmuştu.  Fakat  Atıf  Hoca,  bu  teklife,  benzerlerine  verdiği  cevapla  mukabele etmişti: —   Vatanımdan  ayrılamam!  İslâmî  kalkınma  dâvasının  iş  merkezi Türkiye’dir.  Başka  bir yer olamaz! (Son Devrin Din Mazlumları s. 86-87) Yalanlar  bu  kadarla  bitse  iyi.  Japon  elçisi  bile  İskilipli  hocayı  ziyarete  geliyor.  Tabi  o  da diğerleri gibi İskilipl hocaya hayran kalıyor.  
Öyle mübarek bir adam ki yanına gelen çıkarken hidayete eriyor. Japonya Büyük Elçisi Baron Uşida, İstanbul’a ayak basar basmaz, ilk iş olarak, resmî ziyaretlerinin  peşinden,  şöhreti  Japonya’ya  kadar  erişen  Atıf  Hocayı  ziyaret  etmiş, onunla başbaşa saatler geçirmiş, ayrılırken de şöyle demişti: — Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı İslâmiyet bütün Doğuyu, bu arada da Japonya’yı fethederdi. (Son Devrin Din Mazlumları s. 89) Peki ama gerçekte İskilipli Atıf bu kadar ünlü bir alim miydi? 
21 Ocak 1926 tarihli İstiklal mahkemesi  zabıtlarında  İskilipli  hocanın  şöhretinin  sınırı  şöyle  anlatılmaktadır:   ”Fatihin tanınmış hocalarından..” Necip Fazıl’ın öve öve bitiremediği  İskilipli hoca  aslında budur. Fatih’in tanınmış bir hocası.. 
Bu kadar abartılmasının nedeni ise ”dünyaca ünlü bir alimi astılar” diyerek Cumhuriyeti bir kat daha kötülemektir İSKİLİPLİ ATIF’IN RÜYASINDA PEYGAMBERİ GÖRDÜĞÜ YALANI Necip  Fazıl  bir  yandan  İskilipli  hocayı  tanınmış  bir  âlim  olarak  gösterirken  diğer  yandan yarattığı hikayeyi mistik bir yalanla desteklemiştir. 
Bu yalana göre İskilipli son savunmasını yapacağı  gece  rüyasında  peygamberimizi  görmüş  ve  güya  peygamberimiz  ”ne savunma yazıp  duruyorsun  yanıma  gelsene”  demiş.   Vay  canına  rüyaya  bak  be.  Peygamber  bile yanıma gel diye çağırıyor. Böyle bir hoca asılır mı yahu. Atıf Hocanın uykusu uzun sürüyor. Tahir Hoca müdafaasını yazmakta devam ederken Atıf Hoca birdenbire gözlerini açıyor. 
Yüzünde, harikulade derin ve ince bir tebessüm… Tahir’ül – Mevlevi’nin gözleri hayretle ve alabildiğine açık… Sanki 24 saat içine sığacak büyük kerameti şimdiden sezmiştir : 
—  Ne o, Hocam, çabucak uyanıverdin? Atıf Hoca gayet sakin : 
—  Uykudan murad hasıl oldu!
 —  Yâni, beklediğim rüyayı gördüm! 
—  Yâni? Tahir’ül – Mevlevi haşyet ve dehşetle ürperiyor : 
—  Ne gördün? Atıf Hoca yatağında doğrulmuş ve müdafaasını karaladığı kâğıtları elinde büzmüştür :
—   Kâinatın  Fahrini  gördüm.     Bana  «Yanıma  gelmek  ,  dururken  ne   diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?» dedi. Tahir’ül – Mevlevi kendinden geçmiş gibidir : —  Ne diyorsun? —  Beni idam edecekler! 
Allahın sevgilisine kavuşacağım! 
—   Rüyanın  sadık  olduğuna  hiç  şüphem  yok…  Allah  Resulünün  göründüğü  rüyaya fesad  karışamaz. Şu  var ki, müddei-yi  umumînin 3 yıl  hapis istediği  bir  dâvada idam kararı çıkmasına akıl erdirmek imkânsız… Kafam işlemiyor! 
—   Göreceksin  ki,  beni  asacaklar!  Başka  bir  şeye  aklım  ermez!  Ferman  en  büyük kapıdan geliyor! 
—  Söyleyecek söz bulamıyorum! —  Doğru!   Zaten söze ne lüzum var! İşte müdafaamı yırtıyorum! —  Yapmayın! Siz onu mahkemede    okuyun    da    ne olursa olsun! 
Atıf Hoca, nurlu yüzünde aynı tebessüm müdafaasını yırtıyor ve sonra bir kâğıdır içinde toplayıp kese içine alıyor ve cebine koyuyor. (Son Devrin Din Mazlumları s.114-116) Necip  Fazıl  iyi  hoş  hikaye  yazıyor  ama  maalesef öyle kuyruklu bir yalan söylüyor ki neresinden tutsanız elinizde kalır. 
İşte Necip Fazıl’ın hikaye yazarken bilmediği gerçekler: 
1-  İskilipli  Atıf  ile  Tahirü’l  Mevlevi  hiç  bir  zaman  Ankara’da  aynı  koğuşta  beraber yatmamıştır.  Bu  yüzden  İskilipli  hocanın  Tahirü’l  Mevlevi’ye  böyle  bir  rüya  anlatması mümkün değil ama büyük alimdir cinlerle haberleşmiştir diyorsanız bilemeyeceğim 
2-  Tahirü’l  Mevlevi’nin  beraat  ettikten  sonra  yazdığı   ”Matbuat  alemindeki  hayatım  ve İstiklal Mahkemeleri” adlı eserinde İskilipli Atıf’ın son gece uzun bir savunma hazırladığını yazmıştır ”Atıf  Efendi metin görünüyordu. Suud beyin söylediğine göre gece sabaha kadar oturmuş 8-10 tane eser-i cedid kağıdını doldurmak suretiyle bir müdafaaname yazmıştı. 
Yazılmışını görmediğim ve mealini öğrenemediğim o mahkemedeki müdafaanamenin kıraatı o kadar uzun  sürmüştü  ki  o  mahkemede  okunurken  biz  merdiven  altında  bekliyor  mahbesimizin (hapsedilen yer)   kapısı  kapalı  olduğu  için  okunan  şeyi  işitemiyorduk  (…)  Atıf  efendi müdafaanamesini bizzat okumuş ve  hitamında (bitişinde) reis beye tevdi etmiş (vermişti) 
( Tahirü’l Mevlevi- Matbuat alemindeki hayatım ve İstiklal Mahkemeleri) Görüldüğü gibi savunmasını yırttığı söylenen İskilipli hoca tam aksine çok uzun bir savunma yapmıştır. Ayrıca İstiklal mahkemeleri zabıtlarına bakıldığında da uzun bir savunma yaptığı ortadadır ( Ankara İstiklal Mahkemeleri zabıtları s. 280-281) 
3- Son gün müdafaa yapmayan bir hoca vardır ama bu İskilipli Atıf değil Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendidir İSKİLİPLİ ATIF HOCA ASILDIKTAN SONRA ŞAPKA GİYDİRDİLER YALANI Necip Fazıl İskilipli Atıf’ın idamını da öyle bir anlatmıştır ki  okuyunca bir film senaryosu okuduğunuz  hissine  kapılabilirsiniz.  
Anlattığı  fantastik  idam  sahnesini  de  şapka  ile taçlandırmıştır. Güya İskipli Atıf idam edildikten sonra şapka giydirilmiş. 
Kaynak: Bir rivayet Ankara    Hapishanesinin    önündeki    meydancıkta    iki  darağacı…  Biri  Atıf  Hocaya, öbürü de Babaeski Müftüsüne ait… Bir güvercin kadar korku hissi vermekten uzak Hocayı arkasından kelepçelememişler, lütuf ve merhamet (!) göstermişlerdir. Atıf Hoca sehpanın altındaki alçak masanın üstünde… Soruyorlar : —  Son sözün nedir? Son söz olarak Hocanın söylediği, bir söz değil, imanın en mukaddes ölçüsü: Şehadet Kelimesi… Atıf  Hoca,  hemen  hiç  debelenmeden  ruhunu  teslim  «diyor.  
Sabahın  henüz  ilk çakıntılariyle delinmeye başlayan koyu karanlıkta  mü’min gözler  için,     Atıf Hocanın alnım nurdan bir yazı ışıldatmaktadır: Şehadet Kelimesi: Ertesi gün gazeteler hâdise hakkında âdeta ketumdurlar. 
İç sahifelerde, birkaç satırdan ibaret kupkuru bir haber : 
«İRTİCA  KİTAPLARI  MÜELLİFİ  OLUP  İSTİKLÂL  MAHKEMESİNCE  İDAMA MAHKÛM  OLAN  İSKİLİPLİ  ATIF  HOCA  ÎLE  BABAESKİ  MÜFTÜSÜ  ALİ  RIZA HOCA  HAKLARINDAKİ  İDAM  KARARI  BU  SABAH  İNFAZ  EDİLMİŞTİR.» (Son  Devrin Din Mazlumları s.119-120) 
Bir  rivayete  göre  Atıf  Hocanın  ölü  başına  şapka  geçirmişlerdir  (  Son   Devrin Din Mazlumları s.121) Bu yalanı  söyleyen  tek  kişi Necip Fazıl değildir. Cumhuriyet tarihinin en  meşhur  yalancısı şizofren Rıza Nur’da anılarında bu yalanı yazmıştır. Kel  Ali  bu  esnada M.  Kemal’in  baş  celladı.  
Muavini  de  Kılıç  Ali.  Kel  Ali fena  adam değildir. Cidden vatanperverdir. Fakat cahil ve safderun. M. Kemal onu istediği gibi bu cinayetlerde kullandı. “Şunu as!” diyor,  o da  asıyordu. Kılıç  Ali ise  mel’un, habis bir şey.  Onun bir  merakı  vardı, mahkum ettiği adamların asılmasında  da  bulunurdu. Bu kanlı hünerini seyretmek ona zevk veriyordu. Herif mühim çingene imiş…
Bu hocanın asılmasında Hoca’nın boynuna ip geçirilirken, Kılıç Ali de başına bir şapka geçirmiş. “Giy domuz!” demiş ve küfürler etmiş. Zavallı  böyle  ölmüş  ve  böyle  saatlerce  teşhir  edilmiş.  Şu  Kanlı  Kılıç  ne  bayağı  bir mahluktur…  Insan  asılan  adama  hakaret  etmekten  hayâ  eder.  
Zavallı  eli  bağlıdır… Ilmik gözünün önündedir.” ( Hayat ve Hatıratım s.1317) Biri ”rivayete göre” diyor. Diğeri bunu demeye bile lüzum görmüyor ama ikisinin de ortak tarafı görmedikleri halde görmüş gibi anlatıyorlar. 
İşte sürekli ”Resmi tarih yalan söylüyor” diyerek binlerce belgeyi yok sayan Atatürk düşmanlarının gerçek diye koyduğu kaynaklar… Tarihi baştan yazmaya kalkanlar işte böyle yazıyor. Şimdi nasıl cahil bir kesimin gençlerin beynini  nelerle  yıkamak  istediğini  anlıyor  musunuz?  Bu  mudur  tarih?  Bu  mudur ”Resmi tarihi çürüten gerçekler”?  
5 Önceki bölümlerde İskilipli Atıf hakkındaki tarihi gerçekleri, kurtuluş savaşındakini ihanetini, neden asıldığını ve yobaz kesimin hakkında uydurduğu  komik ötesi hikâyeleri ayrıntılarıyla anlattım.  Bu bölümde İskilipli’nin  ”alimliğini” anlatmaya  çalışacağım.  ”Şapka mağduru” olarak gösterilen ”büyük âlim” İskilipli Atıf gerçekten  büyük bir alim miydi? Yoksa hain olduğu  kadar  İslam’dan  da  bihaber  cahil  bir  yobaz  mıydı?  İhaneti  herkesin  malumu  olan İskilipli’nin alimliği ne kadar biliniyor? 
İskilipli’ye alim diyenler bile alimliğini zerre kadar bilmiyor. Onlar için Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı olması alim olması için yeterli. Bugüne kadar  bir  Atatürk  düşmanının  Elmalılı  Hamdiyi  ya  da  Rıfat  Börekçi’yi  övdüğünü duydunuz  mu?  Duyamazsınız  çünkü  bu  hocalar  Atatürk  karşıtı  değildi.  Elmalılı Hamdi’nin İstiklal mahkemesinde yargılanan bir hoca olduğunu bile bilmezler. 
Demek ki yobazın dediği gibi İstiklal mahkemesinde her hoca asılmamış. Bu gerçekler yobazın ezberini  bozan  görmezden  geldiği  gerçeklerdir.  Onlar  bir  insanın  hem  hoca  hem Atatürkçü olabileceğini anlayamazlar.  İskilipli  Atıf köy  hocasından başladığı  tahsiline 1891′den  itibaren iki  sene İskilip’te  devam etti. 1893′ün Nisan ayında gelerek medrese eğitimine burada devam etti. 
1902′de medresedeki öğrenimini tamamladı.1905 yılında Fatih camiinde ders vermeye başladı.Bu tarihten sonra da Fatihin ünlü hocalarından biri olmuştur. Sebilürreşad, Beyan-ül hak gibi gazetelerde yazılar yazmıştır. Eserleri şunlardır: Mir’at-ül-lslâm (İslâmın Aynası) İslâm Yolu İslâm Çığın Din-i Islâmda Müskirat Nazar-ı Şeriatte Kuvay-ı Berrüye ve Bahriye              ; Tesettür-ü Şer’î (Şer’î Örtünme) Muayyene-tüt-Talebe  (Öğrenci Ölçüleri) Medeniyet-Şer’iye (Şeriat Terakkileri) Frenk mukallitliği ve Şapka Yobazın göklere çıkardığı, kelebek yaparak sonsuza uçurduğu İskilipli Atıf’ın ilmi hayatı ve yazdığı  eserler  kısaca  böyledir.  
Şimdi  İskilipli’nin  yazdığı  eserlerdeki  alimliğine  geçelim. Görelim bakalım büyük alim neler yazmış ”Beyan olunan nususi kuranniye zahiren ezvaci muharrati nebevviyeye (Peygamber hanımlarına) tahsis olunmakta ise de ya onlara tebean ve ya özel hükmü zikredip geneli kastetmek  türünden  mecaz  olarak  hükmü  sair  müslüman  kadınlarına  da  şamildir genellenir. Binaenaleyh diyaneti islamiyeyi kabul eden her kadın anılan nasların hükmü altına  girmektedir.(Yaşar  Nuri  Öztürk  
– Kuran  penceresinden  Kurtuluş  Savaşına  bir bakış. s.232-233)” Büyük alim diye gösterilen İskilipli Atıf açıkça Ahzab suresinin 33. ve 35. ayetlerinde geçen peygamber hanımlarının özel durumunu evirip çevirip tüm müslüman kadınlara genelleyerek tüm  kadınları  ilgilendirdiğini  söylüyor  ve  zaruret  olmadıkça  evden  çıkmamalarını  ifade ediyor. Oysa kuran bunun tam tersini söylüyor. 
Ahzab 33 ve 35 sadece peygamber hanımlarına özel hükümlerdir. Ey Peygamber Hanımları! Siz (diğer) kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi iseniz  artık  sözü  yumuşak  söylemeyin  (erkeklerle  çekici  bir  şekilde  konuşmayın).  O taktirde kalbinde maraz (nifak, fitne, şehvet) bulunan kimse tamah eder (arzu duyar). Ve maruf (ciddî) söz söyleyin. (Ahzab-32) Evlerinizde  de  vakarlı  oturun.  İlk  cahiliye  teşhirciliği  gibi  kendinizi  teşhir  etmeyin. 
Namazı  kılın,  zekâtı  verin,  Allah’a  ve  resulüne  itaat  edin.  Allah  sizden  kiri/lekeyi gidermek istiyor ey Ehlibeyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor. (Ahzab-33) Büyük alim diye yıllardır yutturulmaya çalışılan İskilipli Atıf en bilinen kuran ayetlerini bile doğru  yorumlamaktan  aciz  bir  cahildir.  Kadınların  zaruret  olmadıkça  dışarı  çıkmamalarını savunan bir KADIN DÜŞMANIDIR.  
Yaşar Nuri Öztürk bu konuda şu yorumu yapmıştır: ”Bu adam insanlık düşmanı, özellikle kadınların amansız düşmanı. Bu adamı bu dinin başına  kim  musallat  etti  ?  Bu  dine  on,  on  beş  tane  İskilipli  Atıf’ı  sözcü  yapın  başka düşmana gerek  yok en kısa zamanda bu dini insanlığın gözünde bir nefret kurumuna dönüştürüp yerle bir ederler” Bu yoruma katılmamak mümkün mü? 
Bugün dünyadaki islam düşmanlığının birinci nedeni ”dünyanın  yuvarlak  olduğunu  bile  inkar  eden  ve  bunu  kabul  etmeyenin  öldürülmesi gerektiğini”  savunan  İskilipli  gibi  hocalar  değil  midir?  Devam  edelim  İskilipli  daha  neler döktürüyor: 
”Şu kadar  ki  şehvete vesile olacağı  muhakkak veya  muhtemel bulunursa mahremlere dokunmak  ,  onlara  bakmak  şer’an  haramdır.  Zira  şehvet  kaynaklı  dokunuş  ve  bakış zinadır.  Bunun  mahremler  arasında  vukuu  ise  daha  kötüdür.  (Yaşar  Nuri  Öztürk  – Kuran penceresinden Kurtuluş Savaşına bir bakış. s.234)” İskilipli Atıf’a göre mahremlere dokunmak bile haramdır. Örneğin bir erkek evladın annesine sarılması  şeriata  aykırıdır  ya  da  bir  erkeğin  kız  kardeşine  dokunması  haramdır.  
Bu  hangi kitapta yazıyor? Bu nasıl bir sapık zihniyet?  Hangi din bir evladın annesine dokunmasını haram kılmıştır? Yaşar Nuri Öztürk bu konuda da şu çarpıcı yorumu yapmıştır: ”Anılan  yazısında  birbirine  ebediyen  mahrum  olanların  bile  vücutlarının  kol, bacak, diz, yüz gibi kısımlarına bakmalarını şehvet yoksa kaydına bakmak gibi insanlık ve ruh sağlığı açısından facia sayılabilecek bir saplantıyı öne çıkarıyor.
Bu sapık mantığa göre , siz  mesela  annenizin  veya  kızınızın  bacağına,yüzüne  saçına  bakabilmek için bunun ”şehvet  dışında”  olduğunu  tespit  etmeniz,  sağlamanız  gerekir.  Şehvetin  karışması muhtemel  bile  olsa  onların  vücudunun  her  hangi  bir  yerine,  yüzlerine bile  bakamazsınız. 
Bu  ”şehvetdışılık”  nasıl  sağlanacak  ve  nasıl  ispatlanacaktır?  Böyle  bir  şeyin  telaffuzu bile  bir  insanlık  suçudur.  Müslümanları  böyle  bir  şartın  zebunu  yapmak  onları dünyanın önünde ”mahremlerine bile kötü niyetle bakan sapıklar durumuna düşürmez mi? (Yaşar Nuri Öztürk – Kuran penceresinden Kurtuluş Savaşına bir bakış. s.233)” İskilipli Atıf’ın alimliği bu kadarla da bitmiyor. 
Alimimizi dinlemeye devam edelim. Böyle bir alim az bulunur. Nasıl asmışlar çok yazık ”Binaenaleyh dini celili İslam,  kadınların  on  üç  sınıf  erkekle  (evlenmenin  ebediyen haram olduğu  erkekler) ihtilatlarına  (aynı mekanda  bulunmalarına)  ruhsat vermiştir. 
Gerek  tenha  gerekse  insanların  toplu  bulunduğu  mahallerde  bu  on  üç  sınıftan  başka erkeklerle kadınların ihtilatları şer’an yasak ve haramdır. Şu kadar ki tanıklık yapmak vs.  gibi  zaruri  hallerde  zaruretin  eylediği  miktarca  ihtilatlarına  şer’an  ruhsat  verilip anılan miktardan fazlası haram kılınmıştır. 
Şu halde dini celili islamı kabul ve ona iman etmiş olan genç kadınların yabancı  yani aralarında nikah caiz olan erkekler ile han, otel apartman, mektep dershane,hükümet daireleri,bağ,bahçe,mesire,çarşı ve pazar gibi mahallerde  zorunluluk olmadıkça birlikte olmaları şer’an haram ve yasaktır (Yaşar Nuri Öztürk – Kuran penceresinden Kurtuluş Savaşına bir bakış. s.234)” İskilipli  Atıf’a  göre  erkeklerle  kadınların  çarşı  pazar,  apartman,  mesire  gibi  hayatın  her alanında yan yana olması haramdır. 
Ne kadar güzel değil mi? Okumaya devam  edelim ”Şunu da arz edeyim ki mahrem olmayanlarla aynı mekanda bulunmamak şartıyla genç kadınların  kendilerine  mahsus  olan  mahallerde  kendileri  gibi  kadınlardan  ve  ya 
mahremleri bulunan erkeklerden veya şehvetten kesilmiş ihtiyar ve hadım kimselerden, ilim sanat öğrenmelerinde kendilerine mahsus imalathanelerinde sanat icap etmelerinde dini  yasak  yoktur  (Yaşar  Nuri  Öztürk  – Kuran  penceresinden  Kurtuluş  Savaşına  bir bakış. s.235)” İskilipli’ye  göre  kadınlar  sadece  kadınların  olduğu  yerlerde  sanat  öğrenebilirler.  
Bunun dışında erkeklerle bir arada bulunamazlar. Peki kuran bu konuda ne diyor? Gerçekten kadınlar ve  erkeklerin  yan  yana  bulunması  haram  mıdır?  Nur  suresi  61.  ayet  bu  durumu  şöyle açıklıyor: ”…Hep  birlikte  yahut  ayrı  ayrı  yemenizde  sizin  için  hiçbir  sakınca  yoktur.  Evlere girdiğinizde,  Allah  katından  bir  esenlik,  bir  bereketlilik,  bir  temizlik  dileği  olarak kendinize de selam verin. Allah size ayetleri işte böyle ayan beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz. (Nur-61)” 
Kuran  ”hep  birlikte  yemek  yemenizde  sakınca  yoktur”  diyor.  İskilipli  Atıf,   kadın  ve erkeğin yan yana gelmesi bile haramdır diyor. Kuran, kadınlar için ”sokağa çıkmanız haram değildir” diyor. İskilipli Atıf, kadın sokağa çıkamaz diyor. Aslına bakarsanız İskilipli hocanın bugünkü sapık tarikat şeyhlerinden farkı yok. 
Bugün de aynı şeyleri söylemiyorlar mı? Kadın sokağa çıkamaz demiyorlar mı? Cemaatlerde haremlik – selamlık oturmuyorlar mı? ”Kızımı kucağıma alamıyorum tahrik oluyorum” diye sapıklığın zirvesine çıkmıyorlar mı? İskilipli de şimdiki hocalardan farklı değil. Kadın düşmanı, cinsel sapık bir cahil, bir sapkın… 
Eğer bugün  yaşasaydı  ”muhterem hoca efendi” diye  elini  eteğini  öpecekleri  muhakkak.  İşte İskilipli’nin  alimliği…  Cumhuriyet  düşmanı  zihniyetin  kadına  bakış  açısıyla  İskilipli’nin bakış açısını kıyaslayınca yobazların neden bu cahile ”âlim”  dedikleri belli değil mi?  *** 
Dersim tartışmaları başladıktan sonra, başta Başbakan yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, bazı hükümet üyeleri tarafından: "Bir de İstiklal Mahkemeleri arşivi açılsa, oralarda daha ne Dersimler var." Yollu beyanlarla cumhuriyet devrimi hedefe konuldu. Özellikle  de  İskilipli  Atıf  Hoca  konusu  ve  şapka  devrimi  üzerinden,  önü  ardı  bilinmeden, kamuoyunun vicdanını etkileyebilmek için ölçüsüz laflar edildi. 
Öle bir mizansen çizildi ki, "cumhuriyet hiç acımadan "masun" İskilipli Hoca Atıf Efendiyi katletti" imajı yaratıldı... Sahi kim bu Atıf  Efendi?  Konu  tarihse  belge  konuşur,  geri  kalan  tevatürdür...  Belgeli konuşalım.  Ama  şu  notu  da  düşelim,  o  günkü  olayları  bugünün  koşulları  içinde değerlendirirsek yanılırız. İskilipli  Atıf  Hoca,  sadece  cumhuriyete  değil, 1908  devrimine  de  karşıdır.  
Mahmut  Şevket Paşanın  katli  nedeniyle  suçlanarak  Sinop'a  sürülmüştür.  Sonra,  Kuvvayı  Milliye  karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti'nin kurucusu ve yöneticisidir. Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele'ye ve Mustafa Kemal'e kesin olarak karşıdır. İslamcılığı, Batı  ile  sentezleyen  bakış  açılarına  göre,  İngilizler  ve  Yunanlılar  iyidir.  Çünkü  onların galibiyetlerinin  arkasında  Kuvvayı  Milliye  gibi  "cahilce  bir  cesaret"  değil  uygarlık  zekâsı vardır. En önemli ihtiyaçları ise İslamiyetle o "dehayı" birleştirmektir, hatta bu bir ödevdir." 
MUSTAFA KEMAL'E EŞKİYA DEDİ Bugün onun mağduriyet makamına oturtulmaya çalışılmasının nedenini daha iyi anlatabilmek için  İskilipli  Atıf  Efendinin Teali  İslam  Cemiyeti  Başkanı (Reisi  Evvel)  olarak  yayınladığı bildiriden birkaç satır aktaralım: "Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf  ve  gafil  halktan  topladıkları  askerlere  'siz  burada  onlarla  savaşın,  biz  de  arkalarını çevirelim' diyerek  sıvışıyorlar. 
Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine  Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar.  Bu eşkıyaları ve  asileri en  kısa  zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır. 
Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir  Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız bu fetva Allah'ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur." 
ATATÜRK İZİN VERDİ İskilipli  Atıf  Hocanın  bu  beyannamesinden  çokça  örnekler  verilebilir  ama  sabrınızı zorlamamak için bu Kısa özetle yetiniyorum. Bu cemiyetin Konya şubesi bu tavrına rağmen 1920 TBMM seçimlerine katılmak istediğinde Atatürk bunda bir sakınca görmüyordu. Ama onlar bu tavırlarını sürdürmeye devam ettiler. Sadece yüzde 2 buçuk oranında okuma yazma bilen bir halk içinde bu hocaların sözleri büyük kitleleri kışkırtabilecek güce sahipti. 
Cumhuriyeti kuran kadronun sorumluluğu sadece savaşı kazanmakla bitmiyordu, Osmanlı'dan kalan  borçlar  ödenecek,  yıkılmış  memleket  kalkındırılacak,  en  önemlisi  de  halk aydınlatılacaktı. Bu koşullarda, örneğin "yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacak" veya "şapka giymek küfürdür, dinsizliktir" diyen bir yobazın halka verdiği zarar Yunan topçusundan daha fazladır. 
ASKER KAÇAKLARI YARGILANDI Nitekim  İstiklal  Mahkemelerinin  kuruluş  amacı,  asker  kaçaklarını  ve  Türk  Ordusu'na  karşı Yunanlılarla  birlikte  hareket  edenleri  yargılamaktı.  O  mahkemelerde  yargılananların  yüzde 99'u  asker  kaçaklarıdır.  Çünkü  İskilipli  gibilerin  yayınladıkları  bu  tip  fetvalar  yüzünden askerden kaçanların sayısı sürekli artıyordu. (Adnan  Menderes  bile  Milli  Mücadeleye  çok  geç  katılmıştır,  çünkü  aksi  halde  İstiklal Mahkemelerinde  yargılanacaktı.  Adnan  Menderes'in  mirasına  sahip  çıkan  AKP'nin,  bugün çıkardığı Bedelli Askerlik yasasından asker kaçaklarını da faydalandırması manidardır. ) 
"İstiklal  Mahkemelerinde  İskilipli  gibi  yüzlerce  binlerce  adam  yargılandı"  yalanını uyduranların  Atıf  Efendi  gibi  birkaç  örnek  daha  verebilmesi  mümkün  değildir.  İskilipli'nin yargılanma nedenini sadece yazdıklarıyla sınırlamak tarihi çarpıtmaktır. İskilipli Atıf devrim karşıtlığından yargılanmıştır. 
Üstelik şapka yerine savundukları fes de ne İslamla ne de Osmanlılıkla alakalıdır, Yunan kültürüne aittir. Onu da 2. Mahmut getirmiştir ve ne gariptir ki, o da "bu başlık şeriata aykırıdır" direnişiyle karşılaşmıştır. Yani yeniye karşı direnişin sığınağı daima din olmuştur. Bugünün  koşullarında  ve  cahilce  bir  yaklaşımla,  "Efendim,  İskilipli'nin  yazdığı  'Frenk muhalifliği ve Şapka' başlıklı mini kitap nihayet bir kitaptır, insan kitap yüzünden yargılanır mı" diyenler vardır. 
Onlara, bırakın yünde 2 buçuk okuma oranını, bugün bu oran yüzde yüz'e yaklaşmışken  bile  yazdığı  kitaplar  yüzünden  hapsedilen  yazarlar  ve  "kitabın  bomba  kadar tehlikeli olabileceğini" düşünen bir Başbakanımız olduğunu hatırlatalım! Bir garip paradokstur ki, İskilipli'yi yere göğe sığdıramayanlar aynı hükümetin veya partinin yandaşlarıdır. 
NECİP FAZIL VE MENEMEN Din  bezirganlarının  birkaç  sözle  halkı  galeyana  getirip  ortalığı  kan  gölüne  çevirmelerine verilebilecek en belli başlı örneklerden biri Menemen faciasıdır. Yazımızı,  Başbakan'ın  çok  sevdiği  Necip  Fazıl'ın  Menemen  olayından  sonra  yazdığı  bir yazıdan küçük bir alıntıyla bitirelim: "İrtica, yatağımızın başucundaki bir bardak suya karıştırılan zehirdir. Kubilay'ın katili Derviş Mehmet'in Menemen  kapılarına sokuluşu  gibi, uykumuzu bekler ve  ayaklarının  ucuna basa basa  gelir...(...)  Onu  tarife  hacet  yok.  
Onu  tanırız.  Yürüyüşünden,  duruşundan,  bakışından, kaçışından tanırız. O zaten kendisini gizlemiyor. Dün başına sarık takıyordu. Bugün giydiği, kanun nazarında şapka, hüsnü nazarında gene sarıktır. Bugünün sarıklısı dünkünden daha çok yezittir.." (1 Aralık 2011, Aydınlık) *** 
Bugün Cumhuriyet, çeşitli bahanelerle tartışılıyorsa bunun tek nedeni vardır: Bizler uyuduk ve yeterince sahip çıkamadık. Sıra geldi İskilipli Atıf Hoca'ya... Arınç'ın İskilipli Atıf için 'ona yapılan zulmü Türkiye'nin artık konuşması lazım!' sözlerine Rahmi Turan cevap verdi. 
Hürriyet Gazetesi yazarı Rahmi Turan, İskilipli Atıf Hoca olayını kalme aldı. Bülent Arınç'ın İskilipli Atıf Hoca  idamını gündeme getirmesini  eleştiren Turan, 'Ulusumuza hiçbir  faydası olmayan çekişmeler ülkemize büyük zarar veriyor. İşte Turan'ın Arınç'a cevap olarak yazdığı o yazı... İskilipli Atıf Hoca olayı! Ülkemizin bin bir sorunu varken nelerle uğraşıyoruz? ESKİ YARALARI KAŞIYORLAR 
Geçim sıkıntısı, PKK terörü, soğuk kış şartlarında yaşam savaşı veren depremzedeler... Son günlerde hepsi ikinci plâna atıldı... Ülkemizi yönetenler tarih sayfalarında dolaşıyor, eski yaraları kaşıyorlar! Bunları yaparak ülkemizin birliğini, insanlarımızın kardeşliğini sağlayabilirler mi? Sağlayamazlar! Eski acı günleri gündeme getirerek halkın dertlerine çözüm getirebilirler mi? Getiremezler! O halde neden yapıyorlar bunları? Ülkenin gündemini değiştirip dikkatleri başka tarafa çekiyorlar! Sonuçta acılar derinleşiyor! 
ARINÇ NEDEN İSKİLİPLİ ATIF HOCA MESELESİNİ AÇTI 
Bu faydasız tartışmalara Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç da çanak tuttu. AKP'nin 2 numaralı ismi olan Sayın Arınç, Dersim olaylarından bahsederken ortaya İskilipli Atıf Hoca'nın ismini de attı. (İskilip, Çorum'un bir ilçesidir.) 1926 yılında vatana ihanetten idam edilen Atıf Hoca'nın, bugünkü adı Tunceli olan Dersim 'le hiçbir ilgisi yok ama Bülent Arınç, lafı evirip çevirip İskilipli Atıf Hoca 'ya getirerek şöyle dedi: "... 
Ve Türkiye sadece Dersim'i değil, merhum İskilipli Atıf Hoca'yı da konuşmalıdır. İskilipli Atıf Hoca olayı, üzerinde durulması gereken bir konudur.  Atıf Hoca'nın neyle suçlandığını, niçin idama mahkûm edildiğini ve ona yapılan zulmü Türkiye'nin artık konuşması lazım!" Eee... Konuştuk diyelim... 1926  yılındaki  bu  olayın,  85  yıl  sonra  gündeme  getirilmesinin  ne  anlamı  var?  Bunun  ne faydası olacak? Anlamak zor ama Sayın Arınç bunda bir fayda umuyor demek ki.. 
İSKİLİPLİ ATIF HOCA KİM? 1875  yılında  doğan  ve  1926  yılında  Ankara İstiklâl  Mahkemesi'nde  yargılanıp  idam edilen İskilipli Atıf Hoca kim? Ne ile suçlandı ve niçin idam edildi? Tarih bize şöyle diyor: Çalışma  hayatına  köy hocalığı  ile  başlayan  İskilipli  Mehmet  Atıf  Hoca  1902  yılında  Fatih Camii'nde ders vermeye başladı, 1905 yılında İstanbul Kabataş Lisesi'nde Arapça öğretmeni oldu. 
1919-1922 yılları arasında Padişah yanlısı davranarak Anadolu 'daki Kuvayı Milliye hareketi ile Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına karşı çıktı. (Kuvayı  Milliye,  Yunanlıların  İzmir'i  işgal  etmeleri  ve  Anadolu'da  ilerlemeleri  üzerine kurulan ve düşmana karşı savaşan ulusal direniş kuvvetlerine verilen isimdir.) Atıf Hoca 'nın kurucularından olduğu "Teali-İslâm Cemiyeti" adına yazılan ve bastırılan bir bildiri,  Yunan  ordusunun  uçakları  tarafından  Anadolu'ya  atıldı.  
Bildiride Türk ulusunun Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkılıyor, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, padişaha başkaldıran asiler olarak niteleniyordu. Bu olaylar İskilipli Atıf Hoca'nın acı sonunu hazırladı. 26 Aralık 1925 günü yakalanan Hoca, tutuklu olarak Ankara'ya gönderildi. 26 Ocak Salı günü Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. İddia edilen suç vatan hainliği idi... 
Şair ve yazar Necip Fazıl Kısakürek, Atıf Hoca'yı anlattığı kitabında, Hoca'nın mahkemede savunma yapmadığını ve hazırladığı savunmasını yırttığını yazar. Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya, sanığın "Vatana ihanet" suçundan idama mahkûm edildiğini açıkladı ve İskilipli Atıf Hoca bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı'nda asıldı. Ankara İstiklal Mahkemesi'nin zabıtlarına göre olay budur! 
ÖMRÜMÜZ LAKLAKLA GEÇİYOR 
Şimdi  Başbakan  Yardımcısı  ve  Devlet  Bakanı  Bülent  Arınç,  İskilipli  Atıf  Hoca'yı  zulme uğrayan  bir  din  adamı  olarak  açıklıyor  ve  "İskilipli  Atıf  Hoca  olayı  üzerinde  durmalı  ve Türkiye ona yöneltilen zulmü konuşmalı" diyor. Bir  faydası  olacaksa  konuşalım  ama...  Bunun,  ortamı  germekten  ve  kafa  bulandırmaktan başka ne faydası olabilir ki? Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, ülkemiz sürekli olarak, Atatürk devrimleri ile din istismarcılarının kavgasına sahne oldu. 
Kavga, günümüzde de devam ediyor. Dersim İsyanı'nın idam edilen elebaşısı Seyit Rıza gibi bunlara da sahip çıkanlar var. Ulusumuza hiçbir faydası olmayan çekişmeler ülkemize büyük zarar veriyor.  Leyleğin  ömrü  gibi  bizim  de  ömrümüz  laklakla  geçiyor. Yazık  değil  mi  bu millete?  17.09.2015 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion