ARİF TEKİN
>BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE Hz. MUHAMMED’İN ÖLÜMÜ
YURT KİTAP YAYIN
Yayın Tarihi 2011-04-06
ISBN 9759025885Baskı
Sayısı 1. Baskı
İÇİNDEKİLER
Sunarken
Hz. Muhammed'in Hayber'de Yediği Zehirli Et OlayıTebük'te Hz. Muhammed'e Karşı Suikast Girişimi
Ayşe Ve Hafsa'nın Hz. Muhammed'e İçirdikleri İlaç Halife Ebubekir Halife Ömer Hz. Ali Ve Eşi Hz. Fatma Hz. Muhammed'in Çocukları Var Mıydı? Halife Osman Hz. Muhammed'in Ölüm Nedeni Neden Hep Gizli Tutulmuştur? Bazı Din Adamlarının Savunmaları Bitirirken Dipnot Kaynakça
Bu çalışmamı, tabulara karşı mücadele veren, kurtuluş yolunu geçmişte ve insan ötesinde değil; ancak insanoğlunun kendisinde arayan, evrensel barış için çaba harcayan ve bu yolda çözüm üreten, fedakârlık gösteren tüm duyarlı insanlara ithaf ediyorum.
SUNARKEN
Bu çalışmamda Hz. Muhammed'in en yakın çevresi tarafından iktidar hırsı yüzünden nasıl bir siyasi cinayete kurban gittiğini anlatmaya çalışacağım. Bunu yaparken de kanıt olarak sadece elimdeki İslami kaynakları kullanacağım: Konuya ilişkin Kur'an'da birkaç ayet var, onları sunacağım; yanı sıra İslam literatüründe güvenilir sayılan hadislerden net bilgiler aktaracağım.
Bir de yerine göre müsnedlerden, tabakat ve siyer kitaplarından, tefsir, sebeb-i nüzul denilen ayetlerin sebep-sonuç ilişkisini irdeleyen eserlerden, meşhur İslam tarihçilerinden de bilgiler sunmaya çalışacağım. Kısacası, elimde İslam camiasında kabul görmüş kaynaklardan başka bir veri yok. Zaten hangi eserlerden yararlandığımı dipnot olarak belirteceğim. Ayrıca alıntı yaptığım kaynakların bir listesini de kitabın sonunda kaynakça adı altında ekleyeceğim. Kısacası, bu çalışmam İslami kaynakların bir ürünüdür.
Burada, "Asırlar gelip geçmiş, kimse böyle anlatmamış; sadece bu yazar mı bu bilgileri kavrayabildi?" gibi sorular sorulabilir.
Ben bu soruların muhatabı değilim. Çünkü az öncede ifade ettiğim gibi, bu bilgileri İslami kesimin kabul ettiği eserlerden temin ettim. Benim için çokluk önemli değil; tersine ilim, akıl ve insanoğlunun yararı söz konusudur.
Mesela; bir milyardan fazla insan Hz. İsa'ya şu veya bu şekilde inanıyorsa veya milyonlarca insan öküze tapıyorsa, benim de İsa'ya inanmam veya öküze tapmam gerekmiyor! Her çokluk gerçektir-doğrudur diye bir kural yok: Tıpkı inanç konuları gibi. Biliyorum, karşımda İslam’dan beslenen siyasiler var, safça inanan dini akademisyenler var veya birkaç yayınım satılsın, para kazanayım diyen ve bu nedenle İslam'a toz kondurmak istemeyen İslamologlar var.
O bakımdan işlediğim konuları en ufak ayrıntısına kadar sağlam tutarım. Bildiklerimle ilgili gayet emin bir şekilde işimi yaparım. Bu tür kitapları yazmakla birilerinin inançlarıyla oynamak gibi bir düşüncem asla söz konusu değildir. Bana göre eğer insan bir dalda uzmansa ve hele uzman olduğu alan da tüm insanları ilgilendiriyorsa ve ben vicdan sahibiyim, kendimi sorumlu hissediyorum diyorsa, bildiklerini kamuoyuyla paylaşmayıp da, tersine kendisiyle beraber toprak altınagötürüyorsa, bundan daha ağır bir kayıp olamaz. Hatta bu bilgiyi harekete geçirmemek bir insanlık suçudur. En azındanben böyle düşünüyorum, bakış açım bu.
Bilindiği gibi bundan bir süre önce Danimarka'da Jylands-Posten Gazetesi, İsveç'te de karikatürist Lars Vilks tarafından Hz. Muhammed'in karikatürü çizilmişti. Lars'ın çizdiklerini gördüm ama Danimarka'da çizilenleri görmedim. Benzer yaklaşımlar çok yanlış ve olsa olsa ancak provokasyon olabilir. Ben bu gibi çıkışları yanlış buluyorum. Hollanda'da Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders'in de Hz. Muhammed'in icraatıyla ilgili bir film yapmakta olduğunu basından öğrendim. Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu bilemiyorum. Demek istediğim, kutsal dinlerin kaynakları ele alınırken bilimsel bir mantıkla değerlendirilmeli; insanların dini inançlarına hakaret etmekle, boş saldırıyla bir yere varılmaz.
O nedenle diyorum ki kutsal dinleri ve kaynaklarını, medenive ilmi çerçevede ele almak, değerlendirmek ve hatta eleştirmek ayrıdır, rastgele saldırmak ayrı... Ne yazık ki az sayıda da olsa zaman zaman bu gibi yanlışlar yapılıyor. Burada basit bir örnek vereyim: Bilindiği gibi HAZRET kelimesi Muhammed zamanında olmadığı, sonradan kullanıldığı ve üstelik de Farsça bir kelime olduğu halde, ben yine de itina göstererek bunu hep kullandım, Hz. Muhammed dedim. Ali ve eşi Fatma, halk nezdinde hazretle anıldıkları vebu şekilde meşhur oldukları için, onlar için de Hz. kelimesini kullandım. Kullanılmayan yerler varsa demek ki dikkatimden kaçmıştır. Benim için önemli olan özdür; yoksa kelime oyununa takılmak gibi ucuz şeyler âdetim değildir.
Johannes Kepler'in (1571-1630) güzel bir sözü var: "Bir âlimin eleştirisini milyonlarca cahilin alkışına tercih ederim".
Böyledir; bir toplumda eleştiri özgürlüğü, tartışma özgürlüğü kısıtlıysa o toplumun ilerleme şansı olmadığı gibi, huzuru damümkün değildir. Dünyaya bir kuş bakışı bakalım, düşünce-inanç ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerin durumlarıortada. Belirttiğim bu özgürlüklerin yolu ve zemini de tabii kisağlıklı bir demokrasiden geçer.
Bu çalışmamda Hz. Muhammed'in ölüm nedenini anlatırken,ağırlıklı olarak şu bölümler üzerinde duracağım: - Hayber'de Yahudi bir kadın tarafından kendisine verilenzehirli et olayı
- Tebük'te Hz. Muhammed'e karşı en yakın arkadaşları tarafından yapılmak istenen bir suikast girişimi var; bunu detaylıca açıklayacağım. Aynı zamanda Veda haccı dönüşünde en seçme sahabeler tarafından Hz. Muhammed'e karşı tertiplenen başka bir suikast girişimi var, bunu da anlatacağım. En önemlisi de Hz. Muhammed'in vefat ettiği sırada, onun isteği dışında, eşleri Ayşe ve Hafsa tarafından kendisine ağız yoluyla verilen ilaç olayı var; bunun üzerinde duracağım. Bunları anlatmakla birlikte Hz. Muhammed'in öldürülmesinin neden gizli tutulduğu sorusuna kısaca açıklık getirmeye çalışacağım. İşleyeceğim konular ilginç ve halk nezdinde bilinenlerin tamtersi.
O bakımdan insan haklı olarak, “Acaba bu ciddi, hatta trajedik sayılan olaylara karşı İslam tarihçileri, Kuran yorumcuları, siyer ve tabakat yazarları, İslam'ın meşhur yazarları ne gibi savunmalar yapmışlar?” diye sorabilir. Onun için bu ünlülerden de en zirvedekilerden birkaçının konularlailgili savunmalarını sunacağım.
Kitapta ayrıca Hz. Fatma ve eşi Hz. Ali'nin başına gelen olumsuzlukları özet şeklinde anlatacağım. Çünkü bu konudada gerçekler Müslüman kamuoyundan hep gizlene gelmiştir. İslami kaynaklarda bu konuda yeterince bilgi var. Bu arada halk arasında Ebubekir'in de ölüm nedeni farklı biliniyor; buna da açıklık getireceğim. Yani bugünkü tabirle Ebubekir'in bir siyasi cinayete kurban gittiğini ve bunu yapanın da halife Ömer olduğunu kanıtlarıyla birlikte sunacağım. Yine halife Osman'ın Müslümanlar tarafından linç edilmesi olayı var, onuda işleyeceğim. Halife Ömer birçok konuda ağır bir şekilde suçlanıyor. Bu suçlamaların doğru olup olmadığını tam olarak anlayabilmek için onun bilinmeyen yönleriyle ilgili bazı çarpıcı bilgiler vereceğim.
Yine Müslüman kamuoyu tarafından Hz. Muhammed'e maledilen çocuklarla ilgili bir yanlış bilgilendirme var; bunu izah edeceğim. Kısacası, bu çalışmam bugüne kadar Müslüman kamuoyuyla paylaşılmayan farklı bilgilerden oluşmaktadır.
BÖLÜM 1
HZ MUHAMMED'İN HAYBER'DE YEDİĞİ ZEHİRLİ ET OLAYI
Hz. Muhammed'e karşı yapılan suikastları işlerken böylemasalımsı, ona karşı güya düzenlenip de mucize sonucubaşarısız kılınan suikastleri anlatmayacağım.
Örneğin, Cabirb. Abdullah'ın anlattığı şu olay:
"Bir yere baskın düzenlemiştik; bir ara istirahat için gölgeye çekildik. O aradaHz. Muhammed kılıcını bir ağaca asıp o ağacın altında uzanırken adamın biri gelip onun asılı kılıcını alır ve kendisine, "Ey Muhammed; bugün kim seni elimden kurtaracak, seni öldüreceğim." der.
Hz. Muhammed de,"Allah beni kurtarır." yanıtını verir. Bu soru, o adamtarafından üç sefer tekrarlanır ve Hz. Muhammed'den aldığıyanıt da hep aynı... Sonuçta Allah tarafından adam etkisizhale gelir, vücudu sanki donmuş, felç olmuş gibi olur ve kılıçkullanamaz hale gelir." Bu hadis en başta Buhari veMüslim'de anlatılmaktadır. (1)Cabir b. Abdullah bu olayı üç farklı içerikle anlatır... Birindesanki orada bulunan herkes, Muhammed ve adamı izlemişgibi bir aktarım söz konusudur; diğerinde, Muhammed'inarkadaşları o adamı görünce bağırıp çağırmışlar, adam dakorkudan ona bir şey yapamamış şeklinde bilgi verilir, birdiğerinde ise, 'böyle bir olay meydana geldi, ancak Hz.Muhammed bize anlattı, biz görmedik' şeklindedir. İşte tekkişiden üç değişik şekillerde anlatılan bir masal.
Bir diğer örnek de Süraka b. Malik'ten. Hz. MuhammedMekke'den Medine'ye göç ettiği sırada kendisineinanmayanlar, Süraka'ya, "Muhammedi öldürürsen sana yüzdeve mükâfat vereceğiz." deyince o da atını alıp Hz.Muhammed'in peşine takılmış. Bu paralı katil (Süraka)Muhammed'e yaklaştıkça atı hep kumda batıyormuş,Muhammed'e ulaşamıyormuş. Sonunda adam kendi kötüplanından vazgeçip İslamiyet'i kabul etmiş. İslami yazarlar,sanki benzer şeyler olmuş gibi bu örnekleri ballandıraballandıra hep anlatmışlar kaynaklarında. İşte bu çalışmamdaanlatacağım suikast olayları çok farklı ve dünya tarihinde hepolmuş ve olacak şeylerden. Özetle; bu çalışmamda az öncekiörneklerde olduğu gibi benzer akıl dışı olaylarıişlemeyeceğim.Başka bir kaynağımda Hz. Muhammed'in Hayber'de yediğizehirli et olayına kısaca değinmiştim. (2) Olay şuydu: Hz.Muhammed ve arkadaşları Hayber baskınında Yahudilerinçoğunu öldürüyor, kadın ve kızlarını da cariye olarak elegeçirip kendi aralarında dağıtıyor. Bu arada o sırada 60yaşında olan Hz. Muhammed de kendine 17 yaşında ve dahayeni evlenmiş Safiye'yi alıyor. Üstelik de eski eşini canlıolarak ele geçirip katlettikten sonra. İşte o kitabımda bunlarıanlatırken, Hayber'de Hz. Muhammed'e karşı gerçekleştirilenbir suikast olayına da özet şeklinde değinmiştim. Bir kere okaynağın konusu zaten farklıydı. O yüzden bir vesileyle oradaözet şeklinde bu zehirleme olayına değinip geçtim; ancak olayo kadar da basit değildir. Hz. Muhammed'in ölümü ciddenkuşkuludur. Bu çalışmamda, ölümüyle ilgili bugüne kader hiçdeğinilmeyen karanlık noktalar üzerinde duracağım.
Bu başlığı fazla detaylandırmayacağım; Hayber'deki suikastolayına kısa bir açıklık getireceğim. Bu kaynakta asılüzerinde durmak istediğim, bambaşka bir ölüm nedeni. Yerigelince onun üzerinde yeterince duracağım.Hayber'de meydana gelen zehirleme olayının özeti şu: Hz.Muhammed Mekke'den Medine'ye geçip orada sisteminikurunca, asıl yerlileri olan Yahudileri çeşitli bahanelerledağıtmaya, kovmaya, katletmeye yönelir. Örneğin; BeniNadir, Beni Kaynuka, Beni Kurayza ve daha sonra da HayberYahudileri gibi. Tabii ki İslami kesim burada şunu savunur:Yahudiler Hz. Muhammed'e karşı olup Mekke müşriklerinidestekledikleri için onlarla savaşıldı... Benzer savunmalarınhiçbir şekilde haklı tarafı yoktur. Çünkü Medine onlarınyurduydu, Hz. Muhammed ise yabancıydı: Mekkeliydi ve onuorada rahat bırakmadıkları için Medine'ye hicret etmişti.Burada haklı olarak şu söylenebilir: Madem iddia edildiği gibionun arkasında Tanrı vardı, o zaman niye Mekke'de onayardım etmedi, neden Medine'ye gelip bu insanların daistirahatini bozmaya neden oldu, o kadar savaşlar, katliamlaroldu? (Beni Nadir, Beni Kureyza, Beni Kaynuka, Hayber,Fedek gibi bunların hepsi Yahudi ve hepsi de Hz. Muhammedtarafından ortadan kaldırıldılar.)Hz. Muhammed'i bu konuda haklı çıkaracak hiçbir gerekçeolamaz: Başka bir ülkeye gitmek ve oranın insanlarını, benidinlemiyorlar diye katletmek gibi bir anlayış, eşyanıntabiatına aykırıdır. Bugünkü tabire göre, onun Medine'deoturma izni yok. Bunu hangi ülke kabul eder: Gel bir, iki yılbir ülkede kal, ondan sonra yönetimi ele geçir, oranın halkıyla
da kavga et, onları katlet, yurtlarından eyle. Bunun örneğidünyanın hiçbir yerinde yoktur!Hz. Muhammed ve yandaşları, Hayber kalesini ele geçirince,ölümden kurtulanlar ona şu teklifi sundu: Biz bu topraklarısizden daha iyi işleriz. Çünkü yıllarca ekip biçtik,deneyimimiz var. O yüzden bizi öldürmeyin, sürgüne degöndermeyin, biz burayı ekip biçelim, gelirini paylaşalımderler. Hz. Muhammed de bu teklifi kabul eder ve Haybertoprakları bu anlaşmadan sonra bu şekilde işlenir. Zaten esirdüşen Hayber sakinleri için bunun dışında alternatif de yoktu.Hayber'den sonra Hz. Muhammed'in kendilerine yöneleceğibilgisini alan Fedek halici bu pazarlığı duydu. Onlar da Hz.Muhammed'e aynı teklifi sundular ve önerileri kabul edildi.İşte Fedek, savaşsız alındığı için, Kur'an'daki Haşr suresinin6-7. ayetlerine göre bu köy (Fedek) 'Fey' sayılırdı. Yani ancakAllah'a ve Muhammed'e ait olacaktı; diğer ganimet mallarıgibi Müslümanlara dağıtılmayacaktı. Sonuçta MuhammedFedek köyünü kendine ayırdı; ancak Hayber'i hazine malıolarak arkadaşları arasında paylaştırdı. Savaşın kısa durumubu.Hz. Muhammed'in bu baskın sırasında yediği zehirli yemeğegelince; Hayber Yahudilerinden sağ kalan Haris kızı Zeynep -ki Selam b. Meşkem'in hanımıydı- soruşturuyor, acaba Hz.Muhammed hangi yemekleri çok sever diye. Etin kaburgakısmını çok sevdiğini söylüyorlar kendisine. Bu arada Zeynepbir koyun pişirip içine zehir doldurarak Muhammed'e ikramediyor, tabii ki Hz. Muhammed'in sevdiği kısma daha fazlazehir bırakıyor. Hz. Muhammed yemeğe başlayınca, onunarkadaşlarından Bişr b. Bera, acele edip ondan önce ağzına
alıyor ve orada yığılıp can veriyor. Hz. Muhammed ise henüzarkadaşı kadar fazla yemediği ve bu arada onun da durumunugördüğü için, artık yemekten vazgeçiyor. Sonra o yemeğihazırlayan kadını çağırıyor: "Neden buna gerek duyup bizizehirlemek istedin?" diyor. Kadın da, "Sen bizim başımızaneler getirdiğini iyi biliyorsun. Babam Haris'i, kocam Selamb. Meşkem'i, amcam Yaser'i, kardeşim Merhab'ı ve diğeryakınlarımla Hayber Yahudilerini öldürdünüz, kalanları daesir-cariye yaptınız. Bunun için ben de kendi kendime dedimki, bu adamı zehirleyeceğim: Peygamberse, Tanrı ile irtibatıvarsa, zaten vahiy alır bu etten yemez; ama yalancıysayemeğe devam eder ve ölür. Dolayısıyla biz kalanlar da ondankurtulmuş oluruz. O yüzden böyle bir plan kurdum." diyor.Burada şunu eklemek isterim: Peygamber olup olmaması birkenara; bir kere onlardan bu kadar insan öldüren birMuhammed, nasıl olur da safça, tedbirsiz bir şekilde kalkıpbir Yahudi kadının hazırladığı yemeği cesaretle yiyebilir?Şunu da kabul etmek lazım ki, kadın çok yetenekli ve aktifbiriymiş. Bu plan, her babayiğidin işi değil. Yineliyorum: Hz. Muhammed'in kendileriyle savaştığı veçoğunu katlettiği insanların kalanlarından birinin hazırladığıyemeği yemesi çok yanlış bir şey; bu kadar tedbirsizliğinaçıklaması olamaz. Ben, “Madem Tanrı arkasındaydı nedenhaber vermedi?” sorusundan ziyade; normal bir insan,düşman olan kesimin yemeğini nasıl bu kadar rahatlıklayiyebilir diye hayret ederim.Bazı İslam tarihçileri, “Muhammed bu olayda kadınıaffetmiş.” gibi açıklamalar yapmışlarsa da, bunun inandırıcıbir yanı yoktur. Muhammed bu olaydan dolayı o kadını orada
öldürüyor. Hatta bazı İslami kaynaklarda Muhammed'intalimatıyla o kadın işkenceyle, çarmıha gerilmek suretiyleinfaz ediliyor. (3) Ha reklam için affetmiş, ha katletmiş bu okadar önemli değildir. Önemli olan, kendileriyle savaştığıinsanların ikram ettiği yemeği yemek, bunun sakıncalarınıgöze almamak. Bu önemli bir yanlıştır. Bazı kaynaklarda buzehirli etten sadece Bişr adındaki şahıs değil; birkaç kişiölmüş diye farklı bilgi de var.(4)Bu olayda yediği zehirli etten dolayı Muhammed'inbedeninde yıpranmalar oluştuğu ve ölene kadar da sıklıkla(hacamat denilen yöntemle) vücudundan kan aldırdığı birgerçek. Mesela Ebu Hind, Ebu Tayyib adlarındaki şahıslarınondan kan aldıkları kaynaklarda geçiyor. Hatta bununkarşılığında Muhammed'in Ebu Tayyib'e ücret olarak ikisandık hurma verdiği bile yazılı. Yine İbni Mace'nin aktardığırivayette, onun eşlerinden Ümmü Seleme'nin kendisine,"Bakıyorum sen o zehirli etten sonra gitgide olumsuzetkileniyorsun." dediğini ve ara sıra onun da Muhammed'denkan aldığını aktarıyor.Buhari ve Müslim'de, "Bazen hac için ihramda iken, bazenoruçlu iken kendisinden kan aldırıyordu." şeklinde hadislervar. Yani kan aldırma, Hayber'de yediği zehirli etin etkisiyleoluşan hastalıktan dolayı oluyordu...Şu not da önemli! Enes b. Malik, "O yemekten sonraMuhammed'in ağız bölgesinde bozukluklar oluşmuştu." diyebilgi veriyor. Bu Enes b. Malik, Muhammed'e on yıl yaverlikyapan bir sahabi ve onun bu hadisi en başta Buhari veMüslim'de geçmektedir. (5) Bu açıklamalara göre Hz.Muhammed'in bu suikastta darbe aldığı kesin; ancak bu
olaydan sonra üç yıl daha yaşıyor. Acaba bir zehir bu kadarzamana yayılır mı veya o zaman bu kadar güçlü bir zehir varmıydı? Tabii ki bu ancak uzmanların bileceği bir iş.İnananlar açısından Hz. Muhammed'in bu suikasttaöldürülmemesi bir mucize olarak iddia edilebilir: Haniarkadaşları öldü de o ölmedi, diye. Ama yersiz bir savunma.Bir kere Muhammed'in bu olayda kurtulması gayet normal birşeydir: Dünyada her eylem başarıyla sonuçlanır diye bir kuralyoktur. Bu yoruma karşı şu rahatlıkla söylenebilir: Mademkionda bir mucize vardı, neden önceden haber verilmedi? Haberverilseydi, en azından arkadaşları ölmezdi. Bir de Allahkoruduğu için ona bir şey olmadı diyelim, peki sağlamhadislerde anlatılan, yediği zehirli etten dolayı dudaklarında,ağzında ve yüzünde neden yaralar oluşmuştu, bu zehirliyemekten dolayı zaman zaman vücudundan kan aldırdığı birgerçek. Hani en azından bu zehirli etten ötürü kendisinderahatsızlıklar oluşmuş. O halde ölmedi diye bundan payçıkarmak yanlıştır.Ancak burada Hz. Ayşe'ye mal edilen bir hadis var:Muhammed hasta iken bir ara, "Ey Ayşe! Kaç yıl önceHayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artıkdayanamam." şeklinde bir ifade kullandığı söz konusu. Birkere Muhammed'in Hayber'de yediği zehirli et olayını Enes b.Malik, Ebu Hureyre gibi birçok sahabe anlatıyor; ancak"Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artıkdayanamam." sözünün arkasında yalnız Ayşe var. (6) Tabii kibu ölüm konusunda Ayşe töhmet altında; bunu zatenanlatacağım. O yüzden Ayşe'ye dayalı benzer hadislerin hiçbirdeğeri yoktur.
Hayber suikastının özeti böyle.BÖLÜM 2 - TEBÜKTE HZ. MUHAMMED'E KARŞISUİKAST GİRİŞİMİa) Hz. Muhammed'in En Yakın Çevresi Onu ÖldürmekİstiyorHicri 9. yılında Hz. Muhammed Suriye tarafında Bizanslılarakarşı Tebük (bir bölgenin adıdır) seferini düzenler. Ordusuhem sayı olarak az, hem de araç-gereç bakımından zayıfolduğu için, pek çok Müslüman savaşa katılmak istemez.Burada savaşın seyriyle ilgili bilgi vermiyorum; amacım, busavaşta meydana gelen önemli bir konuda bilgi vermektir.Tebük seferine katılmak istemeyenler hakkında Kur'an'da(özellikle Tevbe suresinde) birçok ayet var, yeri gelinceonlardan da örnek sunacağım... Demek istediğim şu: Hz.Muhammed Tebük'ten dönüp Medine yolunu tutunca, enyakın arkadaşlarından süvari bir grup -ki sayıları 12-15 olaraksöyleniyor- gece karanlığından da yararlanarak onu vurmakister.Ancak Muhammed bu planın duyumlarını alınca yolgüzergâhını değiştirir. Yolda Ammar b. Yaser onun devesiniönden çekmekte, Hüzeyfe b. Yeman da arkadan sürmektedir.Muhammed'i öldürmeye karar veren grup, onun bu yoldeğişikliğini öğrenir ve aynı istikamette onları takibe alır.Bunlar yaklaşıp artık baskın yapma aşamasındayken,Muhammed'in arkadaşları tarafından fark edilirler. Bu aradaMuhammed, arkadaşlarına, "Çabuk sürün, hızlı olun." diyeemir verir. Arkadaşları bağırıp çağırır ve "Haberiniz olsun sizigördük." deyince, baskını düzenlemek isteyen Müslüman
grup korkar, kaçmak zorunda kalır ve İslam ordusu arasınadağılıp kaybolur. Karanlık olduğu için Muhammed'inetrafındaki insanların çok olduğunu sanmışlardır; yoksa onukolay kolay bırakmazlardı.Bu arada Muhammed, arkadaşlarına, "Siz bunları tanıdınızmı?" diye sorar. "Yüzleri maskeliydi, göremedik; ancakatlarını, bindikleri hayvanları tanıdık “bugünkü tabirle,arabaların plakalarını aldık." derler... Muhammed yine sorar:"Sizce bunların niyeti neydi?". "Bilmiyoruz." karşılığınıverirler. Muhammed bu kez: "Yemin ederim ki onların planıbeni vurmak, ortadan kaldırmaktı. Ben onları teker tekerbiliyorum." der ve onların isimlerini Ammar-Hüzeyfe'yesöyler; ancak "Sakın ola, bu isimler sizde gizli kalsın, hiçkimseye söylemeyin." talimatını verir.Neden böyle bir talimata gerek duymuştur? Çünkü bunuyapanlar, Hz. Muhammed'in kendilerine cennet müjdesiverdiği en yakın arkadaşlarıydı. En başta halife Ebubekir,halife Ömer, halife Osman, Talha b. Ubeydullah, Sad b. EbiVakkas, Ebu Musa el-Eş'arî gibi seçme isimler vardı bu onbeş kişilik baskın grubunda. Evet; bunu anlatan, ünlü İslamdüşünürü İbni Hazm (ö. hicri 456). Gerçi kendisi bahanelerbuluyor ama ne olursa olsun bunları o anlatıyor.Bu baskını gerçekleştirenler arasında Ebubekir, Ömer veOsman'ın isimlerini veren başka yazarlar da var. (7) Tabii kiburada savunma amaçlı uyduruk bazı sözler öne sürülmüş;ancak bunlar çok sığ ve gülünç savunmalar, yeri gelinceonlardan birkaç çarpıcı örnek vereceğim. Benzer savunmalarıİslami kesim hep yapıyor. Mesela ileride değineceğim gibi,halife olarak Ebubekir'in rakibi Sad b. Ubade, Ömer'in
korkusundan Şam tarafına göç etmek zorunda kalıyor. Ömeradamlarını gönderip onu orada katlediyor ve "Tuvalete girincecinler onu öldürmüş." diye çok saçma bir bahaneuyduruyorlar. Yine yeri gelince anlatacağım, Ayşe ile Hafsa,Muhammed'e ilaç içirince, “Biz yapmadık, ey Muhammed;senin amcan Abbas yaptı.” diyorlar. O da diyor ki “Abbasmasumdur, siz yalan söylüyorsunuz, siz yaptınız.”. İşteyapılan savunmalar hep bu tarzda. Dediğim gibi, bağımsız birbaşlık altında bu savunmalardan ilginç birkaç örnekvereceğim...Tabii ki İbni Hazm gibi ünlü bir İslam düşünürü bu olaylailişkileri olan kişileri anlattığı için, İslam âleminde ona kimsebir şey de diyememiştir ancak savunma amaçlı farklızikzaklara başvuran İslam düşünürleri çoktur. Osavunmalardan önemli bir kesit sunacağım.Bu olaya karşı Muhammed'in arkadaşları Hüzeyfe ve Ammarkendisine şu öneriyi getirirler: “Madem ki onları tanıyorsun,biz Medine'ye dönünce onları öldürelim, ne dersin?”.Muhammed, "Hayır olmaz. Çünkü o zaman bana karşıolanların ellerine bir fırsat geçer, onlar olumsuz propagandayapıp ‘Muhammed en yakın arkadaşlarını öldürdü.’derler. Onun için biz tedbirimizi alır o şekilde devam ederiz."der. Evet, Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmuşturdedim. Ancak gerçeği saptırmak için, kimi kaynaklarda bazısahte isimler de verilmiş: Şu şu kişilerdi gibi uyduruk bazıisimler ortalıkta dolaşıyor. Aslında onlar günah keçisi kesilenisimlerdir. Gerçek failler ise hep gizlenmek istenmiştir. Bu konu üzerinde yeterince duracağım.
Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmakla iyi bir taktikuygulamıştır aslında. Çünkü eğer açıklasaydı, olumsuzpropagandalar yapılabilirdi. Hem de deşifre etmiş olsaydı,onlarla kuvvet yoluyla bir kere baş etmesi pahalıya malolurdu, hatta mümkün bile değildi: Mesela Hz. Ömer'e cezaverebilir miydi, onu karşısına alabilir miydi? Ebubekir'e,Osman'a, Talha'ya, Sad b. Ebi Vakkas'a, Ebu Musa el-Eş'ari'ye... ne yapabilirdi! O zaman tüm lider kadro onadüşman kesilirdi ve Muhammed'in elinde kimse kalmazdı veyalnız kalırdı.Komplocuları tespit ettiğine göre bundan sonra yapmasıgereken, hem fiziki olarak tedbirini almak, kendini korumak,hem de Cebrail-Allah kanalıyla Kur'an'a istediği ayetlerieklemektir. Dediğim gibi zaten başka yöntem de mümküngörülmüyordu. Tabii ki bu arada sanki Muhammed'in onlarınkomplosundan haberi olmamış da, inandığı Allah'ı ona vahiyyoluyla kendileri hakkında yeni bilgi iletiyormuş gibimucizesini de göstermiş oluyordu. Onlar hakkında Tevbesuresinin 74. ayetini oluşturup ilan etmiştir.Diyanet'in Kur'an tercümesinden ilgili ayetin anlamınıvereyim: "Bir şey söylemediklerine dair Allah'a yeminediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler veMüslüman olduktan sonra kâfir oldular. Ayrıcabaşaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) deyeltendiler. Sırf, Allah ve Resulü kendi lütfü ile onlarızengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbeederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerseAllah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba
çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost nede bir yardımcı vardır."Sanki Muhammed bu suikastçılar hakkında hiçbir şeyduymamış da; Allah'ından gelen bilgiyle ilk kez haberdaroluyormuş gibi yapıyor. Tabii ki bir taşla iki kuş misali, buayetle birkaç yere mesaj gönderiyor. Çünkü Tebük'te bir araonun devesi kaybolunca, Müslümanlardan biri, "Hanidünyada olup biten her şeyi, geçmişi, geleceği... biliyorumdiyen bir Muhammed, nasıl olur da yanı başında devesikaybolmuş da nerde olduğunu bilemiyor, bu nasılpeygamber?" şeklinde alay ediyor. Cülas bin Süveyd, (8)"Eğer Muhammed'in anlattıkları doğruysa, eğer peygamberseben eşek olayım." diyerek onunla alay ederken, Muhammedbunlardan haberdar oluyor. İşte Tebük'te hem kendine karşıkomplo kuranlar onu vurmak isteyenler, hem de onunla alayedenler için, mucize niyetiyle yukarıdaki ayeti oluşturuyor.Ayette her şey açık ve nettir: Onlar yemin ediyorlar ki, bizsöylemedik. Peki, neymiş söylemedikleri şey? İşte az önceözetlediğim gibi, 'Muhammed'de tanrısal boyut varsa eşekolayım' diyen kişi. Güya ona baskı yapılınca ben bunudemedim demiş ve Tanrı için de onun sözü o kadar önemliolmalı ki bu ayeti onun yalanı için göndermiş.Bir de 'Yanı başında devesini bulamayan Muhammed, nasıloluyor da geçmiş ve gelecek her şeyi bilirim.' diyen kişinin bucümlesi Tanrı’nın hoşuna gitmemiş olmalı ki, gerek görüp azönceki ayeti yanıt olarak göndermiş. Tabii ki Muhammed'inbunların söyledikleri hakkında istihbaratı vardı. O yüzdenhepsine topluca yanıt olabilecek böyle ayetler oluşturupanlatıyordu. Ayetin bir yerinde şu cümlecik de var: "Allah ve
Resulü kendi lütfü ile onları (Müslümanları) zenginkıldığı için, inkârcılar intikam almaya kalktılar." diyor.Peki, bu parçanın olayla ne alâkası var? Bunu da müfessirlerşöyle açıklamışlar ve zaten başka türlü de yorumu mümkündeğil: Efendim, Hz. Muhammed Medine'ye gelip savaşlardaelde ettiği ganimetleri yandaşlarına dağıtınca bunlar zenginolur. Bu arada başta Abdullah b. Selul olmak üzeremuhalefettekiler onların bu durumunu kıskanırlar. İşte ayettesözü edilen zenginliğin kaynağı budur. Yani Allah'ın minnetettiği zenginlik kaynağı, ganimetler, talan ve çapulculuk.Yoksa başka ne gibi yollarla onları zengin etmiş ki!Aynı ayetin bir yerinde de, başarılmayan bir plandan sözediliyor. İşte o plan Tebük'teki suikasttir. Zaten Diyanet de,"Muhammed'i öldürmek demek" şeklinde almıştır. Birazönce vurgu yaptığım gibi, Muhammed onlarla savaşmakyerine, ayet taktiğiyle kendilerini korkutmaya, bu yöntemleişi ayarlamaya çalışıyordu ve tabii ki artık fiziki olarak datedbirini almaya devam ediyordu.Bu Tevbe suresinde konuya ilişkin oluşturulan başka ayetlerde var. Bu ayetlerde söylenen bazı mesajlar şöyle:"Ey Muhammed; bu münafıklardan ölen olursa cenazenamazını bile kılma, kabirleri başında da durma. Ayrıcaonlara 70 sefer dua etsen de ben (Allah olarak) kabul etmem."Yani ey Muhammed, onların bağışlanması için sen biledevreye girsen ben onları affetmem şeklinde ayetler var. (9)Hz. Muhammed, hadislerinde, arkadaşlarım arasında 12 kişivar ki (aslında Tebük olayına adı karışanların sayısı 15'tir;ancak bunlardan 12'si Muhammed'e çok yakın isimler olduğu
için burada bu rakamı kullanmıştır!), deve iğne deliğindengeçmediği sürece bunlar da cennete girmeyecekler diyor,ayrıca onlar için bedduada bulunuyor.Bu kişilerin sayıları hakkında ünlü Kur'an yorumcusu-müfessir Kadı Beydavi kesin rakam belirtiyor: Diğer Kur'anyorumcuları gibi o da olayın detayları hakkında bilgiverdikten sonra Tebük seferi dönüşü Hz. Muhammed'e karşısuikast girişiminde bulunanların sayısı 15'ti diyor. Bu suikastile ilgili bilgileri içeren epeyce İslami kaynak var. Bazılarındabunların sayısı, parça parça da olsa isimleri de verilmiş;bazılarında ise yalnız olay anlatılmıştır. (10) Zaten olay netolarak Tevbe suresinde anlatılıyor; ayette sadece kişilerinisimleri yok. Tabii ki Muhammed onların isimlerini ayettebelirtemezdi. Çünkü o zaman açıkça onları hedef gösterirdi vearalarında savaş başlardı.Kaldı ki İbni Hazm'ın Muhalla’sı dışında, başta Müslimolmak üzere birçok İslami kaynakta bu konuda kanıtlar var;hepsini anlatacağım.İbni Hazm her ne kadar katılmıyorsa da şunu da yazıyorkitabında: “Ömer, Hz. Muhammed'in yanında bulunanHüzeyfe'den soruyor: ‘Madem sen o münafıkları tanıyorumdiyorsun, peki ben de onların içinde var mıydım?’ diyor.”İslam tarihi aşırı derecede sansürlüdür; buna rağmen yine dedeğişik kaynaklara ve hatta değişik sayfalara dağıtılan bilgilerbir araya getirildiğinde bu konuda önemli bilgiler ortayaçıkıyor. (11)b) İbni Hazm'ın Suikastla İlgili İlginç Açıklaması.
Şimdi çok önemli, ses getirecek bir hadisi sunuyorum. Öylebir hadis ki, İbni Hazm kendi meşhur kitabı Muhalla'sınaalmış. Her ne kadar eften püften savunmalar yapmışsa da (osavunmalarını da yazacağım) benim için önemli olan, onunböyle bir hadisi kaleme almasıdır.Hemen hadisi vereyim. Velit bin Cümey'den, "HalifeEbubekir, halife Ömer, halife Osman, Talha binUbeydullah ve Sad bin Ebi Vakkas gibi ünlü sahabeler,Tabük'te Hz. Muhammed'i katletme girişimindebulunanlardandır." açıklamasını yapıyor ve devamla,"Aslında bu Velit denen kişi helak olanlardandır, İslamcamiasında hiç kimse ondan hadis almamıştır, yalancı birinsandır. Dolayısıyla onun aktardığı bu hadis asılsızdır."diyor.Bunun değerlendirmesine geçmeden, farklı bir noktayadeğinmek istiyorum.Müslümanlardan bir grup, Suriye'den ticaretten dönünceyalan bir haber yayıyorlar: Biz gelirken yolda aşırı derecedebir hareketlilik gördük. Kesin olarak BizanslılarMüslümanlara karşı savaş hazırlığı yapıyorlardı, şeklinde birhaber. Muhammed de buna dayanarak seferberlik ilan ediyor.Hâlbuki böyle bir şey yok, kökten yalan.İşte bu yalana dayanarak milleti savaşa sürüklediği için, Celasb. Süveyd gibi bazı Müslümanlar, 'Eğer Muhammed hak iseben eşek olayım' diyorlar. (12) Muhammed bu gibilerindedikodusunu duyunca, onların aleyhine ayetler oluşturuyor.Bunu, az önce de anlattım. Aslında bir bakıma bunusöyleyenler haklı. Çünkü bir ticaret kafilesinin yalanını
bilmeyen bir Muhammed, nasıl diyebilir ki ben gelmiş,geçmiş herşeyi bilirim. Boşuna o insanları Bizans'a karşısavaşa sürüklemenin ne anlamı var, neden mucize yoluyla buhaberin yalan olduğunu söylemedi! Üstelik bu Tebükseferinde kendisine karşı tertiplenen suikastta öldürülebilirdide.Peki, olay nerden kaynaklanıyor; İbni Hazm neden “Velit b.Cümey' yalancıdır, kimse ondan hadis almamıştır.” diyor?Hadise şu: En başta Müslim'de birkaç versiyonla ve ayrıcabaşka İslami kaynaklarda da şöyle bir olay anlatılıyor: Hz.Muhammed'in vahiy kâtibi ve aynı zamanda Hz.Muhammed'in sırlarını gizlemekle meşhur ve Tebük'tekisuikastta Hz. Muhammed'in yanında olan ve bu isimleri tekerteker Hz. Muhammed'den öğrenen Hüzeyfe bin Yeman'a bazıhadisler atfedilir. Onlardan bir tanesini az sonra sunacağım.İşte İbni Hazm, Hüzeyfe'ye dayanan bu hadisleri çürütmek, omünafıkları temize çıkarmak, böyle bir şeyin olmadığını,yalan olduğunu kanıtlamak için az önceki açıklamayı yapıyor.Yani, bu hadisleri aktaran kişiler arasında Velit bin Cümey’ devar. Dolayısıyla “O, güvensiz biridir.” diyor. Öyle ki, osuikastta Ömer, Osman gibileri de varmış diyor ve bu şekildegüya kendince az sonra sunacağım o münafıklarla ilgilihadislere gölge düşürmek istiyor.İşte az önce Velit'e dayanan o çok ses getirecek hadisi bubağlamda ele alıyor. Aslında İbni Hazm burada kaş yapayımderken göz çıkarıyor. İbret olsun diye İbni Hazm'ın komiksavunması hakkında az sonra geniş bir bilgi sunacağım.Gelelim Hüzeyfe'nin hadisine. Bir gün Hüzeyfe ile Tebük'teMuhammed'i katletme girişiminde adı geçenlerden biri
arasında şu konuşma geçiyor: Adam, Hüzeyfe'den, "PekiMuhammed'i öldürme girişiminde bulunan bu insanlarınsayısı kaçtı?" diye soruyor (Çünkü insanlar biliyordu ki,Hüzeyfe o olay esnasında Muhammed'le beraberdi ve üstelikMuhammed o kişilerin isim listesini ona teker tekersöylemişti. O yüzden bu işe bulaşanlar zaman zaman onuyoklamak isterdi.). Hüzeyfe buna yanıt vermek istemiyor;ancak orada bulunanlar kendisine, "Madem ki bu konudasenden bilgi istiyor, ne olacak sen de cevap ver." deyince,Hüzeyfe şunu söylüyor: "Seni de sayarsak onların toplamıon beş olur. Allah şahittir, bu on beş kişiden on ikisi Hz.Muhammed'le birlikte Allah rızası için düşmanla çarpışanseçme sahabilerdi." diyor.Evet; bu metin en başta Sahih-i Müslim'de (Sıfat-i Münafıkinkısmında) ve diğer birçok İslami kaynakta geçiyor. YaniHüzeyfe ile biri arasında konuşmalar kayıtlarda var; ancakisim belli değil/geçmiyor: Sadece o münafıklardan biriHüzeyfe ile tartıştı şeklinde isimsiz bir hadis.Peki, tartışma biliniyor ve bu tartışmanın şahitleri de var; amaneden o kişinin ismi kayıtlarda yok diye sorulmaz mı? Buradaaçık olarak belli oluyor ki, o kişi çok önemli, otoriter biriymişki, ismi kayıtlara geçmemiş. Zaten hadisler zaman içinde çoksonra tedvin edilmiş (yazı haline getirilmiş), o yüzden bu işhep sansürlü olmuştur. Sansür diyorum, çünkü bundan asırlarönce o ganimetçi, talancı, gaddar sisteme karşı bir şeyleryazmak kolay değildi! Kim bilebilir az önceki olaydaHüzeyfe ile tartışan kişinin halife Ömer olmadığını! ZatenÖmer'in birkaç kez Hüzeyfe'yi yoklayıp bu konuda ağzından
bir şeyler almak istediğine dair bilgiler var, bu bölümde ohadisleri de sunacağım.Bir de eğer Hüzeyfe ile tartışan şahıs otoriter biri olmasaydı,en azından bu tartışmayı izleyenler ona kızardı: NasılMuhammed'e karşı suikast girişiminde bulunursun,münafıklık yaparsın gibi hem sözlü sataşmalar olurdu, hem dekavga ederlerdi. Çünkü Hüzeyfe ile o adamın yanında olanlarherhalde ne kördü, ne de sağır. Şayet kör-sağır olsalardı, ozaman bu hadisi aktaramazlardı. İşte bu suskunluk da haklıolarak insanın aklına kuşku düşürüyor.İbni Hazm her ne kadar Velit ismi üzerinden hareketle bu gibihadislerin sıhhatine gölge düşürmek istemişse de, yinekonuya ilişkin bazı hadisleri vermeye devam etmiştir. Kaldı kio hadisleri sadece İbni Hazm vermiyor; bunları aktaran birçokünlü İslam düşünürü var, onları da ayrıca sunacağım. İbniHazm şunu aktarıyor: Hüzeyfe münafıkları bildiği için, halifeÖmer ona sormuş: "Acaba ben de o münafıklardanmıyım?" diye. Hüzeyfe hayır yanıtını vermiş ve "Artıkbundan sonra kimseye bu konuda bilgi vermek istemem."diye de eklemiş.Peki, İbni Hazm'ın hiçbir gerekçe göstermeden, sadece Ömerve diğer arkadaşlarına toz kondurmamak için, 'Bu hadisyalandır, bunu aktaran kişi de güvensizdir, kimse ondan alıntıyapmamıştır.' açıklamasının gerçekten doğruluk payı var mı?(13)
Fazla ara vermeden hemen sıcağı sıcağına İbni Hazm'ınbu iddiasına bir bakalım... Tabii ki sunacağım kanıtlar yineİslami kaynaklardan. Acaba iddia edildiği gibi, Velit binCümey'den gerçekten kimse hadis almamış mı, İslamiliteratürde güvensiz mi sayılmış; yoksa İbni Hazm gibi bir
İslam’da Kur'an'dan sonra en güvenilir hadis âlimleri Buharive Müslim başta olmak üzere birçoğu Velit b. Cümey'adındaki kişiden alıntılar yapmıştır. Zaten az sonra bunuörneklerle anlatacağım. Ben yukarıda hadis uzmanlarınındoğum tarihlerini bilerek verdim. Hepsi İbni Hazm'dan en aziki asır önce yaşamış ve sorun da çıkarmamışlardır; ama İbniHazm'ın hesabına gelmediği için öyle kuyruklu bir yalanatmıştır ki, meslektaşları bile onu utandırmışlardır.İlk pratik örneğimiz Buhari'den olsun. Ebu Naim'den, o daVelit b. Cümey'den, ninesinden, o da Ümmü Varaka bintiAbdillah b. Haris Ensari'den şöyle bir hadis aktarıyor: Hz.Muhammed'in önem verdiği Ümmü Varaka'nın bir kölesi, birde cariyesi varmış. Kadın vasiyet ediyor; ölürsem siz deözgürsünüz, diye. Tabii ki bu iki kişinin özgürlüğü birininölümüne bağlı olunca erkenden onun ölmesini ister. Bunedenle o iki kişi kadını katlediyor. Olay, halife Ömerzamanında oluyor. Kendisi de her ikisini çarmıha germeksuretiyle öldürüyor. Burada güya şu deniliyor: Kadın, Hz.Muhammed'e demiş ki, izin ver ben de Bedir savaşınakatılayım, bari hastalara bakayım. Muhammed de "Hayır sengelme." demiş ve burada ona "şehit" sıfatını takmış. Yanimadem o kadar istiyorsun, sen de bir şehit kadar sevap aldınanlamında. Ama tabii ki İslami kesim burada Habbedenkubbe çıkarır. Her ne ise; İbni Hazm'ın, "Kimse Velit'tenhadis almamıştır." sözüne karşı Buhari gibi bir hadisâliminden somut bir örnek vermek isterim. Kaldı ki, Buharihem Tarih-i Kebir, hem de Tarih-i Evsat adlı her iki kitabındada Velit'ten söz ediyor, ondan hadis aktarıyor ve olumsuz birşey de söylemiyor. (21)
Velit hakkında Müslim'den somut bir örnek. Hadisi aktarankişilerin sıralaması şöyle: Zübeyir b. Harb, Ebu AhmetKüfi'den, o da Velit b. Cümey'den, o da Ebu Tufeyl'denaktararak Hz. Muhammed'e karşı Tebük'te suikastdüzenleyenlerden biriyle, bunları bilen Hüzeyfe arasındaşöyle bir konuşma geçiyor: Şüpheli kişi soruyor, “Allahaşkına bunların sayısı ne kadardı?” diye. Hüzeyfe yanıtvermek istemiyor. Orada bulunan kişilerden biri Hüzeyfe'ye,"Madem adam senden bir şey soruyor sen de yanıt versen neolur?" deyince, Hüzeyfe o kişiye (ismi gizli!), "Seninlebirlikte onların sayıları on beşti ve hele bunlardan 12'si de Hz.Muhammed'in en yakın arkadaşlarıydı." diyor. İşte bu kritikhadisleri aktardığı için İbni Hazm bahane bulmaya çalışıyor,kimse bundan hadis almamış diyor; ancak ne yazık ki İbniHazm tutturamamış. Çünkü somut örnekler ortada. (22)Ebu Davud'dan somut bir örnek: Osman b. Ebi Şeybe, o daVeki' b. Cerrah'tan, o da Velit b. Abdillah b. Cümey'den, o daninesi ve Abdurrahman b. Hallad Ensari'den, bu ikisi deÜmmü Varaka'dan yukarıda geçen hadisi aktarıyor. Hanikadın, ben de Bedir harbine katılayım demişti ya. KadınKur'an bildiği için Muhammed ona izin veriyor ki, kendiailesine namaz kıldırsın, imam olsun ve aynı zamanda onunailesinden bir de kadına erkek bir müezzin veriyor. Kısacasıkadın, aile içi erkekli-kadınlı bir cemaate imam oluyor. Buhadiste şu da anlatılıyor: Kadın, ben ölürsem kölem vecariyem özgür olsunlar diye vasiyet ediyor. Bunlar da, mademözgürlüğümüz kadının ölümüne bağlıdır, biz de onu öldürüpbir an önce hürriyetimize kavuşalım düşüncesiyle kadınıkatlediyorlar ve halife Ömer de onları çarmıha gerdiripöldürüyor.
İslam’da köle azat etmenin bir yöntemi de, az önceki kadınınyaptığı gibi, vasiyetle olur. Yani patron, 'hayatta olduğumsürece benim kölem ve cariyemsiniz, ben gittikten sonraözgürsünüz' diyor ve onun ölümüyle köle özgürleşiyor. Tabiiki bu yöntem iki açıdan sakıncalı. Bir insanı insana kölekılmak, bunu onaylamak. Bu insanlık dışı bir olay. Diğeri degörüldüğü gibi iki kişinin, 'madem özgürlüğümüz efendimizinölümüne bağlıdır, biz de bir an önce onun işini bitirelim'demeleri ve gereğini yapmaları. Şu da var ki, Ebu Davudburada Velit'ten iki hadis aktarıyor. Şunu da ekleyeyim, aynıhadisi, mezhep lideri Ahmet b. Hanbel kendi Müsned'inde-üstelik kaç yerde- aktarmış ve İbni Hazm gibi Velit'eherhangi bir sorun da çıkarmamıştır. (23)Burada daha fazla örnek sunmama gerek yok. Az öncekendilerinden örnek verdiğim hadis âlimleri dışında dahabirçok İslam düşünürü de Velit adındaki kişiden hadisleraktarmıştır. İşte ibret olsun, İslami kaynaklardaki eksiklerikapatmak isteyen İslam âlimlerinin ne gibi sahte yöntemlerebaşvurduklarını okur kitlesi bilsin. İşin ilginç yanı, HakimNisaburi Velit hakkında, "Keşke Müslim gibi o büyük alimVelit'ten hadis almasaydı." dediği halde, farkında olmadankendisi de kaynağında yine Velit'ten alıntılar yapmıştır.Daha bitmedi! Az önce İbni Hacer Askalani'den Velithakkında alıntı yaptım: Velit'in sicili sağlam diyor; ancakVelit'in de içinde bulunduğu kritik bir hadis var: Hz.Muhammed kendi döneminde bir kadına izin vermiş ki, senkendi aile efradına (içinde erkekler olmak üzere) imamlıkyapabilirsin ve üstelik de aynı aileden ona bir de erkekmüezzin veriyor. Bunu zaten daha önce aktardım.
Evet, ilginç bir olay. Tabii ki İbni Hacer gibi bir İslam âlimikadının imam olmasını kolay kolay kabul etmez; etmeyincene yapar? Ancak İbni Hazm gibi o da uyduruk bir bahanebulmak zorunda kalır, ibni Hacer bir kere Velit için sağlamrapor vermiş; onunla ilgili artık bir şey diyemez. Bir kadınınimam olması konusunda var olan hadis hakkında bu kez farklıbir bahane bulmak zorunda. Onun bahanesi de şu: Aslında buhadisi aktaran ravi listesindeki Abdurrahman b. Hallad Ensaripek tanınmış biri değildir diyor. Yani tam da kötüleyemiyor;ancak bir şüphe ortaya atıyor. (24)Doğrusu, bu kadar açık çelişki, dengesizlik, tiyatro örneği çokender bulunur.İbni Hazm gibi tam açık değilse de, İsferaini (ö.429) de kendikaynağında bu suikastla ilgili bazı işaretler veri yor. Oradadeğişik kelam akımlarını anlatırken, sıra Nazzâmiye ekolünegelince, bu düşünce akımının lideri Ebu İshak b. Seyyar(Nazzam) bölümünde bazı işaretlerde bulunuyor. Nazzam çokzeki, filozof görüşlü olduğu için Müslüman yazarlar hepondan uzak durmuşlar, dine sıcak bakmıyor, hatta deist(yalnız yaratıcıya inanan) biri olduğunu söyleyenler de var. Obakımdan İsferaini onun hakkında şunu diyor: Bu adamsahabeyi eleştiriyor, özellikle Ebu Hüreyre'ye "En yalancıinsan" diyor diye ekliyor. Nazzam Halife Ömer'i deeleştiriyor. Çünkü birkaç yerde Ömer'in Muhammed'e karşıgeldiğini, Akabe gecesi Muhammed'e suikast girişimindebulunduğunu ve yine Ömer'in Hz. Fatma'yı dövdüğünü iddiaediyor. İşte Nazzam bunları söylediği için İsferaini onueleştiriyor. (25)
Yine bu konuda Şehristani (h.548.ö) bazı ipuçları veri yor;ancak net açıklama yok. Kendisi kitabında Nazzam'ıngörüşlerini anlatırken, bir yerde şunu ekliyor: Nazzam, büyüksahabeyi eleştiren bir insan. Halifeliğin Muhammedtarafından Hz. Ali'ye verildiğini, Ömer'in bilgisi olduğu haldebunu inkâr ettiğini iddia ediyor diye açıklama yapıyor. YineÖmer'in Hz. Fatma'yı dövdüğünü ve bunun sonucu olarak Hz.Fatma'nın çocuk düşürdüğünü öne sürüyor, tabii ki Şehristanibunları anlatmakla aslında Nazzam'ı kötülemek istiyor.Şehristani burada adamın Ömer hakkında olumsuz şeylerkonuştuğunu anlatırken, İbni Hazm gibi isimleri net olarakaçıklamıyor; üstü kapalı olarak geçiyor. Bunları Nazzamanlattığı için de bir değerinin olmadığını ifade ediyor. (26)Dine dogmatik veya çıkar karşılığı inanan kesim illakiNazzam gibi düşünenler hakkında bir kılıf uyduruyor; amakanıtlar güçlü. Ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin üstünükapatamazlar. Aslında iftiracı olan Nazzam gibileri değil, bugibi cılız savunma yapanların ta kendileridir.c)Halife Ömer Neden Hüzeyfe b. Yeman'ı Yokluyordu?Bu bölümün bir yerinde değindiğim gibi, Hz. Muhammed busuikastçıları durdurmak, onları korkutmak için Tanrı-Cebrailyöntemini sıkça kullanıyordu. Oluşturduğu ayetlerden biri de,“Bu münafıklardan ölen olursa cenaze namazını bile kılma,kabirleri başında durma ve onlara 70 sefer dua etsen de benAllah olarak bu duanı kabul etmem." şeklindeydi.Durum böyle olunca, bunların listesini bilen, Hz.Muhammed'in sırlarını saklamakla görevli ve aynı zamanda
onun vahiy kâtiplerinden olan (27) Hüzeyfe bin Yeman, bumünafıklardan biri öldüğünde onun cenaze merasiminekatılmıyordu.İşte halife Ömer, bu adamın o münafıkları sır gibi sakladığınıbiliyordu, aynı zamanda kendisinin de bu planın içindeolduğu için her fırsatta Hüzeyfe'nin ağzını yokluyordu, acabaMuhammed ve Hüzeyfe ile Ammar'ın bildikleri kişilerlistesinde ben Ömer de keşfedilmiş miyim endişesini heptaşıdığı için, fırsat buldukça Hüzeyfe'den soruyordu. Yanisormasının nedeni, kendisinin deşifre olup olmadığınıanlamaktır.d)Halife Ömer Ümmü Seleme'yi de Rahat BırakmıyorduÜmmü Seleme Muhammed'in hanımlarından ve de çok akıllıbiri. Ömer'in bilinmeyen yönleri adlı başlığı altındaHudeybiye kısmında, ondan kısa bazı bilgiler vereceğim. İştezeki ve güvenilir olduğu için Muhammed bazı sırlarını onunlamuhakkak paylaşmıştır. Hatta bu suikastı planlayanlardan dahaberi olabilir; öyle anlaşılıyor.Öyle ki, zaman zaman bu münafıklarla ilgili bazı ipuçları daveriyordu. Mesela bir ara Muhammed'in, "Arkadaşlarımdanöyleleri var ki, ben öldükten sonra artık bir daha beni aslagörmeyecekler (ahiretteki hayatı kastediyor), yollarımızayrılır" dediğini söylüyor. Bunu duyan Ebu Musa el-Eş'ariveya Abdurrahman b. Avf (ki ikisi de zaten komplo kuranlar,suikast girişiminde bulunanlar arasında isimleri geçiyor)hemen Ömer'e gidip Ümmü Seleme'nin az önceki sözünükendisine aktarıyorlar.
Ravi burada şunu anlatıyor: Ömer bunu duyunca sür'atleÜmmü Seleme'nin yanına gidiyor ve "Allah aşkına ben deonlar içinde var mıyım?" diye soruyor... Kadın da aynenHüzeyfe'nin taktiğini uyguluyor (zaten uygulamak zorunda;yoksa Ömer onu sağ bırakmazdı), "Hayır; sen onlar içindeyoksun; ancak senden sonra kimseyi bu konuda temyizeçıkarmam/ bilgilendirmem" diyor. Kadının bu ifadesi veÖmer'in kendisinden, "Ben de onlar içinde var mıyım?" diyesormasıyla ilgili hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir.Hele İmam Ahmet bin Hanbel, kendi Müsned'inde ÜmmüSeleme hadisleri kısmında bu konuda eş anlamlı beş hadisaktarmıştır. (28)e) Bazı İslam Otoriterlerin Önemli AktarımlarıBurada birkaç İslam düşünürün işlediği bir hadisi sunmakistiyorum.Okuyucu olup biteni doğrudan anlamak ister; tabii ki bu onunhakkı. Ancak benim için daha önemlisi, bilgileri temin ettiğimkaynaklardır. Bir de mademki İbni Hazm gibi bir İslamdüşünürü "Hüzeyfe'nin bu konuyla ilgili hadisleri zayıftır.Çünkü işin içinde Velit vardır ve kendisi güvensiz biridir,kimse ondan alıntı yapmamıştır" deme cür'etinde bulunup bukadar açık bir şekilde hakikat dışı konuşuyor, ben de kabarıkbir listeyi ayrı ayrı sunmakta yarar görüyorum. Çünkü konuçok hassas. Gerçi hemen hemen tümünün içerikleri aynı.Dolayısıyla bu metni toplu halde verip kaynakları dipnotolarak ekleyebilirdim; ancak belirttiğim gibi, konunun önemiiçin ayrı ayrı sunmak bence daha uygun.
Burada İslam düşünürlerin yazdıklarını aktarırken, ilk baştahem Kur'an'la ilgili tefsir yazan, hem de siyer, tabakat, tarihve müsnedler olmak üzere birçok alanda ciltlerce eser bırakanünlü İslam düşünürü İbni Kesir'le başlamak istiyorum.Bakalım halife Ömer'le Hüzeyfe arasında bu konuda nasıl birdiyalog gerçekleşmiş veya Ömer'in sorduğu soru neymiş.İbni Kesir (h.774.ö): Hz. Muhammed'i öldürmeye gelenMüslümanların sayılarının 12-15 olduğunu, Hz.Muhammed'in, onların isimlerini hem Hüzeyfe, hem deAmmar'a söylediğini ve sır gibi saklamalarını istediğinibelirtiyor; İbni İshak'a göre Hz. Muhammed bu isim listesiniyalnız Hüzeyfe'ye söylemiş diye de ekliyor. İbni Kesir buradaİmam Beyhaki, Müslim ve İmam Ahmed'den de alıntılaryapıyor. Bu komploculardan 12'sinin Muhammed'in çokyakın arkadaşı olduğunu, birkaç kaynak ve sağlam hadisgöstererek belirtiyor. (Zaten bunların sayısıyla ilgili Buhari,Müslim ve diğer İslam'ı kaynaklarda hadisler var, yeri gelinceonları da aktaracağım)...İbni Kesir devamla kendi tefsirinde Tevbe suresi 74. ayetindeve yazdığı siyer kitabıyla Bidaye-Nihaye kitabında bu olayıdetaylıca ele alırken, o suikastı düzenleyenlerden biri, bir araMuhammed'in arkadaşından soruyor, onların sayısı 14 kişiydideğil mi diye. Adam da, "Seni de sayarsak sayılan 15 oluryanıtını veriyor" diye bilgi veriyor. İbni Kesir burada, soruyusoran kişinin ismini vermiyor. Ancak konuya hem Tevbesuresinin 101. ayetinde değinirken, hem de kendi siyerkitabında yer verirken, Ömer'in ismini açık olarak veriyor.Hadis şu:
Ömer, Hüzeyfe'den, "Acaba ben de o münafıkların listesindevar mıyım?" diye soruyor.Hüzeyfe, "Hayır, sen yoksun; ancak bu konuda bir dahaaçıklama yapmak istemiyorum." diyor. Dediğim gibi, İbniKesir, Ömer'le Hüzeyfe arasında geçen bu diyalog için birçokkaynağında yer ayırmış ve üstelik de İbni Hazm gibi hiçkimseye de çatmamıştır. (29)Ahmet bin Hanbel (164-241): Tebük suikastı olayınıanlatırken uzunca bir hadisin ortasında Ammar'la birininarasında şöyle bir diyalog geçtiğini aktarıyor: Yine diğerkaynaklardaki gibi bunların sayısı soruluyor ve Ammar, "Eğerseni de eklersek bunların sayısı 15 olur." şeklinde karşılıkveriyor. Yani burada yine kişinin ismi meçhul. (30) Üstelikİmam Ahmet bin Hanbel bu hadisi, Velit bin Cümey'denaktarıyor ve sıralamayı şöyle yapıyor: Bu hadisi Yezitadındaki kişi Velit bin Cümey'den, o da Ebu Tufeyl'danaktarmış diye devam ediyor. Hani konunun başında İbniHazm, "Bu Velit b. Cümey'den kimse hadis almamış,yalancının biridir" diye rastgele onun hakkında olumsuz kararvermişti! İşte böyle: Almış mı almamış mı, durum ortada. İmam Taberi (Ö.310) : Kendi tefsirinde şunları aktarıyor:Hz. Ömer Hüzeyfe'den, "Ben de o münafıklar içinde varmıyım?" diye sormuş. O, "Hayır sen yoksun; ancak bir dahada bu konuda açıklama yapmayacağım." demiş. Taberi, kendimeşhur tarihinde de değişik konularda buna değiniyor. AyrıcaTehzib-i Asar' adlı yapıtında çok farklı bir bilgi de veriyor.Burada Nezal adındaki kişiden şunu aktarıyor: Biz birtoplantıda Hüzeyfe ile birlikte Hz. Osman'ın yanındaydık.Osman, Hüzeyfe'yi tehdit etti, senden bazı şeyler duyuyorum,
senden başka doğru insan yok mu diye... Hüzeyfe yemin içtiki ben bir şey demedim. Hâlbuki Hüzeyfe daha önce bize birşeyler demişti; ancak Osman'ın tehditlerine karşı inkâr etti.Osman gidince biz ondan sorduk, bu da ne? Hüzeyfe şu yanıtıverdi: Ne yapayım; bu şekilde ayarlamak zorundayım; yoksadaha kötü olur. Evet; bunu anlatan tarihçi ve aynı zamandameşhur müfessir/Kur'an yorumcusu İmam Taberi. (31)Burada Hüzeyfe'nin niçin Ömer'e "Sen o listede yoksun."demesinin asıl nedeni belli oluyor: Korku. Yoksa Ömer onusağ bırakmazdı!İbni Ebl Şeybe (159-235): Münafıklardan biri ölüyor.Tebük'te Hz. Muhammed'in devesini çeken Hüzeyfe adındakikişi, o adamın cenaze namazına katılmıyor. Bu Hz. Ömer'indikkatini çekiyor ve Hüzeyfe'den soruyor: Acaba bu da sözüedilen o münafıklardan mı diye? Hüzeyfe "Evet" diyor. Ömeryine soruyor: Peki benim de onların içinde ismim geçiyormu? Hüzeyfe, "Hayır" diyor ve "Artık bu konuda kimseyeaçıklama yapmak istemiyorum" diye ekliyor. (32)Ebubekir Ahmet b. Bezsır (h.292.ö), bu konuda A'meş EbuVâil'den o da Hüzeyfe'den alıntı yaparak, münafıkları bilenHüzeyfe'den şöyle bir olay aktarıyor: Hz. Ömer bir cenazeyeçağırılıyor. Hüzeyfe ona dur diyor/gitme, bu da omünafıklardandır eliyor. Bunun üzerine Ömer, "Allah aşkınaben de onlardan mıyım?" diye soruyor. Hüzeyfe, "Hayır;ancak bu konuda bir daha kimseye açıklama yapmakistemiyorum" diye ekliyor. Ayrıca burada hadisin dipnotundabaşka birkaç kaynağın da isimleri veriliyor. (33)Ebu Yusuf Yakub b. Süfyan Besevi (h.277.ö): Bumünafıklardan biri ölünce Hüzeyfe onun cenaze merasimine
katılmıyor. Ömer, "Bu da o bilinenlerden mi?" diye soruyor.Hüzeyfe "Evet" yanıtını veriyor. Ömer yine soruyor: Allahaşkına ben de onlardan mıyım? Hüzeyfe, "Hayır, ancakbundan sonra bu konuda kimseye açıklama yapmakistemem." diyor. (34)Ebubekir el-Helal (234-311): Hanbelî Mezhebi'nin önemliisimlerinden olan bu kişi, münafıklardan biri ölüyor, bu aradaHüzeyfe b. Yeman onun cenaze merasimine katılmıyor. HalifeÖmer soruyor: “Acaba bu ölen kişi münafıklardan mı?” .Hüzeyfe, "Evet.” diyor. Ömer yine soru yor: Allah aşkına bende onlar içinde var mıyım? Hüzeyfe, "Hayır" diyor ve ekliyor:Artık bundan sonra bu konuda açıklama yapmak istememdiyor. (35)Rabl'b. Habib el Basri (h.275.ö): Bu yazar Müsned'indeşunu aktarıyor: Bir gün Hüzeyfe b. Yeman Hz. Ömer'lekarşılaşıyor. Meğer o sırada Ömer de bir cenazemerasiminden dönüyormuş. Ömer Hüzeyfe'yi eleştiriyor; Hz.Muhammed'in sahabilerinden biri ölüyor, sen artık cenazelerede katılmıyorsun diyor. Hüzeyfe, bilmiyor musun ki Hz.Muhammed'in bana söylediği sırları/gizli emanetleri var!Ömer yine soruyor: Acaba bu ölen kişi onlardan mı? Hüzeyfe,hey Allah'ım bu da onlardandır diyor. Ömer, peki ya ben deonlardan mıyım? Adam hayır diyor ve bir daha da bu konudakonuşma yapmak istemediğini belirtiyor. (36)Neden Hüzeyfe sürekli "Bir daha da bu konuda konuşmayapmak istemem." demiş? Bunun yanıtı yine onunaçıklamalarında var: O açıklamayı, az ileride Osman'ınHüzeyfe'yi tehdit ettiği bölümde sunacağım.
İmam Gazali (ö.505.h): İhya'ül Ulum adlı yapıtında şunuyazıyor: Hüzeyfe, münafıkları bilirdi; ancak onların isimlerinisöylemezdi. Başta Ömer, Osman olmak üzere en büyüksahabiler ondan genel ve özel fitneden sorup bilgi almakisterdi, kimler münafıklar diye hep ondan sorarlardı; fakat o,sır vermiyordu. Hatta halife Ömer kendisi için de ondansorardı, ben de o münafıklardan mıyım diye? Hüzeyfe de,"Hayır" yanıtını veriyordu şeklinde bilgi veriyor, tabii kibunları anlatırken de İbni Hazm gibi, herhangi bir raviyi delekelemiyor.(37)İbni Asakır (571.h): Bu daha farklı bir biçimde aktarıyorolayı. Hüzeyfe, "Ben camide oturuyordum, yanımdan halifeÖmer geçti ve sordu: Falanca öldü ben de merasiminekatıldım dedi ve kapıya kadar gitti, nerdeyse çıkmaküzereydi; ama bir daha geri dönüp bana baktı ve bir dahayanıma gelip şunu sordu: Allah aşkına ben de onlar içinde varmıyım, dedi. Ben de, "Hey Allahım, hayır" dedim ve bir dahabu konuda soru sormak istemem karşılığını verdim. O sıradaÖmer ağlamaya başladı" diye aktarıyor. (38)Ebül Feda da kendi kitabında h. 9. yılı olayları kısmında aynışeyleri anlatıyor. Açıkçası bu konu hakkında var olan kaynakve yazar isimleri yazmakla bitmiyor.İbn-i Esir (Ö.630): Bu konuda şunu aktarıyor: Hz.Muhammed münafıklar hakkında Hüzeyfe'ye bilgi verdiğiiçin, bir gün Ömer ona, "Acaba bana bağlı insanlardanmünafık olan var mı?" diye soruyor. O "Evet, ancak isimveremem." diyor. (39)
Bellidir ki Ömer, belki adı bir yerde açıklanır korkusuyla,değişik vesilelerle hep Hüzeyfe'yi yoklamış; ancak adamkorkudan olsa gerek sır vermemeye devam etmiş. ZatenHüzeyfe bir sözünde, "Eğer bildiklerimi açıklasam beniöldürecekler." şeklinde bu konuşmamanın nedenini çok açıkbir şekilde belirtmiş. Daha önce de belirttim, halife Osman'laHüzeyfe kısmında bu olayı geniş bir şekilde anlatacağım.Heysemi (735-807): Bu yazar, Tebük olayında Muhamed'lebirlikte olan ve suikastçılar hakkında bilgi sahibi olan hemHüzeyfe, hem de Ammar'dan konuya ilişkin örnekler veriyorkaynaklarında.Hüzeyfe'den verilen örnekle devam edeyim. Ravi zincirinegöre, Abdülvahid b. Gayas Abdülaziz b. Müslim'den,A'meş'ten, Ebu Vail'den, Hüzeyfe'den aktararak şunuanlatıyor: Halife Ömer bir cenazeye çağrıldı. Kalkıp gitmeküzereyken ben onu tutup kendisine otur dedim. Daha sonraona, davet edildiğin ölü kişi bu münafıklardandır, dedim. Buarada Ömer, “Allah aşkına ben de onlardan mıyım?” diyesordu. Ben "Hayır." dedim ve “Bir daha da bu konudakimseye açıklama yapmayacağım.” dedim. Evet; bunu anlatanHüzeyfe'nin kendisi. (40)İlginçtir ki, Heysemi'nin bu kitabını tahkik edenHabibürrahman, yazarın çoğu hadislerinde yorum yaptığıhalde burada sadece, bu hadisi aktaran kişiler güvenilirdirdiye not düşürmüş o kadar.Aynı Heysemi bu kez de başka kaynağında Ammar'dan örnekveriyor. Hadisi rivayet eden Ebu Tufeyl. (İmam Ahmet binHanbel de bundan aktarmıştı, daha önce sundum) Olay şöyle
anlatılıyor, tabii ki Tebük baskını nasıl gelişmiş bunuanlatıyor. Daha sonra hadisin bir yerinde, Ammar ile okomploculardan biri arasında pek uygun olmayan tartışmanıngeçtiğini ve sonunda o adamın Ammar'dan, "Peki bumünafıkların sayısı kaçtı?" diye sorduğunu ve Ammar'ın da,"Seni de sayarsak sayı 15 olur." yanıtını verdiğini aktarıyor.Belli ki bu konu çoğu İslam akademisyenlerin dikkatiniçekmiş ki, kaynaklarda buna hayli yer vermişler. MeselaHeysemi hem Ammar'dan, hem de Hüzeyfe'den örnek vermiş.Yine az önce belirtildiği gibi, İbni Kesir birçok kaynağında bukonuya yer vermiştir. Ancak "Seni sayarsak sayı 15 olur."hadisi hakkındaki isim belirsizliği hepsinde hemen hemenaynı.Kanımca bu başlığı sonlandırana kadar o açıklanmayan, dahadoğrusu makaslanan isim hakkında bir netlik oluşacak. (41)Bir kere otoriter biri olduğu kesin. Zavallı biri olsaydı herkesonun ismini yazardı. Demek ki çok önemli biriymiş.İbni Hacer Askalani (773 -852) : Bu konuda Ömer'le ilgilişunu aktarıyor: Tebük baskınında Hz. Muhammed'in yanındaolan ve münafıkları bilen Hüzeyfe b. Yeman, ölen birinincenaze merasimine katılmayınca Ömer soruyor: "Acaba bu dao münafıklardan mıdır ki gelmedin" diye? Adam "evet" diyor.Ömer yine soruyor: "Allah aşkına ben de onlardan mıyım?"Adam, "Hayır" diyor. Bu arada Ömer ağlıyor. Hatırlanacağıgibi Ömer'in ağlamasıyla ilgili bilgi İbni Asakir'in kaynağındada vardı; daha önce sundum. Ömer gerçekten ağlamış mı veyaağlamışsa acaba neye ağlamış; bunu bilemiyoruz! (42)
Hindi (888-975): Hindi bu konuda iki farklı hadis almış.Birinde, ölen birinin cenazesine halife Ömer çağrılıncaHüzeyfe "gitme" demiş ve Ömer gitmekten vazgeçmiş. Buarada Hüzeyfe'den sormuş, "ben de münafıklardan mıyım?"O, "hayır" demiş. "Peki, mahiyetimde çalışanlardan var mıböyle biri?" Hüzeyfe, "bir kişi var" demiş ve adını vermemiş.Bir diğer hadiste, adamın biri ölmüş, bu kez Hüzeyfe b.Yeman onun cenaze merasimine katılmayınca Ömer ondansormuş, "bu da o münafıklardan olduğu için mi cenazemerasimine katılmadın" diye. Hüzeyfe "evet" demiş. Ömerbir daha sormuş, "peki ben de onlardan mıyım?" Hüzeyfe,"hayır" demiş ve "bir daha da bu konuda açıklamayapmayacağım" diye eklemiş. (43) Biliyorum; verdiğimkaynakların konuya ilişkin içerikleri hemen hemen aynı.Dolayısıyla toplu halde de verilebilirdi. Ama daha önce debelirttim ki, konu çok hassas. O yüzden her yazarın yorumunuayrı yazmayı yeğledim.f) Sansüre Somut Örnekİbni Abdi'ü Ber (463.ö), Ebu Musa'el Eş'ari (Abdullah b.Kays b. Selim b. Haddar) kısmında, "Aslında Hüzeyfe EbuMusa el-Eş'ari hakkında kötü şeyler anlatmış ancak onlarıyazmaya dilim varmıyor; Allah onu bağışlasın. Zaten dahasonra meydana gelen hakem olayında onun durumu malum."şeklinde geçiştiriyor ve sözünü ettiği o kötü şeyleri yazmıyor.(44)Şu da bilinmeli ki, Hüzeyfe'de bulunan özellikler başkasahabilerde kolay kolay bulunmazdı. Mesela kendisi hemMuhammed'e vahiy kâtipliği yapıyordu, hem sırlarınısaklayan/güvenilir bir kişiydi ve en önemlisi de, Kur'an'ı kitap
haline getirme önerisi ondan gelmiştir. Ben bunu, elimde olanbaşka bir çalışmamda daha teferruatlı bir şekilde işleyeceğim.Olayın özeti şu: Ebubekir zamanında Müslüman ordusu birsavaşta büyük zayiat veriyor. Hüzeyfe, "Kur'an'ı bilen çoğuinsanlarımız bu savaşta öldürüldü; dolayısıyla elimizde birkitap yok. Onun için bu konuda bir tedbir alınırsa iyi olur."şeklinde bir fikir ortaya atar ve önerisi kabul görür. Artık oandan itibaren Kur'an'ın bir araya/kitap haline getirilmesi içinçalışmalar yürütülür. İşte Hüzeyfe böyle biriydi.Kaldı ki, zaten adamcağız korkudan bir şey de diyemiyordu.Kaynaklarda Hüzeyfe'nin, kendi arkadaşlarına, "Bildiklerimiaçıklamam şuna benzer: Diyelim ki bir nehir kenarındaoturmuş avucumla o nehirden su alıp içiyorum ve o sıradada bildiklerimi açıklıyorum; İnanın ki suyu ağzımagetirmeden hemen orada öldürüleceğim" diyor. Demek kibildiği o kadar vahim şeyler varmış ki, açıklasaydı onuortadan kaldıracaklardı. (45)
Şöyle veya böyle, olayı aktaranların konuya ambargokoydukları belli. Kendilerince haklı olabilirler. Çünkü Ömergibileri çok acımasızdı, onları yok edebilirdi. AslındaÖmer'in, Kur'an'ın oluşturulması konusunda Hz.Muhammed'e çok baskı yaptığı ve Hz. Muhammed'in de hernedense onun etkisi altında kaldığı ve onun baskısıyla birçokayet oluşturup Kur'an'ına aldığı bir gerçek. (46) Bu konudaileride halife Ömer kısmında bazı somut ve çarpıcı örneklersunacağım. İşte Muhammed'in baş edemediği Ömer'le,Hüzeyfe gibileri nasıl baş edebilir ki! O yüzden Ömer nekadar bu konuda onu zorlamışsa, Hüzeyfe hep mecbur kalıp"
efendim sen bu münafıkların listesinde yoksun" demiştir.
Sormak lazım: Ömer'in sorusuna karşı Hüzeyfe'nin, "Evet,sen de o listede varsın." demesi mantık işi olur muydu? Birkere adamın çok rahatsız olduğu şu sözünden de belli:“Bundan sonra artık bu münafıklar konusunda açıklama,konuşma yapmak istemiyorum.” diyor. İşte İbni Hazm'ın birsözü yüzünden konuyu ne kadar detaylandırdım, uzattım. İşteböyledir: Mollaların, dini hocaların hesabına gelmedi mi onlariçin çamur atmak kolay. Ama görüldüğü gibi onun o büyükuydurmasına meslektaşları bile onay vermemiş. "KimseVelit'ten hadis almamış." sözüne bu kadar açıklama getirdim.İbret olsun diye bu kadar detaylandırdım.g) Halife Osman'ın Hüzeyfe'yi Tehdit Etmesi ve Ammar'ıKomalık Yapması.Bu konuda İslam âleminde güvenilir, ün sahibi olmuş birçokyazar, kendi eserlerinde şunu anlatıyor:Halife Osman bir gün Hüzeyfe'yi, "Nedir bu sendenduyduklarım, senden başka doğru dürüst Müslüman yok mu,tek sen mi olayları biliyorsun?" diyerek tehdit ediyor.Hüzeyfe, "Hayır bir şey demedim ve seni gördüm görelidehep sevdim" karşılığını veriyor. Sonuçta Osman onu otoplantıdan kovuyor. Hüzeyfe gidince, Osman adamlarına,"Çağırın bir daha gelsin" talimatını veriyor. Gaye onu oşekilde üzmek, rahatsız etmek, toplum içinde haysiyetiyleoynamak. Hüzeyfe geri gelince Osman bir daha tehditlersavuruyor. Artık buna dayanamayan Hüzeyfe, "Sizler (Osmanda dâhil, Muhammed'e suikast girişiminde bulunanlarıkastediyor) öküz gibi ortaya çıkacaksınız/teşhir edileceksinizve deve gibi kesileceksiniz (hani devenin kesimi çok zormuş;
bunu kastediyor)" diyerek çok ağır ifadelerde bulunuyor,adeta o an için ölümü göze alıyor.Buna sinirlenen Osman, sonuçta Muaviye'yi Çağırıp konuhakkında onu bilgilendiriyor. İyi politikacı Muaviye,"Konuyu kapat." diyor ve tartışma orada noktalanıyor. İkili(Hüzeyfe ve Ammar) bu münafıkları bildikleri için hephalifelerin hedefi halindeydiler. Mesela halife Osman,Ammar' ı döve döve komalık yapıyor. Zaten çoğu İslamtarihçisi Osman'ın Müslümanlar tarafından feci bir şekildeöldürülmesinin nedenlerini sayarken, onlardan birinin deOsman'ın Ammar b. Yaser'i komalık yapması olarakbelirtiyor. Bunu, halife Osman'ın niçin Müslümanlarcakatledildiğinin nedenleri kısmında daha detaylı anlatacağım.Burada, konuyla ilgisi nedeniyle kısaca bir değinmedebulundum.Muaviye'nin, "konuyu kapat" demesinin asıl nedeni, Osman'aküskün ve hatta kızgın olan halk bunu duymasın; yoksaOsman halifeydi, Hüzeyfe'yi ortadan kaldırabilirdi...Hatırlanacağı gibi Tebük komplosunda halife Osman'ın da adıvardı. Bunu daha önce İbni Hazm'dan aktardım. İşte Hüzeyfeile kavgasının asıl nedeni buna dayanır.Osman'la bu ikilinin (Hüzeyfe-Ammar) arası hiç iyi değildi.Kısa bir örnek vereyim.Halife Osman Müslümanlar tarafından ablukaya alınınca, Hz.Ali ve Sad b. Ebi Vakkas Ammar'ı da çağırırlar, gel bir şeyleryapalım diye; Hz. Ali teklif ettiği halde Ammar yardımcıolmak istemem diyor.
Her iki insan da (Hüzeyfe-Ammar) iyi niyetli kişiler olduklarıiçin halk onları seviyordu. Osman onlara hakaret edinceinsanlar bunu kabul etmedi, birçoğu Osman'ın bu haksızlığınakarşı rahatsızlık duydu. Bu konuda Osman'a tepki gösterenlerde vardı; Osman kısmında bunu biraz açacağım.Aslında Osman yukarıdaki soruyu ne kadar Hüzeyfe'yeyöneltmişse, o hep inkâr etmiş, hayır olumsuz bir şeydemedim şeklinde karşılık vermiştir. Onun az önceki o sertreaksiyonu (eşek-deve benzetmesi), Osman'ın onun üzerinefazla gelmesinden, ona psikolojik ve fiziki baskı kurmasındankaynaklanıyor: Artık dayanamadı, bir bakıma kendinikaybettiği için söyledi demek doğru olur. Çünkü Hüzeyfe hephayati tehlike taşıdığının farkındaydı. Mesela; arkadaşlarıona, "sen Osman'a hayır diyorsun; ancak tek başımızakaldığımızda aksini, farklı şeyler söylüyorsun neden acaba?"diye sorduklarında o, "Ben böyle yapmak zorundayım; yoksadaha kötü olur, zarar görürüm." karşılığını veriyordu.Hatta İbni Kuteybe, Hüzeyfe'nin, Osman'ın yanında farklı,arkadaşlarının yanında farklı beyanatlarda bulunduğu içinbazıları (Nazzam) tarafından eleştirildiğini yazıyor. (47)Hâlbuki bence bu ağır eleştiriyi Hüzeyfe haketmemişti.Çünkü adamın hayati tehlikesi söz konusuydu.Daha enteresan örnekler de var Hüzeyfe ile iliği. Birkeresinde, "Bilsem ki içimdeki sırları açıklasam her sözcükiçin yirmi kırbaç ceza alırım, yine de söylerdim/bunarazıydım" diyor. Bir diğer sözünde, "Ben pek fazla konuşmakistemiyorum" diyor. Bunun nedenini soranlara da, "Dilim kurtgibidir; serbest bırakırsam başıma bir şeyler getirir" yanıtını
veriyor. Artık bundan her şey anlaşılıyor; bu açıklamalardurumun ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyor. (48)h) Hz. Ali'nin Hüzeyfe Hakkındaki Sözleri.Nezar b. Sebre anlatıyor: Bir gün Hz. Ali ile birlikteHüzeyfe'yi konuşuyorduk. Hz Ali, "Hüzeyfe öyle bir insandıki, büyük skandalları, detayları ve münafıkların isimlerinibilen biriydi. Kendisi bu konularda gerçekten bilgi sahibi birinsandı." dedi. (49) Tabii ki burada büyük ihtimalleMuhammed bu komployu Hz. Ali'ye de anlatmıştır. Çünküona en yakın isim ve onu koruyacak en güçlü kişi Hz. Ali'ydi:Hem amcaoğlu, hem damadı ve hem de savaşlarda gösterdiğiperformansıyla askeri yönü ve tabii ki Hz. Muhammed'e çokbağlı biri olmasından dolayı mutlaka söylemiştir. Çünkü çokciddi ve hayati bir konu, onu haberdar etmemesi mümkündeğil.Onun içindir ki Hz. Ali Hüzeyfe hakkında az öncekiaçıklamaları yapıyor; yoksa bunları nerden bilsin. Demek kiHz. Ali de haberdarmış; ancak çeşitli nedenlerden dolayı o daonları saklı tutmuştur. Burada muhakkak Muhammed'intalimatı ve önerisi vardır: “Sen de diğer iki kişi gibi bunlarısaklı tut, başımızı derde sokmayalım ama bu arada tedbirimizide alalım.” gibi telkinler. Çünkü tüm bu zanlılar söylenseydi,büyük ihtimalle sistem çökerdi. Çünkü bu kadar önemli insandüşman ilan edilseydi, arkasında etkili biri kalmazdı. Yanifarklı hesaplar yüzünden söylenmemeye çalışılmıştır. Amaburada önemli olan, Hz. Ali'nin Hüzeyfe hakkında yaptığı azönceki açıklamalardır.i- Übey bin Ka'b'den Önemli Bir Açıklama.
Uteyy bin Dumre adında biri çok uzaklardan gelip Übey binKa'b'den bazı bilgiler öğrenmek ister. Bu arada Übey, "Allah'ayemin olsun ki, eğer yaşıyorsam gelecek Cuma günü öyle biraçıklama yapacağım ki, beni artık öldürecek misiniz,yaşatacak mısınız hiç de umurumda değildir." diyor. Kimirivayetlere göre de, "Muhammed'den duyduğum bazı önemlişeyleri anlatacağım. Artık kim ne derse umurumda değildir."şeklindedir, İbni Sad bu konuda iki rivayet aktarıyor. Ama neyazık ki o cuma gelmeden perşembe günü vefat ediyor. (50)Burada sorgulanması gerek bir durum var: Neymiş acabaÜbey'in başını ortadan kaldıracak kadar tehlikeli olan o gizliolaylar? Bir de şahsen buna bakınca, Übey'in eceliyleöldüğüne inanmıyorum. Bana göre Übey'i ortadankaldırmışlardır. Übey'in bu açıklamasından sonra artıkkimlerse, "Biz deşifre olmadan bu adamı yok edelim."diyerek onu ortadan kaldırmışlardır.Kaldı ki bu insan, Hicri 19. yılı halife Ömer iş başında ikenvefat etmiş diyenler var veya halife Osman zamanında. Herikisi tarafından da ortadan kaldırılması muhtemeldir. Hem buskandallar için olabilir, hem de Osman'ın hazırladığı ve şu anpiyasada olan Kur'an'a karşıydı, hatta onun özel olarakhazırladığı farklı Kur'an'ı vardı. Yani önemli bir isim veönemli bir muhalif. Dolayısıyla suikasta kurban gitmesiakıldan uzak değildir.Kaldı ki az önce de belirttiğim gibi zaten kaygılarını dabelirtiyor. İlginç: İnsan ne zaman öleceğini bilmez; ancakburada verilen bir tarih var ve de çok kısa ve o tarih gelmedenadam vefat ediyor (resmi tarihin verdiği bilgiler). Bu ölümkuşkulu değildir demek mümkün değil. Ben Übey'Ie ilgili bu
bilgileri tararken, başta Müslim'de geçen şöyle bir hadislekarşılaştım. Bir gün Muhammed ona, "Cebrail geldi Übey'eKur'an oku." dedi. Übey soruyor, yani Tanrı benim adımı mıanmış, bizzat ismimi mi söylemiş diyor? Muhammed, "Evet,adını bizzat belirlemiş." diyor. Ve bu hadis birçok İslamikaynakta anlatılıyor. (51)j) Ebu Musa el-Eş'ari'nin Suikastla İlişkisi.Tebük'teki suikastta Muhammed'in yanında bulunan vesaldırganları bilen Ammar b. Yaser, bir gün Ebu Musa el-Eş'ari'ye şunu söylüyor: "Hatırlamıyor musun ki, Hz.Muhammed bir ara sana, ‘Ey Ebu Musa; öyle bir fitneçıkacak ki, uyuyan oturandan, oturan da ayakta durandandaha iyidir.’ diye bir söz söyledi ve özellikle senin adını daburada andı; ona göre dikkatli ol." diye bir hadis hatırlatır.Bunun üzerine Ebu Musa sesini çıkarmadan hemen oradanayrılır. Zaten bu komplo içinde onun da ismi var. Her nekadar bazı İslam tarihçileri onun ismini makaslamışlarsa da,yine kimileri ya farkında olmadan veya Ömer gibi etkili veyetkili olmadığından, ondan korkmadıkları için bunu netolarak yazmışlardır. Şakik adında biri aktarıyor: "Bir günHüzeyfe ile oturuyorduk. O sırada Abdullah b. Mesut ile EbuMusa el-Eş'ari yanımıza geldiler. Hüzeyfe bana, ‘Bunlardanbiri münafıktır; ancak Abdullah her yönüyle Hz.Muhammed'e benziyor.’ dedi."Burada net olarak Ebu Musa'nın münafıklardan olduğunusöylüyor. Çünkü hemen akabinde, Abdullah Muhammed'ebenziyor diyor. Yani bu kadar açık konuşuyor.
Yine bir gün Ebu Musa, Ammar'a, "Ne var aramızda, arkadaşdeğil miyiz?" diye soruyor. Ammar, "Bilemem; bildiğim şuki, Muhammed seni lanetledi." diyor. Ebu Musa, "Her nekadar beni lanetlemişse de yine beni bağışlamıştır." deyinceAmmar, "Ben senin lanetlendiğine şahit oldum; ama senibağışladığına şahit değilim." diyor. Hadisin anlamı açık:Adam resmen Ebu Musa'nın adını belirtiyor. İlginçtir ki,olaylar bu kadar net-açık olmasına karşın, bir İslammütefekkiri kalkıp da şu açıklamalarda bulunabiliyor: "Pekibu halk nezdinde meşhur olan Ebu Musa ne yapmış ki Muhammed onu lanetlemiş! Demek ki işlediği çok önemli birsuç varmış ki Muhammed onu lanetlemiş..." Yani olaylaraslında çok açıktır; ama İslami kesim inanmak istemiyor.Hüzeyfe bu suikast olayını biriyle konuşurken Ebu Musa,"Biz bunların on dört kişi olduğunu biliyoruz" diyor. Hüzeyfede, "Seni de sayarsak sayıları 15 olur" diyor. Bundan dahaaçık bir ifade olmaz. Aynı şeylerin Ammar tarafından dasöylendiği kaynaklarda geçiyor.
Hz. Ali sabah namazlarını kılarken Kunut duasında hep EbuMusa'ya lanet ederdi. (52) Hani daha önce de ifade edildi, Hz.Muhammed en yakını olduğu için muhakkak Ali'ye de bumünafıkların isimlerini söylemiştir.Yine Muhammed'in eşlerinden Ümmü Seleme'ye ait olanbenzer hadisler var. Şunu anlatıyor: "Bazen Ebu Musa, halifeÖmer'in yanına geldiğinde Ömer ona, anlat bakalım diyorduve o da başlıyordu anlatmaya." (53) Tabii burada neyi konuştukları belli değil.
Burada kimi Şia kesimi, Ömer EbuMusa'ya, "Anlat bakalım o eski anılarımızı" demekten kasıt,bu Tebük komplosudur demişler. Nitekim de Ömer'in halifeliği zamanında valiliği en uzun süre devam eden EbuMusa'dır. Yani onun dostuydu diyorlar. Bunu bir yorumolarak kabul edebiliriz. Çünkü kimi Sünni yorumcular, Ömer'in, gel dinden imandan konuşalım dediği şeklindeaçıklamalar yapmışlardır. Sadece bilgi olsun diye ekledim;yoksa netlik ifade etmeyen sözlerden bir sonuç çıkarmakistemiyorum. Benim için kanıtlar güçlü olmalı. (54)
Dikkat edilirse anlattıklarımın tümü İslami kaynaklardan.Kaynak o kadar fazla ki, nerdeyse her satır başına bukaynaklardan dipnotlar ekleyebilirim; ancak bu konuda dahafarklı şeyler yazan yazarlar da var. Mesela Hicri 8. asırdayaşayan Deylemi çok farklı şeyler anlatıyor.
Hele Muhammed zamanında yaşayan Selim bin Kays'ın (h.2-76) yazdıkları çokçarpıcı. Kitap içinde bundan da zaman zaman aktarmalaryapacağım.Deylemi'den kısa bir-iki numune vereyim. Muhammedhalifeliği Hz. Ali'ye vasiyet edince, Aişe duyuyor ve Hafsa'yaanlatıyor. Bunlar da gidip Ebubekir ve Ömer'e ileti yollar.Sonuçta Ebubekir'le Ömer Mekkelilerden önemli kişilerlegizli toplantılar yapıyor, "Anlaşılan, Muhammed'inki de adetaİran ve Bizans gibi artık aile imparatorluğuna dönüşecek."diyorlar ve bu vasiyete engel olmak için bir plan yapıyorlar.Sonuçta varılan karar, vasiyet gerçekleşmeden Muhammed'iyok etmek. Yani Tebük'teki gibi onun hakkında suikast planıyapıyorlar.Hatta “Kur'an'da Maide suresi 67. ayeti Hz. Ali'ninhalifeliğiyle ilgilidir.” diyenler de var. Mesela İmam Suyuti,Nisaburi gibi kişiler bunu net olarak belirtmişlerdir. Ayetinözeti şu: "Ey Muhammed, Rabbinden sana geleni duyur yoksa
görevini yapmamış olursun.". Yani Hz. Ali halife olacak diyeilan et. Hatta Muhammed ilan bile ediyor. Bu sırada Ebubekirve Ömer, Cirane denilen yerde Muhammed'le konuşuyor,"Ali'nin halife seçilmesi senin fikrin mi, yoksa vahyedayanarak mı bunu yapıyorsun?" diye soruyorlar. O da "Benkafadan yapmam; vahye dayanıyor." diyor.Artık ümitleri kalmayınca, Mekkeli Müslümanlardan en baştaEbubekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyir, A. Rahaman b. Avf,Ubeydullah, Sad b. Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde (ki hepsi deMuhammed'den cennet müjdesini alan seçmeler) olmaküzere, Muaviye, Amr b. As ve hatta Ebu HureyreMuhammed'i vurmak için harekete geçiyor. Bu arada şunu dadiyorlar: Nerdeyse Muhammed bize, "Ali'ye tapın, ona kulolun." diyecek kadar ileri gitti. Sad b. Ebi Vakkas, "Vallahikorkarım, Muhammed nasıl ayet uydurdu ki, ben ayı ikiyeböldüm diye, Ali için de bir ayet uyduracak ki, Cebrail geldi,Ali halife olsun dedi." şeklinde çok ileri gidiyor. Tabii kiMuhammed de işin farkında ve bunlara karşı tedbirini alıyor.Dolayısıyla burada da başarı sağlanamıyor. (55)Kaldı ki bu son olay Hz. Muhammed'in son veda haccındaoluyor. Yani ölümüne yakın bir zamanda. Hem bu, hem deTebük'teki olayda zaman zaman Akabe ismi geçiyor.Akabe hem Mekke etrafında özel bir yerin adıdır, hem desözlük anlamı, giden yola paralel olan dağ demek. O yüzdenbazen her ikisi için de bu isim kullanılmıştır. (56)Aşırı kesimden bir ipucu verdim; benzer tartışmalara girmeniyetinde değilim. Ben, başta Kur'an olmak üzere, Sünnikaynakların meşhurlarında var olan bilgiler üzerinden bir
şeyler aktarmaya çalışıyorum. Bu gibi sivrilerin yorumlarınadeğinmeyeceğim. Hâlbuki İslam tarihi daha taraflı, resmitarih. Kim bilir belki bu gibilerin anlattıklarında doğrulukpayı daha da fazla. Görüldüğü üzere bu suikastla ilgili İslam'ıkaynaklarda çok önemli açıklamalar var, bunları bir kenarabırakmak mümkün değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder