16 Ekim 2021 Cumartesi

BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE Hz. MUHAMMED’İN ÖLÜMÜ BÖLÜM 1 BÖLÜM VE 2 BÖLÜM

 ARİF TEKİN

>BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE Hz. MUHAMMED’İN ÖLÜMÜ

YURT KİTAP YAYIN

Yayın Tarihi 2011-04-06

ISBN 9759025885Baskı 

Sayısı 1. Baskı

İÇİNDEKİLER

Sunarken

Hz. Muhammed'in Hayber'de Yediği Zehirli Et OlayıTebük'te Hz. Muhammed'e Karşı Suikast Girişimi

Ayşe Ve Hafsa'nın Hz. Muhammed'e İçirdikleri İlaç Halife Ebubekir Halife Ömer Hz. Ali Ve Eşi Hz. Fatma Hz. Muhammed'in Çocukları Var Mıydı? Halife Osman Hz.  Muhammed'in  Ölüm  Nedeni  Neden  Hep  Gizli Tutulmuştur? Bazı Din Adamlarının Savunmaları Bitirirken Dipnot Kaynakça

Bu çalışmamı, tabulara karşı mücadele veren, kurtuluş yolunu geçmişte ve insan ötesinde değil; ancak insanoğlunun kendisinde arayan, evrensel barış için çaba harcayan ve bu yolda çözüm üreten, fedakârlık gösteren tüm duyarlı insanlara ithaf ediyorum.

SUNARKEN

Bu  çalışmamda  Hz.  Muhammed'in  en  yakın  çevresi tarafından  iktidar  hırsı  yüzünden  nasıl  bir  siyasi  cinayete kurban  gittiğini  anlatmaya  çalışacağım.  Bunu  yaparken  de kanıt olarak sadece elimdeki İslami kaynakları kullanacağım: Konuya ilişkin Kur'an'da birkaç ayet var, onları sunacağım; yanı sıra İslam literatüründe güvenilir sayılan hadislerden net bilgiler  aktaracağım.  

Bir  de  yerine  göre  müsnedlerden, tabakat  ve  siyer  kitaplarından,  tefsir,  sebeb-i  nüzul  denilen ayetlerin sebep-sonuç ilişkisini irdeleyen eserlerden, meşhur İslam  tarihçilerinden  de  bilgiler  sunmaya  çalışacağım. Kısacası,  elimde  İslam  camiasında  kabul  görmüş kaynaklardan  başka  bir  veri  yok.  Zaten  hangi eserlerden yararlandığımı  dipnot  olarak  belirteceğim.  Ayrıca  alıntı yaptığım  kaynakların  bir  listesini  de  kitabın  sonunda kaynakça  adı  altında  ekleyeceğim.  Kısacası,  bu  çalışmam  İslami kaynakların bir ürünüdür. 

Burada, "Asırlar  gelip  geçmiş,  kimse  böyle  anlatmamış; sadece bu yazar mı bu bilgileri kavrayabildi?" gibi sorular sorulabilir. 

Ben bu soruların muhatabı değilim. Çünkü az öncede ifade ettiğim gibi, bu bilgileri İslami kesimin kabul ettiği eserlerden  temin  ettim.  Benim  için  çokluk  önemli  değil; tersine  ilim,  akıl  ve  insanoğlunun  yararı  söz  konusudur.

Mesela;  bir  milyardan  fazla  insan  Hz.  İsa'ya  şu  veya  bu şekilde  inanıyorsa  veya  milyonlarca  insan  öküze  tapıyorsa, benim de İsa'ya inanmam veya öküze tapmam gerekmiyor! Her çokluk gerçektir-doğrudur diye bir kural yok: Tıpkı inanç konuları gibi. Biliyorum, karşımda İslam’dan beslenen siyasiler var, safça inanan dini akademisyenler var veya birkaç yayınım satılsın, para kazanayım diyen ve bu nedenle İslam'a toz kondurmak istemeyen İslamologlar var. 

O bakımdan işlediğim konuları en ufak ayrıntısına kadar sağlam tutarım. Bildiklerimle ilgili gayet emin bir şekilde işimi yaparım. Bu  tür  kitapları  yazmakla  birilerinin  inançlarıyla  oynamak gibi bir düşüncem asla söz konusu değildir. Bana göre eğer insan bir dalda uzmansa ve hele uzman olduğu alan da tüm insanları  ilgilendiriyorsa  ve  ben  vicdan  sahibiyim,  kendimi sorumlu  hissediyorum  diyorsa,  bildiklerini  kamuoyuyla paylaşmayıp  da,  tersine  kendisiyle  beraber  toprak  altınagötürüyorsa,  bundan  daha  ağır  bir  kayıp  olamaz.  Hatta  bu bilgiyi harekete geçirmemek bir insanlık suçudur. En azındanben böyle düşünüyorum, bakış açım bu. 

Bilindiği  gibi  bundan  bir  süre  önce  Danimarka'da  Jylands-Posten Gazetesi, İsveç'te de karikatürist Lars Vilks tarafından Hz.  Muhammed'in  karikatürü  çizilmişti.  Lars'ın  çizdiklerini gördüm  ama  Danimarka'da  çizilenleri  görmedim.  Benzer yaklaşımlar  çok  yanlış  ve  olsa  olsa  ancak  provokasyon olabilir. Ben bu gibi çıkışları yanlış buluyorum. Hollanda'da Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders'in de Hz. Muhammed'in icraatıyla  ilgili  bir  film  yapmakta  olduğunu  basından öğrendim. Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu bilemiyorum. Demek  istediğim,  kutsal  dinlerin  kaynakları  ele  alınırken bilimsel  bir  mantıkla  değerlendirilmeli;  insanların  dini inançlarına hakaret etmekle, boş saldırıyla bir yere varılmaz.

O nedenle diyorum ki kutsal dinleri ve kaynaklarını, medenive  ilmi  çerçevede  ele  almak,  değerlendirmek  ve  hatta eleştirmek ayrıdır, rastgele saldırmak ayrı... Ne yazık ki az sayıda da olsa zaman zaman bu gibi yanlışlar yapılıyor. Burada  basit  bir  örnek  vereyim:  Bilindiği  gibi HAZRET kelimesi  Muhammed  zamanında  olmadığı,  sonradan kullanıldığı ve üstelik de Farsça bir kelime olduğu halde, ben yine de itina göstererek bunu hep kullandım, Hz. Muhammed dedim. Ali ve eşi Fatma, halk nezdinde hazretle anıldıkları vebu şekilde meşhur oldukları için, onlar için de Hz. kelimesini kullandım. Kullanılmayan yerler varsa demek ki dikkatimden kaçmıştır.  Benim  için  önemli  olan  özdür;  yoksa  kelime oyununa takılmak gibi ucuz şeyler âdetim değildir.

Johannes  Kepler'in  (1571-1630)  güzel  bir  sözü  var:  "Bir âlimin eleştirisini milyonlarca cahilin alkışına tercih ederim".

Böyledir; bir toplumda eleştiri özgürlüğü, tartışma özgürlüğü kısıtlıysa o toplumun ilerleme şansı olmadığı gibi, huzuru damümkün değildir. Dünyaya bir kuş bakışı bakalım, düşünce-inanç  ve  ifade  özgürlüğünün  olmadığı  ülkelerin  durumlarıortada. Belirttiğim bu özgürlüklerin yolu ve zemini de tabii kisağlıklı bir demokrasiden geçer.

Bu çalışmamda Hz. Muhammed'in ölüm nedenini anlatırken,ağırlıklı olarak şu bölümler üzerinde duracağım: -  Hayber'de  Yahudi  bir  kadın  tarafından  kendisine  verilenzehirli et olayı

-  Tebük'te  Hz.  Muhammed'e  karşı  en  yakın  arkadaşları tarafından  yapılmak  istenen  bir  suikast  girişimi  var;  bunu detaylıca  açıklayacağım.  Aynı  zamanda  Veda  haccı dönüşünde en seçme sahabeler tarafından Hz. Muhammed'e karşı  tertiplenen  başka  bir  suikast  girişimi  var,  bunu  da anlatacağım. En önemlisi de Hz. Muhammed'in vefat ettiği sırada, onun isteği dışında, eşleri Ayşe ve Hafsa tarafından kendisine ağız yoluyla  verilen  ilaç  olayı  var;  bunun  üzerinde  duracağım. Bunları anlatmakla birlikte Hz. Muhammed'in öldürülmesinin neden  gizli  tutulduğu  sorusuna  kısaca  açıklık  getirmeye çalışacağım. İşleyeceğim konular ilginç ve halk nezdinde bilinenlerin tamtersi. 

O bakımdan insan haklı olarak, “Acaba bu ciddi, hatta trajedik  sayılan  olaylara  karşı  İslam  tarihçileri,  Kuran yorumcuları,  siyer  ve  tabakat  yazarları,  İslam'ın  meşhur yazarları ne gibi savunmalar yapmışlar?” diye sorabilir. Onun için bu ünlülerden de en zirvedekilerden birkaçının konularlailgili savunmalarını sunacağım. 

Kitapta  ayrıca  Hz.  Fatma  ve  eşi  Hz.  Ali'nin  başına  gelen olumsuzlukları özet şeklinde anlatacağım. Çünkü bu konudada gerçekler Müslüman kamuoyundan hep gizlene gelmiştir. İslami kaynaklarda bu konuda yeterince bilgi var. Bu arada halk  arasında  Ebubekir'in  de  ölüm  nedeni  farklı  biliniyor; buna da açıklık getireceğim. Yani bugünkü tabirle Ebubekir'in bir siyasi cinayete kurban gittiğini ve bunu yapanın da halife Ömer olduğunu kanıtlarıyla birlikte sunacağım. Yine halife Osman'ın Müslümanlar tarafından linç edilmesi olayı var, onuda işleyeceğim. Halife Ömer birçok konuda ağır bir şekilde suçlanıyor. Bu suçlamaların doğru olup olmadığını tam olarak anlayabilmek  için  onun  bilinmeyen  yönleriyle  ilgili  bazı çarpıcı bilgiler vereceğim.

Yine Müslüman kamuoyu tarafından Hz. Muhammed'e maledilen çocuklarla ilgili bir yanlış bilgilendirme var; bunu izah edeceğim.  Kısacası,  bu  çalışmam  bugüne  kadar  Müslüman kamuoyuyla paylaşılmayan farklı bilgilerden oluşmaktadır.

BÖLÜM 1 

HZ MUHAMMED'İN HAYBER'DE YEDİĞİ ZEHİRLİ ET OLAYI

Hz.  Muhammed'e  karşı  yapılan  suikastları  işlerken  böylemasalımsı,  ona  karşı  güya  düzenlenip  de  mucize  sonucubaşarısız kılınan suikastleri anlatmayacağım. 

Örneğin, Cabirb.  Abdullah'ın  anlattığı  şu  olay:  

"Bir  yere  baskın düzenlemiştik; bir ara istirahat için gölgeye çekildik. O aradaHz.  Muhammed  kılıcını  bir  ağaca  asıp  o  ağacın  altında uzanırken  adamın  biri  gelip  onun  asılı  kılıcını  alır  ve kendisine,  "Ey  Muhammed;  bugün  kim  seni  elimden kurtaracak,  seni  öldüreceğim."  der.  

Hz.  Muhammed  de,"Allah  beni  kurtarır."  yanıtını  verir.  Bu  soru,  o  adamtarafından üç sefer tekrarlanır ve Hz. Muhammed'den aldığıyanıt  da  hep  aynı...  Sonuçta  Allah  tarafından  adam  etkisizhale gelir, vücudu sanki donmuş, felç olmuş gibi olur ve kılıçkullanamaz  hale  gelir."  Bu  hadis  en  başta  Buhari  veMüslim'de anlatılmaktadır. (1)Cabir b. Abdullah bu olayı üç farklı içerikle anlatır... Birindesanki  orada  bulunan  herkes,  Muhammed  ve  adamı  izlemişgibi  bir  aktarım  söz  konusudur;  diğerinde,  Muhammed'inarkadaşları  o  adamı  görünce  bağırıp  çağırmışlar,  adam  dakorkudan  ona  bir  şey  yapamamış  şeklinde  bilgi  verilir,  birdiğerinde  ise,  'böyle  bir  olay  meydana  geldi,  ancak  Hz.Muhammed bize anlattı, biz görmedik' şeklindedir. İşte tekkişiden üç değişik şekillerde anlatılan bir masal.

Bir  diğer  örnek  de  Süraka  b.  Malik'ten.  Hz.  MuhammedMekke'den  Medine'ye  göç  ettiği  sırada  kendisineinanmayanlar, Süraka'ya, "Muhammedi öldürürsen sana yüzdeve  mükâfat  vereceğiz."  deyince  o  da  atını  alıp  Hz.Muhammed'in  peşine  takılmış.  Bu  paralı  katil  (Süraka)Muhammed'e  yaklaştıkça  atı  hep  kumda  batıyormuş,Muhammed'e  ulaşamıyormuş.  Sonunda  adam  kendi  kötüplanından vazgeçip İslamiyet'i kabul etmiş. İslami yazarlar,sanki  benzer  şeyler  olmuş  gibi  bu  örnekleri  ballandıraballandıra hep anlatmışlar kaynaklarında. İşte bu çalışmamdaanlatacağım suikast olayları çok farklı ve dünya tarihinde hepolmuş ve olacak şeylerden. Özetle; bu çalışmamda az öncekiörneklerde  olduğu  gibi  benzer  akıl  dışı  olaylarıişlemeyeceğim.Başka bir kaynağımda Hz. Muhammed'in Hayber'de yediğizehirli  et  olayına  kısaca  değinmiştim.  (2)  Olay  şuydu:  Hz.Muhammed  ve  arkadaşları  Hayber  baskınında  Yahudilerinçoğunu  öldürüyor,  kadın  ve  kızlarını  da  cariye  olarak  elegeçirip  kendi  aralarında  dağıtıyor.  Bu  arada  o  sırada  60yaşında olan Hz. Muhammed de kendine 17 yaşında ve dahayeni  evlenmiş  Safiye'yi  alıyor.  Üstelik  de  eski  eşini  canlıolarak ele geçirip katlettikten sonra. İşte o kitabımda bunlarıanlatırken, Hayber'de Hz. Muhammed'e karşı gerçekleştirilenbir suikast olayına da özet şeklinde değinmiştim. Bir kere okaynağın konusu zaten farklıydı. O yüzden bir vesileyle oradaözet şeklinde bu zehirleme olayına değinip geçtim; ancak olayo kadar da basit değildir. Hz. Muhammed'in ölümü ciddenkuşkuludur. Bu çalışmamda, ölümüyle ilgili bugüne kader hiçdeğinilmeyen karanlık noktalar üzerinde duracağım.


Bu başlığı fazla detaylandırmayacağım; Hayber'deki suikastolayına  kısa  bir  açıklık  getireceğim.  Bu  kaynakta  asılüzerinde durmak istediğim, bambaşka bir ölüm nedeni. Yerigelince onun üzerinde yeterince duracağım.Hayber'de  meydana  gelen  zehirleme  olayının  özeti  şu:  Hz.Muhammed  Mekke'den  Medine'ye  geçip  orada  sisteminikurunca,  asıl  yerlileri  olan  Yahudileri  çeşitli  bahanelerledağıtmaya,  kovmaya,  katletmeye  yönelir.  Örneğin;  BeniNadir, Beni Kaynuka, Beni Kurayza ve daha sonra da HayberYahudileri gibi. Tabii ki İslami kesim burada şunu savunur:Yahudiler Hz. Muhammed'e karşı olup Mekke müşriklerinidestekledikleri için onlarla savaşıldı... Benzer savunmalarınhiçbir  şekilde  haklı  tarafı  yoktur.  Çünkü  Medine  onlarınyurduydu, Hz. Muhammed ise yabancıydı: Mekkeliydi ve onuorada  rahat  bırakmadıkları  için  Medine'ye  hicret  etmişti.Burada haklı olarak şu söylenebilir: Madem iddia edildiği gibionun  arkasında  Tanrı  vardı,  o  zaman  niye  Mekke'de  onayardım  etmedi,  neden  Medine'ye  gelip  bu  insanların  daistirahatini bozmaya neden oldu, o kadar savaşlar, katliamlaroldu?  (Beni  Nadir,  Beni  Kureyza,  Beni  Kaynuka,  Hayber,Fedek gibi bunların hepsi Yahudi ve hepsi de Hz. Muhammedtarafından ortadan kaldırıldılar.)Hz. Muhammed'i bu konuda haklı çıkaracak hiçbir gerekçeolamaz: Başka bir ülkeye gitmek ve oranın insanlarını, benidinlemiyorlar  diye  katletmek  gibi  bir  anlayış,  eşyanıntabiatına  aykırıdır.  Bugünkü  tabire  göre,  onun  Medine'deoturma izni yok. Bunu hangi ülke kabul eder: Gel bir, iki yılbir ülkede kal, ondan sonra yönetimi ele geçir, oranın halkıyla

da  kavga  et,  onları  katlet,  yurtlarından  eyle.  Bunun  örneğidünyanın hiçbir yerinde yoktur!Hz. Muhammed ve yandaşları, Hayber kalesini ele geçirince,ölümden kurtulanlar ona şu teklifi sundu: Biz bu topraklarısizden  daha  iyi  işleriz.  Çünkü  yıllarca  ekip  biçtik,deneyimimiz  var.  O  yüzden  bizi  öldürmeyin,  sürgüne  degöndermeyin,  biz  burayı  ekip  biçelim,  gelirini  paylaşalımderler. Hz. Muhammed de bu teklifi kabul eder ve Haybertoprakları bu anlaşmadan sonra bu şekilde işlenir. Zaten esirdüşen Hayber sakinleri için bunun dışında alternatif de yoktu.Hayber'den sonra Hz. Muhammed'in kendilerine yöneleceğibilgisini alan Fedek halici bu pazarlığı duydu. Onlar da Hz.Muhammed'e aynı teklifi sundular ve önerileri kabul edildi.İşte Fedek, savaşsız alındığı için, Kur'an'daki Haşr suresinin6-7. ayetlerine göre bu köy (Fedek) 'Fey' sayılırdı. Yani ancakAllah'a ve Muhammed'e ait olacaktı; diğer ganimet mallarıgibi  Müslümanlara  dağıtılmayacaktı.  Sonuçta  MuhammedFedek  köyünü  kendine  ayırdı;  ancak  Hayber'i  hazine  malıolarak arkadaşları arasında paylaştırdı. Savaşın kısa durumubu.Hz. Muhammed'in bu baskın sırasında yediği zehirli yemeğegelince; Hayber Yahudilerinden sağ kalan Haris kızı Zeynep -ki Selam b. Meşkem'in hanımıydı- soruşturuyor, acaba Hz.Muhammed  hangi  yemekleri  çok  sever  diye.  Etin  kaburgakısmını çok sevdiğini söylüyorlar kendisine. Bu arada Zeynepbir koyun pişirip içine zehir doldurarak Muhammed'e ikramediyor, tabii ki Hz. Muhammed'in sevdiği kısma daha fazlazehir  bırakıyor.  Hz.  Muhammed  yemeğe  başlayınca,  onunarkadaşlarından Bişr b. Bera, acele edip ondan önce ağzına

alıyor ve orada yığılıp can veriyor. Hz. Muhammed ise henüzarkadaşı kadar fazla yemediği ve bu arada onun da durumunugördüğü  için,  artık  yemekten  vazgeçiyor.  Sonra  o  yemeğihazırlayan kadını çağırıyor: "Neden buna gerek duyup bizizehirlemek  istedin?"  diyor.  Kadın  da,  "Sen  bizim  başımızaneler getirdiğini iyi biliyorsun. Babam Haris'i, kocam Selamb.  Meşkem'i,  amcam  Yaser'i,  kardeşim  Merhab'ı  ve  diğeryakınlarımla  Hayber  Yahudilerini  öldürdünüz,  kalanları  daesir-cariye yaptınız. Bunun için ben de kendi kendime dedimki, bu adamı zehirleyeceğim: Peygamberse, Tanrı ile irtibatıvarsa,  zaten  vahiy  alır  bu  etten  yemez;  ama  yalancıysayemeğe devam eder ve ölür. Dolayısıyla biz kalanlar da ondankurtulmuş oluruz. O yüzden böyle bir plan kurdum." diyor.Burada şunu eklemek isterim: Peygamber olup olmaması birkenara;  bir  kere  onlardan  bu  kadar  insan  öldüren  birMuhammed, nasıl olur da safça, tedbirsiz bir şekilde kalkıpbir  Yahudi  kadının  hazırladığı  yemeği  cesaretle  yiyebilir?Şunu da kabul etmek lazım ki, kadın çok yetenekli ve aktifbiriymiş. Bu plan, her babayiğidin işi değil. Yineliyorum:  Hz.  Muhammed'in  kendileriyle  savaştığı  veçoğunu katlettiği insanların kalanlarından birinin hazırladığıyemeği  yemesi  çok  yanlış  bir  şey;  bu  kadar  tedbirsizliğinaçıklaması olamaz. Ben, “Madem Tanrı arkasındaydı nedenhaber  vermedi?”  sorusundan  ziyade;  normal  bir  insan,düşman  olan  kesimin  yemeğini  nasıl  bu  kadar  rahatlıklayiyebilir diye hayret ederim.Bazı  İslam  tarihçileri,  “Muhammed  bu  olayda  kadınıaffetmiş.” gibi açıklamalar yapmışlarsa da, bunun inandırıcıbir yanı yoktur. Muhammed bu olaydan dolayı o kadını orada

öldürüyor.  Hatta  bazı  İslami  kaynaklarda  Muhammed'intalimatıyla  o  kadın  işkenceyle,  çarmıha  gerilmek  suretiyleinfaz ediliyor. (3) Ha reklam için affetmiş, ha katletmiş bu okadar  önemli  değildir.  Önemli  olan,  kendileriyle  savaştığıinsanların  ikram  ettiği  yemeği  yemek,  bunun  sakıncalarınıgöze almamak. Bu önemli bir yanlıştır. Bazı kaynaklarda buzehirli  etten  sadece  Bişr  adındaki  şahıs  değil;  birkaç  kişiölmüş diye farklı bilgi de var.(4)Bu  olayda  yediği  zehirli  etten  dolayı  Muhammed'inbedeninde  yıpranmalar  oluştuğu  ve  ölene  kadar  da  sıklıkla(hacamat  denilen  yöntemle)  vücudundan  kan  aldırdığı  birgerçek. Mesela Ebu Hind, Ebu Tayyib adlarındaki şahıslarınondan  kan  aldıkları  kaynaklarda  geçiyor.  Hatta  bununkarşılığında  Muhammed'in  Ebu  Tayyib'e  ücret  olarak  ikisandık hurma verdiği bile yazılı. Yine İbni Mace'nin aktardığırivayette,  onun  eşlerinden  Ümmü  Seleme'nin  kendisine,"Bakıyorum  sen  o  zehirli  etten  sonra  gitgide  olumsuzetkileniyorsun." dediğini ve ara sıra onun da Muhammed'denkan aldığını aktarıyor.Buhari ve Müslim'de, "Bazen hac için ihramda iken, bazenoruçlu iken kendisinden kan aldırıyordu." şeklinde hadislervar. Yani kan aldırma, Hayber'de yediği zehirli etin etkisiyleoluşan hastalıktan dolayı oluyordu...Şu  not  da  önemli!  Enes  b.  Malik,  "O  yemekten  sonraMuhammed'in ağız bölgesinde bozukluklar oluşmuştu." diyebilgi veriyor. Bu Enes b. Malik, Muhammed'e on yıl yaverlikyapan  bir  sahabi  ve  onun  bu  hadisi  en  başta  Buhari  veMüslim'de  geçmektedir.  (5)  Bu  açıklamalara  göre  Hz.Muhammed'in  bu  suikastta  darbe  aldığı  kesin;  ancak  bu

olaydan sonra üç yıl daha yaşıyor. Acaba bir zehir bu kadarzamana yayılır mı veya o zaman bu kadar güçlü bir zehir varmıydı? Tabii ki bu ancak uzmanların bileceği bir iş.İnananlar  açısından  Hz.  Muhammed'in  bu  suikasttaöldürülmemesi  bir  mucize  olarak  iddia  edilebilir:  Haniarkadaşları öldü de o ölmedi, diye. Ama yersiz bir savunma.Bir kere Muhammed'in bu olayda kurtulması gayet normal birşeydir: Dünyada her eylem başarıyla sonuçlanır diye bir kuralyoktur. Bu yoruma karşı şu rahatlıkla söylenebilir: Mademkionda bir mucize vardı, neden önceden haber verilmedi? Haberverilseydi,  en  azından  arkadaşları  ölmezdi.  Bir  de  Allahkoruduğu  için  ona  bir  şey  olmadı  diyelim,  peki  sağlamhadislerde anlatılan, yediği zehirli etten dolayı dudaklarında,ağzında  ve  yüzünde  neden  yaralar  oluşmuştu,  bu  zehirliyemekten dolayı zaman zaman vücudundan kan aldırdığı birgerçek.  Hani  en  azından  bu  zehirli  etten  ötürü  kendisinderahatsızlıklar  oluşmuş.  O  halde  ölmedi  diye  bundan  payçıkarmak yanlıştır.Ancak  burada  Hz.  Ayşe'ye  mal  edilen  bir  hadis  var:Muhammed  hasta  iken  bir  ara,  "Ey  Ayşe!  Kaç  yıl  önceHayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artıkdayanamam." şeklinde bir ifade kullandığı söz konusu. Birkere Muhammed'in Hayber'de yediği zehirli et olayını Enes b.Malik,  Ebu  Hureyre  gibi  birçok  sahabe  anlatıyor;  ancak"Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artıkdayanamam." sözünün arkasında yalnız Ayşe var. (6) Tabii kibu  ölüm  konusunda  Ayşe  töhmet  altında;  bunu  zatenanlatacağım. O yüzden Ayşe'ye dayalı benzer hadislerin hiçbirdeğeri yoktur.

Hayber suikastının özeti böyle.BÖLÜM 2 - TEBÜKTE HZ. MUHAMMED'E KARŞISUİKAST GİRİŞİMİa)  Hz.  Muhammed'in  En  Yakın  Çevresi  Onu  ÖldürmekİstiyorHicri 9. yılında Hz. Muhammed Suriye tarafında Bizanslılarakarşı  Tebük  (bir  bölgenin  adıdır)  seferini  düzenler.  Ordusuhem  sayı  olarak  az,  hem  de  araç-gereç  bakımından  zayıfolduğu  için,  pek  çok  Müslüman  savaşa  katılmak  istemez.Burada savaşın seyriyle ilgili bilgi vermiyorum; amacım, busavaşta  meydana  gelen  önemli  bir  konuda  bilgi  vermektir.Tebük  seferine  katılmak  istemeyenler  hakkında  Kur'an'da(özellikle  Tevbe  suresinde)  birçok  ayet  var,  yeri  gelinceonlardan  da  örnek  sunacağım...  Demek  istediğim  şu:  Hz.Muhammed  Tebük'ten  dönüp  Medine  yolunu  tutunca,  enyakın arkadaşlarından süvari bir grup -ki sayıları 12-15 olaraksöyleniyor- gece karanlığından da yararlanarak onu vurmakister.Ancak  Muhammed  bu  planın  duyumlarını  alınca  yolgüzergâhını değiştirir. Yolda Ammar b. Yaser onun devesiniönden çekmekte, Hüzeyfe b. Yeman da arkadan sürmektedir.Muhammed'i  öldürmeye  karar  veren  grup,  onun  bu  yoldeğişikliğini  öğrenir  ve  aynı  istikamette  onları  takibe  alır.Bunlar  yaklaşıp  artık  baskın  yapma  aşamasındayken,Muhammed'in arkadaşları tarafından fark edilirler. Bu aradaMuhammed,  arkadaşlarına,  "Çabuk  sürün,  hızlı  olun."  diyeemir verir. Arkadaşları bağırıp çağırır ve "Haberiniz olsun sizigördük."  deyince,  baskını  düzenlemek  isteyen  Müslüman

grup korkar, kaçmak zorunda kalır ve İslam ordusu arasınadağılıp  kaybolur.  Karanlık  olduğu  için  Muhammed'inetrafındaki insanların çok olduğunu sanmışlardır; yoksa onukolay kolay bırakmazlardı.Bu  arada  Muhammed,  arkadaşlarına,  "Siz  bunları  tanıdınızmı?"  diye  sorar.  "Yüzleri  maskeliydi,  göremedik;  ancakatlarını,  bindikleri  hayvanları  tanıdık  “bugünkü  tabirle,arabaların plakalarını aldık." derler... Muhammed yine sorar:"Sizce  bunların  niyeti  neydi?".  "Bilmiyoruz."  karşılığınıverirler. Muhammed bu kez: "Yemin ederim ki onların planıbeni  vurmak,  ortadan  kaldırmaktı.  Ben  onları  teker  tekerbiliyorum."  der  ve  onların  isimlerini  Ammar-Hüzeyfe'yesöyler;  ancak  "Sakın  ola,  bu  isimler  sizde  gizli  kalsın,  hiçkimseye söylemeyin." talimatını verir.Neden  böyle  bir  talimata  gerek  duymuştur?  Çünkü  bunuyapanlar,  Hz.  Muhammed'in  kendilerine  cennet  müjdesiverdiği  en  yakın  arkadaşlarıydı.  En  başta  halife  Ebubekir,halife Ömer, halife Osman, Talha b. Ubeydullah, Sad b. EbiVakkas, Ebu Musa el-Eş'arî gibi seçme isimler vardı bu onbeş kişilik baskın grubunda. Evet; bunu anlatan, ünlü İslamdüşünürü İbni Hazm (ö. hicri 456). Gerçi kendisi bahanelerbuluyor ama ne olursa olsun bunları o anlatıyor.Bu  baskını  gerçekleştirenler  arasında  Ebubekir,  Ömer  veOsman'ın isimlerini veren başka yazarlar da var. (7) Tabii kiburada savunma amaçlı uyduruk bazı sözler öne sürülmüş;ancak  bunlar  çok  sığ  ve  gülünç  savunmalar,  yeri  gelinceonlardan birkaç çarpıcı örnek vereceğim. Benzer savunmalarıİslami kesim hep yapıyor. Mesela ileride değineceğim gibi,halife  olarak  Ebubekir'in  rakibi  Sad  b.  Ubade,  Ömer'in

korkusundan Şam tarafına göç etmek zorunda kalıyor. Ömeradamlarını gönderip onu orada katlediyor ve "Tuvalete girincecinler  onu  öldürmüş."  diye  çok  saçma  bir  bahaneuyduruyorlar. Yine yeri gelince anlatacağım, Ayşe ile Hafsa,Muhammed'e ilaç içirince, “Biz yapmadık, ey Muhammed;senin amcan Abbas yaptı.” diyorlar. O da diyor ki “Abbasmasumdur,  siz  yalan  söylüyorsunuz,  siz  yaptınız.”.  İşteyapılan savunmalar hep bu tarzda. Dediğim gibi, bağımsız birbaşlık  altında  bu  savunmalardan  ilginç  birkaç  örnekvereceğim...Tabii ki İbni Hazm gibi ünlü bir İslam düşünürü bu olaylailişkileri olan kişileri anlattığı için, İslam âleminde ona kimsebir  şey  de  diyememiştir  ancak  savunma  amaçlı  farklızikzaklara   başvuran   İslam   düşünürleri   çoktur.   Osavunmalardan önemli bir kesit sunacağım.Bu olaya karşı Muhammed'in arkadaşları Hüzeyfe ve Ammarkendisine şu öneriyi getirirler: “Madem ki onları tanıyorsun,biz  Medine'ye  dönünce  onları  öldürelim,  ne  dersin?”.Muhammed,  "Hayır  olmaz.  Çünkü  o  zaman  bana  karşıolanların ellerine bir fırsat geçer, onlar olumsuz propagandayapıp ‘Muhammed  en  yakın  arkadaşlarını  öldürdü.’derler. Onun için biz tedbirimizi alır o şekilde devam ederiz."der. Evet, Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmuşturdedim. Ancak gerçeği saptırmak için, kimi kaynaklarda bazısahte isimler de verilmiş: Şu şu kişilerdi gibi uyduruk bazıisimler ortalıkta dolaşıyor. Aslında onlar günah keçisi kesilenisimlerdir.  Gerçek  failler  ise  hep  gizlenmek  istenmiştir.  Bu konu üzerinde yeterince duracağım.


Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmakla iyi bir taktikuygulamıştır  aslında.  Çünkü  eğer  açıklasaydı,  olumsuzpropagandalar  yapılabilirdi.  Hem  de  deşifre  etmiş  olsaydı,onlarla  kuvvet  yoluyla  bir  kere  baş  etmesi  pahalıya  malolurdu, hatta mümkün bile değildi: Mesela Hz. Ömer'e cezaverebilir  miydi,  onu  karşısına  alabilir  miydi?  Ebubekir'e,Osman'a,  Talha'ya,  Sad  b.  Ebi  Vakkas'a,  Ebu  Musa  el-Eş'ari'ye...  ne  yapabilirdi!  O  zaman  tüm  lider  kadro  onadüşman kesilirdi ve Muhammed'in elinde kimse kalmazdı veyalnız kalırdı.Komplocuları  tespit  ettiğine  göre  bundan  sonra  yapmasıgereken, hem fiziki olarak tedbirini almak, kendini korumak,hem  de  Cebrail-Allah  kanalıyla  Kur'an'a  istediği  ayetlerieklemektir.  Dediğim  gibi  zaten  başka  yöntem  de  mümküngörülmüyordu. Tabii ki bu arada sanki Muhammed'in onlarınkomplosundan haberi olmamış da, inandığı Allah'ı ona vahiyyoluyla  kendileri  hakkında  yeni  bilgi  iletiyormuş  gibimucizesini  de  göstermiş  oluyordu.  Onlar  hakkında  Tevbesuresinin 74. ayetini oluşturup ilan etmiştir.Diyanet'in  Kur'an  tercümesinden  ilgili  ayetin  anlamınıvereyim: "Bir  şey  söylemediklerine  dair  Allah'a  yeminediyorlar.  Hâlbuki  o  küfür  sözünü  söylediler  veMüslüman   olduktan   sonra   kâfir   oldular.   Ayrıcabaşaramadıkları   şeye   (peygamberi   öldürmeye)   deyeltendiler.  Sırf,  Allah  ve  Resulü  kendi  lütfü  ile  onlarızengin  kıldığı  için  intikam  almaya  kalktılar.  Eğer  tövbeederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerseAllah  onları  dünyada  ve  ahirette  elem  dolu  bir  azaba

çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost nede bir yardımcı vardır."Sanki  Muhammed  bu  suikastçılar  hakkında  hiçbir  şeyduymamış  da;  Allah'ından  gelen  bilgiyle  ilk  kez  haberdaroluyormuş gibi yapıyor. Tabii ki bir taşla iki kuş misali, buayetle birkaç yere mesaj gönderiyor. Çünkü Tebük'te bir araonun  devesi  kaybolunca,  Müslümanlardan  biri, "Hanidünyada olup biten her şeyi, geçmişi, geleceği... biliyorumdiyen bir Muhammed, nasıl olur da yanı başında devesikaybolmuş  da  nerde  olduğunu  bilemiyor,  bu  nasılpeygamber?"  şeklinde  alay  ediyor.  Cülas  bin  Süveyd,  (8)"Eğer Muhammed'in anlattıkları doğruysa, eğer peygamberseben eşek olayım." diyerek onunla alay ederken, Muhammedbunlardan haberdar oluyor. İşte Tebük'te hem kendine karşıkomplo kuranlar onu vurmak isteyenler, hem de onunla alayedenler için, mucize niyetiyle yukarıdaki ayeti oluşturuyor.Ayette her şey açık ve nettir: Onlar yemin ediyorlar ki, bizsöylemedik. Peki, neymiş söylemedikleri şey? İşte az önceözetlediğim  gibi,  'Muhammed'de  tanrısal  boyut  varsa  eşekolayım'  diyen  kişi.  Güya  ona  baskı  yapılınca  ben  bunudemedim demiş ve Tanrı için de onun sözü o kadar önemliolmalı ki bu ayeti onun yalanı için göndermiş.Bir de 'Yanı başında devesini bulamayan Muhammed, nasıloluyor da geçmiş ve gelecek her şeyi bilirim.' diyen kişinin bucümlesi Tanrı’nın hoşuna gitmemiş olmalı ki, gerek görüp azönceki ayeti yanıt olarak göndermiş. Tabii ki Muhammed'inbunların  söyledikleri  hakkında  istihbaratı  vardı.  O  yüzdenhepsine  topluca  yanıt  olabilecek  böyle  ayetler  oluşturupanlatıyordu. Ayetin bir yerinde şu cümlecik de var: "Allah ve

Resulü  kendi  lütfü  ile  onları  (Müslümanları)  zenginkıldığı  için,  inkârcılar  intikam  almaya  kalktılar."  diyor.Peki, bu parçanın olayla ne alâkası var? Bunu da müfessirlerşöyle açıklamışlar ve zaten başka türlü de yorumu mümkündeğil: Efendim, Hz. Muhammed Medine'ye gelip savaşlardaelde ettiği ganimetleri yandaşlarına dağıtınca bunlar zenginolur.  Bu  arada  başta  Abdullah  b.  Selul  olmak  üzeremuhalefettekiler onların bu durumunu kıskanırlar. İşte ayettesözü edilen zenginliğin kaynağı budur. Yani Allah'ın minnetettiği  zenginlik  kaynağı,  ganimetler,  talan  ve  çapulculuk.Yoksa başka ne gibi yollarla onları zengin etmiş ki!Aynı  ayetin  bir  yerinde  de,  başarılmayan  bir  plandan  sözediliyor. İşte o plan Tebük'teki suikasttir. Zaten Diyanet de,"Muhammed'i  öldürmek  demek" şeklinde almıştır. Birazönce  vurgu  yaptığım  gibi,  Muhammed  onlarla  savaşmakyerine, ayet taktiğiyle kendilerini korkutmaya, bu yöntemleişi ayarlamaya çalışıyordu ve tabii ki artık fiziki olarak datedbirini almaya devam ediyordu.Bu Tevbe suresinde konuya ilişkin oluşturulan başka ayetlerde var. Bu ayetlerde söylenen bazı mesajlar şöyle:"Ey  Muhammed;  bu  münafıklardan  ölen  olursa  cenazenamazını  bile  kılma,  kabirleri  başında  da  durma.  Ayrıcaonlara 70 sefer dua etsen de ben (Allah olarak) kabul etmem."Yani  ey  Muhammed,  onların  bağışlanması  için  sen  biledevreye girsen ben onları affetmem şeklinde ayetler var. (9)Hz. Muhammed, hadislerinde, arkadaşlarım arasında 12 kişivar ki (aslında Tebük olayına adı karışanların sayısı 15'tir;ancak bunlardan 12'si Muhammed'e çok yakın isimler olduğu

için  burada  bu  rakamı  kullanmıştır!),  deve  iğne  deliğindengeçmediği  sürece  bunlar  da  cennete  girmeyecekler  diyor,ayrıca onlar için bedduada bulunuyor.Bu  kişilerin  sayıları  hakkında  ünlü  Kur'an  yorumcusu-müfessir Kadı Beydavi kesin rakam belirtiyor: Diğer Kur'anyorumcuları  gibi  o  da  olayın  detayları  hakkında  bilgiverdikten sonra Tebük seferi dönüşü Hz. Muhammed'e karşısuikast girişiminde bulunanların sayısı 15'ti diyor. Bu suikastile ilgili bilgileri içeren epeyce İslami kaynak var. Bazılarındabunların  sayısı,  parça  parça  da  olsa  isimleri  de  verilmiş;bazılarında ise yalnız olay anlatılmıştır. (10) Zaten olay netolarak  Tevbe  suresinde  anlatılıyor;  ayette  sadece  kişilerinisimleri  yok.  Tabii  ki  Muhammed  onların  isimlerini  ayettebelirtemezdi. Çünkü o zaman açıkça onları hedef gösterirdi vearalarında savaş başlardı.Kaldı  ki  İbni  Hazm'ın  Muhalla’sı  dışında,  başta  Müslimolmak üzere birçok İslami kaynakta bu konuda kanıtlar var;hepsini anlatacağım.İbni  Hazm  her  ne  kadar  katılmıyorsa  da  şunu  da  yazıyorkitabında:  “Ömer,  Hz.  Muhammed'in  yanında  bulunanHüzeyfe'den soruyor: ‘Madem sen o münafıkları tanıyorumdiyorsun, peki ben de onların içinde var mıydım?’ diyor.”İslam tarihi aşırı derecede sansürlüdür; buna rağmen yine dedeğişik kaynaklara ve hatta değişik sayfalara dağıtılan bilgilerbir  araya  getirildiğinde  bu  konuda  önemli  bilgiler  ortayaçıkıyor. (11)b) İbni Hazm'ın Suikastla İlgili İlginç Açıklaması.

Şimdi çok önemli, ses getirecek bir hadisi sunuyorum. Öylebir  hadis  ki,  İbni  Hazm  kendi  meşhur  kitabı  Muhalla'sınaalmış. Her ne kadar eften püften savunmalar yapmışsa da (osavunmalarını da yazacağım) benim için önemli olan, onunböyle bir hadisi kaleme almasıdır.Hemen  hadisi  vereyim.  Velit  bin  Cümey'den, "HalifeEbubekir,  halife  Ömer,  halife  Osman,  Talha  binUbeydullah  ve  Sad  bin  Ebi  Vakkas  gibi  ünlü  sahabeler,Tabük'te   Hz.   Muhammed'i   katletme   girişimindebulunanlardandır."  açıklamasını  yapıyor  ve  devamla,"Aslında  bu  Velit  denen  kişi  helak  olanlardandır,  İslamcamiasında hiç kimse ondan hadis almamıştır, yalancı birinsandır. Dolayısıyla onun aktardığı bu hadis asılsızdır."diyor.Bunun  değerlendirmesine  geçmeden,  farklı  bir  noktayadeğinmek istiyorum.Müslümanlardan  bir  grup,  Suriye'den  ticaretten  dönünceyalan bir haber yayıyorlar: Biz gelirken yolda aşırı derecedebir   hareketlilik   gördük.   Kesin   olarak   BizanslılarMüslümanlara karşı savaş hazırlığı yapıyorlardı, şeklinde birhaber. Muhammed de buna dayanarak seferberlik ilan ediyor.Hâlbuki böyle bir şey yok, kökten yalan.İşte bu yalana dayanarak milleti savaşa sürüklediği için, Celasb. Süveyd gibi bazı Müslümanlar, 'Eğer Muhammed hak iseben  eşek  olayım'  diyorlar.  (12)  Muhammed  bu  gibilerindedikodusunu duyunca, onların aleyhine ayetler oluşturuyor.Bunu,  az  önce  de  anlattım.  Aslında  bir  bakıma  bunusöyleyenler  haklı.  Çünkü  bir  ticaret  kafilesinin  yalanını

bilmeyen  bir  Muhammed,  nasıl  diyebilir  ki  ben  gelmiş,geçmiş  herşeyi  bilirim.  Boşuna  o  insanları  Bizans'a  karşısavaşa sürüklemenin ne anlamı var, neden mucize yoluyla buhaberin  yalan  olduğunu  söylemedi!  Üstelik  bu  Tebükseferinde kendisine karşı tertiplenen suikastta öldürülebilirdide.Peki, olay nerden kaynaklanıyor; İbni Hazm neden “Velit b.Cümey'  yalancıdır,  kimse  ondan  hadis  almamıştır.”  diyor?Hadise şu: En başta Müslim'de birkaç versiyonla ve ayrıcabaşka İslami kaynaklarda da şöyle bir olay anlatılıyor: Hz.Muhammed'in  vahiy  kâtibi  ve  aynı  zamanda  Hz.Muhammed'in  sırlarını  gizlemekle  meşhur  ve  Tebük'tekisuikastta Hz. Muhammed'in yanında olan ve bu isimleri tekerteker Hz. Muhammed'den öğrenen Hüzeyfe bin Yeman'a bazıhadisler atfedilir. Onlardan bir tanesini az sonra sunacağım.İşte İbni Hazm, Hüzeyfe'ye dayanan bu hadisleri çürütmek, omünafıkları  temize  çıkarmak,  böyle  bir  şeyin  olmadığını,yalan olduğunu kanıtlamak için az önceki açıklamayı yapıyor.Yani, bu hadisleri aktaran kişiler arasında Velit bin Cümey’ devar.  Dolayısıyla  “O,  güvensiz  biridir.”  diyor.  Öyle  ki,  osuikastta Ömer, Osman gibileri de varmış diyor ve bu şekildegüya  kendince  az  sonra  sunacağım  o  münafıklarla  ilgilihadislere gölge düşürmek istiyor.İşte az önce Velit'e dayanan o çok ses getirecek hadisi bubağlamda ele alıyor. Aslında İbni Hazm burada kaş yapayımderken göz çıkarıyor. İbret olsun diye İbni Hazm'ın komiksavunması hakkında az sonra geniş bir bilgi sunacağım.Gelelim Hüzeyfe'nin hadisine. Bir gün Hüzeyfe ile Tebük'teMuhammed'i  katletme  girişiminde  adı  geçenlerden  biri

arasında  şu  konuşma  geçiyor:  Adam,  Hüzeyfe'den,  "PekiMuhammed'i  öldürme  girişiminde  bulunan  bu  insanlarınsayısı  kaçtı?"  diye  soruyor  (Çünkü  insanlar  biliyordu  ki,Hüzeyfe o olay esnasında Muhammed'le beraberdi ve üstelikMuhammed  o  kişilerin  isim  listesini  ona  teker  tekersöylemişti.  O  yüzden  bu  işe  bulaşanlar  zaman  zaman  onuyoklamak  isterdi.).  Hüzeyfe  buna  yanıt  vermek  istemiyor;ancak  orada  bulunanlar  kendisine,  "Madem  ki  bu  konudasenden bilgi istiyor, ne olacak sen de cevap ver." deyince,Hüzeyfe şunu söylüyor: "Seni de sayarsak onların toplamıon beş olur. Allah şahittir, bu on beş kişiden on ikisi Hz.Muhammed'le birlikte Allah rızası için düşmanla çarpışanseçme sahabilerdi." diyor.Evet; bu metin en başta Sahih-i Müslim'de (Sıfat-i Münafıkinkısmında)  ve  diğer  birçok  İslami  kaynakta  geçiyor.  YaniHüzeyfe  ile  biri  arasında  konuşmalar  kayıtlarda  var;  ancakisim  belli  değil/geçmiyor:  Sadece  o  münafıklardan  biriHüzeyfe ile tartıştı şeklinde isimsiz bir hadis.Peki, tartışma biliniyor ve bu tartışmanın şahitleri de var; amaneden o kişinin ismi kayıtlarda yok diye sorulmaz mı? Buradaaçık olarak belli oluyor ki, o kişi çok önemli, otoriter biriymişki, ismi kayıtlara geçmemiş. Zaten hadisler zaman içinde çoksonra tedvin edilmiş (yazı haline getirilmiş), o yüzden bu işhep sansürlü olmuştur. Sansür diyorum, çünkü bundan asırlarönce  o  ganimetçi,  talancı,  gaddar  sisteme  karşı  bir  şeyleryazmak  kolay  değildi!  Kim  bilebilir  az  önceki  olaydaHüzeyfe  ile  tartışan  kişinin  halife  Ömer  olmadığını!  ZatenÖmer'in birkaç kez Hüzeyfe'yi yoklayıp bu konuda ağzından

bir şeyler almak istediğine dair bilgiler var, bu bölümde ohadisleri de sunacağım.Bir de eğer Hüzeyfe ile tartışan şahıs otoriter biri olmasaydı,en  azından  bu  tartışmayı  izleyenler  ona  kızardı:  NasılMuhammed'e   karşı   suikast   girişiminde   bulunursun,münafıklık yaparsın gibi hem sözlü sataşmalar olurdu, hem dekavga ederlerdi. Çünkü Hüzeyfe ile o adamın yanında olanlarherhalde ne kördü, ne de sağır. Şayet kör-sağır olsalardı, ozaman bu hadisi aktaramazlardı. İşte bu suskunluk da haklıolarak insanın aklına kuşku düşürüyor.İbni Hazm her ne kadar Velit ismi üzerinden hareketle bu gibihadislerin  sıhhatine  gölge  düşürmek  istemişse  de,  yinekonuya ilişkin bazı hadisleri vermeye devam etmiştir. Kaldı kio hadisleri sadece İbni Hazm vermiyor; bunları aktaran birçokünlü  İslam  düşünürü  var,  onları  da  ayrıca  sunacağım.  İbniHazm şunu aktarıyor: Hüzeyfe münafıkları bildiği için, halifeÖmer  ona  sormuş: "Acaba  ben  de  o  münafıklardanmıyım?"  diye.  Hüzeyfe  hayır  yanıtını  vermiş  ve  "Artıkbundan  sonra  kimseye  bu  konuda  bilgi  vermek  istemem."diye de eklemiş.Peki, İbni Hazm'ın hiçbir gerekçe göstermeden, sadece Ömerve  diğer  arkadaşlarına  toz  kondurmamak  için,  'Bu  hadisyalandır, bunu aktaran kişi de güvensizdir, kimse ondan alıntıyapmamıştır.' açıklamasının gerçekten doğruluk payı var mı?(13) 

Fazla ara vermeden hemen sıcağı sıcağına İbni Hazm'ınbu iddiasına bir bakalım... Tabii ki sunacağım kanıtlar yineİslami  kaynaklardan.  Acaba  iddia  edildiği  gibi,  Velit  binCümey'den  gerçekten  kimse  hadis  almamış  mı,  İslamiliteratürde güvensiz mi sayılmış; yoksa İbni Hazm gibi bir



İslam’da Kur'an'dan sonra en güvenilir hadis âlimleri Buharive  Müslim  başta  olmak  üzere  birçoğu  Velit  b.  Cümey'adındaki  kişiden  alıntılar  yapmıştır.  Zaten  az  sonra  bunuörneklerle  anlatacağım.  Ben  yukarıda  hadis  uzmanlarınındoğum tarihlerini bilerek verdim. Hepsi İbni Hazm'dan en aziki asır önce yaşamış ve sorun da çıkarmamışlardır; ama İbniHazm'ın  hesabına  gelmediği  için  öyle  kuyruklu  bir  yalanatmıştır ki, meslektaşları bile onu utandırmışlardır.İlk pratik örneğimiz Buhari'den olsun. Ebu Naim'den, o daVelit  b.  Cümey'den,  ninesinden,  o  da  Ümmü  Varaka  bintiAbdillah b. Haris Ensari'den şöyle bir hadis aktarıyor: Hz.Muhammed'in önem verdiği Ümmü Varaka'nın bir kölesi, birde  cariyesi  varmış.  Kadın  vasiyet  ediyor;  ölürsem  siz  deözgürsünüz,  diye.  Tabii  ki  bu  iki  kişinin  özgürlüğü  birininölümüne  bağlı  olunca  erkenden  onun  ölmesini  ister.  Bunedenle  o  iki  kişi  kadını  katlediyor.  Olay,  halife  Ömerzamanında  oluyor.  Kendisi  de  her  ikisini  çarmıha  germeksuretiyle  öldürüyor.  Burada  güya  şu  deniliyor:  Kadın,  Hz.Muhammed'e  demiş  ki,  izin  ver  ben  de  Bedir  savaşınakatılayım, bari hastalara bakayım. Muhammed de "Hayır sengelme."  demiş  ve  burada  ona  "şehit"  sıfatını  takmış.  Yanimadem o kadar istiyorsun, sen de bir şehit kadar sevap aldınanlamında.  Ama  tabii  ki  İslami  kesim  burada  Habbedenkubbe  çıkarır.  Her  ne  ise;  İbni  Hazm'ın,  "Kimse  Velit'tenhadis  almamıştır."  sözüne  karşı  Buhari  gibi  bir  hadisâliminden somut bir örnek vermek isterim. Kaldı ki, Buharihem Tarih-i Kebir, hem de Tarih-i Evsat adlı her iki kitabındada Velit'ten söz ediyor, ondan hadis aktarıyor ve olumsuz birşey de söylemiyor. (21)

Velit hakkında Müslim'den somut bir örnek. Hadisi aktarankişilerin  sıralaması  şöyle:  Zübeyir  b.  Harb,  Ebu  AhmetKüfi'den,  o  da  Velit  b.  Cümey'den,  o  da  Ebu  Tufeyl'denaktararak  Hz.  Muhammed'e  karşı  Tebük'te  suikastdüzenleyenlerden  biriyle,  bunları  bilen  Hüzeyfe  arasındaşöyle  bir  konuşma  geçiyor:  Şüpheli  kişi  soruyor,  “Allahaşkına  bunların  sayısı  ne  kadardı?”  diye.  Hüzeyfe  yanıtvermek istemiyor. Orada bulunan kişilerden biri Hüzeyfe'ye,"Madem adam senden bir şey soruyor sen de yanıt versen neolur?"  deyince,  Hüzeyfe  o  kişiye  (ismi  gizli!),  "Seninlebirlikte onların sayıları on beşti ve hele bunlardan 12'si de Hz.Muhammed'in en yakın arkadaşlarıydı." diyor. İşte bu kritikhadisleri aktardığı için İbni Hazm bahane bulmaya çalışıyor,kimse bundan hadis almamış diyor; ancak ne yazık ki İbniHazm tutturamamış. Çünkü somut örnekler ortada. (22)Ebu Davud'dan somut bir örnek: Osman b. Ebi Şeybe, o daVeki' b. Cerrah'tan, o da Velit b. Abdillah b. Cümey'den, o daninesi  ve  Abdurrahman  b.  Hallad  Ensari'den,  bu  ikisi  deÜmmü  Varaka'dan  yukarıda  geçen  hadisi  aktarıyor.  Hanikadın,  ben  de  Bedir  harbine  katılayım  demişti  ya.  KadınKur'an  bildiği  için  Muhammed  ona  izin  veriyor  ki,  kendiailesine namaz kıldırsın, imam olsun ve aynı zamanda onunailesinden bir de kadına erkek bir müezzin veriyor. Kısacasıkadın, aile içi erkekli-kadınlı bir cemaate imam oluyor. Buhadiste  şu  da  anlatılıyor:  Kadın,  ben  ölürsem  kölem  vecariyem özgür olsunlar diye vasiyet ediyor. Bunlar da, mademözgürlüğümüz kadının ölümüne bağlıdır, biz de onu öldürüpbir  an  önce  hürriyetimize  kavuşalım  düşüncesiyle  kadınıkatlediyorlar  ve  halife  Ömer  de  onları  çarmıha  gerdiripöldürüyor.

İslam’da köle azat etmenin bir yöntemi de, az önceki kadınınyaptığı  gibi,  vasiyetle  olur.  Yani  patron,  'hayatta  olduğumsürece  benim  kölem  ve  cariyemsiniz,  ben  gittikten  sonraözgürsünüz' diyor ve onun ölümüyle köle özgürleşiyor. Tabiiki  bu  yöntem  iki  açıdan  sakıncalı.  Bir  insanı  insana  kölekılmak, bunu onaylamak. Bu insanlık dışı bir olay. Diğeri degörüldüğü gibi iki kişinin, 'madem özgürlüğümüz efendimizinölümüne  bağlıdır,  biz  de  bir  an  önce  onun  işini  bitirelim'demeleri  ve  gereğini  yapmaları.  Şu  da  var  ki,  Ebu  Davudburada Velit'ten iki hadis aktarıyor. Şunu da ekleyeyim, aynıhadisi,  mezhep  lideri  Ahmet  b.  Hanbel  kendi  Müsned'inde-üstelik  kaç  yerde-  aktarmış  ve  İbni  Hazm  gibi  Velit'eherhangi bir sorun da çıkarmamıştır. (23)Burada  daha  fazla  örnek  sunmama  gerek  yok.  Az  öncekendilerinden  örnek  verdiğim  hadis  âlimleri  dışında  dahabirçok  İslam  düşünürü  de  Velit  adındaki  kişiden  hadisleraktarmıştır.  İşte  ibret  olsun,  İslami  kaynaklardaki  eksiklerikapatmak isteyen İslam âlimlerinin ne gibi sahte yöntemlerebaşvurduklarını  okur  kitlesi  bilsin.  İşin  ilginç  yanı,  HakimNisaburi Velit hakkında, "Keşke Müslim gibi o büyük alimVelit'ten  hadis  almasaydı."  dediği  halde,  farkında  olmadankendisi de kaynağında yine Velit'ten alıntılar yapmıştır.Daha  bitmedi!  Az  önce  İbni  Hacer  Askalani'den  Velithakkında  alıntı  yaptım:  Velit'in  sicili  sağlam  diyor;  ancakVelit'in  de  içinde  bulunduğu  kritik  bir  hadis  var:  Hz.Muhammed kendi döneminde bir kadına izin vermiş ki, senkendi  aile  efradına  (içinde  erkekler  olmak  üzere)  imamlıkyapabilirsin  ve  üstelik  de  aynı  aileden  ona  bir  de  erkekmüezzin veriyor. Bunu zaten daha önce aktardım.

Evet, ilginç bir olay. Tabii ki İbni Hacer gibi bir İslam âlimikadının imam olmasını kolay kolay kabul etmez; etmeyincene yapar? Ancak İbni Hazm gibi o da uyduruk bir bahanebulmak zorunda kalır, ibni Hacer bir kere Velit için sağlamrapor vermiş; onunla ilgili artık bir şey diyemez. Bir kadınınimam olması konusunda var olan hadis hakkında bu kez farklıbir bahane bulmak zorunda. Onun bahanesi de şu: Aslında buhadisi aktaran ravi listesindeki Abdurrahman b. Hallad Ensaripek tanınmış biri değildir diyor. Yani tam da kötüleyemiyor;ancak bir şüphe ortaya atıyor. (24)Doğrusu, bu kadar açık çelişki, dengesizlik, tiyatro örneği çokender bulunur.İbni Hazm gibi tam açık değilse de, İsferaini (ö.429) de kendikaynağında bu suikastla ilgili bazı işaretler veri yor. Oradadeğişik kelam akımlarını anlatırken, sıra Nazzâmiye ekolünegelince,  bu  düşünce  akımının  lideri  Ebu  İshak  b.  Seyyar(Nazzam) bölümünde bazı işaretlerde bulunuyor. Nazzam çokzeki,  filozof  görüşlü  olduğu  için  Müslüman  yazarlar  hepondan  uzak  durmuşlar,  dine  sıcak  bakmıyor,  hatta  deist(yalnız yaratıcıya inanan) biri olduğunu söyleyenler de var. Obakımdan  İsferaini  onun  hakkında  şunu  diyor:  Bu  adamsahabeyi  eleştiriyor,  özellikle  Ebu  Hüreyre'ye  "En  yalancıinsan"  diyor  diye  ekliyor.  Nazzam  Halife  Ömer'i  deeleştiriyor. Çünkü birkaç yerde Ömer'in Muhammed'e karşıgeldiğini,  Akabe  gecesi  Muhammed'e  suikast  girişimindebulunduğunu ve yine Ömer'in Hz. Fatma'yı dövdüğünü iddiaediyor.  İşte  Nazzam  bunları  söylediği  için  İsferaini  onueleştiriyor. (25)

Yine bu konuda Şehristani (h.548.ö) bazı ipuçları veri yor;ancak  net  açıklama  yok.  Kendisi  kitabında  Nazzam'ıngörüşlerini anlatırken, bir yerde şunu ekliyor: Nazzam, büyüksahabeyi  eleştiren  bir  insan.  Halifeliğin  Muhammedtarafından Hz. Ali'ye verildiğini, Ömer'in bilgisi olduğu haldebunu inkâr ettiğini iddia ediyor diye açıklama yapıyor. YineÖmer'in Hz. Fatma'yı dövdüğünü ve bunun sonucu olarak Hz.Fatma'nın çocuk düşürdüğünü öne sürüyor, tabii ki Şehristanibunları  anlatmakla  aslında  Nazzam'ı  kötülemek  istiyor.Şehristani  burada  adamın  Ömer  hakkında  olumsuz  şeylerkonuştuğunu anlatırken, İbni Hazm gibi isimleri net olarakaçıklamıyor;  üstü  kapalı  olarak  geçiyor.  Bunları  Nazzamanlattığı için de bir değerinin olmadığını ifade ediyor. (26)Dine  dogmatik  veya  çıkar  karşılığı  inanan  kesim  illakiNazzam gibi düşünenler hakkında bir kılıf uyduruyor; amakanıtlar  güçlü.  Ne  yaparlarsa  yapsınlar  gerçeklerin  üstünükapatamazlar. Aslında iftiracı olan Nazzam gibileri değil, bugibi cılız savunma yapanların ta kendileridir.c)Halife Ömer Neden Hüzeyfe b. Yeman'ı Yokluyordu?Bu bölümün bir yerinde değindiğim gibi, Hz. Muhammed busuikastçıları durdurmak, onları korkutmak için Tanrı-Cebrailyöntemini sıkça kullanıyordu. Oluşturduğu ayetlerden biri de,“Bu münafıklardan ölen olursa cenaze namazını bile kılma,kabirleri başında durma ve onlara 70 sefer dua etsen de benAllah olarak bu duanı kabul etmem." şeklindeydi.Durum  böyle  olunca,  bunların  listesini  bilen,  Hz.Muhammed'in sırlarını saklamakla görevli ve aynı zamanda

onun vahiy kâtiplerinden olan (27) Hüzeyfe bin Yeman, bumünafıklardan  biri  öldüğünde  onun  cenaze  merasiminekatılmıyordu.İşte halife Ömer, bu adamın o münafıkları sır gibi sakladığınıbiliyordu,  aynı  zamanda  kendisinin  de  bu  planın  içindeolduğu için her fırsatta Hüzeyfe'nin ağzını yokluyordu, acabaMuhammed  ve  Hüzeyfe  ile  Ammar'ın  bildikleri  kişilerlistesinde  ben  Ömer  de  keşfedilmiş  miyim  endişesini  heptaşıdığı  için,  fırsat  buldukça  Hüzeyfe'den  soruyordu.  Yanisormasının  nedeni,  kendisinin  deşifre  olup  olmadığınıanlamaktır.d)Halife Ömer Ümmü Seleme'yi de Rahat BırakmıyorduÜmmü Seleme Muhammed'in hanımlarından ve de çok akıllıbiri.  Ömer'in  bilinmeyen  yönleri  adlı  başlığı  altındaHudeybiye kısmında, ondan kısa bazı bilgiler vereceğim. İştezeki ve güvenilir olduğu için Muhammed bazı sırlarını onunlamuhakkak paylaşmıştır. Hatta bu suikastı planlayanlardan dahaberi olabilir; öyle anlaşılıyor.Öyle ki, zaman zaman bu münafıklarla ilgili bazı ipuçları daveriyordu. Mesela bir ara Muhammed'in, "Arkadaşlarımdanöyleleri var ki, ben öldükten sonra artık bir daha beni aslagörmeyecekler  (ahiretteki  hayatı  kastediyor),  yollarımızayrılır"  dediğini  söylüyor.  Bunu  duyan  Ebu  Musa  el-Eş'ariveya Abdurrahman b. Avf (ki ikisi de zaten komplo kuranlar,suikast  girişiminde  bulunanlar  arasında  isimleri  geçiyor)hemen  Ömer'e  gidip  Ümmü  Seleme'nin  az  önceki  sözünükendisine aktarıyorlar.

Ravi  burada  şunu  anlatıyor:  Ömer  bunu  duyunca  sür'atleÜmmü Seleme'nin yanına gidiyor ve "Allah aşkına ben deonlar  içinde  var  mıyım?"  diye  soruyor...  Kadın  da  aynenHüzeyfe'nin taktiğini uyguluyor (zaten uygulamak zorunda;yoksa Ömer onu sağ bırakmazdı), "Hayır; sen onlar içindeyoksun;  ancak  senden  sonra  kimseyi  bu  konuda  temyizeçıkarmam/  bilgilendirmem"  diyor.  Kadının  bu  ifadesi  veÖmer'in kendisinden, "Ben de onlar içinde var mıyım?" diyesormasıyla ilgili hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir.Hele  İmam  Ahmet  bin  Hanbel,  kendi  Müsned'inde  ÜmmüSeleme hadisleri kısmında bu konuda eş anlamlı beş hadisaktarmıştır. (28)e) Bazı İslam Otoriterlerin Önemli AktarımlarıBurada  birkaç  İslam  düşünürün  işlediği  bir  hadisi  sunmakistiyorum.Okuyucu olup biteni doğrudan anlamak ister; tabii ki bu onunhakkı. Ancak benim için daha önemlisi, bilgileri temin ettiğimkaynaklardır.  Bir  de  mademki  İbni  Hazm  gibi  bir  İslamdüşünürü  "Hüzeyfe'nin  bu  konuyla  ilgili  hadisleri  zayıftır.Çünkü  işin  içinde  Velit  vardır  ve  kendisi  güvensiz  biridir,kimse ondan alıntı yapmamıştır" deme cür'etinde bulunup bukadar açık bir şekilde hakikat dışı konuşuyor, ben de kabarıkbir listeyi ayrı ayrı sunmakta yarar görüyorum. Çünkü konuçok  hassas.  Gerçi  hemen  hemen  tümünün  içerikleri  aynı.Dolayısıyla  bu  metni  toplu  halde  verip  kaynakları  dipnotolarak ekleyebilirdim; ancak belirttiğim gibi, konunun önemiiçin ayrı ayrı sunmak bence daha uygun.

Burada İslam düşünürlerin yazdıklarını aktarırken, ilk baştahem Kur'an'la ilgili tefsir yazan, hem de siyer, tabakat, tarihve müsnedler olmak üzere birçok alanda ciltlerce eser bırakanünlü  İslam  düşünürü  İbni  Kesir'le  başlamak  istiyorum.Bakalım halife Ömer'le Hüzeyfe arasında bu konuda nasıl birdiyalog gerçekleşmiş veya Ömer'in sorduğu soru neymiş.İbni  Kesir  (h.774.ö):  Hz.  Muhammed'i  öldürmeye  gelenMüslümanların   sayılarının   12-15   olduğunu,   Hz.Muhammed'in,  onların  isimlerini  hem  Hüzeyfe,  hem  deAmmar'a  söylediğini  ve  sır  gibi  saklamalarını  istediğinibelirtiyor; İbni İshak'a göre Hz. Muhammed bu isim listesiniyalnız Hüzeyfe'ye söylemiş diye de ekliyor. İbni Kesir buradaİmam  Beyhaki,  Müslim  ve  İmam  Ahmed'den  de  alıntılaryapıyor.  Bu  komploculardan  12'sinin  Muhammed'in  çokyakın  arkadaşı  olduğunu,  birkaç  kaynak  ve  sağlam  hadisgöstererek belirtiyor. (Zaten bunların sayısıyla ilgili Buhari,Müslim ve diğer İslam'ı kaynaklarda hadisler var, yeri gelinceonları da aktaracağım)...İbni Kesir devamla kendi tefsirinde Tevbe suresi 74. ayetindeve yazdığı siyer kitabıyla Bidaye-Nihaye kitabında bu olayıdetaylıca ele alırken, o suikastı düzenleyenlerden biri, bir araMuhammed'in arkadaşından soruyor, onların sayısı 14 kişiydideğil mi diye. Adam da, "Seni de sayarsak sayılan 15 oluryanıtını veriyor" diye bilgi veriyor. İbni Kesir burada, soruyusoran  kişinin  ismini  vermiyor.  Ancak  konuya  hem  Tevbesuresinin  101.  ayetinde  değinirken,  hem  de  kendi  siyerkitabında  yer  verirken,  Ömer'in  ismini  açık  olarak  veriyor.Hadis şu:


Ömer, Hüzeyfe'den, "Acaba ben de o münafıkların listesindevar mıyım?" diye soruyor.Hüzeyfe,  "Hayır,  sen  yoksun;  ancak  bu  konuda  bir  dahaaçıklama  yapmak  istemiyorum."  diyor.  Dediğim  gibi,  İbniKesir, Ömer'le Hüzeyfe arasında geçen bu diyalog için birçokkaynağında  yer  ayırmış  ve  üstelik  de  İbni  Hazm  gibi  hiçkimseye de çatmamıştır. (29)Ahmet  bin  Hanbel  (164-241):  Tebük  suikastı  olayınıanlatırken  uzunca  bir  hadisin  ortasında  Ammar'la  birininarasında  şöyle  bir  diyalog  geçtiğini  aktarıyor:  Yine  diğerkaynaklardaki gibi bunların sayısı soruluyor ve Ammar, "Eğerseni  de  eklersek  bunların  sayısı  15  olur."  şeklinde  karşılıkveriyor. Yani burada yine kişinin ismi meçhul. (30) Üstelikİmam  Ahmet  bin  Hanbel  bu  hadisi,  Velit  bin  Cümey'denaktarıyor  ve  sıralamayı  şöyle  yapıyor:  Bu  hadisi  Yezitadındaki  kişi  Velit  bin  Cümey'den,  o  da  Ebu  Tufeyl'danaktarmış  diye  devam  ediyor.  Hani  konunun  başında  İbniHazm,  "Bu  Velit  b.  Cümey'den  kimse  hadis  almamış,yalancının biridir" diye rastgele onun hakkında olumsuz kararvermişti! İşte böyle: Almış mı almamış mı, durum ortada. İmam  Taberi  (Ö.310)  :  Kendi  tefsirinde  şunları  aktarıyor:Hz.  Ömer  Hüzeyfe'den,  "Ben  de  o  münafıklar  içinde  varmıyım?" diye sormuş. O, "Hayır sen yoksun; ancak bir dahada bu konuda açıklama yapmayacağım." demiş. Taberi, kendimeşhur tarihinde de değişik konularda buna değiniyor. AyrıcaTehzib-i Asar' adlı yapıtında çok farklı bir bilgi de veriyor.Burada  Nezal  adındaki  kişiden  şunu  aktarıyor:  Biz  birtoplantıda  Hüzeyfe  ile  birlikte  Hz.  Osman'ın  yanındaydık.Osman, Hüzeyfe'yi tehdit etti, senden bazı şeyler duyuyorum,

senden başka doğru insan yok mu diye... Hüzeyfe yemin içtiki ben bir şey demedim. Hâlbuki Hüzeyfe daha önce bize birşeyler demişti; ancak Osman'ın tehditlerine karşı inkâr etti.Osman gidince biz ondan sorduk, bu da ne? Hüzeyfe şu yanıtıverdi: Ne yapayım; bu şekilde ayarlamak zorundayım; yoksadaha kötü olur. Evet; bunu anlatan tarihçi ve aynı zamandameşhur  müfessir/Kur'an  yorumcusu  İmam  Taberi.  (31)Burada  Hüzeyfe'nin  niçin  Ömer'e  "Sen  o  listede  yoksun."demesinin asıl nedeni belli oluyor: Korku. Yoksa Ömer onusağ bırakmazdı!İbni  Ebl  Şeybe  (159-235):  Münafıklardan  biri  ölüyor.Tebük'te Hz. Muhammed'in devesini çeken Hüzeyfe adındakikişi, o adamın cenaze namazına katılmıyor. Bu Hz. Ömer'indikkatini çekiyor ve Hüzeyfe'den soruyor: Acaba bu da sözüedilen o münafıklardan mı diye? Hüzeyfe "Evet" diyor. Ömeryine  soruyor:  Peki  benim  de  onların  içinde  ismim  geçiyormu? Hüzeyfe, "Hayır" diyor ve "Artık bu konuda kimseyeaçıklama yapmak istemiyorum" diye ekliyor. (32)Ebubekir Ahmet b. Bezsır (h.292.ö), bu konuda A'meş EbuVâil'den o da Hüzeyfe'den alıntı yaparak, münafıkları bilenHüzeyfe'den şöyle bir olay aktarıyor: Hz. Ömer bir cenazeyeçağırılıyor.  Hüzeyfe  ona  dur  diyor/gitme,  bu  da  omünafıklardandır eliyor. Bunun üzerine Ömer, "Allah aşkınaben  de  onlardan  mıyım?"  diye  soruyor.  Hüzeyfe,  "Hayır;ancak  bu  konuda  bir  daha  kimseye  açıklama  yapmakistemiyorum" diye ekliyor. Ayrıca burada hadisin dipnotundabaşka birkaç kaynağın da isimleri veriliyor. (33)Ebu  Yusuf  Yakub  b.  Süfyan  Besevi  (h.277.ö):  Bumünafıklardan biri ölünce Hüzeyfe onun cenaze merasimine

katılmıyor. Ömer, "Bu da o bilinenlerden mi?" diye soruyor.Hüzeyfe "Evet" yanıtını veriyor. Ömer yine soruyor: Allahaşkına  ben  de  onlardan  mıyım?  Hüzeyfe,  "Hayır,  ancakbundan  sonra  bu  konuda  kimseye  açıklama  yapmakistemem." diyor. (34)Ebubekir  el-Helal  (234-311):  Hanbelî  Mezhebi'nin  önemliisimlerinden olan bu kişi, münafıklardan biri ölüyor, bu aradaHüzeyfe b. Yeman onun cenaze merasimine katılmıyor. HalifeÖmer  soruyor:  “Acaba  bu  ölen  kişi  münafıklardan  mı?”  .Hüzeyfe, "Evet.” diyor. Ömer yine soru yor: Allah aşkına bende onlar içinde var mıyım? Hüzeyfe, "Hayır" diyor ve ekliyor:Artık  bundan  sonra  bu  konuda  açıklama  yapmak  istememdiyor. (35)Rabl'b.  Habib  el  Basri  (h.275.ö):  Bu  yazar  Müsned'indeşunu  aktarıyor:  Bir  gün  Hüzeyfe  b.  Yeman  Hz.  Ömer'lekarşılaşıyor.  Meğer  o  sırada  Ömer  de  bir  cenazemerasiminden dönüyormuş. Ömer Hüzeyfe'yi eleştiriyor; Hz.Muhammed'in sahabilerinden biri ölüyor, sen artık cenazelerede  katılmıyorsun  diyor.  Hüzeyfe,  bilmiyor  musun  ki  Hz.Muhammed'in  bana  söylediği  sırları/gizli  emanetleri  var!Ömer yine soruyor: Acaba bu ölen kişi onlardan mı? Hüzeyfe,hey Allah'ım bu da onlardandır diyor. Ömer, peki ya ben deonlardan mıyım? Adam hayır diyor ve bir daha da bu konudakonuşma yapmak istemediğini belirtiyor. (36)Neden  Hüzeyfe  sürekli  "Bir  daha  da  bu  konuda  konuşmayapmak  istemem."  demiş?  Bunun  yanıtı  yine  onunaçıklamalarında  var:  O  açıklamayı,  az  ileride  Osman'ınHüzeyfe'yi tehdit ettiği bölümde sunacağım.

İmam  Gazali  (ö.505.h):  İhya'ül  Ulum  adlı  yapıtında  şunuyazıyor: Hüzeyfe, münafıkları bilirdi; ancak onların isimlerinisöylemezdi.  Başta  Ömer,  Osman  olmak  üzere  en  büyüksahabiler  ondan  genel  ve  özel  fitneden  sorup  bilgi  almakisterdi, kimler münafıklar diye hep ondan sorarlardı; fakat o,sır  vermiyordu.  Hatta  halife  Ömer  kendisi  için  de  ondansorardı,  ben  de  o  münafıklardan  mıyım  diye?  Hüzeyfe  de,"Hayır"  yanıtını  veriyordu  şeklinde  bilgi  veriyor,  tabii  kibunları anlatırken de İbni Hazm gibi, herhangi bir raviyi delekelemiyor.(37)İbni  Asakır  (571.h):  Bu  daha  farklı  bir  biçimde  aktarıyorolayı. Hüzeyfe, "Ben camide oturuyordum, yanımdan halifeÖmer  geçti  ve  sordu:  Falanca  öldü  ben  de  merasiminekatıldım  dedi  ve  kapıya  kadar  gitti,  nerdeyse  çıkmaküzereydi; ama bir daha geri dönüp bana baktı ve bir dahayanıma gelip şunu sordu: Allah aşkına ben de onlar içinde varmıyım, dedi. Ben de, "Hey Allahım, hayır" dedim ve bir dahabu konuda soru sormak istemem karşılığını verdim. O sıradaÖmer ağlamaya başladı" diye aktarıyor. (38)Ebül Feda da kendi kitabında h. 9. yılı olayları kısmında aynışeyleri anlatıyor. Açıkçası bu konu hakkında var olan kaynakve yazar isimleri yazmakla bitmiyor.İbn-i  Esir  (Ö.630):  Bu  konuda  şunu  aktarıyor:  Hz.Muhammed  münafıklar  hakkında  Hüzeyfe'ye  bilgi  verdiğiiçin,  bir  gün  Ömer  ona,  "Acaba  bana  bağlı  insanlardanmünafık  olan  var  mı?"  diye  soruyor.  O  "Evet,  ancak  isimveremem." diyor. (39)

Bellidir  ki  Ömer,  belki  adı  bir  yerde  açıklanır  korkusuyla,değişik  vesilelerle  hep  Hüzeyfe'yi  yoklamış;  ancak  adamkorkudan  olsa  gerek  sır  vermemeye  devam  etmiş.  ZatenHüzeyfe  bir  sözünde,  "Eğer  bildiklerimi  açıklasam  beniöldürecekler." şeklinde bu konuşmamanın nedenini çok açıkbir şekilde belirtmiş. Daha önce de belirttim, halife Osman'laHüzeyfe kısmında bu olayı geniş bir şekilde anlatacağım.Heysemi (735-807): Bu yazar, Tebük olayında Muhamed'lebirlikte olan ve suikastçılar hakkında bilgi sahibi olan hemHüzeyfe, hem de Ammar'dan konuya ilişkin örnekler veriyorkaynaklarında.Hüzeyfe'den  verilen  örnekle  devam  edeyim.  Ravi  zincirinegöre,  Abdülvahid  b.  Gayas  Abdülaziz  b.  Müslim'den,A'meş'ten,  Ebu  Vail'den,  Hüzeyfe'den  aktararak  şunuanlatıyor: Halife Ömer bir cenazeye çağrıldı. Kalkıp gitmeküzereyken ben onu tutup kendisine otur dedim. Daha sonraona, davet edildiğin ölü kişi bu münafıklardandır, dedim. Buarada  Ömer,  “Allah  aşkına  ben  de  onlardan  mıyım?”  diyesordu.  Ben  "Hayır."  dedim  ve  “Bir  daha  da  bu  konudakimseye açıklama yapmayacağım.” dedim. Evet; bunu anlatanHüzeyfe'nin kendisi. (40)İlginçtir  ki,  Heysemi'nin  bu  kitabını  tahkik  edenHabibürrahman,  yazarın  çoğu  hadislerinde  yorum  yaptığıhalde  burada  sadece,  bu  hadisi  aktaran  kişiler  güvenilirdirdiye not düşürmüş o kadar.Aynı Heysemi bu kez de başka kaynağında Ammar'dan örnekveriyor. Hadisi rivayet eden Ebu Tufeyl. (İmam Ahmet binHanbel de bundan aktarmıştı, daha önce sundum) Olay şöyle

anlatılıyor,  tabii  ki  Tebük  baskını  nasıl  gelişmiş  bunuanlatıyor.  Daha  sonra  hadisin  bir  yerinde,  Ammar  ile  okomploculardan biri arasında pek uygun olmayan tartışmanıngeçtiğini  ve  sonunda  o  adamın  Ammar'dan,  "Peki  bumünafıkların sayısı kaçtı?" diye sorduğunu ve Ammar'ın da,"Seni de sayarsak sayı 15 olur." yanıtını verdiğini aktarıyor.Belli  ki  bu  konu  çoğu  İslam  akademisyenlerin  dikkatiniçekmiş  ki,  kaynaklarda  buna  hayli  yer  vermişler.  MeselaHeysemi hem Ammar'dan, hem de Hüzeyfe'den örnek vermiş.Yine az önce belirtildiği gibi, İbni Kesir birçok kaynağında bukonuya  yer  vermiştir.  Ancak  "Seni  sayarsak  sayı  15  olur."hadisi  hakkındaki  isim  belirsizliği  hepsinde  hemen  hemenaynı.Kanımca bu başlığı sonlandırana kadar o açıklanmayan, dahadoğrusu makaslanan isim hakkında bir netlik oluşacak. (41)Bir kere otoriter biri olduğu kesin. Zavallı biri olsaydı herkesonun ismini yazardı. Demek ki çok önemli biriymiş.İbni Hacer Askalani (773 -852) : Bu konuda Ömer'le ilgilişunu aktarıyor: Tebük baskınında Hz. Muhammed'in yanındaolan  ve  münafıkları  bilen  Hüzeyfe  b.  Yeman,  ölen  birinincenaze merasimine katılmayınca Ömer soruyor: "Acaba bu dao münafıklardan mıdır ki gelmedin" diye? Adam "evet" diyor.Ömer yine soruyor: "Allah aşkına ben de onlardan mıyım?"Adam, "Hayır" diyor. Bu arada Ömer ağlıyor. Hatırlanacağıgibi Ömer'in ağlamasıyla ilgili bilgi İbni Asakir'in kaynağındada vardı; daha önce sundum. Ömer gerçekten ağlamış mı veyaağlamışsa acaba neye ağlamış; bunu bilemiyoruz! (42)

Hindi  (888-975):  Hindi  bu  konuda  iki  farklı  hadis  almış.Birinde,  ölen  birinin  cenazesine  halife  Ömer  çağrılıncaHüzeyfe "gitme" demiş ve Ömer gitmekten vazgeçmiş. Buarada Hüzeyfe'den sormuş, "ben de münafıklardan mıyım?"O, "hayır" demiş. "Peki, mahiyetimde çalışanlardan var mıböyle biri?" Hüzeyfe, "bir kişi var" demiş ve adını vermemiş.Bir  diğer  hadiste,  adamın  biri  ölmüş,  bu  kez  Hüzeyfe  b.Yeman  onun  cenaze  merasimine  katılmayınca  Ömer  ondansormuş,  "bu  da  o  münafıklardan  olduğu  için  mi  cenazemerasimine  katılmadın"  diye.  Hüzeyfe  "evet"  demiş.  Ömerbir daha sormuş, "peki ben de onlardan mıyım?" Hüzeyfe,"hayır"  demiş  ve  "bir  daha  da  bu  konuda  açıklamayapmayacağım"  diye  eklemiş.  (43)  Biliyorum;  verdiğimkaynakların  konuya  ilişkin  içerikleri  hemen  hemen  aynı.Dolayısıyla toplu halde de verilebilirdi. Ama daha önce debelirttim ki, konu çok hassas. O yüzden her yazarın yorumunuayrı yazmayı yeğledim.f) Sansüre Somut Örnekİbni  Abdi'ü  Ber  (463.ö), Ebu Musa'el Eş'ari (Abdullah b.Kays b. Selim b. Haddar) kısmında, "Aslında Hüzeyfe EbuMusa  el-Eş'ari  hakkında  kötü  şeyler  anlatmış  ancak  onlarıyazmaya dilim varmıyor; Allah onu bağışlasın. Zaten dahasonra meydana gelen hakem olayında onun durumu malum."şeklinde geçiştiriyor ve sözünü ettiği o kötü şeyleri yazmıyor.(44)Şu  da  bilinmeli  ki,  Hüzeyfe'de  bulunan  özellikler  başkasahabilerde  kolay  kolay  bulunmazdı.  Mesela  kendisi  hemMuhammed'e  vahiy  kâtipliği  yapıyordu,  hem  sırlarınısaklayan/güvenilir bir kişiydi ve en önemlisi de, Kur'an'ı kitap

haline getirme önerisi ondan gelmiştir. Ben bunu, elimde olanbaşka bir çalışmamda daha teferruatlı bir şekilde işleyeceğim.Olayın özeti şu: Ebubekir zamanında Müslüman ordusu birsavaşta büyük zayiat veriyor. Hüzeyfe, "Kur'an'ı bilen çoğuinsanlarımız  bu  savaşta  öldürüldü;  dolayısıyla  elimizde  birkitap yok. Onun için bu konuda bir tedbir alınırsa iyi olur."şeklinde bir fikir ortaya atar ve önerisi kabul görür. Artık oandan itibaren Kur'an'ın bir araya/kitap haline getirilmesi içinçalışmalar yürütülür. İşte Hüzeyfe böyle biriydi.Kaldı ki, zaten adamcağız korkudan bir şey de diyemiyordu.Kaynaklarda Hüzeyfe'nin, kendi arkadaşlarına, "Bildiklerimiaçıklamam şuna benzer: Diyelim ki bir nehir kenarındaoturmuş avucumla o nehirden su alıp içiyorum ve o sıradada  bildiklerimi  açıklıyorum;  İnanın  ki  suyu  ağzımagetirmeden hemen orada öldürüleceğim" diyor. Demek kibildiği  o  kadar  vahim  şeyler  varmış  ki,  açıklasaydı  onuortadan kaldıracaklardı. (45)

Şöyle  veya  böyle,  olayı  aktaranların  konuya  ambargokoydukları belli. Kendilerince haklı olabilirler. Çünkü Ömergibileri  çok  acımasızdı,  onları  yok  edebilirdi.  AslındaÖmer'in,   Kur'an'ın   oluşturulması   konusunda   Hz.Muhammed'e çok baskı yaptığı ve Hz. Muhammed'in de hernedense onun etkisi altında kaldığı ve onun baskısıyla birçokayet oluşturup Kur'an'ına aldığı bir gerçek. (46) Bu konudaileride halife Ömer kısmında bazı somut ve çarpıcı örneklersunacağım.  İşte  Muhammed'in  baş  edemediği  Ömer'le,Hüzeyfe  gibileri  nasıl  baş  edebilir  ki!  O  yüzden  Ömer  nekadar bu konuda onu zorlamışsa, Hüzeyfe hep mecbur kalıp"

efendim sen bu münafıkların listesinde yoksun" demiştir.


Sormak  lazım:  Ömer'in  sorusuna  karşı  Hüzeyfe'nin,  "Evet,sen de o listede varsın." demesi mantık işi olur muydu? Birkere  adamın  çok  rahatsız  olduğu  şu  sözünden  de  belli:“Bundan  sonra  artık  bu  münafıklar  konusunda  açıklama,konuşma yapmak istemiyorum.” diyor. İşte İbni Hazm'ın birsözü yüzünden konuyu ne kadar detaylandırdım, uzattım. İşteböyledir: Mollaların, dini hocaların hesabına gelmedi mi onlariçin çamur atmak kolay. Ama görüldüğü gibi onun o büyükuydurmasına  meslektaşları  bile  onay  vermemiş.  "KimseVelit'ten hadis almamış." sözüne bu kadar açıklama getirdim.İbret olsun diye bu kadar detaylandırdım.g) Halife Osman'ın Hüzeyfe'yi Tehdit Etmesi ve Ammar'ıKomalık Yapması.Bu konuda İslam âleminde güvenilir, ün sahibi olmuş birçokyazar, kendi eserlerinde şunu anlatıyor:Halife  Osman  bir  gün  Hüzeyfe'yi,  "Nedir  bu  sendenduyduklarım, senden başka doğru dürüst Müslüman yok mu,tek sen mi olayları biliyorsun?" diyerek tehdit ediyor.Hüzeyfe, "Hayır bir şey demedim ve seni gördüm görelidehep  sevdim"  karşılığını  veriyor.  Sonuçta  Osman  onu  otoplantıdan  kovuyor.  Hüzeyfe  gidince,  Osman  adamlarına,"Çağırın  bir  daha  gelsin"  talimatını  veriyor.  Gaye  onu  oşekilde  üzmek,  rahatsız  etmek,  toplum  içinde  haysiyetiyleoynamak.  Hüzeyfe  geri  gelince  Osman  bir  daha  tehditlersavuruyor. Artık buna dayanamayan Hüzeyfe, "Sizler (Osmanda  dâhil,  Muhammed'e  suikast  girişiminde  bulunanlarıkastediyor) öküz gibi ortaya çıkacaksınız/teşhir edileceksinizve deve gibi kesileceksiniz (hani devenin kesimi çok zormuş;

bunu  kastediyor)"  diyerek  çok  ağır  ifadelerde  bulunuyor,adeta o an için ölümü göze alıyor.Buna  sinirlenen  Osman,  sonuçta  Muaviye'yi  Çağırıp  konuhakkında  onu  bilgilendiriyor.  İyi  politikacı  Muaviye,"Konuyu kapat." diyor ve tartışma orada noktalanıyor. İkili(Hüzeyfe  ve  Ammar)  bu  münafıkları  bildikleri  için  hephalifelerin  hedefi  halindeydiler.  Mesela  halife  Osman,Ammar'  ı  döve  döve  komalık  yapıyor.  Zaten  çoğu  İslamtarihçisi  Osman'ın  Müslümanlar  tarafından  feci  bir  şekildeöldürülmesinin  nedenlerini  sayarken,  onlardan  birinin  deOsman'ın  Ammar  b.  Yaser'i  komalık  yapması  olarakbelirtiyor.  Bunu,  halife  Osman'ın  niçin  Müslümanlarcakatledildiğinin nedenleri kısmında daha detaylı anlatacağım.Burada,  konuyla  ilgisi  nedeniyle  kısaca  bir  değinmedebulundum.Muaviye'nin, "konuyu kapat" demesinin asıl nedeni, Osman'aküskün  ve  hatta  kızgın  olan  halk  bunu  duymasın;  yoksaOsman  halifeydi,  Hüzeyfe'yi  ortadan  kaldırabilirdi...Hatırlanacağı gibi Tebük komplosunda halife Osman'ın da adıvardı. Bunu daha önce İbni Hazm'dan aktardım. İşte Hüzeyfeile kavgasının asıl nedeni buna dayanır.Osman'la bu ikilinin (Hüzeyfe-Ammar) arası hiç iyi değildi.Kısa bir örnek vereyim.Halife Osman Müslümanlar tarafından ablukaya alınınca, Hz.Ali ve Sad b. Ebi Vakkas Ammar'ı da çağırırlar, gel bir şeyleryapalım  diye;  Hz.  Ali  teklif  ettiği  halde  Ammar  yardımcıolmak istemem diyor.

Her iki insan da (Hüzeyfe-Ammar) iyi niyetli kişiler olduklarıiçin  halk  onları  seviyordu.  Osman  onlara  hakaret  edinceinsanlar bunu kabul etmedi, birçoğu Osman'ın bu haksızlığınakarşı rahatsızlık duydu. Bu konuda Osman'a tepki gösterenlerde vardı; Osman kısmında bunu biraz açacağım.Aslında  Osman  yukarıdaki  soruyu  ne  kadar  Hüzeyfe'yeyöneltmişse,  o  hep  inkâr  etmiş,  hayır  olumsuz  bir  şeydemedim şeklinde karşılık vermiştir. Onun az önceki o sertreaksiyonu  (eşek-deve  benzetmesi),  Osman'ın  onun  üzerinefazla gelmesinden, ona psikolojik ve fiziki baskı kurmasındankaynaklanıyor:  Artık  dayanamadı,  bir  bakıma  kendinikaybettiği için söyledi demek doğru olur. Çünkü Hüzeyfe hephayati  tehlike  taşıdığının  farkındaydı.  Mesela;  arkadaşlarıona,  "sen  Osman'a  hayır  diyorsun;  ancak  tek  başımızakaldığımızda aksini, farklı şeyler söylüyorsun neden acaba?"diye sorduklarında o, "Ben böyle yapmak zorundayım; yoksadaha kötü olur, zarar görürüm." karşılığını veriyordu.Hatta  İbni  Kuteybe,  Hüzeyfe'nin,  Osman'ın  yanında  farklı,arkadaşlarının  yanında  farklı  beyanatlarda  bulunduğu  içinbazıları  (Nazzam)  tarafından  eleştirildiğini  yazıyor.  (47)Hâlbuki  bence  bu  ağır  eleştiriyi  Hüzeyfe  haketmemişti.Çünkü adamın hayati tehlikesi söz konusuydu.Daha  enteresan  örnekler  de  var  Hüzeyfe  ile  iliği.  Birkeresinde, "Bilsem ki içimdeki sırları açıklasam her sözcükiçin  yirmi  kırbaç  ceza  alırım,  yine  de  söylerdim/bunarazıydım" diyor. Bir diğer sözünde, "Ben pek fazla konuşmakistemiyorum" diyor. Bunun nedenini soranlara da, "Dilim kurtgibidir; serbest bırakırsam başıma bir şeyler getirir" yanıtını

veriyor.  Artık  bundan  her  şey  anlaşılıyor;  bu  açıklamalardurumun ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyor. (48)h) Hz. Ali'nin Hüzeyfe Hakkındaki Sözleri.Nezar  b.  Sebre  anlatıyor:  Bir  gün  Hz.  Ali  ile  birlikteHüzeyfe'yi konuşuyorduk. Hz Ali, "Hüzeyfe öyle bir insandıki,  büyük  skandalları,  detayları  ve  münafıkların  isimlerinibilen biriydi. Kendisi bu konularda gerçekten bilgi sahibi birinsandı."  dedi.  (49)  Tabii  ki  burada  büyük  ihtimalleMuhammed bu komployu Hz. Ali'ye de anlatmıştır. Çünküona en yakın isim ve onu koruyacak en güçlü kişi Hz. Ali'ydi:Hem amcaoğlu, hem damadı ve hem de savaşlarda gösterdiğiperformansıyla askeri yönü ve tabii ki Hz. Muhammed'e çokbağlı biri olmasından dolayı mutlaka söylemiştir. Çünkü çokciddi  ve  hayati  bir  konu,  onu  haberdar  etmemesi  mümkündeğil.Onun  içindir  ki  Hz.  Ali  Hüzeyfe  hakkında  az  öncekiaçıklamaları yapıyor; yoksa bunları nerden bilsin. Demek kiHz. Ali de haberdarmış; ancak çeşitli nedenlerden dolayı o daonları  saklı  tutmuştur.  Burada  muhakkak  Muhammed'intalimatı ve önerisi vardır: “Sen de diğer iki kişi gibi bunlarısaklı tut, başımızı derde sokmayalım ama bu arada tedbirimizide alalım.” gibi telkinler. Çünkü tüm bu zanlılar söylenseydi,büyük ihtimalle sistem çökerdi. Çünkü bu kadar önemli insandüşman  ilan  edilseydi,  arkasında  etkili  biri  kalmazdı.  Yanifarklı  hesaplar  yüzünden  söylenmemeye  çalışılmıştır.  Amaburada önemli olan, Hz. Ali'nin Hüzeyfe hakkında yaptığı azönceki açıklamalardır.i- Übey bin Ka'b'den Önemli Bir Açıklama.

Uteyy bin Dumre adında biri çok uzaklardan gelip Übey binKa'b'den bazı bilgiler öğrenmek ister. Bu arada Übey, "Allah'ayemin olsun ki, eğer yaşıyorsam gelecek Cuma günü öyle biraçıklama  yapacağım  ki,  beni  artık  öldürecek  misiniz,yaşatacak  mısınız  hiç  de  umurumda  değildir."  diyor.  Kimirivayetlere göre de, "Muhammed'den duyduğum bazı önemlişeyleri anlatacağım. Artık kim ne derse umurumda değildir."şeklindedir, İbni Sad bu konuda iki rivayet aktarıyor. Ama neyazık ki o cuma gelmeden perşembe günü vefat ediyor. (50)Burada  sorgulanması  gerek  bir  durum  var:  Neymiş  acabaÜbey'in başını ortadan kaldıracak kadar tehlikeli olan o gizliolaylar?  Bir  de  şahsen  buna  bakınca,  Übey'in  eceliyleöldüğüne  inanmıyorum.  Bana  göre  Übey'i  ortadankaldırmışlardır.  Übey'in  bu  açıklamasından  sonra  artıkkimlerse,  "Biz  deşifre  olmadan  bu  adamı  yok  edelim."diyerek onu ortadan kaldırmışlardır.Kaldı ki bu insan, Hicri 19. yılı halife Ömer iş başında ikenvefat etmiş diyenler var veya halife Osman zamanında. Herikisi tarafından da ortadan kaldırılması muhtemeldir. Hem buskandallar için olabilir, hem de Osman'ın hazırladığı ve şu anpiyasada  olan  Kur'an'a  karşıydı,  hatta  onun  özel  olarakhazırladığı  farklı  Kur'an'ı  vardı.  Yani  önemli  bir  isim  veönemli  bir  muhalif.  Dolayısıyla  suikasta  kurban  gitmesiakıldan uzak değildir.Kaldı  ki  az  önce  de  belirttiğim  gibi  zaten  kaygılarını  dabelirtiyor.  İlginç:  İnsan  ne  zaman  öleceğini  bilmez;  ancakburada verilen bir tarih var ve de çok kısa ve o tarih gelmedenadam vefat ediyor (resmi tarihin verdiği bilgiler). Bu ölümkuşkulu değildir demek mümkün değil. Ben Übey'Ie ilgili bu

bilgileri  tararken,  başta  Müslim'de  geçen  şöyle  bir  hadislekarşılaştım. Bir gün Muhammed ona, "Cebrail geldi Übey'eKur'an oku." dedi. Übey soruyor, yani Tanrı benim adımı mıanmış, bizzat ismimi mi söylemiş diyor? Muhammed, "Evet,adını  bizzat  belirlemiş."  diyor.  Ve  bu  hadis  birçok  İslamikaynakta anlatılıyor. (51)j) Ebu Musa el-Eş'ari'nin Suikastla İlişkisi.Tebük'teki  suikastta  Muhammed'in  yanında  bulunan  vesaldırganları bilen Ammar b. Yaser, bir gün Ebu Musa el-Eş'ari'ye  şunu  söylüyor:  "Hatırlamıyor  musun  ki,  Hz.Muhammed  bir  ara  sana,  ‘Ey  Ebu  Musa;  öyle  bir  fitneçıkacak  ki,  uyuyan  oturandan,  oturan  da  ayakta  durandandaha iyidir.’ diye bir söz söyledi ve özellikle senin adını daburada andı; ona göre dikkatli ol." diye bir hadis hatırlatır.Bunun üzerine Ebu Musa sesini çıkarmadan hemen oradanayrılır.  Zaten  bu  komplo  içinde  onun  da  ismi  var.  Her  nekadar bazı İslam tarihçileri onun ismini makaslamışlarsa da,yine kimileri ya farkında olmadan veya Ömer gibi etkili veyetkili  olmadığından,  ondan  korkmadıkları  için  bunu  netolarak  yazmışlardır.  Şakik  adında  biri  aktarıyor:  "Bir  günHüzeyfe ile oturuyorduk. O sırada Abdullah b. Mesut ile EbuMusa el-Eş'ari yanımıza geldiler. Hüzeyfe bana, ‘Bunlardanbiri  münafıktır;  ancak  Abdullah  her  yönüyle  Hz.Muhammed'e benziyor.’ dedi."Burada  net  olarak  Ebu  Musa'nın  münafıklardan  olduğunusöylüyor.  Çünkü  hemen  akabinde,  Abdullah  Muhammed'ebenziyor diyor. Yani bu kadar açık konuşuyor.

Yine bir gün Ebu Musa, Ammar'a, "Ne var aramızda, arkadaşdeğil miyiz?" diye soruyor. Ammar, "Bilemem; bildiğim şuki,  Muhammed  seni  lanetledi."  diyor.  Ebu  Musa,  "Her  nekadar beni lanetlemişse de yine beni bağışlamıştır." deyinceAmmar,  "Ben  senin  lanetlendiğine  şahit  oldum;  ama  senibağışladığına  şahit  değilim."  diyor.  Hadisin  anlamı  açık:Adam  resmen  Ebu  Musa'nın  adını  belirtiyor.  İlginçtir  ki,olaylar  bu  kadar  net-açık  olmasına  karşın,  bir  İslammütefekkiri kalkıp da şu açıklamalarda bulunabiliyor: "Pekibu  halk  nezdinde  meşhur  olan  Ebu  Musa  ne  yapmış  ki Muhammed onu lanetlemiş! Demek ki işlediği çok önemli birsuç  varmış  ki  Muhammed  onu  lanetlemiş..."  Yani  olaylaraslında çok açıktır; ama İslami kesim inanmak istemiyor.Hüzeyfe  bu  suikast  olayını  biriyle  konuşurken  Ebu  Musa,"Biz bunların on dört kişi olduğunu biliyoruz" diyor. Hüzeyfede, "Seni de sayarsak sayıları 15 olur" diyor. Bundan dahaaçık  bir  ifade  olmaz.  Aynı  şeylerin  Ammar  tarafından  dasöylendiği kaynaklarda geçiyor.

Hz. Ali sabah namazlarını kılarken Kunut duasında hep EbuMusa'ya lanet ederdi. (52) Hani daha önce de ifade edildi, Hz.Muhammed  en  yakını  olduğu  için  muhakkak  Ali'ye  de  bumünafıkların isimlerini söylemiştir.Yine  Muhammed'in  eşlerinden  Ümmü  Seleme'ye  ait  olanbenzer hadisler var. Şunu anlatıyor: "Bazen Ebu Musa, halifeÖmer'in yanına geldiğinde Ömer ona, anlat bakalım diyorduve  o  da  başlıyordu  anlatmaya."  (53)  Tabii  burada  neyi konuştukları belli değil. 

Burada kimi Şia kesimi, Ömer EbuMusa'ya, "Anlat bakalım o eski anılarımızı" demekten kasıt,bu  Tebük  komplosudur  demişler.  Nitekim  de  Ömer'in halifeliği zamanında valiliği en uzun süre devam eden EbuMusa'dır.  Yani  onun  dostuydu  diyorlar.  Bunu  bir  yorumolarak  kabul  edebiliriz.  Çünkü  kimi  Sünni  yorumcular, Ömer'in,  gel  dinden  imandan  konuşalım  dediği  şeklindeaçıklamalar  yapmışlardır.  Sadece  bilgi  olsun  diye  ekledim;yoksa  netlik  ifade  etmeyen  sözlerden  bir  sonuç  çıkarmakistemiyorum. Benim için kanıtlar güçlü olmalı. (54)

Dikkat  edilirse  anlattıklarımın  tümü  İslami  kaynaklardan.Kaynak  o  kadar  fazla  ki,  nerdeyse  her  satır  başına  bukaynaklardan dipnotlar ekleyebilirim; ancak bu konuda dahafarklı  şeyler  yazan  yazarlar  da  var.  Mesela  Hicri  8.  asırdayaşayan Deylemi çok farklı şeyler anlatıyor. 

Hele Muhammed zamanında yaşayan Selim bin Kays'ın (h.2-76) yazdıkları çokçarpıcı.  Kitap  içinde  bundan  da  zaman  zaman  aktarmalaryapacağım.Deylemi'den  kısa  bir-iki  numune  vereyim.  Muhammedhalifeliği Hz. Ali'ye vasiyet edince, Aişe duyuyor ve Hafsa'yaanlatıyor.  Bunlar  da  gidip  Ebubekir  ve  Ömer'e  ileti  yollar.Sonuçta  Ebubekir'le  Ömer  Mekkelilerden  önemli  kişilerlegizli toplantılar yapıyor, "Anlaşılan, Muhammed'inki de adetaİran  ve  Bizans  gibi  artık  aile  imparatorluğuna  dönüşecek."diyorlar ve bu vasiyete engel olmak için bir plan yapıyorlar.Sonuçta varılan karar, vasiyet gerçekleşmeden Muhammed'iyok etmek. Yani Tebük'teki gibi onun hakkında suikast planıyapıyorlar.Hatta  “Kur'an'da  Maide  suresi  67.  ayeti  Hz.  Ali'ninhalifeliğiyle ilgilidir.” diyenler de var. Mesela İmam Suyuti,Nisaburi gibi kişiler bunu net olarak belirtmişlerdir. Ayetinözeti şu: "Ey Muhammed, Rabbinden sana geleni duyur yoksa

görevini yapmamış olursun.". Yani Hz. Ali halife olacak diyeilan et. Hatta Muhammed ilan bile ediyor. Bu sırada Ebubekirve  Ömer,  Cirane  denilen  yerde  Muhammed'le  konuşuyor,"Ali'nin  halife  seçilmesi  senin  fikrin  mi,  yoksa  vahyedayanarak mı bunu yapıyorsun?" diye soruyorlar. O da "Benkafadan yapmam; vahye dayanıyor." diyor.Artık ümitleri kalmayınca, Mekkeli Müslümanlardan en baştaEbubekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyir, A. Rahaman b. Avf,Ubeydullah,  Sad  b.  Ebi  Vakkas,  Ebu  Ubeyde  (ki  hepsi  deMuhammed'den  cennet  müjdesini  alan  seçmeler)  olmaküzere,  Muaviye,  Amr  b.  As  ve  hatta  Ebu  HureyreMuhammed'i vurmak için harekete geçiyor. Bu arada şunu dadiyorlar: Nerdeyse Muhammed bize, "Ali'ye tapın, ona kulolun." diyecek kadar ileri gitti. Sad b. Ebi Vakkas, "Vallahikorkarım, Muhammed nasıl ayet uydurdu ki, ben ayı ikiyeböldüm diye, Ali için de bir ayet uyduracak ki, Cebrail geldi,Ali  halife  olsun  dedi."  şeklinde  çok  ileri  gidiyor.  Tabii  kiMuhammed de işin farkında ve bunlara karşı tedbirini alıyor.Dolayısıyla burada da başarı sağlanamıyor. (55)Kaldı ki bu son olay Hz. Muhammed'in son veda haccındaoluyor. Yani ölümüne yakın bir zamanda. Hem bu, hem deTebük'teki olayda zaman zaman Akabe ismi geçiyor.Akabe  hem  Mekke  etrafında  özel  bir  yerin  adıdır,  hem  desözlük anlamı, giden yola paralel olan dağ demek. O yüzdenbazen her ikisi için de bu isim kullanılmıştır. (56)Aşırı kesimden bir ipucu verdim; benzer tartışmalara girmeniyetinde  değilim.  Ben,  başta  Kur'an  olmak  üzere,  Sünnikaynakların  meşhurlarında  var  olan  bilgiler  üzerinden  bir

şeyler aktarmaya çalışıyorum. Bu gibi sivrilerin yorumlarınadeğinmeyeceğim.  Hâlbuki  İslam  tarihi  daha  taraflı,  resmitarih.  Kim  bilir  belki  bu  gibilerin  anlattıklarında  doğrulukpayı daha da fazla. Görüldüğü üzere bu suikastla ilgili İslam'ıkaynaklarda çok önemli açıklamalar var, bunları bir kenarabırakmak mümkün değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion