16 Ekim 2021 Cumartesi

BÖLÜM 3 - AİŞE ve HAFSA’NIN HZ. MUHAMMED’E İÇİRDİKLERİ İLAÇ


 BÖLÜM 3 - AİŞE ve HAFSA’NIN HZ. MUHAMMED’E İÇİRDİKLERİ İLAÇ

a) En Başta Buhari ve Müslim'de Ledud Olayı

Hz. Muhammed'in ölüm nedeni şu hadiste aranmalıdır demek, yerinde bir ifade. 

Kitabın ana teması, aslında bu bölümdür. Kalan  kısımlar  birer  teferruattır,  tabii  ki  onlar  da  önemli; ancak burası çok farklı. Bir şey anlatmadan hemen konunun başında yorum yapmak doğru değildir. 

Vurgulamak istediğim, Hz. Muhammed'in ölüm gerçeği bu başlıkta aranmalıdır.

Buhari'nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim'de ve başkada birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Hz. Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca  bakıyor  ki  ona  ağız  yoluyla  ilaç  içiriyorlar.  

Bunu görünce çok kızıyor ve "Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı? Neden bana ilaç içirdiniz? Hepiniz builaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. 

Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur."diyor. Bazı rivayetlere göre, Muhammed bu ilaç meselesini fark edince onlara soruyor, kim yaptı diye? Onlar da amcan Abbas  yaptı  yanıtını  verince  kendisi,  içinizde  zaten  tek sağlam kişi amcamdır diyor. 

Bu rivayet çok yaygın; ancak İbn'ül  Cevzi'nin  aktardığı  cümleler  daha  da  ilginç:  Hz.Muhammed bu arada eliyle Habeşistan'a işaret ederek, bu ilaç içirme  yöntemi  Habeşli  kadınların  işidir  diyor.  Demek  ki onlar bu yöntemle insanları zehirlemekle meşhurmuş ki böyle söylüyor. (57)

Zaten bu konuda hem Buhari, hem de Müslim bağımsız bir bölüm açmışlar: Ledud bölümü. Ve her iki kaynağın sarihleride,  

“'LEDUD',  HASTANIN İSTEMEDİĞİ HALDE , RIZASI DIŞINDA KENDİSİNE VERİEN İLAÇ DEMEKTİR.” tanımını  da  yapmışlardır. 

Hatta  İbni  Sad  gibi  bazı  tarihçiler,  Muhammed  onlara,“Neden sizi uyardığım halde bana bunu yaptınız, üstelik ben oruçluydum.” demiş.

Hz. Muhammed'in o ağır hastalık haliyle oruç tutması bir kere inandırıcı  değil.  Ancak  belki  ona  ilaç  içireceklerini  tahmin ettiği,  bunu  onlardan  beklediği  ve  sezdiği  için  böyle  bir taktiğe başvurmuş olabilir: 

“Bakın ben niyetliyim, sakın ola bana bir şey vermeyin.” demek istemiştir. 

Ama buna rağmen onu dinlememişlerdir. İbni  Sad  gibi  bazı  İslam  tarihçileri  bu  konuda  net  süre  de veriyorlar. 

Pazar günü ona ilaç içiriyorlar, ondan sonra çok ağırlaşıyor ve pazartesi günü, yani bir gün sonra vefat ediyor. 

Çok  ağırlaştığını  duyup  da  yanına  gelen  Üsame  b.  Zeyd,"Geldiğimde    bana    bakıyordu;    ancak    artık konuşamıyordu." diyor. (58) Hadisten, orada bulunanlar içinde yalnız amcasına güvendiği kesin. 

Kalanlar zaten eşleri Ayşe ve Hafsa (ki zaten hasta iken Ayşe'nin evinde kalıyordu). 

Çok açık ki onlara güvenmemiş. Çünkü onun ihtiyaç duyup böylesine bir uyarıda bulunması, sakın  benden  habersiz  bana  ilaç  içirmeyin  demesi,  aslında birçok  şey  ifade  ediyor.  Demek  ki  kuşku  duyduğu  bazı emareler  daha  önce  yaşanmış  ki,  onlara  güvenmiyor.  O nedenle kendilerini ilaç içirmeme konusunda uyarıyor.

Gerçi burada Ayşe'nin yaptığı bir savunma da var. Şunu diyor: “Aslında  bizim  yaptığımız  bir  şey  yok;  ancak  Muhammed ilaçtan korktuğu için kızıyor.” (59) Her halde Ayşe bu kadarınıda becerebilir; hemen kalkıp "Ben yaptım." diyecek hali yokya. 

Bir de benzer şüphe içerikli hadisleri hep Ayşe anlatıyor, neden diğer eşleri de bu anlatımlarda yok, neden bunlar hep Ayşe'ye dayalı? 

Bu durum Ayşe'nin aktif olarak bu planların içinde olduğunu gösteriyor. İlginçtir ki bu hadisleri açıklayan, bunlar üzerinde şerh yapan kişiler, eften püften noktalar üzerinde durmuşlar.

 Mesela buna bakarak,  acaba  hastaya,  isteği  dışında  ilaç  verilir  mi  gibi şeyler. Kimse, acaba Ayşe-Hafsa aracılığıyla böyle bir planın uygulanması mümkün mü, siyasi bir komplo ihtimali var mı diye  bu  konuda  kafa  yormamış  veya  bilerek  değinmek istememiş.

Ayşe, "Hayatımda Muhammed'in ateşi ve ağrısı kadar şiddetli bir ağrı-ateş görmedim" diyor. (60) 

Muhammed kendi ateşi hakkında, "Bana yedi kuyudan su getirin, kullanayım da belki biraz  serinlenirim;  ama  ateşimin  düşüreceğini  hiç sanmıyorum." diyordu. (61)

Burada yineliyorum: Üç yıl önce yediği zehirli bir yemekten dolayı aniden bu kadar aşırı derecede ateş ve ağrı olur mu, bunu, ilgili dalın uzmanlarından sormak lazım. Belki tekrar olur ama bir kere Yahudi bir kadının ona zehirli bir yemek ikram etmesi ve onun da yemesi meşhurdur, buna kimsenin itirazı yok. Çünkü bu konuda kanıtlar güçlü ve hayli fazla.(62) Yalnız gerçekten üç yıl önce ve o günkü şartlarda zehirli bir yemek bu kadar zaman sonra kendini gösterir mi, bunu bilemiyorum.

Bir de şu çok önemli; ister o zehirli etin etkisi olsun, ister olmasın; burada farklı bir komplo, farklı bir cinayet nedeni söz  konusu:  Ömer  ve  Ebubekir'in,  kızları  aracılığıyla Muhammed'i öldürdükleri iddiası var ortada. 

O nedenle, eskizehirli  ilacı  bunun  dışında  tutmak  lazım:  O  konu  ayrı, buradaki konu apayrıdır. Her ne kadar hadiste, hepiniz teker teker bu ilaçtan içersiniz deniliyorsa  da,  bir  kere  o  an  artık  bunun  pratik  olarak uygulanması mümkün değildir. 

Çünkü Hz. Muhammed ölüm döşeğinde ve o yataktan da artık bir daha kalkamıyor, vefat ediyor. Bir de şu da mümkün: Olayın izini kaybettirmek için, Ayşe tarafından böyle bir ifade bilerek uydurulmuş olabilir ki “Efendim  tehlikeli  bir  ilaç  olsaydı,  onlar  içtiğinde kendileri  de  ölmüş  olacaktı.  Dolayısıyla  ona  içirilen ölümcül  bir  madde  değilmiş...”  densin,  gibi  bir  savunmaamacı  söz  konusu  olabilir.  

Bir  kere  Buhari  ve  Müslim'de geçen  hadislerde,  

"O  ilaçtan  Ayşe  ve  Hafsa  da  içtiler."açıklaması yok. 

Buhari bu hadisi birkaç yere almış, hiçbirinde"içtiler" ifadesini almamış. 

Müslim de içtiler demiyor. Şayet alsalar da önemi yok. Çünkü bu gibi kelimelerin eklenmesi şüphe  uyandırmak  içindir,  bunlar  bilerek  hadis  metnine eklenmiştir ve asılsızdır.

Bir kere Hz. Muhammed'in o ilaç için bu kadar sert reaksiyon göstermesi  kafaları  karıştırıyor:  Demek  ki  bildiği  bir  şey varmış. Bir de Buhari'de geçen ve Ayşe'ye dayanan şöyle bir hadis var:  "Muhammed  ölüm  döşeğinde  iken  dedi  ki,  Hayber'de yediğim o zehirli yemekten artık takatim kalmadı, beni şahdamarından vurdu." Ama aynı Buhari, İbni Masut'tan rivayet ederek  o  zehirli  etin  mucize  yoluyla  konuştuğunu  ve Muhammed'in o etten yemediğini de yazı yor. (63) Olayın izini  kaybettirmek  için  Ayşe  hep  farklı  ölüm  nedenleri uydurmuş. 

Örneğin Ebu Ya'li'nin Ayşe'den aktardığı şöyle birhadis de var: Ayşe, “Muhammed, Zatü'I cenb denilen normal bir  hastalıktan  vefat  etti.”  diyor.  Bu  hadisi,  zaten  hadis uzmanları da kabul etmemişlerdir. (64) Tabii ki Muhammed'in vahiy yoluyla o ette zehir olduğunu bilmesi gibi rivayetler asılsız. 

Bir kere realist olmak lazımdır. Peki madem haberdar oldu, o zaman o ölen insanları ne yapacağız: Niye yediler ve sonunda öldüler? Bu konuda iyi sonuç almak için hem var olan tüm bilgileri biraraya  getirmek,  hem  de  Ömer'le  Ayşe'yi  çok  iyi  tanımak lazım. Kısacası, halk arasında bilinen Ömer'le Ayşe, gerçek Ömer'le  Ayşe  değillerdir.  

Bunlar  hakkında  bilinmeyenleri anlatacağım zaten.

Evet,  bu  ilaç  içirme  olayıyla  ilgili  hadisle  giriş  yaptıktan sonra,  şimdi  de  doğrudan  ilişkisi  olan  Kur'an  ayetlerine geçeyim.

b) Cinayetin Kanıtı Tahrim Suresinde Saklıdır. Gerçekten bu surede olup bitenler üzerinde dikkatle durulursa Hz.  Muhammed'in  büyük  bir  sıkıntı  çektiği  ve  sonunda bedelini  bedeniyle  ödediği  ortaya  çıkıyor.  Önyargılı  olarak hemen birilerini katil diye ilan etmek gibi bir niyetim yok; ancak  var  olan  kanıtlar  bunu  gösteriyor,  tabii  ki  aklın hakemliği  de  önemli.  Az  sonra  sunacağım  ayetlerin  hem anlamları  insana  bir  fikir  veriyor,  hem  de  Kur'an yorumcularının  bu  ayetlerle  ilgili  açıklamaları  dikkat çekicidir.

İlkin, ilgili ayetlerin anlamını vereyim:1- Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ancak eşi o sözü (başkasına) haber verince Allah da bunu peygambere  bildirmiş,  peygamber  bunun  bir  kısmını  (ona) açıklamış, bir kısmından da vazgeçmişti. (65)

2- "Eğer siz ikiniz (Peygamber eşleri) Allah'a tövbe ederseniz, ne  iyi.  Çünkü  kalpleriniz  kaydı.  Eğer  Peygamber'e  karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail  de,  Salih  mü'minler  de  (onun  yardımcılarıdır). Bunlardan başka melekler de ona arka çıkarlar." (66)

3-  "Eğer  o  sizi  boşarsa  Rabbi  ona,  sizden  daha  hayırlı, Müslüman,  inanan,  sebatla  itaat  eden,  tövbe  eden,  ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir." (67)

4-  "Allah,  inkâr  edenlere  Nuh'un  karısı  ile  Lût'un  karısını örnek  gösterdi.  Bu  ikisi,  kullarımızdan  iki  Salih  kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettilerde kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı.Onlara, 'Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!' denildi."(68)

5-  "Allah,  iman  edenlere  ise,  Firavun'un  karısını  örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni  Firavun'dan  ve  onun  yaptığı  işlerden  koru  ve  beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti." (69)

6-  "Allah,  bir  de  iffetini  sapasağlam  koruyan  ve  bizim  de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını  doğrulayan  İmran  kızı  Meryem'i  de  (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi." (70) Aslında bu Tahrim suresinin ilk üç ayeti de aynı hadiseyle ilgilidir; ancak olayın anlaşılabilmesi için bunlar yeterli.

Biraz önce, "Aslında ayetler tek başına bile konuya ilişkin birşeyler   çağrıştırıyor."   demiştim.   Gerçekten   açıklama yapılmazsa da insan bu ayetlerin anlamına bakınca bir şeyler seziyor. Ama tam anlaşılabilmesi için detaylı bilgiye gerek var; yoksa var biçimiyle pek anlaşılmaz.

Ayetlerde  peygamberin,  eşlerinden  birine  gizli  bir  şey söylediği ve ona, bunu gizli tutacaksın dediği sözü çok açık. Yine burada Muhammed'in iki eşinden söz ediliyor ve onlar tövbeye davet ediliyorlar. 

Bir de onların kalplerinin kaydığı,

Muhammed'e karşı birbirlerine destek oldukları, bu konuda birlikte  çalıştıkları  açık  olarak  vurgulanıyor  ve  üstelik  de Tanrı  tarafından  tehdit  ediliyorlar/uyarılıyorlar:  Eğer peygambere  karşı  olmaya  ve  bu  konuda  birbirinize  destek vermeye devam ederseniz, ilkin ben Allah başta olmak üzere, Cebrail,  iyi  insanlar  ve  diğer  melekler  de  (topyekûn) Muhammed'e  yardım  ederiz  deniliyor.  

Burada  iki  kadının yaptıklarına  karşı,  Tanrı'nın  tek  başına  değil  de;  Cebrail, insanlar  ve  diğer  melekleri  de  yanına  alarak  onlara  karşı cephe alması ilginç! 

Konumuz bu değil; ben sadece Tanrı'nınbu yaklaşımını hatırlatmak istedim!Gelgelelim; bu sure Medine döneminin son 9-10 yılında (71) gelmiş  (oluşturulmuş)  ki,  o  zaman  Muhammed  61-62 yaşlarındaydı ve 63 yaşında da vefat ediyor. 

Hele Tanrı'nın, Muhammed'in bu yaşından sonra, siz Muhammed'i rahatsız etmeye devam ederseniz ben her bakımdan sizden daha iyi olan  kızlar,  dul  kadınlar  ona  verebilirim  demesi,  gerçekten ilginç.  

Zaman  zaman  konular  arasında  benzer  tuhaf  şeyler ortaya çıkınca, kısa bir vurgu yapmak zorunda kalırım! Çünkü konu dışına çıkmak, konuyu dağıtmak âdetim değil. Başta  tefsirler  olmak  üzere,  diğer  İslami  kaynaklardan  da yararlanarak ayetleri biraz daha açayım. Ben şahsen daha önce bu ayetlerle ilgili var olan dokümanları, yorumları  okuyunca,  sanki  bu  ayetler  Muhammed'le  eşleri arasında  meydana  gelen  çok  basit  bir  aile  ilişkisini anlatıyormuş gibi inanıyordum. 

Hani bir söz var: Bakmak ve görmek. Evet; ben de bakıp okuyordum; ama diğer Kur'an yorumcuları gibi hakikati görmüyordum. Şartlanma böyledir işte: Sahibini kafese koyar, onu bağlar, gözlerini açtırmaz.

Anılan ayetler hakkında, tefsirlerde ve diğer ilgili kaynaklarda özetle şunlar anlatılıyor. Efendim  bilmem  Muhammed  hangi  hanımının  yanında  bal yerken-bal şerbeti içerken, Ayşe-Hafsa bunu kıskanmışlar, bu yüzden  Muhammed'e  film  çevirmişler  veya  bir  gün Muhammed  Hafsa'ya,  bugün  babanın  (Ömer'in)  evine gidebilirsin  demiş,  kadın  da  gitmiş.  O  gittikten  sonra Muhammed  de  eşlerinden  (cariye  statüsündeki)  Maryayı yanına alıp Hafsa'nın odasına gitmişler ve Hafsa'nın yatağında sevişmeye başlamışlar, tabii ki Hafsa da akıllı, Muhammed'in onu  sebepsiz  yere  gönderdiğini  anlamış.  

Dolayısıyla  yarı yoldan  dönüp  geri  gelmiş.  Odasının  kapısını  açınca  onları sevişirken yakalamış. Bu manzara onun zoruna gitmiş; sonuçta Muhammed'e çok sert tepki göstermiş (Zira arkasında babası Ömer vardı, kadın ona  karşı  bunu  yapabilirdi;  sahipsiz  değildi).  

Hafsa  daha sonra  bu  olup  bitenleri  kuması  Ayşe'ye  anlatmış.  Sonuçta ikisiyle Muhammed'in arası açılmış ve böylece iş kontrolden çıkınca da Tanrı bu ayetlerle müdahalede bulunmuş gibi bir hikâye, hatta masal anlatılıyor. 

Hele  çoğu  Kur'an  yorumcusu/tefsir  sahibi  ve  bu  konuyu kaleme  alan  İslam  düşünürleri  bu  hikâyeleri  anlatırken,  o kadar  zevkle  ve  sanki  gayet  normal  bir  şeymiş  gibi anlatmışlar ki, insan hayretler içinde kalıyor. Evet, anlatılanlar bu gibi hikâyelerdir. Ben burada küçük bir soru sorup, konuya devam edeceğim: Hani  derler  ki,  Muhammed  geçmişi,  geleceği,  her  şeyi biliyormuş.  Madem  öyle,  peki  Hafsa'nın  geri  döneceğinineden  bilememiş!  

Nerede  kaldı  onun  peygamberliği  (dinmantığına göre!)? Bir de kadına böyle oyun kurması, tabircaizse hileli yolla onu göndermesi kendisine yakışır mı? Şu  olmuş  olabilir  ve  gayet  doğaldır  da:  Muhammed  60 yaşlarında, o kadınların dedesi durumundaydı ve ayrıca onun birçok  kadını  daha  vardı,  tabii  ki  haklı  olarak  bu  konuda sıkıntılar  yaşanmıştır.  Ama  çok  büyük  bir  Tanrı  diye nitelendirdiği  yaratıcısını  getirip  bir  aile  barışı-ilişkisi konusunda  kullanması,  bakın  ha  Muhammed'i  rahatsız ederseniz  sizin  iflahınızı  keserim  gibi  ifadeleri  ona  mal etmesi, çok sığ bir yakıştırma: Ayetlerde oluşturulan bu hoşolmayan kompozisyon Tanrı'ya mal edilemez!

c) Hz. Ayşe Cenazeye Katılmıyor Muhammed'in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönünde. (72) Hele  Ayşe'nin  şu  sözü  enteresan:  "Biz  cenazenin  defnini,çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed'incenazesi  bugün  gömüldü  şeklinde  duyuru  yapıldı."  diyor. Bunu aktaranlar arasında mezhep lideri var, önemli tarihçi ve Kur'an yorumcuları var; yani böyle kenardan söylenen bir sözdeğil. (73) 

Peki,  burada,  "Acaba  cenaze  gömülürken  Ayşe  neredeydi"diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, "Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti." demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor   ve   Ayşe   bunun   haberini   başkalarının duyurusundan öğreniyor? Burada  şu  sözler  söylenebilir:  Efendim  Ayşe  bir  kadın; dolayısıyla dışarı çıkması, erkekler arasında bulunması dinen uygun  değildi,  onun  için  haberi  olmamıştır...  

Oysa  cenaze onun evindeydi, madem defin söz konusu değildi ve sorun dayoktu,  o  zaman  cenazeyi  nereye,  niçin  götürdüler?  Ayrıca Ayşe  hayatında  birçok  siyasi  hareketler  içinde  bulunmuş, Cemel  Vak'ası  gibi  meşhur  tarihi  olaylarda  yer  almış  bir kişiliktir;  onlar  caizdi  de  bu  son  uğurlamada  eşinin cenazesinin başında bulunması mı yasaktı! Kaldı ki Ayşe için böyle  bir  yasak  söz  konusu  değildi.  

Nitekim  Hz.  Fatma babasının mezarı başında hem ağlıyor, hem halkla konuşuyor, hem de babası üzerine şiirler okuyordu. (74)Yeri gelince anlatacağım, halife Osman defnedilirken hanımı geceleyin  mezarı  başında  mum  tutup  çalışanlara  yardımcı oluyordu.  Yine  Ebubekir  ölürken,  eşlerinden  Esma  onun cenazesini  yıkıyordu.  Dolayısıyla  Ayşe  en  azından  çarşaf giyer, bu şekilde izleyebilirdi.

((((((("""""""TAHRİM SURESİ""""""""

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

2. Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3. Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.

4. (Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

5. Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

6. Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.

7. Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.

8. Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter" derler.

9. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!

10. Allah, inkâr edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.

11. Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.

12. Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.)))))))

d) Ayşe ve Hafsa İkilisinin “Tahrim Suresi”yle ilişkisi Ayetlerde bu iki kadının adı geçmiyor. Ama tabii ki hitabın Muhammed'in eşlerine olduğu kesin. Peki, hangi eşleri, nasıl biliyoruz? Bu konuda binlerce kaynak var ki bu iki isim Ebubekir'in kızı Ayşe  ve  Ömer'in  kızı  Hafsa.  İkisi  de  Muhammed'in  eşleri.

Burada kısa bir hatırlatma yapayım. Muhammed 54 yaşındaiken 9 yaşındaki Ayşe ile evlenir ve vefat edince kadıncağız 18 yaşında dul kalır, hicri 57. yılında da vefat eder. Bu şu demek oluyor ki, Muhammed'den sonra yaklaşık 50 yıl daha eşsiz yaşamıştır. Yine Muhammed 56 yaşında iken, 17 veya 21  yaşlarında  olan  Hafsa  ile  evleniyor.  

Muhammed  hayata veda edince bu kadın da 28 yaşlarında dul kalıyor ve yaklaşık 35 yıl daha yaşıyor. İşte durum bu iken, mağdur olan, bu iki kadın olduğu halde, Tanrı'nın ayetler göndererek (75) "Bakın siz  artık  Muhammed'in  ölümünden  sonra  başkalarıyla evlenemeyeceksiniz,  sizler  artık  inananların  anneleri sayılırsınız." demesi izah edilir gibi değil.

Bu Tahrim suresinde de mağdur olan yine Muhammed'in bu iki eşidir. Şöyle ki, bu gencecik kadınlar sanki Muhammed'e cariyelik  yapmaya  mecbur  mu,  onların  yaşama  hakları, zevkleri  yok  mu!  Neymiş;  bakın  Muhammed'e  karşı gelirseniz  ben  Allah  olarak  onu  daha  güzellerle evlendireceğim diyor. Ortada  iki  ihtimal  var:  Ya  bunlar  kadın  kısmını  hiç  insan saymıyorlardı  (ki  gerçek  olanı  bu)  dolayısıyla  biraz  boylu poslu oldu mu hemen evlendirirlerdi veya Ayşe ve Hafsa'da olduğu  gibi,  kız  vermekle  iktidarı  ele  geçirmek hedeflenmiştir.  Olaylara  bakıldığında  bu  fikir  kuvvetle muhtemeldir. Tahrim  suresinde  anlatılan  bu  ikilinin  Ayşe  ile  Hafsa olmasında bir kere İslam camiasında ittifak var. 

Bu iki isimle ilgili  Buhari  ve  Müslim'in  ortak  olarak  aldıkları  hadisleri temel alarak kısa bir bilgi vereyim. Şunu da hatırlatayım ki, her iki kaynakta da bu konuda hadisler çok fazla. Zaten bir kısmını aşağıya alacağım. Sahabeden  İbni  Abbas  anlatıyor.  Bu  ayet  geldikten  sonra,"Acaba Muhammed'in hangi kadınları kastedilmiş?" diye hep merak ettim, fırsat kovalıyordum ki, bir gün bunu Ömer'den sorayım;  ama  pek  cesaret  edemiyordum.  Sonunda  hacmevsimi geldi biz yola çıktık, hacca gidiyoruz. Bir ara yolda fırsatını bulup Ömer'den sordum: Ayette sözü edilen iki kadın hangileri, diye. O da, "Hayret sana, ya İbni Abbas! (yani nasıl hâlâ bilmiyorsun) bu iki kadın Ayşe ile Hafsa'dır." dedi. (76)

Daha  önce  de  belirttim;  tefsirlerde  anlatılan  bal  şerbeti/bal olayı, bilmem Hz. Muhammed falancanın sırasında falanca eşiyle yakalandı gibi hikâyeler bir yana; ortada bir gerçek var: Muhammed, Ayşe ve Hafsa'ya -sebebi ne olursa olsun- bir sözvermiş, olup bitenlere karşı onları durdurmak için kendilerine torpil  yapmış:  Söz  veriyorum;  ben  gidersem  benden  sonra babalarınız Ebubekir ve Ömer yerime geçsinler, halk tabiriyle halife olsunlar diyor, tabii ki bu, Muhammed'in isteğiyle olan bir  teklif  değil;  zorunlu  bir  sözdür.  Ancak  anlık  bir  söz.

Olayları yatıştırmak için o an için söylenmiş geçici bir söz. Çünkü yerine kimi belirlediği konusunda çok tartışmalar var;işin içinde özellikle Hz. Ali ismi öne çıkıyor. O bakımdan geçici diyorum. Hatta Muhammed bunu Ayşe ve Hafsa'ya ilk söylediğinde, müjde olsun" şeklinde hitap ediyor onlara. (77) Diyelim ki aralarında başka hiçbir olumsuzluk da yoksa bir kere  bu  halifelik  sözünün  verilmesi  zaten  Muhammed  için tehlikeli.  

Çünkü  söz  vermiş,  zaman  da  hızla  ilerliyor  ve adamlar da ( Ebubekir-Ömer ) onun yaşıtları. Onun için bir an önce iş başı yapalım hesabıyla kendisine karşı suikast yapmak için geçerli bir neden. Kaldı ki, kanıtlar zaten güçlü; ama buda onlar için önemli bir neden. Bu gibi planlar konusunda Ebubekir pek aktif biri değildi; aslında Ömer onu çok kolay yönlendirebiliyordu  demek  yerinde  bir  tespit  olur.  İlerde Ömer'le ilgili detaylı ve bağımsız bir başlık sunacağım. Orasıda okunursa, sanırım Ömer'in gerçek kimliği hakkında daha inandırıcı bilgi edinmiş olunur. Tahrim süresiyle ilgili bilgiler daha bitmedi; somut kanıtlar var. Burada birçok hadis kaynaklarında geçen bir olayı, en başta Buhari  ile  Müslim'den  aktarayım.  

Muhammed  bir  ara Ayşe'nin evini göstererek ve üç sefer de tekrarlayarak, 

"İşte küfür/fitne  buradadır,  şeytanın  boynuzunun  çıktığı  yer burasıdır." diyor. (78) Bu sözü, Ayşe'nin evinden çıkınca üç sefer  söyledi  şeklinde  rivayetler  de  var.  Aynı  sözü  başka zamanda Hafsa için de kullanmıştır. (79) Burada  gözden  kaçmaması  gereken  ince  bir  nokta  var: Muhammed  yalnız  Ayşe  ve  yalnız  Hafsa  dediği  zaman"

Şeytanın  boynuzu"  terimini  kullanmış  (Yani  tekil).  Ama isimleri  telaffuz  etmediği  zaman,  bakıyoruz  "Şeytanın boynuzları" şeklinde çoğul kullanmıştır. (80) Fitne  ve  şeytan  boynuzu  terimlerini  başka  konularda  dakullanmış;  onlar  ayrı  şeyler.  Bunu  da  belirtmiş  olayım.Kimileri bunu çarpıtabilir diye hatırlattım. Burada hiç şüphesiz ki bir kinaye, birini/birilerini işaret etme söz konusudur. 

Nitekim Ayşe ve Hafsa'yı işaret ettiği gibi; bunu böyle anlamak lazım. Hani halk arasında da kullanılır: Falanca aynen şeytan gibidir denilir. O da bunu kastetmiştir. Hatırlıyorum, 1980'lerde Türk-İslam sentezcileri, Nurcular bu gibi  hadisleri  komünizme  karşı  anti  propaganda  olarak kullanıyorlardı.  

Yani  Muhammed,  "Fitne  doğudan  çıkar."derken  burada  Lenin'i  kastetmiş  (komünizmi!)  diye anlatıyorlardı. Bazı sözlerinde fitne buradadır yerine, doğudan çıkar şeklinde ifade etmiş. O da şundan: Artık ya farklı olay ve kişileri kastetmiştir veya bunu söylediği zaman Ayşe-Hafsa evleri  ona  göre  doğuya  düşmüş  olabilir.  Çünkü  Ömer  ve Ebubekir'den çekindiği için, Ayşe ve Hafsa'ya bazen dolaylı sözler söylemek zorundaydı.

Türk-İslam  sentezcileri  bu  hadisleri  şöyle  kullanıyorlardı: Bakın işte komünizm o kadar tehlikeli ki, Muhammed ta o zaman  -mucize  yoluyla-  buna  işaret  etmiş,  diyorlardı  veayrıca  ballandıra  ballandıra  "Komünizm  tehlikesinden Rusya'yı  terk  edip  Karadeniz'i  yüzerek  geçen  ve  bu zorluklarla  Türkiye'ye  gelen  sayısız  insanlar  var,  bakın  bu konuda  kitaplar  bile  yazılmış."  gibi  İslam'ın  mucizelerini anlatıyorlardı. Üstelik o kitaplar bedava dağıtılıyordu. Ki ozaman  ben  zaten  küçüktüm,  dünyadan  haberim  bile  yoktu. Ama  madem  söylenen  hadisten  maksat  Rusya  ise,  bari "Şeytanın boynuzu kuzeydedir" deseydi, o zaman hiç olmazsa koordinatlar  tutardı;  ama  doğu  denince,  Rusya  Suudi Arabistan'a göre pek de doğuya düşmez. 

Bir de komünizmi nasıl çıkış yeri Rusya da değil: Marx, Engels Avrupalı! Muhammed  ayrıca  Ayşe  ve  Hafsa  için,  “Siz  aslında  Hz.Yusuf'un  etrafındaki  kadınlar  gibisiniz.”  diyor.  Hani Kur'an'daki anlatıma göre Yusuf’un etrafındaki kadınlar ona oyun  kurmuşlar.  Nitekim  bu  konuda  özel  bir  ayet  de  var: "Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür." diye. Her ne kadar bu hadis vefatına yakın bir zamanda Ebubekir'in cemaate namaz kıldırma olayıyla ilgili olarak anlatılmışsa da; aslında bu bir uydurmadır,  gerçeği  yansıtmıyor.  

Nitekim  Şia  kesimi, Muhammed'in  bu  sözü,  Ayşe'nin  insanlara,  "Muhammed diyor ki, Ebubekir cemaate imam olsun." iftirasını duyduktan sonra söylediğini iddia ediyor. Yani ben ne zaman Ebubekir'i önerdim, sizi gidi tuzakçılar şeklinde anlatıyorlar. Yoksa Hz.Muhammed bu kadar ağır bir benzetmede niye bulunsun ki. Bunu,  kendisine  karşı  tertiplenen  komplonun  bir  parçası olarak  değerlendirmek  daha  doğru  ve  mantıklıdır  açıkçası.(81) Kanıtlar daha bitmedi; Kur'an'la devam edelim.Tahrim suresinden anlamlarını verdiğim ayetlerden 10. ve 11.ayetler,  önemli  bir  mesaj  içermektedir  aslında;  ama  İslam düşünürleri  bunlara  hep  basit  anlamlar  yüklemişler,  farklı yönlere  çekmişler;  gerçek  anlamlarını  hep  gizlemeye çalışmışlardır. 

Burada kötü iki kadın örneği veriliyor. İlginçtirki,  Ayşe  ve  Hafsa  nasıl  kötü  bir  ikili  ise,  verdiği  Nuh  ile Lut'un  kadınları  (10.  ayette)  da  iki  kötü  kadın  olarak açıklanıyorlar. Şu soruyu sormanın tam da zamanıdır: Acaba neden  o  iki  kötü  kadın  örneğini  getirip  bu  olay bağlamında/Ayşe  ve  Hafsa'nın  geçtiği  Tahrim  suresinde anlatıyor, ne alâkası var? Burada Ayşe ve Hafsa'yı, kötülük bakımından Nuh ve Lut’un kadınlarına benzetiyor.

Kaldı ki, Nuh ve Lut eşleri kocalarına karşı hainlik yaptılardiyor. Hainlik, nerdeyse ihanetle eş anlamlı bir kelime (aynı kökten gelen biri üç harfli, diğeri de dört harfli/mezid bir fiil). Bir  kere  burada  daha  uygun  sözcük  kullanılabilirdi.  Gerçi “hıyanet” yalnız ihanet anlamına gelmez, başka anlamlarda da kullanılır; ama sonuçta olumsuz bir anlam taşır. Madem Hafsa ile Ayşe'yi bu ikiliye benzetiyor ve bu ikili de eşlerine karşıhaindi  diyor;  peki  Hafsa  ile  Ayşe  de  böyle  miydi  acaba (İhanetçi). 

Diyelim Ayşe'nin Safvan'la İfk olayı meşhurdur, ya Hafsa? Belki ayetten bunu kastetmemiş; ancak seçilen terimler uygun değildir.  Burada  ihanet/hainlik  kelimesi  kullanılınca  Kur'an yorumcularının   zoraki   açıklamalara   başvurduklarını görüyorum:  Efendim  peygamberlerin  eşleri  zina  yapmazlar gibi yorumlar. İşte alâkası olmayan bir terim kullanıldığında tabii  ki  yorumculara  iş  çıkar:  Zoraki  anlamlar  yüklemek durumunda kalırlar.

Hiçbir kanıt olmasa bile, insan bağımsız bir gözle yalnız bu Tahrim süresindeki anlatılanlara baksa, yine aklına bir şeyler gelir:  Muhammed'le  eşleri  arasında  olup  biten  neymiş  ki, Kur'an'a  bu  ilginç  biçimde  yansımış  diye  insanın  aklına sorular gelir!

e) Ayşe Hakkında Bazı Saptamalar Ayşe'yi biraz daha fazla tanımak için, hakkında sağlam İslami kaynaklardan  derlediğim  bazı  bilgileri  sunmak  istiyorum. Maksat, anılan planları başarabilecek kapasitede mi değil mi? Ayşe'nin anlattığı şöyle bir hadis var: 

"Muhammed'e sihir yapılmıştı, o sihrin etkisiyle öyle bir hale gelmişti ki, yaptığı bir işe hayır yapmadım diyordu... O kadar akli  dengesini  kaybediyordu"  diyor.  (82)  

Bu,  Buhari  veMüslim'in  ortak  olarak  işledikleri  hadislerden.  Bunları  bu suikast bağlamında şöyle değerlendirmek mümkün: Demek  ki  bu  ilaç  içirme  olayı  sadece  vefat  ettiği  sırada olmamış;  daha  önce  de  Ayşe  ve  Hafsa  tarafından  değişik yollarla  kendisine  verildiği  olasılığı  çok  güçlü.  Neden Hayber'de  bir  Yahudi  kadın  bunu  planlayabiliyor  da  Ayşe böyle yapmasın! Üstelik Ayşe yapsa babası halife olacaktı, bu işte  çıkarı  vardı.  Şu  denilebilir:  Ayşe  Muhammed'i kaybetseydi,  ayetlere  göre  artık  bir  daha  evlenemezdi. Dolayısıyla Ayşe neden kendini eşsiz bıraksın ki? Bir kere Muhammed'in  Ayşe'den  başka  aynı  anda  en  az  on  hanımı daha vardı (83) ve kendisi 60'ı geçmişti. 

Bu nedenle, Ayşe'nin bir  kere  ondan  beklentisi  yoktu,  biyolojik  olarak  artık Muhammed'den aşk beklemek mümkün değildi. Bir de Ayşe gibi bir kadın kendi işini bilirdi, Muhammed'den sonra -istemişse- koca ayarlayabilmiştir. Kim bilir ve garanti eder ki, Muhammed'den sonra Ayşe 50 yıl tek başına yaşamış, artık  başka  bir  erkekle  yaşamamıştır!  Tabii  ki  yaşamışsa diyecek  bir  şey  yok:  Genç  kadın  ve  onun  en  doğal  hakkı. Ayşe, Hatice gibi cömert, eli açık biri değildi. Devlet onun maaşını  veriyordu.  

Zenginliğine  küçük  bir  örnek  vereyim. İbni  Asakir'in  anlattığına  göre,  Onun  köleleriyle- işçileriyle İbni  Abbas'ın  köle-işçileri  arasında  bir  ara  kavga  çıkınca, Ayşe bunu duyar duymaz -çözmek için- hemen koşarak olay yerine gider. (84) Kadın her yönüyle becerikli biri. Bir  kere  başlangıçta  babasının  onu  Muhammed'e  vermesi büyük bir yanlışlık, hatta bir insanlık suçu idi. ister yaşı 9 olsun,  ister  15  olsun  fark  etmez.  

Bir  kere  Muhammed  55 yaşlarındaydı  ve  başka  hanımları  da  vardı.  Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok. Burada  demek  istediğim,  aşk  konusunda  Ayşe'nin  zaten Muhammed'den bir beklentisi yoktu. O yüzden eğer Ebubekir ve Ömer Muhammed hakkında bir suikast planlamışlarsa ve oda  bu  iki  kadın  tarafından  uygulanmak  istenmişse,  bunlar rahatlıkla bu plana iştirak etmişlerdir. Muhammed'in vefat ettiği ay Haziran ayı ki, o coğrafyanın en sıcak aylarından. Kaldı ki bugünkü gibi sıcaklığa karşı tedbirde  yoktu.  İşte  halifelik  kavgaları  yüzünden  cenaze  o  yaz sıcaklığında 3 gün dışarıda kalır. 

Burada, cenazenin ne kadar bozulduğunu insan herhalde tahmin edebiliyor. Daha önce de belirttim,  cenaze  üç  gün  yerde  kalmıştır;  ama  Ayşe  kendi evindeydi,  Ebubekir'le  Ömer  de  o  üç  gün  içinde  halifelik peşindeydi. (85) Bu  büyü  hadisinden  bahsetmekteki  maksadım  şu:  "Birileri Muhammed'e sihir yapmıştı, o da akli dengesini kaybetmişti."sözü, mantık ve ilmi açıdan boş bir iddiadır. Aslında bu da Muhammed'e  yapılmak  istenen  planın  bir  parçasıdır:  Olay sihir değil; belki de ilaç yedirmek/içirmek gibi bir komplo söz konusu. Tekrarlıyorum: Sihir yapıldı açıklaması zaten Ayşe'ye dayanır,  tabii  ki  bu  da  anlamlı.  

Hadis  uzun  ve  içinde  çok lüzumsuz şeyler var; ben hepsini anlatmadım. Mesela Ayşe diyor  ki,  bu  büyü  Muhammed'de  o  kadar  olumsuz  etki yapmıştı  ki,  hanımlarıyla  seviştiği  halde  sevişmedim diyordu/bunun farkında değildi." Sonuçta bir gün Muhammed bana dedi ki, Ayşe ben çaremi buldum. İki kişi (melek) bana gelip dediler ki, bu adama sihir yapılmış; o sihrin malzemesi de Yahudilere ait olan Zekvan kuyusuna atılmış. Bunu anlattıktan sonra benle Muhammed gittik, söylediği malzemeyi kuyudan çıkardık, böylece onun büyü işi bitti, rahatsızlığı geçti. 

Bu arada ben Muhammed'e,‘Peki bunu insanlara anlat.’ dedim. O, gerek yok, nasıl olsa ben sağlığıma kavuştum; başkası önemli değil dedi." Bunları anlatan Ayşe'nin kendisi... Çok  açıktır  ki,  Ayşe  çaktırmadan  ona  bir  şeyler  yedirmiş; onun izini benzer uydurmalarla kaybettirmeye çalışmış; ama kaybolmaz ki. Çünkü açıklamalar inandırıcı değil.

Ayşe'den farklı bir hadis: Muhammed hasta iken bana, "Ayşe sen benden önce ölseydin ben sana dua ederdim." dedi. Ayşe devam  ediyor:  "Söze  bak!  Vallahi  benim  bildiğim,  sen ölümümü istiyorsun. Hâlbuki senden önce ölsem, aynı gün sen gider başka hanımlarınla aşk yaşarsın." diyor. Ayşe'nin bu hadisi, en başta Buhari'de pek çok yerde geçmektedir. Bir dedeğişik  kaynaklarda  bunun  farklı  versiyonu  da  var.  

Hz.Muhammed, Ayşe'ye, "Sen benden önce ölseydin ben senin cenaze namazını kılar, seni kabre indirirdim." diyor. Bunun üzerine Ayşe sert tepki gösteri yor: "Bu açıklaman gösteriyor ki, sen bir an önce gitmemi ve benden kurtulmanı istiyorsun."diyor. Belli ki Muhammed ondan kurtulmak istemiş; ancak çaresini bulamamıştır. (86)

Hele  Muhammed'in  Ayşe  hakkında  şu  açıklaması  şüpheleri daha da artırmaktadır. Kendisiyle Ayşe arasında olup bitenler bağlamında  bir  ara,  "Yazıklar  olsun!  Bu  kadın  (Ayşe) başarabilirse ne yapmak istiyor, neyin peşindedir!" diyor. (87) Tabii  ki  bunu  anlatan  Ayşe,  olayı  başka  konularla ilişkilendiriyor: Mesela bir gece kalkıp gitti, ben de sandım ki başka  hanımlarına  gidiyor  (kıskandım),  peşine  takıldım.

Meğer ki mezarlığa, ölülere dua etmeye gidiyormuş, işte beni görünce o arada bu sözü söyledi diyor. Bunun bir çarpıtma olduğu belli. Aslında bu söz, ona verilen ilaçtan  sonra  veya  kendisine  karşı  Ayşe'nin  çevirdiği  genel planlar  bağlamında  söylenmiştir.  Yoksa  Ayşe'nin  anlattığı böyle basit şeyler yüzünden söylenen bir söz değildir. Şu da var ki, verilen bilgilere göre Muhammed son günlerde Ayşe'nin evinde kalmış ve artık orada vefat etmiş. Anlaşılan, yer  de  böylesine  bir  komplo  için  tam  uygun.  

Bu  durumda Ayşe  kimseyi  kolay  içeri  almamış  demektir  ve  rahatlıkla istediğini kendi evinde yapabilmiştir. Hatırlanacağı gibi biraz önce de açıkladım, kendisi Ayşe'ye şeytan demişti. İşte  Hz.  Muhammed'in  Ayşe'ye  karşı  kullandığı  yukarıdaki cümle, İslam âlimleri arasında tartışmalara neden olmuş, hatta bazı Kur'an yorumcuları ve İslam düşünürleri bu ve benzeri kanıtları  göz  önüne  alarak,  Ayşe  ile  Hafsa'nın  (tabii  ki Ebubekir ve Ömer'in de direktifleriyle ki bir an önce iktidarı ele  geçirsinler  diye)  

Muhammed'i  katlettiklerini,  ona  zehir içirdiklerini net söylüyorlar... Mesela; Muhammed b. Mesut Ayaşî (h.4. asırda yaşamış) kendi tefsirinde (88) bu konuda halife  Ömer,  Ebubekir  ve  kızları  olan  Ayşe  ve  Hafsa'nın Muhammed'i  zehirleyip  öldürdüklerini  ve  hepsinin  katil olduklarını açıkça belirtiyor. Benzer ağır ithamlar Sünni kaynaklarda da var. Her ne kadar yazdıkları  halde  katılmıyorlarsa  da,  Zehebi,  İbni  Hacer gibileri  şu  ağır  ifadeleri  de  eklemişler.  

Kimileri  (isim  de vererek), Ebubekir ve Ömer'e Firavun demişler, kızları Ayşe ve  Hafsa'yı  Lut  kavmine  benzetmişler  şeklinde  net açıklamaları var. (89) Ayaşî'yi sadece sivri bir örnek olarak gösterdim. Hatta Meclisi gibi Şia ekolüne bağlı yazarlar (90) Ebubekir-Ömer ve kızlarını daha ağır bir şekilde suçluyorlar. Her  ne  kadar  İslam'ın  Sünni  kesim  yazarları  bu  konuyu soyutlayarak, insanlardan gizli tutmak istemişlerse de, aslında kanıtlar çok güçlü ki, Muhammed bir siyasi cinayete kurban gitmiş ve bunu tertipleyenlerin baş aktörü de Ömer'dir; ancak Ebubekir'i  de  yönlendirmiş  ve  hatta  kullanmıştır  demek yerinde  olur.  

Bunu  yaparken  de  en  önemli  avantajları, kızlarının Muhammed'le evli olmaları ve onunla yaşamaları.Zaten Muhammed'den sonra Ömer'in Ebubekir için aktif bir şekilde  çalışması,  aslında  kendi  geleceğinin  altyapısını güçlendirmekti;  bunu  hep  söylüyorum.  Nitekim  Ömer'in yaptıklarına dayanamayan Hz. Ali, bunu açıkça Ömer'e karşı söylemiştir:  "Aslında  Ebubekir  senin  umurunda  değil.  Sen bununla geleceğini garantiye almak istiyorsun." demiştir. (91) Şimdi farklı bir tarihçiden bazı bilgiler sunacağım. Bu adam Hz.  Ali  ile  çok  samimi,  onunla  birlikte  yaşayan  biri.  Adı Selim bin Kays Hilali (h.2-76). 

Kitabında enteresan şeyleranlatıyor.Aslında bu konuda var olan tüm bilgilere bakınca, yazarın buolayı  bir  sonuca  bağladığını  anlıyor.  (92)  Selim'in anlattıklarından bir özet sunayım. Ebubekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel ve Salim başta olmak  üzere,  Muhammed'in  Ali'yi  halife  olarak  adres göstermesi yüzünden harekete geçenler kendi aralarında bir plan  yapıyorlar.  Bunu  da  uygun  zamanlarda  Ka'be  içinde yürütüyorlar. Hani ibadet yeridir kimse bunu tahmin etmez niyetiyle (bilerek) Ka'be'yi seçiyorlar. 

Muhammed bu planı bilmesin diye Ayşe ve Hafsa da bu konuda görev alıyorlar, göz-kulak oluyorlar. Daha sonra bu sayı hayli kabarıyor, 34 civarında  bir  kitle  bu  plana  dahil  oluyor  ve  giderek  sayı artıyor. Sıra sözleşme metnini yazmaya gelince Ebubekir'in evinde  toplanıyorlar.  Sait  bin  As  da  bu  sözleşmenin kâtipliğini yapıyor. Olay tarihi hicri 10. yılı ki bir yıl sonra da Muhammed  vefat  ediyor.  Yazılan  yazı  Ebu  Ubeyde'ye veriliyor, o da götürüp Ka'be'de uygun bir yerde gömüyor.

Belge orada kalıyor ta ki Ömer halife olana kadar. Peki, alınan karar ne! Hedefleri, Ali'nin halife olmasına fırsat vermemek için, bir darbe ile Muhammed'i ortadan kaldırmak. Bu gerçekleştikten sonra  da  sırayla  Ebubekir,  Ömer  ve  Ebu  Ubeyde'in  halifeolmalarına  karar  veriyorlar.  Daha  önce  Tebük'te  yaptıkları gibi, burada da Veda haccından dönmekte olan Muhammed'i yolda öldürmeye karar veriyorlar. 

Bu iş için 10-15 kişilik bir katil grup da ayarlıyorlar, tabii ki Muhammed'in de istihbaratı güçlü,  bunun  bilgisini  alıyor  ve  plan  yine  boşa  çıkıyor. Selim'in kitabında daha enteresan şeyler de var. Mesela Ömer bir  sözünde,  "Benim  yanımda  ha Muhammed'in  davası,  ha pislik  içinde  yetişen  bir  hurma;  aralarında  hiç  fark  yok."diyor. Bunu duyan Muhammed çok kızıyor, bir toplantısında dolaylı  olarak  da  olsa  bunu  belirtiyor;  ama  ne  fayda!

Karşısında en başta Ömer ve çok güçlü bir muhalif kitle var; fiziki ol arak yapılacak hiçbir şey yok. (93)Yineliyorum, Muhammed'e karşı olanlar çok güçlü insanlardı. O  yüzden  elinde  iki  tedbir  vardı.  Birincisi,  sık  sık  ayetler oluşturup  bu  yolla  onları  durdurmak,  ikincisi  ise,  maddi olarak tedbirini almak. İşte  Tahrim  suresindeki  anlatılanlar,  Muhammed'e  karşı yapılmak  istenen  ve  içinde  eşleri  Ayşe  ile  Hafsa'nın  da bulunduğu bu suikastlarla ilgilidir aslında. Muhammed, Ayşeve Hafsa'dan bir şeyler sezmiş ki, durumu ayetlerle formüle ederek bir taktik ve tedbir olarak uyguluyor.

Bir bal şerbeti, bir gece hayatı meselesi değil olay, bu kadar ayetleri bunun için oluşturmaz. İktidar kavgaları yüzünden ta Tebük'ten bu olaya kadar sonuç vermeyen  plan,  Ayşe  ve  Hafsa'nın  ona  zehir  içirmeleriyle sonuç  veriyor  ve  maksadına  ulaşıyorlar.  Hem  baştan  beri verilen bilgiler, hem de bundan sonra anlatacaklarım bir bütün olarak değerlendirilirse ve bu insanların da 1400 yıl önceki bir  toplumun  insanları  oldukları  düşünülürse,  aslında senaryonun  gayet  normal  ve  oluşan  kanaatin  de  bu  yönde olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.

Bir  de  eğer  anlatılanlar  doğruysa,  Ayşe  bugünkü  saf Müslümanların inandığı gibi, pek de dine inanan biri değildi. Burada  yine  başta  Buhari  ve  Müslim'den  somut  örnekler vereyim. Mesela Kur'an'da Mirac'la ilgili İsra suresi var. Ki güya Muhammed Cebrail eşliğinde bir gece Burak denen bir araca (her ne ise!) bindirilip Mekke'den Kudüs'teki Mescid-iAksa'ya, oradan da göklere, Allah yanına götürülmüşü) tabiiki bu olay İslam'da meşhurdur ve bir de bunun adında bir sure var:  İsra  suresi.  

Burada  bu  hikâye  üzerinde  durmaktaki amacım, Ayşe'nin bu olayla ilgili yorumundan dolayı. Ki ozaman henüz dünyaya bile gelmediği halde; zaman içinde bu konuda  konuşulunca  fikrini  söylüyor.  Kendisi,  "Aslında Muhammed  bedeniyle/fiziki  olarak  göklere  çıkmamıştır;  o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor." diyor. (94) Yine en başta Buhari ve Müslim'de geçen ve Ayşe'ye atfedilen önemli  bir  söz  var:  Ahzab  suresi  50.  ayetin  bir  yerinde deniliyor ki, Muhammed bir kadını eğer beğenirse, ona mehir ücretini  vermeden/bedava  alabilir.  

Yine  51.  ayette, Muhammed'e tam özgürlük verilir: "Kadınlarından istediğini boşayabilir,   istediğini  geri  getirebilirsin,  eşlerin  arasında geceleyin  sıralama  yapmayabilirsin.”  gibi  avantaj  ayetleri oluşunca, Ayşe buna çok kızar ve o meşhur sözünü burada söyler: "Bakıyorum senin Allah'ın senin zevkin doğrultusunda acele  ederek  hemen  ayet  gönderiyor."  (95)  İşte  benzer örneklere bakılınca, Ayşe'nin Muhammed'in peygamberliğine inanmadığı düşüncesi kesinlik kazanmaktadır.

21. asırda yaşıyoruz; peki günümüzde hangi Müslüman bu kadın  kadar  cesaret  edip  böylesine  eleştirel  bir  söz kullanabilir?  Dediğim  gibi  İslam  tarihi  çok  güvensiz  ve uydurmalarla  doludur.  Ancak  sağlam  diye  kabul  edilen kaynaklarda  geçen  bu  söz  Ayşe'ye  ait  ise,  demek  ki  kadın gerçekten harikaymış. Ama aynı şekilde kaynaklarda şunlar da var. Muhammed,  gelip  Ayşe  ile  oynasınlar  diye,  ara  sıra  ufak çocukları çağırırdı. Bariz bir örnek vereyim. Bir ara eve gelince bakıyor ki Ayşe çocuklarla oynuyor, deri gibi o günkü malzemeden iki kanatlı bir at yapmışlar. 

Muhammed soruyor, "Bu da ne?" Ayşe, "BuSüleyman peygamberin atıdır, hani onun da kanatları varmışya!"  karşılığını  verince,  Muhammed  gülmekten  bayılıyor.(96) İşte bir taraftan oyuncakla uğraşan küçücük bir çocuk; diğer taraftan nerdeyse filozof gibi gösterilen bir Ayşe. Onun için  hep  karşımızda  uyduruk  bir  resmi  İslam  tarihi  vardır diyorum. Ayşe ister filozof olsun, isterse çocuk; Ömer onu ve Hafsa'yı bu komploda bir piyon olarak kullanmıştır. Hatta bu konuda Ebubekir  bir  hiçtir  demek  mübalağa  değildir.  

Saflığına  ve hiçliğine küçük bir örnek vereyim. Bilindiği gibi onun lakabı 'Sıddık'tır.  Bunun  tarihçesi  de  şu:  Muhammed,  ben göklere/miraca çıktım deyince o da tartışmasız olarak buna inanırım  demiş  ve  bu  unvanı  bu  olaydan  dolayı  almıştır. Sıddık demek, çok doğru sözlü demek. İşte böylesine saf bir Ebubekir'i Ömer kolay yönlendirebilmiştir. Hele biraz da ona prim  vermişse  (yönetici  olursun  diye)  iş  tamam  olmuştur.

Hafsa'nın  da  bu  konuda  bir  hadisi  var.  Muhammed'e,"Bakıyorum  sen  hasta  olursan  Ebubekir'i  namazda  öne geçiriyorsun."  diyor.  Buna  karşı  Muhammed,  "Ben  öne geçirmiyorum  ki;  Allah  onu  öne  geçiriyor/yani  vahye dayanıyor." diyor. Nerde bu gibi sözler varsa hep Ayşe ve Hafsa'ya dayanıyor. Belli ki onlar da iyi çalışmışlar! (97)f) Halife Ömer Hz. Muhammed'i Konuşturmuyor! Hz.  Muhammed  ölüm  döşeğindeyken,  "Bana  kalem-kâğıt getirin  size  öyle  bir  vasiyette  bulunayım  ki,  onu  yerine getirirseniz zarar görmezsiniz." diyor. 

Bunun üzerine halife Ömer, "Hz. Muhammed artık hastadır, ne dediğini bilmiyor. Dolayısıyla Kur'an var, o bize yeter." diyor ve sözü edilen o vasiyetin  yazılmasına  engel  oluyor/ Hz.  Muhammed'i konuşturmuyor.  Tabii  ki  Ömer'in  bu  sözü  üzerine  orada bulunanlar  arasında  tartışma  çıkıyor:  Kimisi,  madem Muhammed'in  arkasında  Allah  vardır,  hasta  da  olsa  yine doğru konuşur diyor, kimisi de Ömer'i haklı buluyor. Bunun neticesinde  Muhammed  onlara  "Çıkın  burdan."  diyor  ve vasiyet  yazılmadan  konu  kapanıyor.  Hatta  İbni  Abbas,"Hayret!  Bırakmadılar  ki  peygamber  sözünü  tamamlasın." diyor.  

Bu  açıklama  en  başta  Buhari'nin  eserlerinde  bir çokyerde, Müslim'de ve diğer İslami kaynaklarda anlatılmaktadır. Her ne kadar kimi rivayetlerde Ömer'le birlikte başkaları da Muhammed'in yanında varmış, onlar da onun bu vasiyetineitiraz  etmişler  deniliyorsa  da,  aslında  Ömer  dışında  hiç kimsenin adı geçmiyor. Zaten Ömer'den başka da kimse bu ifadeyi kullanma cesaretinde bulunamazdı. Buhari'de birkaç yerde Ömer'in bu konuda ismi geçiyor. (98)

Burada kullanılan tartışmalı bir terim var. Ömer yukarıdaki cümleyle birlikte burada Muhammed'e karşı 'HCR' kelimesini kullanıyor. Bunun anlamını İbni Esir'den dinleyelim. 'Hecere'demek,  boş  konuşmak,  ne  dediğini  bilmemek  diye  genel sözcük anlamını verdikten sonra, az önceki hadis’e değiniyor ve “Hz. Muhammed'e bunu demekten kasıt, artık hastalıktan dolayı sözlerini karıştırıyor, sağlam konuşamıyor demektir.”diyor ve ekliyor; “Hz. Muhammed'e karşı bu ifadeyi kullananda Ömer'in kendisidir.” diyor. 

Aynı açıklama İbni'l Manzur tarafından da yapılmıştır. (99) Ömer sadece bu olayda itiraz etmiyor. Yine bu hastalık anında Muhammed  hanımlarından  kâğıt  kalem  istiyor,  verin  size önemli  şeyler  yazayım  diye.  Onlar  getirmeye  çalışınca  o sırada Ömer geliyor, durumu öğreniyor, "Siz kadınlar ancak ağlamaya varsınız; başka neye yararsınız." diyor ve burada da engel oluyor/bırakmıyor. Bunun üzerine Muhammed (demekki artık dayanamıyor) “Kadınlar senden daha iyidir." diyor. Bunlar aslında önemli açıklamalardır. (100) Sonuç  şu:  Ömer,  Hz.  Muhammed'e,  "Artık  hastadır,  akli dengesi yerinde değildir, abuk-sabuk konuşuyor. 

Dolayısıyla onun  söylediklerinin  bir  değeri  yoktur."  demek  istemiş; kullanılan kelimenin anlamı bu. Şu da var ki, bir kere Ömer'in bu  karşı  çıkması  İslam  inancına  uygun  değildir.  Eğer inansaydı  ki  Muhammed'in  projesinde  Allah  var,  -İslaminancına göre Allah cansızları da, hastaları da konuşturur - ozaman bunu söylemezdi. Çünkü iş sadece akılla olsa, o zaman Muhammed'in  mucize  iddiası  nerede  kalır?  Yani  ne  olursa olsun bu karşı çıkış Ömer için olumlu değil; ancak, Ömer'in burada  korktuğu  bir  şey  varmış  ki  karşı  çıkmış. 

 Aşağıda bunun nedenini anlatacağım.

g) Halife Ömer Neden Telaşlıydı?

1-  Belki  Muhammed  bu  son  nefesinde,  Ömer'in  de  içinde bulunduğu  Tebük'teki  suikastçıları  ve  yine  Ömer'le Ebubekir'in, kızları Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Muhammed'ekarşı tertipledikleri komployu açıklar endişesi Ömer'i sarmış olabilir.

2- Bir diğeri de, belki damadı Ali'yi toplum içinde halife ilaneder korkusu. İşte bu durumda Ömer'in planı suya düşerdi, tabii ki her iki neden de önemli. Hatta son nefeste Hz. Ali onun  yanında  yalnız  kalıyor  ve  dışarı  çıkınca  soruyorlar: “Muhammed'in durumu nasıl?” diye. O da iyi diyor. Ancak amcası Abbas artık Muhammed'in çok ağır olduğunu ve vefat etmek  üzere  olduğunu  anlıyor.  Kendisi  bunu  oradakilere söylüyor, tabii ki bu baş başa kalmakta Muhammed'in ona halifeliği  konuştuğunu  söyleyenler  ta  o  zamandan  vardı. Hatta,  Hz.  Muhammed'in  Ali'yi  kendine  vasi  olarak  seçip seçmediğini Ayşe'den soruyorlar. Ayşe sert tepki gösteriyor,"Bu  da  nerden  çıktı,  24  saat  Muhammed'in  yanındaydım, hatta tuvalet ihtiyacını altından alırdım. 

Böyle bir şey olsaydı ilkin  ben  duyardım."  diyor  ve  Ali'nin  vasi  olduğunu  inkârediyor. Bunlar, en başta Buhari'de anlatılan şeyler. (101) Az önceki hadis çok uzun ve ilginçtir ki, Ayşe ile ilgili bu hadis sadece Buhari'de 18 yerde tekrarlanmıştır. Ayşe burada Ali ile ilgili şu önemli açığı da veriyor/ona kızgın olduğunu belirtiyor,  şöyle  diyor:  Benim  İfk  olayıyla  ilgili  (hani  bir savaş  dönüşü  yolda  Safvan  adında  biriyle  zina  yapmakla suçlanıyordu)  henüz  Nur  süresindeki  ayetler  inmemişti,  bu konudaki belirsizlik sürüyordu (Allah neden uzun süre onları bu konuda seyretmek istemiş ve daha sonra yaklaşık 10 ayet birden  göndererek  Ayşe'nin  ve  dolayısıyla  Muhammed'in ailesinin dosyasının sağlam olduğunu belirtmiş; tabii ki bu da notlarımız arasında kalsın!). 

Ayşe devam ediyor: Bir ara Hz.Muhammed  hem  Ali,  hem  de  Üsame  bin  Zeyd'i  huzuruna çağırıp  sordu:  “Siz  bu  iş  için  ne  dersiniz,  ben  Ayşe'den ayrılayım mı?” diye. Üsame, "Senin eşindir, sen onu daha iyi tanırsın" karşılığını verdi, benimle ilgili olumlu konuştu; ama Ali, "Ey Muhammed, dünyayı kendine dar etme; sanki sana kadın mı yok?" dedi. Ali'nin bu sözleri Ayşe üzerinde çok olumsuz bir iz bırakmış. Çünkü daha sonra meydana gelen tarihi olaylarda Ayşe hep Hz. Ali'ye karşı olan cephede yer almıştır. (102)

Konunun aydınlanması açısından şu olay da önemli: Bir kere Muhammed son nefesinde Ali ile baş başa kalmış ve ona birşeyler söylemiştir. Hatta hadisler var ki, Muhammed Ebubekir ve  Ömer  huzurunda  Ali'yi  halife  olarak  ilan  edince  Ömer buna itiraz bile etmiş: Sen kendin mi Ali'yi tayin ediyorsun, yoksa bu atama konusunda vahiy ile mi hareket ediyorsun,demiştir.  O  da,  "Ben  vahiyle  konuşuyorum."  diyor.  Bunu ilerde  Hz.  Ali-Fatma  kısmında  daha  detaylı  olarak anlatacağım.  Zaten  daha  önce  de  bu  konuda  bazı değinmelerim oldu. 

İşte bu bilgiler de var iken, Ayşe'nin "Hz.Muhammed  Ali'yi  vasi  yapmadı."  şeklindeki  açıklaması doğruluk ifade etmiyor. Bir kere Ayşe artık taraftır ve benzer konulardaki açıklamaları asılsızdır. Mutezile  ekolüne  yakınlığıyla  itham  edilen  İbni  Ebi'l Hadid'den  birkaç  cümle  eklemek  istiyorum  (h.656.ö).  Aynışeyler  Necahî  Tai'nin  "İğtiyal'ül  Halifet'i  Ebibekir"  adlı yapıtında daha fazla ve detaylıca işlenmiştir. Bu ikiliden kısa bir özet sunmakta yarar var. Konuya ilişkin anlattıklarımdan çıkan  sonuca  yardımcı  olur  diye  düşünüyorum.  

Şunu anlatıyorlar: Ömer,  henüz  Hz.  Muhammed  hayatta  iken  Ebubekir  ile konuşur: Kimse senin halife adayı olacağını zaten düşünemez, herkes buna sürpriz der; ancak sen olursan pek tehlike olmaz. Sen  halim  selim/yumuşaksın,  her  kesim  sana  ılımlı  bakar. Onun  için  ilkin  seni  halife  yapalım,  bir  yıl  sonra  da  sen ayrılırsın  ben  başa  geçerim  gibi  pazarlıklar  ve  senaryolar anlatılır.  Hatta  bir  yıl  geçtikten  sonra  Ebubekir  çekilmek istemeyince,  "Aslında  beklentim  şuydu,  diyordum  ki Ebubekir  sistemi  rayına  oturttuktan,  sükuneti  sağladıktan sonra  bir  hafta  içinde  kendisi  bir  bahane  bulur  ve  bir  yılı beklemeden görevden ayrılır, bana devreder; ama işi uzattı!" şeklinde Ömer'den böyle bir açıklama aktarıyorlar. (103)

Zamanla  Ebubekir'le  Ömer'in  arası  açılır.  Hatta  Ebubekir Ömer'i hac görevinden alır. Daha da cesaret edip ileri giderekbir  ara  Ömer'e,  "Bana  kalırsa  sen  bu  halifelik  işinden vazgeçersen  daha  hayırlı  olur."  der.  Taberi  bunu  farklı  bir şekilde aktarır: Ömer bu halifelik işinden vazgeçseydi daha iyiydi şeklinde aktarmış. (104) 

Bundan sonraki gelişmeleri, Ebubekir'in nasıl katledildiği bölümüne bırakayım. Sonunda Ebubekir görevden ayrılmayınca ve hac yetkilerinide  Ömer'den  alınca  araları  tam  açılır  ve  Ömer,  gelecekte halifeliğin riske gireceğini artık anlar. Bundan sonrasını az önceki  yazarların  kaynaklarından  dinleyelim:  Ebu bekir, konuşulan sürede istifa etmeyince halife Ömer harekete geçer ve  onu  ortadan  kaldırmak  için  planlar  yapar.  

Bunu, Ebubekir'in ölümü konusunda izah edeceğim. Hatta ilk başta Ebubekir, ya Ömer halife olsun ya da Ebu Ubeyde diyordu, halife  Osman'ın  adı  hiç  yoktu.  Ama  daha  sonra  nedense Osman öne çıkar ve Ebu Ubeyde birden gündemden düşer. Hatta  Ömer  iş  başı  yapınca,  Ebubekir'in  çoğu  valilerini görevden alır. (105) Yine Ebu Süfyan ile oğlu Muaviye'ye çok aşırı ayrıcalıklar tanır ki bunlar Osman'ın akrabalarıydı, tabii ki bu ilk adımdı; zaman  içinde  Osman  iktidara  gelince  bu  akraba  saltanatını daha da geliştirir ve bilindiği gibi bundan dolayı Emeviler dönemi başlar. 

Yani bu görevden almalar ve yerlerine Emevi soyuna  bağlı  kişileri  tayin  etme  olayı,  Ömer'le Osman/dolayısıyla onun soyu arasında yapılan pazarlıkların bir soncuydu aslında. Burada gözden kaçan bir şey var: Halifelik makamına geçme olayı  halk  arasında  bilinen  o  çok  basit  şekilde gerçekleşmemiştir; tam tersine ilk halifeden itibaren hep zorlu ve skandallarla olmuştur.

Şu sorulabilir: Madem ki Muhammed bütün bu olup bitenleri biliyordu, artık burada Ömer'i bu son nefeste ne gibi hesaplar için dinliyordu ki? Artık ne varsa açıklamalıydı. İşte bu onun sorunudur, neden söylemedi bilemeyiz. Yalnız şu gibi hesaplar kuvvetle muhtemeldir: Mesela; açıklasam daha kötü olur, sistem dağılır. 

Veya damadım Ali rahatlıkla halife olsun, ben sorun yaratmayayım, dolayısıyla kızım Fatma da rahat  eder  gibi  hesaplar  yapmış  olabilir;  ama  şu  kesin  ki, Muhammed, Ömer'e karşı hep defansa çekilmiş, çekinmiş ve etkisinde kalmıştır. Yeri gelince Hz. Fatma kısmında belirteceğim gibi, Haziran ayında  vefat  eden  Muhammed'in  cenazesi  üç  gün  yerde kalırken,  Ebubekir  ile  Ömer  cenazeyi  bırakıp  iktidarı  ele geçirmek  için  kulis  yapıyorlar.  

Halifelik  işini  sağlama bağladıktan  sonra  Muhammed'in  cenazesine  döndüklerinde; artık  cenazesi  gömülmüştü,  yetişememişlerdi.  Burada  çok basit  bazı  yorumlar  var:  Mesela  bu  üç  gün  olayı,  acaba Muhammed'i  Mekke'de  mi  yoksa  Medine'de  mi  gömelim veya  millet  lidersiz  kalmıştı,  mecburen  bunlar  uğraşacaktı gibi  laflar.  Bunlar  zaten  dini  kaynaklarda  da  pek  öne çıkmamış;  ancak  cılız  da  olsa  bazı  eserlerde  geçiyor  ama dediğim gibi gerçekle ilgisi yok. (106)

Daha sonra Ebubekir'le Ömer, Hz. Fatma ve Ali, Ebubekir'in halifeliğini tanısınlar diye onlara gidince Fatma aynen şunu diyor:  En  zor  anımızda  bizi  cenazemizle  baş  başa  bırakıp kendi işlerini görmeye çıkan kişilerle bizim işimiz yok; ne bizden izin aldınız, ne de bu konuda (halifelik konusunda) bize bir hak verdiniz. (107) Ömer, Hz. Ali'nin evine baskın düzenleyince Hz. Fatma bunu o sırada söylüyor, "Babamın cenazesini yerde bırakıp çıkarınız peşine düştünüz; bizden ne istiyorsunuz?" diyor.

 Acaba, Ebubekir vefat edince Ömer'in hemen  halife  olması  tesadüf  müdür?  Bütün  bunlar  yapılan planların birer sonucudur. Halbuki halifelik için ilk başta en çok adı geçen Ebu Ubeyde idi ama ne hikmetse Ömer öne çıkıyor  ve  Ebu  Ubeyde  birden  tarihe  karışıyor,  ortalıktan kayboluyor. Nitekim Ebubekir öldürülünce, Ömer hemen başa geçiyor.

h) İbni Mesut'un Önemli Açıklaması İbni Mesut, "Bana teklif edilse ki, ey İbni Mesut; sen yemin içer misin ki Muhammed katledilmiştir diye? Ben de derimki, değil ki bir kere; dokuz sefer bu konuda rahatlıkla yemin içerim ki Muhammed suikasta kurban gitmiştir. Ancak bana,'Yemin  içer  misin  ki  Muhammed  normal  eceliyle  ölmüştürdiye?’  teklif  gelse,  bu  konuda  tek  bir  sefer  bile  yemin içemem." diyor. 

Önemli bir kişiden önemli bir açıklama. Bu hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir. (108)Tabii  ki  İbni  Mesut  bu  açıklamayı  yaparken  detayını anlatmıyor: Nasıl katledildi, neydi olay, bunu izah etmiyor. İslami kesim burada Yahudi kadının Hayber'de verdiği zehir olayını gündeme getirebilir; yoksa Ayşe miydi, Hafsa mıydı... Müslüman yazarlar bunu akıllarından bile geçirmezler veya geçirmek istemezler. Ama olay tek bu hadise bağlı değil ki,görüldüğü gibi kanıtlar fazla. Şa'bi bu konuda, "Yemin ederim ki, Hz. Muhammed suikasta kurban gitmiştir." diyor. (109)

Daha önce de Enes b. Malik'in, "Hz. Muhammed'in Hayber'de yediği  o  zehirli  et,  onun  küçük  dili  ve  ağız  bölgesinde  iz bırakmıştı, tahribat yapmıştı." hadisini aktardım. Ki Hayber zehrinden  de  etkilendiği  bir  gerçek;  ama  o  olayla  ölümü arasında üç yıllık bir zaman var. (110) Az önceki hadise bakıldığında, acaba gerçekten dini bir emir gereği mi; yoksa bu ilaçtan dolayı ağız bölgesinden dökülen etler  sonucu  meydana  gelen  çirkinlikten  dolayı  mı  Hz.Muhammed'in  resim  heykele  yasak  koyduğu  konusunda tereddüt  içinde  kalıyoruz.  

Yani  belki  de,  "Bundan  sonraki nesil beni bu halde görmesin." demek istemiş ve bu nedenler esminin  yapılmasına  izin  vermemiştir,  tabii  ki  bu  da  bir yorum. Burada şu sorulabilir: Peki buraya kadar anlatılanlardan nasılbir  sonuç  çıkaralım?  Yani  Muhammed'i,  Ayşe  ve  Hafsa aracılığıyla  Ömer-Ebubekir  iktidar  kavgası  için  mi katletmişler,  Hayber'de  yediği  zehirli  yemekten  mi  ölmüş, yoksa normal kaderiyle mi? 

İşte bence bu sorulara sağlıklı yanıt  almak  için  kitabı  sonuna  kadar  takip  etmek  lazım. Çünkü böyle olursa verilen yanıt daha da sağlıklı olur. Yinede buraya kadar anlatılanlardan okuyucu ne anlamışsa tabii ki bu onun algısı ve takdiridir. Ama dediğim gibi sağlıklı karar için kitaptaki tüm bilgileri bitirmek lazım. 

Ancak şu var ki, iktidar kavgası yüzünden, Ebubekir ve Ömer öteden  beri  Hz.  Muhammed'e  karşı  suikast  düzenlemişler; ancak bir nevi başaramamışlar. Bardağı taşıran son damla ise,Hz.  Muhammed'in,  Ali'yi  halife  göstermesi  ve  Ebubekir, Ömer  gibi  Hz.  Ali'ye  rakip  çıkabilecek,  ileride  sorun yaratabilecek kişileri de, dönüşü imkânsız bir savaşa gönderip bu  yöntemle  ortadan  kaldırması.  

Nitekim  vefat  ettiği  ayın pazartesi  günü  Üsame'ye  bu  görevi  verirken  hasta  değildi; bundan sonra çarşamba günü hasta olur ve fazla geçmeden vefat eder. (111) Demek ki artık ölüm-kalım savaşı; onlar oarada işi hızlandırmışlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion