16 Ekim 2021 Cumartesi

BÖLÜM 4 - HALİFE EBUBEKİR


BÖLÜM 4 - HALİFE EBUBEKİR

 a) Ebubekir Nasıl Halife Oldu?

Hep söyleniyor, Hz. Muhammed'in vefatından sonra Ebu bekir nasıl halife oldu; zorlukları var mıydı, tüm Müslümanlar bir ağızdan mı kabul etti, Hz. Muhammed'in onayı var mıydı gibi sorular  hiç  sorulmamış,  bu  konular  hiç  de  irdelenmemiştir.Şimdi  Ebubekir'in  nasıl  halife  ilan  edildiğine  ilişkin  İslami kaynaklardan bir özet sunmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki,bu konuda da insanların bilmedikleri önemli şeyler var.

Muhammed vefat edince, Hz. Ali hem onun damadı, hem de amcaoğlu olduğu için, onun cenazesiyle ilgilendi. Yaygın olan görüşe göre de cenaze üç gün yerde kaldı. Peki niye?

 Çünkü iktidarı ele geçirmek için, halk tabiriyle halife olmak için çok ciddi çekişmeler vardı da ondan. Hele Ebubekir ile Ömer bu iktidar  kavgasının  merkezindeydi.  Zaten  Ebubekir  ve Ömer'in,  kızları  Hafsa  ve  Ayşe  eliyle,  iktidar  için  Hz.Muhammed'i  katlettiklerini  daha  önce  yazdım.  Ölümünden sonra  artık  sıra  uygulamadaydı.  Bu  yüzden  onlar  iktidar derdindeydi; cenaze önemli değildi. 

Bu tür iktidar kavgaları tarih  boyunca  hep  olmuştur.  Başka  ülkelerin  tarihini irdelememize  gerek  yok;  geçmiş  dönemlerde  Osmanlı padişahları,  Cumhuriyetten  bu  yana  da  Türkiye'de  bu  gibi olayların varlığını bilmeyen yok. Hz. Muhammed'le halifeleri için  de  aynı  planlar  geçerli  ve  hatta  mevcut  bilgilerden  o dönemde  bu  tür  suikastların  daha  fazla  var  olduğu  ortaya çıkıyor.

Aslında  Hz.  Muhammed'in  ölümü  ve  bu  arada  cenazesinin yerde kalması hiç de Ebubekir ile Ömer'in umurunda değildi. Burada  Buhari'de  pek  çok  yerde  tekrarlanan  bir  olayı aktarayım.  (112)  Beni  Temim  kabilesinden  bir  heyet Muhammed'e  gelir.  O  sırada  Ebubekir'le  Ömer  de Muhammed'in yanındalar. Bunlar, Muhammed'in huzurunda tartışmaya, birbirlerine kırıcı sözler söylemeye başlarlar. 

Busırada Hucurat suresi ikinci ayeti iner: "Ey  iman  edenler! Seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin." Bu sure hicri 9-10. yılında inen Kur'an'ın en son gelen/oluşan surelerinden. Yani İslamiyet’in ilk yılları olsaydı denilebilirdiki Ebubekir'le Ömer yeni Müslüman olmuşlar, Muhammed huzurunda kavga etmeleri, saygı göstermemeleri normaldir; ancak bu sure geldiği zaman nerdeyse Kur'an bitmek üzere, Muhammed'in artık son yılları. 

Anlaşılan o ki, Muhammed bunları  kendi  sözleriyle  durduramadığı  için  Tanrı-Cebrail formülünü uygulamak zorunda kalmış.Hele Ömer bir kızdı mı zaten ancak ayetle durdurulabilirdi.Bu konuda Ömer'le ilgili özel bir bölüm sunacağım. Orada kendisinin ne kadar etkili olduğu ve Tanrı'nın ne kadar ona önem verdiği örneklerle açıklanacaktır. 

İşte Ebubekir-Ömer,Muhammed'e  aşırı  derecede  bağlıydı  (dini  bağlılık kastediyorum)  demenin  yanlış  olduğuna  Buhari'nin  birkaç yerinde  anlatılan  bir  örnek,  ki  Muhammed  onlar  sayesinde zorda  kalıp  kurtuluşu  ayet  oluşturmakta  bulur.  Bu  konuda oluşan ayetin bir de yanlış bir yanı var. Çünkü ayet genel değil;  Muhammed'e  özel.  Dolayısıyla  kendisi  1400  senedir yok. O zaman bu ayetin Kur'an'da kalmasının Müslümanlara ne faydası var ki; fazladan orada duruyor. Çünkü o artık yokki  Müslümanlar  ona  karşı  sesini  kıssınlar,  yüksek  sesle konuşmasınlar. 

Yani, ayetin bir kere muhatabı ortada yok. Kaynaklarda Muhammed'in vefatı sonrasında Ömer'in ortaya çıkıp  "Kim  Muhammed  ölmüştür  diyorsa  onu  öldürürüm. Aslında o Allah'ın yanına çıkmış, yakında dönecektir." gibi sözler  sarf  ettiği  anlatılıyor.  

Daha  sonra  Ebubekir  "Sünh"denilen  Medine  dışındaki  ailesinin  yanında  iken  ölüm haberini  duyup  gelince,  hemen  minber  tarafına  geçip konuşmaya başlar. Bu arada Ömer'e de kızıp, otur oturduğun yerde  diye  talimat  verir  ve  o  sırada  halk  huzurunda  güya Ömer'i  sakinleştirmek  için  Kur'an'dan  şu  ayeti  okur: "Ey Muhammed,  şüphesiz  sen  de  öleceksin,  onlar  da." (113) Buna karşı Ömer, Ebubekir'e, "Sen hatırlatmasaydın böyle bir ayetten haberim yoktu." diyerek adeta teşekkür eder.

Besbelli ki ikisi birlikte bu senaryoyu hazırlamışlardır. Yoksa niye  Ebubekir  kalkıp  toplum  içinde  Ömer'e  kızsın,  onu sustursun; başka adam mı yoktu: Biri nalına vuruyor, diğerimıhına. Aslında zekice bir plan. Benzer örnekler günümüzdede var: İnsanlar faili meçhule kurban gider (ki aslında failler belli)  ve  aynı  katiller  tarafından  ah-vah  denilerek  onların cenazeleri kaldırılır. 

Bu gibi taktikler Ömer ile yandaşları için daha  fazla  geçerli.  Bir  taraftan  vurmak,  katletmek,  diğer taraftan timsah gözyaşları dökmek! Niye timsah gözyaşları? Çünkü   Ömer   okur-yazar   ve   Muhammed'in   vahiy kâtiplerinden. Dolayısıyla Kur'an'da olup bitenleri iyi bilmesi lazım. Kendisi,  bilerek  işi  acemiliğe  vurmuş;  yoksa  Ömer Muhammed'in  ölmeyeceğini  iddia  edecek  kadar  cahil  biri değildi. Bir de, Ebubekir'in ona hatırlattığı ve onun da "Bunu bilmiyordum."  dediği  ayet  dışında,  - Tanrı  hariç-  herkesin öleceğini  açıklayan  ayetler  Kur'an'da  çok.  Peki,  hiç  mi  birtane  aklına  gelmedi  veya  hiç  mi  onların  içerdiği  anlam Ömer'in aklında kalmadı? 

Bu konuda birkaç ayet vereyim. Ta Uhud  harbinde  inen  (oluşan)  "Muhammed  eğer  ölür  veya öldürülürse  geriye  mi  döneceksiniz!"  ayeti  var.  Ki Muhammed'in   de   hem   ölebileceğini,   hem   de öldürülebileceğini  belirtiyor.  (114)  Bir  de  Kur'an'ın  birkaç yerinde  tekrarlanan,  "Her  canlı  ölümü  tadacaktır/ölecektir."ayetleriyle (115) bunlara eş anlamlı, "Allah'tan başka her şey yok olacak, yeryüzünde bulunan her şey yok olacak, nerede olursanız  olun  ölüm  size  ulaşır."  gibi  ayetler  var  iken  ve üstelik de işin mantık yanı bir tarafa; Ömer bunların kâtibi iken ve ayetlerin oluşmasında hep Muhammed'i yönlendirmiş iken,  Ebubekir'e,  "Ben  Muhammed'in  de  öleceğini  içeren ayeti bilmiyordum." demesine inanmak için ancak saf olmak gerek.

İktidar  için  Muhammed'i  ortadan  kaldıran  bir  Ömer, Muhammed için üzülür mü hiç! Herhalde kalkıp da "Ey ahali, Muhammed'i ben öldürdüm." diyecek hali yoktu! Bir de orada kılıç  çekmekle  farklı  bir  mesaj  da  vermek  istemiş  aslında. 

Halk  Ömer'in  aşırı  derecede  dindar  olduğuna  inansın  diye. Çünkü onun halkla işi vardı, ileride onların başına geçecekti; kendini daha iyi takdim etmek için tabii ki böyle bir reklam onun  lehine  olurdu.  Bir  diğer  önemli  taktik  de,  böyle yapmakla  aslında  zaman  kazanmak  istiyordu.  

Çünkü Ebubekir'le  birlikte  yola  çıkmıştı,  beraber  bir  plan gerçekleştirmişlerdi ve o an için de Ebubekir hazır değildi. Medine'nin dışına, başka bir hanımının yanına gitmişti. İşte Ebubekir'in yetişmesi için aslında oyalamak istiyordu. Hele Ebubekir  de  gelince  ona,  'Geç  yerine,  bilmiyor  musun  ki Kur'an'da her canlı ölümü tadacaktır diye ayet var.' demesi, tiyatronun başka bir parçasıydı.

Gerçekten  Ebubekir'le  Ömer  adeta  tiyatro  oynuyorlardı. Defalarca Muhammed'i öldürmek isteyen ve sonunda başaran Ömer'in yukarıda yazdığım sözünün hiçbir değeri yoktur. Burada  komik  bir  olay  da  yaşanıyor;  onu  da  ekleyeyim. Muhammed ağır hasta ve o gece artık ölecek. Ebubekir ona,"Bu gece falanca eşimin sırasıdır, onda kalmalıyım." diyor ve sanki  gitmek  için  izin  istiyor.  Buna  karşı  Muhammed gidebilirsin diyor. Sözünü ettiği Medine dışında Siinh' adında bir  yer.  Bir  eşi  orada  kalıyordu,  Esma  binti  Umeys  de Medine'de  onun  yanındaydı.  

Haftada  bir  kez  Perşembe günleri  hanımı  Binti  Harice'nin  yanına  giderdi,  sabahleyin cuma günleri de saç ve sakalını boyar ondan sonra yola çıkar, Medine'ye gelirdi. İbni Sad nerdeyse Ebubekir'in bu saç-sakal boyama işine kendi kitabında sayfalarca yer ayırmıştır. (116) Kadın  o  sırada  da  Ümmü  Gülsüm  adında  bir  kız  çocuğa hamileydi.  Hani  İslam'a  göre  eğer  bir  erkek  birden  fazla kadınla evliyse, onlara sıra yapar, her gece birinde kalırdı.

Ebubekir de böyle bir durumdaydı. Onun Binti Harice, Ummü Ruman, Esma binti Umays gibi eşleri vardı. Hatta Ebu bekir vefat  edince,  eşlerinden  Esma  onu  yıkıyor.  Yani  Hz. Muhammed'e  sözünü  ettiği  kadın  değil;  başka  bir  eşi  onu yıkıyor. İlginçtir  ki,  Ebubekir'i  yıkayan  bu  kadın,  daha  önce  Hz.Ali'nin ağabeyi Cafer'le evlenmişti. Cafer öldürülünce bu kez Ebubekir'le  hayatını  birleştirmişti.  Anlattığım  gibi  kendisi ölünce bu Esma onu yıkamıştır. Ama aynı Esma ve hele bir zamanlar  Hz.  Ali'nin  ağabeyi  Cafer'le  evli  olan  bu  kadın, Ebubekir'in ölümü üzerine bu kez de Hz. Ali ile evleniyor ve bunlardan iki de çocuk dünyaya getiriyor.

Bu kadının her üç eşinden de çocukları vardı. İşte nerdeyse kendilerine tapılan o dönemin insanları böyleydi. (117) Ebubekir  sabahleyin  Muhammed'in  ölüm  haberini  alınca merkebine  binip  geldi  ve  Ömer'in  az  önceki  (sözüm  ona sinirli) halini gördü ve onu yatıştırıcı bir konuşma da yaptı.(118) Hani kurt hep sisli havayı sever, diye bir söz var; Ömer de önemli  kişilerin  cenazeyle  uğraşmalarını  fırsat  bilip  bir  an önce  işi  sonuca  götürmek  istedi  ve  nitekim  de  başardı .Halifelik  işi  sağlama  alındıktan  sonra  Ebubekir'le  kendisi kabir  başına  döndüler;  ancak  o  zaman  da  artık  cenaze kaldırılmıştı ve ona yetişemezlerdi. Ali kabirle meşgul iken onlar  o  2-3  günde  işi  bitirmişlerdi.  

Cenaze  kefenlenirken,yıkanırken, defnedilirken ne Ömer ne de Ebubekir ortalıkta vardı. Hele ünlü Kur'an yorumcusu ve tarihçi Taberi (hicri 310'da vefat etmiş) kendi tarih kitabında Ebubekir'in üç gün sonra  ancak  cenaze  başına  geldiğini  yazıyor.  Bu  konuda kaynak çok. (119) Bir de hep söylenir: Muhammed Ayşe'nin kucağında vefat etti diye. 

Anlaşılan o ki, bu da doğru değildir. Evet, bu konuda hadisler var; ancak bunlar da Ayşe menşe'ilidir ve bir taktiktir. Mesela bu konuda İbni Sad bağımsız bir bölüm açmış ki, bazı rivayetlere göre Hz. Ali'nin kucağında vefat etmiştir. 

Örneğin; Ömer  artık  halife,  bir  ara  ondan  soruyorlar:  Hz. Muhammed'in  son  sözü  neydi  diye?  O,  ben  bilmiyorum; Ali'den  sorun  diyor.  Demek  ki  son  nefesinde  Ali'nin kucağındaymış. Bir de İbni Abbas'tan soruyorlar, Ayşe diyor benim kucağımda vefat etti, acaba doğru mu? Kendisi, "Bu da nerden çıktı; Allah'a yemin ederim ki Ali'nin kollarında vefatetti." diyor. (120) Yani ortalık toz-duman. Diğer taraftan Hz. Ali ve eşi Fatma, cenaze işi bittikten sonra, (Ali halife olsun diye) halkın karşısına çıkıyorlar; ama artık onlar  için  çok  geç:  Ebubekir'le  Ömer,  işi  çoktan  sağlama almışlardı.  Hz.  Ali'nin  daha  sonra  gidip  halktan  destek talebinde  bulunduğu  düşüncesi,  İslam'da  Sünni  kesimin iddiası. Şia kesimin tarihçileri ise, "Hz. Muhammed sağ iken halifeliği  zaten  Hz.  Ali'ye  vasiyet  etmişti."  fikrini savunuyorlar ve Ali'nin de, "Nasıl olsa artık halifelik benim hakkım. 

Dolayısıyla cenazeyi kaldıralım, ondan sonra bu işle ilgilenirim."  hesabından  dolayı  başta  ilgilenemediğini  ve Ömer'le  Ebubekir'in  cenazeyi  fırsat  bilip  halifeliği  gaspettiklerini  söylüyorlar.  Benim  için  ha  Ali  halife  olmuş,  ha başkası  olmuş  fark  etmez.  Burada  belirtmek  istediğim,  bu dinin lider kadrosunun hep skandallarla, suikastlarla yönetimi ele geçirmiş olmalarıdır. 

Şu da var ki, Muhammed'in ölümünden sonra yönetime talip çıkanların hepsi zaten Müslüman: Ebubekir, Sad b. Ubade ve Hz.  Ali  bunların  tümü  de  meşhur  sahabeler;  yani  iktidar kavgası  sadece  Müslümanlar  arasında  oluyordu.  Şunu  da unutmamak  lazım:  İlk  başta,  zorlu  mücadelede  Ebubekir Ubeydullah'ı bile öneriyordu. Ama her nedense zaman içindebu kayboluyor ve onun yerine halife Osman ortaya çıkıyor.

Bunun nedeni Osman taraftarlarıyla Ömer arasında yapılan pazarlıklar ve sonunda Ebubekir'i ortadan kaldırma planıdır. Yukarıda değindiğim gibi iktidar mücadelesinde Mekke'den gelenlerin  başını  Ebubekir-Ömer  çekiyordu.  Medine'nin yerlileri olan ve kendilerine Ansar denilen grup ise Sad b. Ubade'nin  etrafında  toplanmıştı.  Medineli  Müslümanlara Ansar  denmesinin  nedeni  şu:  Mekke'den  göç  eden Müslümanlara yardımcı oldukları için bu adı almışlardı. Zaten Ansar kelimesi çoğul olup, yardımcılar anlamına gelir. 

Başta Muhammed  olmak  üzere,  Müslümanların  Medine'ye gelmelerini sağlayan, buna yardımcı olan Sad b. Ubade'dir. Akabe biatinde da bu adam vardı. Bu buluşmayı sağlayan ve Muhammed'le Müslümanların Medine'ye gelmelerine zemin hazırlayan etkili bir isim. Bedir hariç tüm savaşlarda bulunanbir  sahabe.  Rivayetlere  göre  her  gün  kendi  evinden Muhammed'e etli yemekler götürüyordu. Asil bir ailedendi veçoğu  kez  seslenip  'Kimin  evinde  et-yemek  yoksa  buyrun Sad'ın evine gelip yemek yesin.' diyordu. (121)

Bir zamanlar Muhammed muhtaç iken onlar yardım edince, övgü anlamında kendi Kur'an'ına bunlar hakkında ayetler de oluşturuyordu. Bu konuda Kur'an şöyle diyor: "Mekke'den gelenlerden  önce  Medine'ye  yerleşmiş  ve  imanı  da gönüllerine   yerleştirmiş   olanlar,   hicret   edenleri (Mekke'den   gelen   Müslümanları)   severler.   Onlara verilenlerden  dolayı  içlerinde  bir  rahatsızlık  duymazlar. Kendileri  son  derece  ihtiyaç  içinde  bulunsalar  bile  yine Mekke'den gelen Müslümanları kendilerine tercih ederler (yani yemezler; ancak yediririler)." (122)

İşte böyle; başta yardım etsinler diye oluşturduğu ayetlerle onları şişiriyor; ama iş sağlama alınıp da zaman içinde sıra paylaşıma gelince onlara bir şey yok, düşman ilan ediliyorlar ve insan yerine konmuyorlar. Evet; Sad b. Ubade'yi halife olarak destekleyen ve çoğunluğu Medine yerlilerinden oluşanlar, Sad halife olsun diye "Sakife Beni  Saide"  denilen  gölgelik  bir  yerde  toplanıp  durum değerlendirmesi yapıyorlar. 

Bunun haberini alan Ebubekir'le Ömer  oraya  gidiyor.  

İki  grup  arasında  yapılan  konuşmalar sırasında  halife  Ömer,  Ebubekir'in  avantajlarını  anlatmaya başlıyor: Hem ilk Müslümanlardandır, hem Muhammed hasta iken cemaate imam olmak için onu önerdi, Hz. Muhammed'in kayınpederi (Ayşe'nin babası), hicret esnasında onunla birlikte Medine'ye  gelen  çok  yakın  bir  dava  arkadaşı  gibi  olumlu taraflarını öne sürüyor ve bu arada "Bakın ilk olarak ben onun elinden tutup halifeliğini kabul ederim." diyor.

Bunun üzerine iki kesim arasında tartışmalar, hatta kavgalar başlıyor. O arada adamın biri Hz. Ali halife olsun deyince (tabii  ki  Ali  orda  yok,  kendisi  cenazeyle  meşgul),  Ömer kılıcını  çekip  kendi  yandaşlarına,  

"Bu  köpeğin  haddini bildirin." diyor. 

Yine Sad taraftarlarından Hubab b. Munzır,"Halifelik  bizim  hakkımız,  Mekkeli  Müslümanlar  kabul etmiyorlarsa,  bunlar  zaten  buralı  değil;  şehrimizi  terk  edip memleketlerine gitsinler." deyince, Ömer ona, "Allah belanı versin." diyor. 

Yine adamın biri 'Ebubekir olamaz, halifelik biz Medinelilerin hakkıdır.' deyince, Ömer kılıcını ona doğru uzatıp seni paramparça ederim diyor ve kendi adamlarına da"Bunu öldürün." emrini veriyor. Sad'ı destekleyenlerden biri Ömer'in  sakalından  tutup "Ey  Ömer,  sen  onun  kılına dokunursan senin ağzında bir tane diş kalmaz." diyecek kadar sert tepki gösteriyor. 

Diğer bir şahıs, "Anlaşılan o ki başka  çözüm  yok,  bu  iktidar  işi  ancak  kanla  halledilir."diyor... Hatta  Ebubekir  durumun  vahametini  görünce,  ya  Ebu Ubeyde,  ya  da  Ömer  halife  olsun  ben  olmayayım,  ya  da iktidarı aramızda paylaşalım diyor. Ebubekir'in bu açıklaması birçok  kaynakta  anlatılmaktadır.  Hele  İbni  Ebi  Şeybe  bu konuda birçok hadis aktarmıştır. 

Hatta bu konu Buhari'de de anlatılır ve burada Ebubekir, Ömer ile Ebu Ubeyde arasına girip  onların  ellerini  tutar,  “Ben  sizden  biri  halife  olsun derim.”  teklifinde  bulunur.  Çünkü  evdeki  hesap  çarşıya uymamış:  Sert  tartışmalar,  ciddi  rekabet  ve  hatta  kavgalar olmuştur. Ebubekir korkusundan bu öneride bulunur. Yoksa başlangıçta Ömer'le farklı bir plan yapmıştı. Ebubekir'in bu önerisini en başta Ömer kabul etmedi. Ömer biliyordu  ki,  eğer  Ebubekir  olmazsa,  ilk  aşamada  kimse  Ömer'i kabul etmez. Çünkü kendisi çok sert biriydi, kimse onun yönetici olmasını kaldıramazdı. O da bunun farkındaydı. O yüzden gelecekte halifeliği garantiye almak için, ilk etapta tehlikeyi  (pek  de  becerikli  olmayan  ve  zaten  yaşlı  olan) 

Ebubekir üzerinden atlatmak istiyordu. Kaldı ki, zaten ikisi arasında daha önce bu yönetim konusunda planlar yapılmıştı. Bunu  Muhammed'in  zehirlenerek  öldürülmesi  kısmında anlattım.  O  nedenle  Ömer  hep  Ebubekir  olsun  diye  ısrar ediyordu. Zira bunun dışında seçilen bir halife Ömer'in kendi hesaplarını  altüst  edecekti,  Ömer  bunu  çok  iyi  biliyordu, farkındaydı.

Her ne kadar Ebubekir'in halife olma durumu bir sürpriz de olsa, yaşlı biri olduğu ve Ömer kadar da sert olmadığı için, halk ona evet diyebilirdi. İşte bu noktada Ömer sonuç alma konusunda biraz rahattı ve nitekim de başardılar. Bu arada ben  bunu  anlatırken  başka  bir  olay  hep  aradan  kaynayıp gidiyor. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, Üsame b. Zeyd komutasında Bizanslılara karşı savaşmak için İslam ordusunu Suriye  tarafına  gönderiyor.  Ortalıkta  Ebubekir,  Ömer  gibi önemli isimler varken, Üsame gibi birini komutan seçmesi onlara göre normal birdurum değildi. 

O yüzden karşı çıkıyorlar ve ne Ebubekir, nede  Ömer  onunla  birlikte  savaşa  katılıyor.  Bundan  şu anlaşılıyor: Hz. Muhammed, Ömer gibilerini bu zor savaşa gönderip  etkisiz  hale  getirmek,  harcamak  ve  gelecekte halifelik  için  Hz.  Ali'nin  önünü  açmak  istemiş.  Onlar  Hz.Muhammed'i   dinlemiyor   ve   savaşa   katılmıyorlar. Muhammed'in   ölümünden   sonra   Ebubekir'in   araya girmesiyle, Kureyş'ten birçok önemli kişi Medine'de kalıyor. Ömer zaten demirbaş, o savaşa katılmıyor. Yani ortada satranç gibi  çok  çetrefilli  bir  oyun  var  aslında.  Ama  kimse  bu olayların üzerine bu şekilde gitmemiş.

Kaynaklarda,  o  dönem  çoğu  insanın  Ebubekir  aday  olacak diye  tahmin  etmedikleri  anlatılıyor.  (123)  Ama  Ömer  onu zorla öne çıkartıp illa Ebubekir olsun diye ısrar ediyordu. Hep söylüyorum:  Ancak  bu  yolla  Ömer  halife  olabilecekti.  Bu kadar  muhalefet  varken,  Ömer  de  bir  sözünde,  "Halkın üzerinde anlaşmadığı kişinin halifeliği meşru değildir, hatta bununla  savaşılır."  dediği  halde,  ısrarla  ve  hatta  zorla Ebubekir'i halife ilan ediyordu. Bu olay, uzunca bir hadiste en başta  Buhari'de  anlatılmaktadır.  Burada  deniliyor  ki,  Ömer camide  bir  konuşma  yapıyor,  Ebubekir'le  birlikte  halk  da dinliyor. Daha sonra Ömer gelip Ebubekir'e, minbere çık halk gelsin sana biat etsin/elini tutup seni kabul etsin diyor; ama Ebubekir  çıkmıyor.  

Bu  arada  Ömer  ısrarla  onu  minbere çıkartıyor. (124) Hatta deneme mahiyetinde henüz Ebubekir seçilmeden Ömer, Ubeydullah'a, seni halife yapalım diyor. Ubeydullah kurtların çok olduğunun farkındadır, kimse bu lokmayı ona yedirmez; o nedenle hayır diyor. Bir de ortamdan anlıyor, kimin kimden yana olduğunu biliyor ve zaten Ömer de bir taktik olarak ona bu teklifi sunuyordu. (125) İşte  başlangıçta  Ebubekir'in  halifeliği  sürprizdir  diyenlere kızan Ömer, daha sonra bunun sürpriz olduğunu itiraf ediyor: Evet doğrudur diyor. Medineliler Sad b. Ubade halife olsun diyorlardı.  

Mekke'den  gelenlerin  bir  kısmı  Ebubekir  olsun diyordu;  ama  bazıları  da  Hz.  Ali'nin  evinde  karargâh kurmuşlardı,  o  olsun  diyorlardı.  Sonuçta  Ebubekir'in  tarafı ağır basıyor ve kendisi halife seçiliyor. (126) İşte böyledir: Başlangıçta kim sürpriz diyorsa asar keserim diyen bir Ömer, daha sonra tam tersini söylüyor, bunun bir sürpriz olduğunu kabul ediyor. (127) Anlatılanlardan  anlaşılıyor  ki,  Ebubekir  çok  beceriksiz  bir insan; ancak Ömer onun üzerinden geleceğini sağlama almak istemiş,  onunla  daha  önce  pazarlığını  yapmış;  adam  artık mecbur.  Hatta  Ebu  Süfyan  Ebubekir'in  halife  olduğunu duyunca Hz. Ali'ye; "Kureyş'in en pasif-zavallı kişisi halife seçilmiş, nerdeyse fıtık olurum (alay edercesine)." diyor. 

Yine Selman-i  Farisi  o  zaman  Farsça  bir  cümleyle,  "Kerdaz  ve nakerdaz."  şeklinde  bunu  belirtiyor.  Yani  bir  şey  yaptınız; ama iyi etmediniz diyor ve devamla, Hz. Ali'yi seçseydiniz hepinizin yararına olacaktı diyor. Selman-i  Farisi  hakkında  kısa  bir  bilgi  vereyim.  Kur'an'da Nahl  suresinde  "Derler  ki  Kur'an'ı  bir  insan  Muhammed'e öğretiyor  (tanrısal  boyutu  yok)."  şeklinde  bir  ayet  geçiyor.(128) İşte burada çoğu Kur'an yorumcuları Selman-i Farisi üzerinde durmaktadır. Demek istediğim, bu insan önemli biri.

Kısa bir örnek vereyim. Ayşe anlatıyor: Muhammed geceleri Selman-i  Farisi  ile  yalnız  kalırdı,  kendi  aralarında konuşurlardı,  hatta  öylesine  sohbete  dalardı  ki,  bazen  bizi unuturdu. (129) İşte Muhammed'in kendisinden bilgi aldığı Selman-i Farisi, Ebubekir hakkında az önceki sözü söylüyor. Kendisi aslen İranlıydı ve ailesi İran'da Zertüştilik dininde bir bakıma diyanet reisliğini yürütüyordu. Muhammed'e varana kadar, yollarda yıllarca değişik haham ve papazlardan da bilgi alış-verişi yapmıştı, tüm kutsal ve diğer Ortadoğu dinlerini iyi biliyordu. İşte Ebubekir'i tayin etmekle hata yaptınız diyen kişi böyle biridir.

Ebubekir halife olunca Talha kılıcını çekip ortaya çıkıyor, biz Ebubekir'e mi kaldık diye. Hatta Ömer ona, "dur durduğun yerde ey köpek" diyerek ağır hakaretlerde bulunuyor. Halit b.Sad  da  sert  tepki  gösteriyor.  Yani  umulmadık  bir  sürpriz oluyor  insanlar  arasında.  Ebubekir  de  bunu  itiraf  ediyor; ancak  ortada  bela  var,  ben  bunun  için  kabul  etmek zorundayım diyor. (130) Sakife Beni Saide toplantısında bir ara Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde arasında durarak, 

"Ya Ömer halife olsun, ya da Ebu Ubeyde." deyince, Ömer, en başta Ahmet b. Hanbel'in Müsned'inde ve daha birçok İslami kaynakta geçen, "Vallahi senin önüne geçersem boynum kırılsın! Benim için en ağır günah, sen hayatta iken benim senin önüne geçmemdir. Olurmu, böyle yapar mıyım? Sen hayatta iken kimsenin haddine değil ki senin önüne geçsin, Muhammed seni namazda öne geçirmedi  mi,  kimsenin  haddi  değil  ki  seni  arkaya  çeksin.Vallahi  ben  iman  üzere  öldürülsem,  bir  daha  dirilsem,  bir daha öldürülüp dirilsem yine senin önüne geçemem! Ver elini önce ben siftah edeyim, seni kabul edeyim." diyerek hep onun propagandasını yapıyordu. (131)

Aynı  teklifi,  Ömer  Ebu  Ubeyde'ye  sununca,  sen  halife  oldeyince o, "Ey Ömer, sen Müslüman olalı senden hiçbir şeyanlayamadım.  Ebubekir  var  iken  nasıl  ben  öne  geçerim."diyor. (132) Aslında danışıklı dövüş olmazsa Ebu Ubeyde okadar kitle içinde bu sözü Ömer'e karşı kullanamazdı. Bu söz aslında Ömer'in de hoşuna gidiyor. Ömer'le  Ebubekir'inki  bir  danışıklı  dövüştü;  ancak  Ebu Ubeyde, kimsenin bu makamı ona teslim etmeyeceğini bildiği için  hep  arkaya  çekiliyor,  hayır  diyordu.  Yani  kendisi senaryodan habersizdi. 

Ancak kendisine yapılan tekliflin boş olduğunun farkındaydı. O nedenle kabul etmiyordu. Bu durumda haklı olarak şu soru sorulabilir: Madem baştan beri  Ebubekir  Ömer'le  bir  komplo  içindeydi  ve  sonuçta Muhammed'i  ortadan  kaldırmayı  başardılar;  peki  niye  ilk başta ben olmayayım demiş ve hasta iken de son nefesinde yine bunu tekrarlamış: Keşke ben halife olmasaydım diye? Hal  böyle  olunca  ortada  çelişkili  bir  durum  söz  konusu. Aslında  çelişki  yok.  Çünkü:  İlk  başta  o  toplantıda  ben olmayayım   demesinin   nedeni,   kendisinin   gördüğü kavgalardan  korkmuş  olması  ve  bu  nedenle  adaylıktan çekilmek  zorunda  kalması.  

Çünkü  bakmış  ki,  çarşıdaki hesapla  evdeki  hesap  birbirlerini  tutmuyor.  O  nedenle  ben olmayayım  sonucuna  varmış.  Son  nefesindeki  pişmanlığa gelince; bunun birçok nedeni var. Birincisi; Ebubekir zaman içinde kendisinin Ömer tarafından kullanıldığını  fark  ettiği  için  bunu  söylemiş  olabilir.  Bu konuda yeri gelince Ebubekir'in ölümü başlığı altında önemli bazı örnekler vereceğim. Ki araları açılır, artık Ebubekir de ona karşı illallah diyecek hale gelir.

İkinci neden ise; Ebubekir'in iki buçuk yıllık icraatının çokkanlı  geçmiş  olması,  son  nefesindeki  pişmanlığına  neden olmuş olabilir. Bilmiyorum ama bunları bir film şeridi gibi son  nefesinde  gözler  önüne  getirince  etkilenmiş  olabilir diyorum.  Hele  en  başta  da  Fatma  ve  Hz.  Ali'ye,  Ömer baskısıyla yaptığı haksızlık onu etkilemiş olabilir. Bu başlık altında zaten belirteceğim ki, Ebubekir talimatıyla Ömer gider Fatma'yı tekmeler, sonuçta Fatma hem çocuk düşürür, hem de bu olayda aldığı darbelerden dolayı kısa zaman içinde vefat eder ve Ali'nin de başına getirmedikleri kötülük kalmaz. 

Hele Muhammed'in vefatından sonra Ebubekir'in kitlesel bir şekilde dinden çıkanların üzerine gitmesi ve onlara uyguladığı katliamların  benzeri  tarihte  az  bulunur.  Sadece  Yemame'de katledilen  insanların  sayısı  21  bindi,  işte  Ebubekir'in  son nefesindeki pişmanlığı bunlardan dolayı olabilir, tabii ki var olan  bilgilerden  yola  çıkarak  böyle  bir  sonuç  muhtemeldir diyorum, yoksa niye pişman olsun ki.

Şu  da  önemli,  Medine'nin  asıl  sahipleri  olan  Ansar  grubu, yani Sad b. Ubade'yi destekleyen kesim, ikili bir yönetim de önerir ve başlangıçta Ebubekir buna evet der: Bir lider bizden olsun, diğeri de sizden düşüncesindedir. Aslına bakılırsa bu adil bir öneri, ancak Ömer buna karşı çıkıyor. Çünkü onun amacı kısa zamanda yönetimi ele geçirmekti, tabii ki sonuçta Ebubekir halife oldu; ancak diğer rakip Sad b. Ubade, "Yerle gök  birleşse  bile  ben  onun  halifeliği  tanımam."  dedi.   onu rahat bırakmadılar,  o  da  Medine'yi  terk  edip  Şam  tarafına gurbete  gitmek  zorunda  kaldı.  Buna  rağmen  onu  orada  darahat bırakmadılar: Ömer halife olunca onun arkasından Halit bin Velit ve Muhammed b. Mesleme'yi gönderip onu gurbette öldürttü (133) ve sonunda şu yakıştırmada bulundu: "Efendim tuvalet ihtiyacını giderirken o durumda cinler onu öldürür."şeklinde masalımsı bir gerekçe... (134)

Dediğim  gibi,  bütün  bunlar  bir  film  şeridi  gibi  eğer Ebubekir'in  gözünün  önünden  geçmişse,  geçmişin  hesabını yapmışsa ve Ömer tarafından kullanıldığını da fark etmişse son  nefesindeki  pişmanlık  bunlardan  dolayı  olmuş  olabilir. Ebubekir'in  pişmanlığını  içeren  hadisi,  bundan  sonraki kısımda Fatma'nın malı konusunda anlatacağım.

Ömer'in Ebubekir'den sonra halifelik makamına oturması çokkolay olmuştur: Ebubekir ölünce hemen o gece Ömer birkaç kişiyle, -tabii ki içlerinde halife Osman da var- hemen onun cenaze namazını kıldı ve o gece götürüp defnettiler. Sabah olduğunda ise Ebubekir vefat etti, yerine de beni tayin etti diyerek  halifeliği  bu  şekilde  ele  geçirdi.  Neden  geceleyin gömdü, acelesi neydi? Çünkü itirazlar olabilirdi, başına dert açılabilirdi. O yüzden birkaç önemli kişiyi de yanına alarak onu  geceleyin  gömdü  ve  güya  vasiyeti  üzerine  halife olduğunu halka duyurdu. (135)

Ebubekir,  Ömer'e  görev  verdi,  o  da  hemen  kolayca  işbaşı yaptı  iddiası  doğru  değildir;  bu  iddia  gerçeği  yansıtmıyor. Ebubekir'in  ölümü  konusuna  yeterince  açıklık  getireceğim. Ancak  az  önce  değindiğim  gibi  söz  Ebubekir'in  gece defninden  açılmışken  bir  fıkra  anlatmam  gerekiyor.  Bizim Diyarbakır'da hocanın biri öğrencisine adını sormuş. "Adım İskân." demiş öğrenci. "Peki, babanın adı ne?" diye ikinci birsoru sormuş öğretmen. "Onun da adı İskân." cevabını almış."Baban ne iş yapar?" "İskân müdürlüğünde memur." demiş öğrenci. 

"Peki, nerede, hangi semtte oturuyorsunuz?" Çocuk,"Biz İskân evlerinde oturuyoruz." yanıtını vermiş. Yani hep iskân, hep iskân...Tıpkı  bunun  gibi;  başta  Muhammed  olmak  üzere  Osman, Ebubekir,  Hz.  Fatma  (mezarı  bile  belli  değil)  gibi  önemli kişiler de hep gece gömülmüşlerdir. Bunun bir anlamı olmalı. Halifelikle  ilgili  bu  zorlu  seçime  bakılınca  haklı  olarak  şu soru insanın zihnine geliyor: Neden Muhammed kendinden sonra  halife  olacak  kişiyi,  kendisi  henüz  hayatta  iken belirlememiş? 

Acaba kimse onu dinlemezdi diye mi cesaret edememiş;  yoksa  kendisinden  sonra  iktidar  yüzünden kavgaların çıkacağını tahmin edememiş de ondan mı veya Ali gibi  birini  belirlemiş;  ancak  o  dünyasını  değiştirince sonrakiler buna uymamışlar mı? İhtimaller çok: Dediğim gibi ya hiç düşünmemiş, bunu aklına bile  getirmemiş,  ya  da  belirlemiş  ve  hem  damadı,  hem  deamcasının  oğlu  olan  Ali'yi  tavsiye  etmiş;  ancak  vefatından sonra  Ömer-Ebubekir  ekibi  iktidarı  zorla,  hileyle  ele geçirmişler. 

Bir kere Muhammed'in kendisinden sonra neler olacağını bilmediğini iddia etmek çok yanlış olur. Başka birtabirle,  "Muhammed  kendisinden  sonra  iktidar  yüzünden neler  yaşanacağını  bilmiyordu."  demek  ancak  saflık  olur. Belirlememenin  bir  diğer  ihtimali  de,  karşısında  aynızamanda  kayınpederi  olan  Ömer  gibi  güçlü  birinin  olmasıolabilir.  Diğer  tarafta  Ebubekir  ve  hem  damadı,  hem  de amcasının oğlu olan Hz. Ali vardı ve bunlar gibi Mekke'den gelenlerden, Medine yerlilerinden birçok önemli kişiler vardı. İşte  bu  zorlu  tablodan  birini  belirlemeye  cesaret  edememiş demek  de  mümkün.  

Dolaylı  olarak  belki  birini  belirlemiş;ancak  açıkça  belirlemekten  kaçınmış  olabilir.  Bütün  bunlar ihtimaller.  Ancak  en  güçlü  olanı,  Hz.  Muhammed'in  Ali'yi belirlemiş  olması  ve  daha  sonra  Ebubekir-Ömer'in  buna uymamış olmaları. İleride bunun üzerinde duracağım. Ben görevin kime devredildiğinden ziyade cinayetler üzerinde duracağım. Ama okuyucuları aydınlatmak için bu konuya da açıklık getireceğim.

Bu zorlu ve karmaşık tablo olmasaydı, son hutbesi olan veda hutbesinde, toplanan binlerce insan kitlesi huzurunda kendi halefini  ilan  edebilirdi  ve  bu  durumda  kolay  kolay  kimse itiraz etmezdi. Muhammed  için  sonuç  alıcı  bir  yöntem  olamayacağı  için buna başvurmamış olabilir. Çünkü bu durumda en başta Ömer onu  dinlemeyebilirdi,  henüz  hayatta  iken  Ömer'le  arası açılabilirdi. Zira Ömer'i çok iyi tanıyordu. Buna kanıt olarak, Kur'an'ın  Kökeni  adlı  yapıtımın  Ömer'le  ilgili  bölümü önemlidir:  Muhammed'i  ne  kadar  yönlendirdiği  o  kitapta örneklerle  açıklanmıştır;  hatta  birçok  kez  Muhammed, Ömer'in karşısında sıkıntıya düşünce, onu sevindirmek, ondan kurtulmak için, onun istekleri doğrultusunda ayetler oluşturup Kur'an'ına eklemiştir. 

Bu konuda adı geçen kaynağımda pekçok  örnek  verdim.  Ayrıca  elimdeki  çalışmamın  sonlarına doğru  Ömer'in  bilinmeyen  yönleriyle  ilgili  bir  bölüm açacağım; orada da onun Muhammed için ne kadar önemli, etkili ve baskın olduğu örneklerle açıklanacaktır. Bir diğer ihtimal de, tüm zorluklara rağmen, Muhammed'inkendine  bir  halef  seçmiş  olmasıdır,  bu  mümkündür.  

Ama herkesin duyabileceği bir ortamda değil; belki az bir cemaat yanında söylemiş olabilir. Bunun da değişik nedenleri olabilir. Bu  konuda  -başta  Buhari  ve  Müslim  olmak  üzere-  önemli bazı  bilgiler  var.  Mesela  Muhammed  ölüm  döşeğindeyken bazı  tavsiyelerde  bulunur,  şu  üç  nokta  önemlidir  der. Birincisi: Arap yarımadasında iki din bir arada olmasın/tekdin olsun veya müşrikler bu adada kalmasınlar. İkincisi: Sizegelen elçileri (barış elçileri veya başka amaçla gelen elçileri kastediyor)  iyi  karşılayın.  

Üçüncüsü  ise  maalesef  belirsiz...Neden  belirsiz;  bunun  gerekçesi  ilginç.  Olayı  aktaran  İbni Abbas, "Muhammed bu ikisini söyledi; ama üçüncüyü de ya kendisi   sustu/söylemedi,   ya   da   söyledi   de   ben hatırlayamıyorum."  şeklinde  geçiştiriyor.  Çok  komik  veinandırıcı olmayan bir açıklama.Bu hadis bile tek başına o dönemde olup bitenlerin ne kadarsağlıksız bir şekilde zapturapt altına alındığına kanıt olarakyeterlidir.  Ben  bu  hadisin  ilk  ravisi  tarafından  bu  şekilde söylendiğine  inanmıyorum.  Daha  sonra,  hadisler  yazılırken bilerek  bu  şekilde  yazılmıştır,  bazı  yerleri  silinmiştir;  bu kesindir. Üstelik bu hadis en başta Buhari'de birkaç yerde veMüslim'de geçmektedir. (136)b) 

 Halife  Ebubekir'le  Ömer  Hz.  Fatma'nın  Malına  El Koyuyor Bu  başlık  altında  gözden  hep  uzak  tutulmak  istenen konulardan  birini  daha  sunmak  istiyorum.  Buna  ilişkin malzeme İslam'ı kaynaklarda çok fazla. Bir şeyler anlaşılsın diye elimden geldiğince toparlayıcı bilgiler vermeye gayret edeceğim.  Müslüman  kamuoyu  en  çok  Hz.  Ali  ve  Ömer üzerinde  durmuştur,  Ebubekir  ise  çok  mütevazı  biri  olarak lanse  edilmiştir;  aslında  durum  hiç  de  böyle  değildir.  

Bu başlıkta çok farklı bazı konularla karşılaşılacağınızı şimdiden söyleyebilirim.Tarihin  egemenler  tarafından  yazıldığı  bir  realitedir;  heleİslam tarihi için bu sav daha fazla geçerlidir. Buna rağmenyine  de  İslami  kaynaklarda  işleyeceğim  konular  hakkında sağlam  kanıtlar  vardır.  Şunu  da  hatırlatmakta  yarar  var  ki,bugün  kitaplarda  tasvir  edilen,  anlatılan  Hz.  Muhammed kendi zamanında bu kadar popüler, tabu haline gelmiş biri değildi,  o  günkü  insanlar  şimdiki  Müslümanlar  kadar  ona tapmıyorlardı; ancak daha sonra büyütülerek farklı ve hayalibir Hz. Muhammed yaratıldı ve bu şekilde dinin hakikatini bilmeyenlere takdim edildi. 

Bu, Ebubekir, Ömer, Osman vediğer  meşhur  sahabeler  için  de  geçerlidir.  Birazdan,  Hz.Muhammed'in ölümünden sonra Ebubekir'in, Kur'an'a rağmen Hz.  Fatma'ya  yaptığı  bir  zulümden  söz  edeceğim.  Bunuanlatırken de, başta Buhari ve Müslim'den bilgi sunacağım.Kaldı  ki,  anlatacağım  konu  hakkında  İslam  otoriterleri nezdinde zaten tartışma da söz konusu olmamıştır/Ebubekir'inyaptıkları iyi karşılanmıştır

.Şuna da vurgu yapmak isterim ki, 14 asır önce bir kadınayapılan zulüm ve haksızlığı gündeme getirmekteki amacım,İslam’ın lider kadrosunun halk nezdinde bilinen kimlikleriyleasıl  kimliklerinin  aynı  olmadığını,  bunların  gerçekte  çokfarklı  olduklarını  ortaya  koymak,  bu  konuda  insanlarıbilgilendirmek ve bu tabulardan kurtulmalarına katkı sunmak;yoksa  normalde  1400  yıl  önce  20  yaşlarındaki  bir  kadınınbaşına  gelenlerden  söz  etmek,  ancak  abesle  iştigal  olur.Çünkü  hem  dünya  genelinde,  hem  de  ülkemizde  her  güninsanlar katlediliyor. 

O bakımdan amacım burada asırlar öncebir  bireye  yapılan  uygulamadan  bir  ders  çıkarıp  İslamhakkında  gerçeklerle  hayaller  arasındaki  farkı  okurlarlapaylaşmaktır.  Başka  bir  tabirle,  bir  kadına  yapılanhaksızlıktan  yola  çıkarak,  bir  inancın  liderlerinin  gerçekkimliklerini  ortaya  koymak  ve  dolayısıyla  İslam  hakkındadoğru olan bilgileri takdim etmektir.Bilindiği gibi Hz. Muhammed'in vefatından sonra Ebubekirhalife oldu. 

Bu arada Hz. Fatma kendisine gidip babasındankalan malı, bir varis olarak talep etti. Fakat Ebubekir bunukabul  etmedi/ben  veremem  dedi.  Tabii  ki  bunu  tek  başınayapmadı;  onu  yönlendiren  Ömer  onun  hep  yanındaydı.Gerekçesi de şuydu: Ben Hz. Muhammed'in bir açıklamasınıbiliyorum,  şunu  diyordu:  "Biz  Peygamberler  ölürkenvarislerimize/arkamızda  bıraktığımız  yakınlarımıza  malbırakmayız;  eğer  bizden  herhangi  bir  mal  mülk  kalırsa,  ohazineye devredilir." anlamında bir hadis bahane etti ve Hz.Muhammed'in  malından  Fatma'nın  payına  düşeni  vermedi.

Bunun üzerine Hz. Fatma darıldı, kızdı ve evine döndü. Ölene kadar da halife Ebubekir ve Ömer'le konuşmama kararı aldı,konuşmadı  da.  Kimi  rivayetlere  göre  Hz.  Fatma  babasınınölümünden sonra 75 gün, kimisine göre 3 ay, kimisine göre deen çok altı ay yaşadıktan sonra -20 küsur yaşlarında iken-vefat etti.Bu arada Hz. Fatma'm eşi Hz. Ali de onunla birlikte evinekapandı ve ne Ebubekir'le konuştu, ne de onun halifeliğinikabul  etti,  belli  bir  süre.  Bu  konudaki  olup  bitenleri,  Hz.Ali'nin başına gelenleri kısmen daha önce anlattım, kalanınıda onun bölümünde anlatacağım.Söz Ebubekir ve Ömer'in bu vasiyet olayından açılmışken,burada  farklı  bir  olay  hatırıma  geldi;  sanırım  burayauygundur. 

Hani daha önce belirttim, ben bu çalışmamda baştaKur'an olmak üzere Sünni kaynakları temel alacağım; şimdisözünü  edeceğim  kişi  İslam'da  en  eski  tarihçidir.  Hz.Muhammed  zamanında  yaşamış;  ancak  onunla  görüşmefırsatı bulmamış. Hz. Muhammed vefat ettiğinde, bu tarihçi15  yaşlarında  bir  delikanlıydı.  Adı Selim  bin  Kays  Hilali(h.80.ö).  Kitabında  konuya  ilişkin  şunu  anlatıyor:  Hz.  Ali,Muhammed'in cenaze işlerini bitirince bakıyor ki Ebubekir veÖmer halifelik işini çoktan halletmişler bile. 

Onlara, "Peki sizdaha  dün  Muhammed  huzurunda  beni  halife  olarak  kabuletmediniz  mi,  ne  çabuk  Muhammed'den  uzaklaştınız?"deyince;  Ebubekir  şunu  diyor:  Haklısın,  doğru;  ancakMuhammed  bana,  "Peygamberlikle  halifelik  bizde  olmaz:Ben  peygamber  oldum;  halifelik  artık  başka  bir  aileyegeçsin." dedi. Hz. Ali soruyor, senden başka bu hadisi duyanvar mı diye? Ömer hemen ortaya çıkıyor, ben şahidim ve bir

kişi de yine onların ekibinden biz de varız diyorlar, tabii kiolay  çok  uzun;  burada  maksadım  Ebubekir'in  bu  gizlivasiyetlerine yeni bir örnek daha katmak. Adı geçen kaynaktaçok ilginç bilgiler var! (137)Peki, Kur'an Ebubekir'in bu yaptığına ne diyor; şimdi de bunabakalım.Aslında  Kur'an'a  göre  kesinlikle  Hz.  Fatma  haklı.  Nisasuresinde  (7.  ayet)  "Ölen  anne-babanın  bıraktıklarından(veraseti kastediyor) kızlarına da, erkek çocuklarına da payvardır."  deniliyor  ve  daha  sonra  yine  aynı  surenin  11.ayetinde, "Eğer ölen bir anne veya babadan tek bir kız kalırsa,o zaman tüm malın 1/2 sini alır." deniyor. 

Bu durumda HalifeEbubekir, Hz. Muhammed'e ait olan tüm malın yarısını gaspetmiş olmaktadır ve verdiği karar da Kur'an'a terstir. Hattabazı  durumlarda  eğer  ölenden  yalnız  kızı  kalırsa,  o  zamanmalın tümünü de alabilir. Ancak burada Hz. Muhammed'inhanımları  da  var.  Bunların  payı  zaten  belli:  Malın  1/8'i.Hanımlar bu payı kendi aralarında bölüşüp paylaşırlar. İsterbir hanım olsun, ister birden fazla olsun fark etmez: Buradaölenin çocuğu olduğu için onlar ancak 1/8'ini alıp paylaşırlar.

Kur'an'a göre bu davada Hz. Fatma, babasından kalan malınyarısına  sahip  olmalıydı.  Hz.  Fatma'nın  babasının  malınıEbubekir'den  istemesi  ve  Ebubekir'in  az  önce  belirtilengerekçeyle  ona  vermemesi  olayını  içeren  açıklama,  hemBuhari'de  birkaç  yerde,  hem  de  Müslim'de  anlatılmaktadır.(138) Ne ilginçtir ki, başta dört mezhep lideri olmak üzere birkere İslam âleminde Ebubekir'in bu icraatına karşı herhangibir itiraz da söz konusu olmamıştır.

Hz. Muhammed, ele geçirdiği bu Hayber gelirinden her yılher  hanımına  (10'dan  fazla  hanımı  vardı  o  zaman)  100'ervasak/yani yaklaşık 11-12 ton ayırırdı. Bunun %20'sini arpa,kalan % 80'ini de hurma olarak onlara verirdi. Bu zaten enbaşta Buhari'de anlatılmaktadır. (140) Bir de Medine'de onaait ganimet malı vardı. Bunu da yine Beni Nadir YahudileriniMedine'den/asıl yurtlarından sürerek onlardan ele geçirmişti.

Dikkat  edilirse,  Hz.  Muhammed'den  kalan  her  üç  yerdekimalı/serveti Yahudilerden kalma talan malıdır.Ömer  Halife  olunca  Hz.  Muhammed'in  eşlerinden  ve  aynızamanda Ömer'in kızı olan Hafsa ve yine Hz. Muhammed'ineşlerinden  Ebubekir'in  kızı  Ayşe,  Hayber  gelirinden  artıkmahsûl değil de arazi kabul ettiler, araziye ortak oldular; amaHz. Muhammed'in diğer eşleri yıllık mahsûl almaya devamettiler. (141) Toprak altındır derler ya. Halife Ömer de kızına düşen payı toprak olarak ayırdı. 

Çünkü nasıl olsa kızı artıkyasak ayetler nedeniyle evlenemezdi ve o mal onlarda kalırdı,halife olduğu için hamalları da çoktu, onu bedava işletirdi.İlginçtir ki Ebubekir'in el koyduğu bu Fedek Sayfiye köyü,Muaviye b. Ebu Süfyan iş başı yapınca üçe bölünüp bedavaolarak  şu  kişilere  dağıtıldı:  Mervan  b.  Hakem,  halifeOsman'ın oğlu Amr ve kendi oğlu Yezit. Daha sonra mülkünhepsi Ömer b. Abdülaziz'in eline geçti. O da bu konuda halkabir konuşma yapıp asıl sahiplerine vereceğini söyledi ve Hz.Fatma'nın torunlarına (artık kim kalmışsa) iade etti. Zamaniçinde Yezit, Hz. Fatma'nın torunlarından tekrar alıp Mervanoğullarına  verdi  ve  böylece  mülk  sürekli  elden  ele  yerdeğiştirdi.

İşte  Ebubekir'in  vermediği,  halkın  malıdır  dediği  Fedek'inkaderi budur. Daha önemlisi, Ebubekir zamanla Hz. Fatma'yaçok yalvardı, bağışla beni diye; ama Fatma kabul etmediğigibi,  Ebubekir'e  çok  ağır  sözler  söyledi:  "Ben  hayattaolduğum  sürece  hep  namazdan  sonra  seni  Allah'a  şikâyetedeceğim,  hakkında  beddua  edeceğim..."  Bazı  Sünnikaynaklarda,  Fatma'nın  bu  sert  konuşması  karşısında  güyaEbubekir etkilenmiş, Fedek hakkında bir kâğıt yazıp Fatma'yavermiş  (senin  olsun  diye).  Ömer  bunu  Fatma'nın  elindegörünce almak istemiş, ancak Fatma vermemiş. 

Ömer kâğıdızorla  Fatma'nın  elinden  almak  isteyince  de  Fatma,  kâğıdıgöğüslerinin arasına koymuş. Buna rağmen Ömer zorla kâğıdıoradan almış ve yırtmış. Fatma ona da şunları söylemiş: Sennasıl  kâğıdımı  yırttın  Allah  da  senin  karnını  yırtsın/belanıversin  demek  istiyor.  İşte  Sünni  kaynaklarda  bunlar  daanlatılıyor.  (142)  Zaten  daha  sonra  Halife  Ömer'in  karnıyırtılıyor,  bir  adam  onu  katlediyor.  Buna  da  yeri  gelinceaçıklık getireceğim.Bu  da  gösteriyor  ki,  Ebubekir,  Ömer'in  karşısında  hiçdeğerinde bir insanmış ve hep kullanılmış.

Şu  olayı,  Hz.  Muhammed'in  eşlerinden  Ebubekir'in  kızımeşhur  Ayşe  anlatıyor  ve  en  başta  da  Buhari  (altı  yerde),Müslim,  Tirmizi  (üç  yerde),  Nesai,  Ebu  Davud  (üç  yerde)İmam  Ahmet  b.  Hanbel  (birkaç  yerde)  yazmışlardır:  “Hz.Fatma, babam Ebubekir'den Hz. Muhammed'in malını isteyipde babam vermeyince, darıldı evine gitti. Bu olaydan 6 aysonra  da  öldü  ve  bu  süre  zarfında  da  babama  küskündü,konuşmadı. Hz. Ali onun cenaze namazını kıldı ve geceleyingömdü. Niye gece? Çünkü babamla halife Ömer duyup da

cenaze namazına, kabri başına gitmesinler diye. Hz. Ali deFatma  hayatta  olduğu  sürece  babamın  halifeliğini  kabuletmedi; ancak Fatma ölünce babama haber yolladı: Evime gelseni halife olarak kabul edeyim dedi. Bunu duyan halife Ömerhemen müdahale etti ve babama, 'Sen nereye gidiyorsun? Yaeğer senin başına bir şey getirse?' gibi sözler söyledi, engelolmak  istedi.  Babam,  'Ben  Ali'den  olumsuz  bir  şeybeklemiyorum, niye bana karşı bir kötülük düşünsün ki. Bengiderim.' dedi ve gitti. 

Bu kabul esnasında Hz. Ali halka karşıbir  de  konuşma  yaptı,  Ebubekir'i  ilk  etapta  halife  kabuletmeyişinin nedenini, bunun kendi hakkı olduğuna inandığıiçin direndiğini; ancak olan olmuş ve ben de artık Ebubekir'ihalife olarak kabul ediyorum.” diye Hz. Ali'nin uzun uzadıyayaptığı bu açıklamasını aktarır Ayşe. (143)Olayın,  Ayşe'nin  anlattığı  şekilde  olmadığını  daha  önceaktardım:  Hz.  Ali'nin  evine  yapılan  baskınlar,  boğazınageçirilen ip ve o şekilde disiplin altında Ebubekir'in yanınagötürülmesi  gibi  olaylar  yaşanmıştır,  Tabii  ki  Ayşe'nin  buaçıklamaları  gerçeği  yansıtmıyor;  bunlar  artık  davanın  birtarafı. 

Buna rağmen onun bu sözlerinden yine hoş olmayanbir şeylerin o dönemde yaşandığı kesin. Bir bakıma bu daönemli bir açıklama; ama tam değil.İşin  daha  önemli  yanı,  Fatma'nın  istediği  verasetten  Fedeksayfiye  köyü,  zaten  daha  önce  babası  tarafından  kendisinehibe  edilmişti;  babası  hayatta  iken  zaten  onu  Fatma'yadevretmişti.  İsra  suresi  26.  ayeti  inince  (Muhammedoluşturunca),  bu  köyü  o  sırada  kızı  Fatma'ya  hibe  etmişti.Ayetin anlamı şu: "Akrabaya, yoksula, yolcuya haklarını ver."Ebubekir, babası henüz hayatta iken kendisine bağışladığı bu

Fedek'i de Fatma'ya vermedi. Bu köyün, Hz. Muhammed'inhenüz  hayatta  iken  kızı  Fatma'ya  hibe  ettiğine  ilişkinaçıklamalar,  İslami  kesimce  güvenilir  sayılan  kaynaklardaanlatılmaktadır.  (144)  Yani  bu  köy  artık  veraset  desayılmazdı; Fatma'nın kazanılmış bir hakkıydı, öz malıydı.Konuya  ilişkin  şu  sorular  yanıt  istemektedir:  Bilindiği  gibiHz. Muhammed başta Ebubekir, Ömer ve Ali olmak üzerekendi çevresinden seçtiği 10 kişiye cennet müjdesini vermişti.

Bir  de  kendi  kızı  Hz.  Fatma  hakkında,  "Fatma  benden  birparçadır;  kim  ona  kızar,  haksızlık  yaparsa,  o  bana  kızmış-haksızlık yapmış olur." anlamında birçok söz söylemiştir vebunlar  hadis  külliyatında  ve  Müsnedlerde  değişikversiyonlarla geçmekte ve en başta da Buhari ile Müslim'deortak olarak işlenmektedir. (145)Peki,  bu  durumda  denklem  nasıl  çözülecek?  Ya  Ebubekirhaklıdır cennete girecek (din mantığına göre!) ve Hz. Ali ileFatma haksızdır. Ya da Ebubekir suçludur, onlar haklıdır. 

Budurumda da Hz. Muhammed, Ebubekir'e hak etmediği haldecennet müjdesini vermiş olmuyor mu? En önemli soru da şu:Neden  bu  kadar  önemli  olan  bir  hukuki  konuda(peygamberden  kalan  mal  yakınlarına  verilmez  diye)Kur'an'ın  Allah'ı  bir  ayet  göndermemiş  de,  bunuMuhammed'in  hadislerine  bırakmış;  o  da  ancak  gizlidenEbubekir'e söylemiş olsun! Kur'an'a bakıyoruz onun Allah'ısalatalık  işlemiş,  sarımsak,  mercimek,  soğan  işlemiş.  (146)Yine  bakıyoruz  dört  yerde  merkep/eşek  işlemiş  (147),  beşyerde köpek işlemiş (148), katır, at, deve (149) işlemiş. Amainsan hukukuyla ilgili bu kadar önemli olan bir konuda işi Hz.Muhammed'in sözüne bırakmış, o da (tabii ki bu, Ebubekir'le

Ömer'in  şahsi  planlarıdır)  başka  kimsenin  bilmediği  birgizlilikle ancak Ebubekir'e aktarmış olsun. Gizlilik diyorum.Çünkü böyle bir açıklaması olsaydı, bir kere Hz. Fatma ve eşiHz. Ali, Ebubekir'den mal istemezlerdi.Söz  verasetten  açılmışken,  burada  farklı  bir  noktayı  dahatırlatmak uygun olur. Hani hep diyorum, neden Ebubekir bumalı  Fatma'ya  vermedi?  Peki,  Fatma'nın  annesi  Hatice'ninmalı ne oldu? 

Kadın o kadar zengin, işçileri vardı, bir araMuhammed de onun işçisiydi ve daha sonra evlendiler. Haticeölünce  acaba  Muhammed  ondan  kalan  maldan  Fatma'yadüşen payını verdi mi? Fatma evlenmemiş de olsa annesindenkalan  verasetten  pay  almalıydı.  Hatice'nin  malından Muhammed'in payı 1/4'tür Çünkü Hatice'nin çocukları vardı.Kalan  ise  Fatma  ve  diğer  kızlarına  ait  olmalıydı.  

Peki,Muhammed bunu yaptı mı? Hayır. Kendi kurduğu sisteme,oluşturduğu  Kur'an'a  kendisi  de  duruma  göre  uyuyordu,duruma  göre  de  uymuyordu.  Bunun  üzerinde  fazladurmuyorum.  Ancak  onun  da  Hatice'nin  malını  Fatma'ya vermediği kesindir. Nisa suresi 11. ayetine göre Hz. Muhammed'den kalan malın yarısı Fatma'nın hakkı iken, Ebubekir'le Ömer'in kendi keyfi kararlarıyla  Fatma'ya  vermedikleri  gibi,  Kur'an'a  da inanmadıkları bir gerçektir. 

Zaten onlar Kur'an'ı ancak kendiçıkarları  için  bir  araç  olarak  kullanmışlardır;  olaylara  birbütün olarak bakıldığında, başta Ebubekir-Ömer olmak üzere,o  günkü  inananların  bugünkü  Müslümanlar  kadarMuhammed'i tabulaştırdıkları, ona aşırı derecede inandıklarıdiye bir şey yoktur; sadece rant ve siyasi iktidar peşindeydiler.

Daha önce de belirttim; Hz. Muhammed'in cenazesi 3 günyerde  kalırken  (hele  o  sıcak  mevsimde),  Hz.  Ali  ve  diğeryakınları cenazeyle meşgul iken, Ebubekir'le Ömer halifelikişi  bitinceye  kadar  cenazeyle  ilgilenmediler  ve  gömüldüğüzaman  da  iktidar  kulisleri  yüzünden  bu  ikisi  kabri  başındayoktular.   Demek   istediğim,   bugünkü   inananlarınMuhammed'e  bakış  açılarıyla  o  günküler  arasında  dağlarkadar fark vardı. 

O günkü inananlar çıkar için inanıyorlardı:Cariye, talan, ganimet gibi avantajlardan ötürü inanıyorlardı.(150)Ebubekir'in  bu  pratiğini  anlatırken  Ebu  Hanife'nin  onunhakkında kullandığı ilginç bir ifade var, onu da buraya almakistiyorum.  İmam  Ebu  Hanife  şunu  diyor:  Benim  yanımdaEbubekir'le İblis'in/şeytanın imanı birdir. Ebu Hanife'nin buaçıklamasını böyle önemsiz tarihçiler değil; çok meşhur İslamtarihçileri aktarıyor. 

Mesela; Hatib-i  Bağdadi  (392-463)  veİbnü-l  Cevzi  (ö.597.h) gibi İslam düşünürleri. Ama nedenEbu Hanife, Ebubekir'i seçip onun hakkında bu ağır ifadeyikullanmış,  bu  ayrı  bir  konu.  Belki  de  Ebubekir'in  icraatınıbeğenmediği için bu benzetmeyi yapmıştır. Sonuçta ağır birbenzetme. (151)Ebubekir zehirlenerek ölüm döşeğine yattığında güya pişmanolmuş.  

Abdurrahman  b.  Avf  onu  ziyarete  geldiğinde Ebubekir'in  iyiliklerinden  söz  ederken  Ebubekir  şunlarısöylemiş:  “Hayatımda  yaptığım  üç  şey  için  keşke yapmasaydım diyorum. Yine hayatımda yapmadığım üç şeyide  keşke  yapsaydım  diyorum.  Yapmasına  pişman  olduğumşeylerden biri, keşke Fatma'ya yaptıklarımı yapmasaydım. Birde,  ateşte  yakmak  suretiyle  işkenceyle  öldürdüğüm  Fücae

Sülemi'yi  keşke  ya  serbest  bıraksaydım,  ya  da  normal  birşekilde öldürseydim.” demiş.Yapmadığına pişman olduğu üç şeyden ikisi ilginç: Keşke Hz.Muhammed  hayatta  iken  bu  halifelik  işini  ondan  sormuşolsaydım, senden sonra kim halife olsun diye. Dolayısıyla bukadar  sıkıntı  çekilmezdi.  Bir  de  bana  Eş'as  b.  Kays'ıgetirdiklerinde keşke onu öldürseydim diyor. Tüyler ürperticiaçıklamalar: Pişman olduğu olaylar hep cinayet.Ebubekir'in yukarıdaki açıklaması, nerdeyse ilgili tüm İslamikaynaklarda  vardır;  yani  kenardan,  kıyıdan  aldığım  biraçıklama  değil.  Hep  vurguluyorum:  Bilinmeyenleredokunduğum zaman kimilerine zor gelebilir; bunu biliyorum.Onun için şüphe kalmasın diye dokümana önem veriyorum.(152)

Kimi İslam düşünürleri, efendim Hz. Muhammed kendindensonra halife olacak kişiyi belirlemiş. Bunun işareti de, kendisihasta  iken  Ebubekir'i  göstermiş,  "Sen  camiye  git,  cemaatenamaz  kıldır."  gibi  sözleri  gerekçe  kabul  edip,  bununlahalifeliğin Hz. Muhammed'in işaretleriyle belirlendiğini önesürerler. Hatta bu konuda şu gibi aktarmalar da var: Hz. Alive  amcası  Abbas  Muhammed'in  cenazesiyle  meşgul  iken,kalabalıktan  Ali  bir  şeyler  anlıyor,  hemen  dışarı  çıkıp Ebubekir'e, "Bize hak tanımadınız mı bu halifelik işinde, buda  ne?"  diye  sorunca  Ebubekir,  "Evet  haklısın;  ancak  işiniçinde fitne var, bunun için artık ben görevi üstlendim." diyor.Bu arada Ali, "Biliyorum; Muhammed hastayken sen imamoldun,  onunla  beraber  hicret  ettin,  ancak  hakkımızdı.  Amabizimle  istişare  etmediniz.  Neyse,  Allah  günahlarını

affeylesin." diyor ve o da onu kabul ediyor gibi söylentiler devar. (153)Ben bu aşamada bu konuya girmiyorum ama şunu ekleyeyim:Eğer bir namaz kıldırmakla halife olunuyorsa, iki gözündende kör olan İbni Ümmi Mektum halife olurdu. Çünkü Hz.Muhammed  Medine'yi  bırakıp  bir  yere  gittiğinde  bu  köradamı yerine tayin ediyordu, sen cemaate imam ol diyordu vebu, on üç kez gerçekleşen bir olaydır. (154) 

Bir de gerçekteneğer  Hz.  Muhammed,  Ebubekir'i  halife  olarak  belirlemişolsaydı, başta Hz. Fatma ve eşi Hz. Ali, Ebubekir'i kabul eder,ona saygı gösterirlerdi. Kaldı ki, Ebubekir'in az önceki itirafıvar:  Pişman  olduğu  şeylerden  birinin  Hz.  Muhammed'denhalifeliğin  kime  geçeceği,  “Bunu  niye  sormadım?”  diyor.Dediğim gibi konu çok karışık.Ebubekir'in az önceki açıklamasında, sanki hayatında bir şeyyapmamış da sadece anılan o birkaç olaya karışmış gibi birmasumane durum söz konusu. Aslında Ebubekir'in iki küsuryıllık iktidarı çok vahim olaylarla geçmiştir.

Burada konuya şu soruyla giriş yapmak isterim.Kur'an'da  110'uncu  sure  olan  Nasr  suresinde,  "insanlarınbölük  bölük  İslamiyet’i  kabul  etmesine  karşı,  Hz.Muhammed'in Allah'a teşekkür etmesinden" söz edilir. Peki,madem  öyle,  neden  Hz.  Muhammed'in  ölümünden  sonraMüslümanlar kitlesel bir şekilde İslam'dan çıktılar ve bununsonucu olarak da Ebubekir onları tekrardan ya kılıç zoruylaİslam'a döndürdü veya katletti? Ortada çelişkili bir durum sözkonusudur. Peki, niye böyle?

Kur'an'da Müslümanlara ganimet, talan, fidye, cizye, cariyegibi  avantajlar  tanınmış  iken,  bir  de  eğer  savaşlardaMüslümanlar öldürülürse cennete girecek, orada çok güzel,iki gözün görmediği, aklın hayal etmediği kızlar (huriler) vardiye buna inanılır iken ve yine şayet karşı taraftan öldürülenolursa cehennemliktir diye buna inanılıyorsa, tabii ki böylebir zihniyetten oluşan orduyu yenmek imkânsızdır. O zamanteknoloji de yok, kılıçla savaşılmaktadır ve böyle bir inancasahip  tarafın  kazanma  şansı  yüksektir.  Ortada  hem  maddi,hem de manevi olarak çıkar var.

Zaten  bu  çıkarlar  Kur'an'la  da  meşrulaştırılmaktadır.  Buzihniyet  her  zaman  savaş  ister.  Çünkü  savaşta  çıkar  var.Somut  bir  örnek  vereyim.  Müslümanlardan  bir  grup  talanavında, ganimet elde etme seferindeyken, bir ara hayvanlarınıgüden  bir  insanın  yanından  geçip  selam  verirler  ve  adamonların selamını da alır. Buna rağmen ganimet avına çıkan ogrup çobanı katleder ve hayvanlarını alıp götürür. 

Daha sonraMuhammed bunu öğrenince, şöyle bir ayet gelir (oluşturur).Diyanet'in Kur'an tercemesinden vereyim: "Ey iman edenler!Allah  yolunda  sefere  çıktığınız  zaman,  gerekli  araştırmayıyapın.  Size  selâm  veren  kimseye,  dünya  hayatının  geçicimenfaatine  (ganimete)  göz  dikerek,  'Sen  mü'min  değilsin.'demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır." (155)

Hemen hemen tüm önemli tefsirlerde, Kur'an'ı yorumlayanlarbu  ayetin  az  önceki  insanın  cinayeti  üzerine  indiğinibelirtiyorlar. Şu cümlecik dikkat çekici: "Allah katında pekçok ganimetler vardır" diye geçiyor. Bunun anlamı çok açık:Yani  böyle  göze  çarpan,  halk  nezdinde  makul  görülmeyenbireylerden  uzak  durun,  şimşekleri  üzerimize  çekmeyin, ganimetlerin  başka  yolları-yöntemleri  vardır,  başka  gün,başka  seferler  yapar  yine  ganimet  elde  edebiliriz  demektir.(156)Burada  kısa  bir  ara  verip  kutsal  dinlerin  talan’a  dayalıolduğuna ilişkin bir örnek de Tevrat'tan vereyim. 

Süleymanpeygamberin  haraç-vergilerden  topladığı  yıllık  altın  miktarıyaklaşık 35 tondu. Ordusundaki kalkanların büyük çoğunluğualtındandı.  Fildişinden  saray  yaptırmıştı  ve  hep  altınkaplamalıydı. Kullandığı kap-kaşık hep altındandı. Gümüş hiçkullanmıyordu.  İşte  talancı  zihniyet  böyledir:  Biri  kazanır,diğeri din adına onu alıp sefasında kullanır. (157)Tekrar soruya döneyim: Neden bu insanlar kitlesel bir şekildeİslam'a  girdiler  ve  neden  Muhammed  vefat  edince  yinekitlesel bir şekilde dinden çıktılar?

Çoluk  çocuğum  öldürülmesin,  malım  talan  edilmesin,  benöldürülmeyeyim, eşim cariye olarak düşmanın eline geçmesingibi  hesaplardan  dolayı  insanlar  İslamiyet'i  kabul  etmekzorunda kalıyordu (korkudan). Meşhur İslam tarihçisi İmamZehebi'den  çok  küçük  bir  örnek  vereyim.  "MüslümanlarAfrika'yı  ele  geçirince,  savaşa  katılan  her  şahsa  bin  dinar(altın para) düşüyor. Yani bunlar Afrika'nın işlenmiş kıymetlimücevheratını talan ediyorlar." (158) 

Her cepheden yapılanbaskınlarda  ganimet  adı  altında  karşı  tarafın  her  şeyialınıyordu. Ama Hz. Muhammed öldürülünce, onlar tekrardanİslamiyet'i bıraktılar. Çünkü İslam ordusunun Muhammed'densonra eski gücünde kalabileceğine inanmıyorlardı.Sonuçta  Ebubekir  çok  sert  tedbirlerle  İslamiyet'i  terkedenlerin  üzerine  gitti  ve  büyük  katliamlar  gerçekleştirdi.

Bunu  yaparken  de  ordusuna  şunu  söyledi:  "Bakın  Kur'an'agöre  siz  öldürülürseniz  şehit  ve  dolayısıyla  cennetliksiniz,onlar  ise  cehennemliktir.  Sizin  için  onların  hanımları  vekızları  cariye  olarak  helaldir;  ama  bu  avantaj  onlar  içinyoktur." Bir diğer söylediği şey şu: "Bize zararlı olanlardanbir   kısmını   da   yabancı   memleketlere,   sürgünegöndereceğiz..." Abdullah bin Mesut, "Ebubekir dönemindebiz bu proje ile kazandık, yoksa işimiz zordu." diyor. (159)

Bu konuda birçok İslami kaynakta bilgi var; ancak Vakıdi,'Kitab'ül  Ridde'  adlı  eserinde  bu  dinden  çıkmalar  veEbubekir'in onlara ne yaptığı konusunda detaylıca bilgi verir.Vakıdi,  Hz.  Muhammed'e  zaman  olarak  da  en  yakın  olanİslam tarihçisidir. (160)Burada  İslam  âleminde  saygınlığı  olan  meşhur  Halit  binVelit'ten  kısa  bir-iki  örnek  vermekle  Ebubekir'in  nasıl  birEbubekir  olduğu  konusunda  somut  bir  bilgi  vermekistiyorum. 

Bir taşla iki kuş misali; hem Ebubekir'in nasıl birkişi olduğuna örnek olsun, hem de Halit b. Velit'e ve özelliklede  Hz.  Muhammed'in  nasıl  biri  olduğuna  örnek  olsunistiyorum.Hz.  Muhammed  henüz  hayatta  iken,  Beni  Temimkabilesinden  Malik  b.  Nüveyr  de  Müslüman  olur  (diğerkabileler  gibi  korkudan  veya  gerçek,  her  ne  ise)  veMuhammed onu o bölgenin zekâtını, vergilerini toplamaklagörevlendirir.  Muhammed'in  ölümü  üzerine  Müslümanlarkitlesel bir şekilde İslamiyet’i terk edince, Ebubekir değişikbölgelere  baskınlar  yaptırır,  tabii  ki  asayişi  sağlamaklameşhur olan Halit b. Velit de bu baskınlarda aktif bir şekildeyetkili bir komutandır. Bu arada Halit b. Velit bir gün Malik b. Nüveyr'in bölgesine gider. 

Malik'in, Leyla binti Sinan adındaçok da güzel bir hanımı varmış. Halit onu görünce dayanamazve kocasını bir hiç uğruna öldürüp o kadına cariye olarak elkoyar  ve  hemen  orada,  memleketine  dönmeden  o  kadınlacinsel ilişkide bulunur.Hâlbuki Kur'an'a göre, bir kadının eşi ölür veya öldürülürse,ikinci  bir  erkekle  evlenebilmesi/cinsel  ilişki  yaşayabilmesiiçin  en  az  dört  ay  on  gün  beklemesi  lazım.  (161)  Bundan amaç, belki eski eşinden hamile ise doğacak çocuğun kimdenolduğu belli olsun diyedir. 

Ama bu süre, savaşta ele geçirilenkarşı tarafın kadınları için geçerli değildir. Müslümanlar enkısa  zamanda  onlarla  cinsel  ilişkide  bulunsunlar  diye,Müslüman  savaşçılara  bir  indirim  yapılmıştır.  Esir  alınankadın tek bir sefer adet görse yeterlidir denilmiştir. (162)Ama bu olayda Halit b. Velit bu tek bir seferlik adet görmeşartını  da  beklemez,  hemen  orada  kadınla  sevişir.  Hz.Muhammed  de  hep  böyle  yapardı.  Hayber'de  Safiye,  BeniMustalık'ta  Cüveyriye  ve  yine  başka  bir  baskında  elegeçirdiği  Reyhane  örnek  gösterilebilir.  

Yani  o  da  hiçbeklememiştir  o  belirlenen  tek  adet  görme  şartını.  Neysekonumuz bu değil; bu işin teferruat kısmı.Halit b. Velit'in az önce sözü edilen cinayet olayı ve kadınıcariye  olarak  ele  geçirme  durumu  Ebubekir  ve  Ömer'eiletilince Ömer, Halit'i taşlayarak öldürelim. Çünkü Halit, birkadını kendine almak için Müslüman bir kişiyi katletmiştirder. Burada kısa bir hatırlatmada bulunmak isterim: AslındaÖmer  bu  olayda  kıskançlığından  dolayı  Halit'e  sert  tepkigöstermiştir. Çünkü Ömer'in genel durumuna bakıldığında, oda  bundan  farklı  bir  şey  yapmamıştır.  Bir  kere  cariyelik

kurumunu  onaylayan  bir  sistem  var  ortada  ve  Ömer  debundan  yararlanmıştır.  Buradaki  tepki,  Halit'e  karşı  özelnedenlerden  dolayıdır.  Bu,  hem  siyasi  olabilir,  hem  dearalarındaki ilişkiden de olabilir. Bir örnek vereyim. İslamikaynaklarda, Ömer'le Halit henüz Müslüman değilken, bir aragüreşiyorlar.Halit, Ömer'in bir bacağını kırıyor. Bu olay anlatılırken şu dasöyleniyor: Zamanla Ömer'le Halit arasında meydana gelenhoşnutsuzluğun  nedeni  bu  olaya  dayanır.  Yani  Ömer  bunuhazmetmez ve hep ona karşı tavır alır. Hatta Ömer'in, Suriyetarafında  öldürülen  Halit'in  cinayetinde  parmağı  var  diyenİslam tarihçileri bile var. (163)

Ancak  Ebubekir,  Ömer'in  bu  ceza  teklifini  kabul  etmez,düşmana karşı kılıç kullanan bir insana ben ceza vermem der.Ömer,  Halit  b.  Velit'e  şunu  söyler:  "Nasıl  olur  da  sen  birMüslüman'ı, eşini alabilesin diye katlettin?" gibi sert sözler.Buna rağmen Halit'e herhangi bir ceza uygulanmaz. (164)Hani  belki  kamuoyu  bilmiyordur;  Muhammed  dönemindebirçok kişi de bölgelerinde kendilerini peygamber olarak ilanetmişlerdi. Mesela;a)Müseyleme,   yine   aslen   Hıristiyan   olan,   Arapyarımadasındanb)Şecah binti Haris adında bir kadın,c)'Yakıd'  adında  bir  kadın,  Suriye'nin  Halep  tarafındapeygamberlik iddiasında bulunmuştu. Buna ilk olarak babasıinanır' (165)

d)Lakit bin Malik Ezdî (Umman'da peygamberliğini ilan ederve  zaten  İslamiyet'ten  önce  de  oranın  emiriydi,  asıl  adıCülendi idi)e)Esved-i Ansîf)Tuleyha b. Huveylid EsedîBu  ve  bunun  gibi  kişiler  de  kendi  bölgelerindepeygamberliğini ilan etmişlerdi. Hepsi Ebubekir zamanındabastırılır ve böylece o coğrafyada İslam galip gelir, yayılır.İslamiyet'ten öyle kaçışlar olur ki, mesela Hz. Muhammed'inbir savaşta ele geçirdiği develerden kendisine 100 deve rüşvetolarak verdiği Uyeyne b. Hısn/veya Husayn bile (Kur'an'ınKökeni adlı yapıtımda bu konuda geniş bilgi var ve en başta Buhari'den  alıntı  var;  s.  248)  İslamiyet'i  bırakıp  yedi  yüzsavaşçısıyla birlikte Tuleyha'ya katılır. 

Daha sonra yakalanıpMedine'ye  götürülünce  Müslümanlar  ona,  utanmadın  mı  kidinden  çıktın,  deyince  o,  "Zaten  hiçbir  zaman  İslamiyet'einanmadım ki." karşılığını verir. Yani hep çıkar, hep çıkar.Burada şunu eklemekte yarar var: O dönemlerde, eskiden berisüregelen mitolojilerin gitgide genişleyip büyüyerek bir kültürhaline geldiği bir gerçeklik var. Nasıl şimdi demokrasi veyasosyalizm deniliyorsa ve bunlar popülist ise o dönemde de butür  mitolojilerle  insanlar  kendilerini  ortaya  koyarlardı,  buyöntemle  kendilerini  topluma  kabul  ettirirlerdi.  Kiminformülü tutarsa artık atı alan Üsküdar'ı geçer misali iktidarıelde tutması kolay olurdu.Ebubekir  döneminde  Yemame'de  peygamberlik  iddiasındabulunan  Müseyleme  güçleriyle  çok  şiddetli  bir  savaş yaşanmıştır. 

Burada Müslümanların verdiği ölü sayısı binlerleifade edilecek kadar fazla ve bu ölenler arasında Uhud, Bedirgibi savaşlarda Muhammed'le birlikte olan seçkin sahabelerde  vardır.  İslami  kaynaklarda  var  olan  bilgilere  göreMüseyleme'nin silahlı gücünün 40 bin olduğu söyleniyor.Yine İslam kaynaklardaki bilgilere göre, bu savaşta toplamyirmi  bir  bin  insan  katledilir.  Zaten  Kur'an'ı  kitap  halinegetirelim fikri, bu savaştan sonra ortaya çıkmıştır. 

Çünkü busavaşta Kur'an'ı bilen birçok Müslüman katledilir. O yüzdenhenüz  ortalıkta  Kur'an  izleri  var  iken  bunu  kitap  halinegetirelim, garantiye alalım fikri ortaya atılır. Bu konuda ihtilafyoktur.  Bu  gerekçe,  en  başta  Buhari  ve  Müslim'deanlatılmaktadır.  Ayrıca  Müseyleme'ye  karşı  yapılan  savaştaöldürülen  Müslümanların  listesi  birçok  tabakat  ve  siyerkitaplarında yazılmıştır. (166)Kısacası, Bahreyn, Umman, Yemen, Hadramut, Kinde, Nehre,Beni Amir, Havazın, Selim, Yemame, Gatafan, Beni Temimve topyekûn bölge insanları İslamiyet’i çok kısa zamanda vehızlı bir şekilde bıraktılar. (167) 

Yalnız bu sonuç, insanlarınniçin Muhammed zamanında Müslüman oldukları noktasındaiyi bir yanıttır aslında: Niye inandılar, neden kaçtılar?Kaldı ki bu peygamber adaylarından çoğunun projeleri aynızamanda mantıklıydı. Gerçi İslam hâkim olunca onların önesürdükleri  prensipleri  yok  etmiş  veya  yerine  kötü/alaylıprensipler koymuştu ki insanlar İslam'a daha da bağlansınlar;ama  yine  de  bazı  kalıntıları  kalmıştır.  Mesela  onlardanTulayha  şunu  diyordu:  Cebrail  vahiy  getirdi,  Allah'ın  şunudediğini  aktardı:  Siz  insanlar  çok  şereflisiniz.  Dolayısıylasizin benim için namazda secde edip kafanızı/o en kıymetli

organlarınızı  yere  koymanızı  kabul  etmiyorum.  Kaldı  ki,Allah  olarak  benim  buna  ne  ihtiyacım  var  ki...  gibiaçıklamalar.  Bir  de  şunu  diyordu:  Allah  vahiy  göndererekbizim günde üç sefer namaz kılmamızı istiyor. Yani sabah veyatsı  namazları  yoktur  diyordu.  Ahirete  iman  onlarda  davardı: Zerre kadar bir şey hesapsız kalmaz diye. Onlara göreinsanoğlu çok dikkatli olmalıydı; içki içmek, zina etmek deharamdı.  Hele  en  ilginci,  bir  erkek  evlendiği  zaman,  eğererkek çocuğu dünyaya gelir ve yaşarsa, artık ikinci bir kadınlaevlenmesi haramdır diye yasak vardı. Yani bunlara göre ancakistisnai  durumda  ikinci  evlilik  olabilirdi.  

Bu  gibivahiylerinden dolayı Tuleyha'nın peygamberliği hızla yayıldı,çok  da  taraftar  topladı;  ancak  Müslümanlar  ganimet  vecennetteki  huri  avantajlarıyla  bunları  etkisiz  hale  getirdiler.(168)

Müseyleme için de, efendim çok gezgin biriydi, mitolojileriçok iyi bilirdi ve halka anlatırken onları güzel etkileyebilenbir  yapısı  vardı;  cin,  sihir  gibi  konularda  uzmandı  gibiyakıştırmalar   yapmışlardır   İslam'ı   yazarlar.   YaniMuhammed’inki Tanrı'dan gelme; Müseyleme ise çok bilgiliolduğu  için  kendi  şahsi  projeleri  vardı  ve  o  yalancıpeygamberdir  diyorlardı.  Bir  de  Muhammed  hayatta  iken Müseyleme ona mektup göndererek, peygamberliği aramızdapaylaşalım  demiştir  

(Hani  Musa  ve  ağabeyi  Harun,  yineYakup ve oğlu Yusuf, İbrahim ve oğulları İsmail-İshak gibibiz de aramızda paylaşalım diyordu) ama Muhammed bunukabul etmemiştir.Yine Muhammed'den sonra Emevi ve Abbasiler dönemindede peygamber adayları çıktı ortaya. 

Örneğin; Sakif te Muhtar b. Üseyid, Şam'da Haris b. Sait, Irak'ta Beyan b. Sem'an,Küfe'de Mugire b. Sait ve Ebu Mansur el-Aceli, Esed kabilesinden Ebu Hattap, Himyeri/San'a'da Ali B. FazIpeygamberlik iddiasında bulunanlar arasındaydı. (169)İşte böyle: Eski dönemlerde Orta Doğu'da kim peygamberimdeyip de kendini kabul ettirirse o yaşardı. Bunun içinMuhammed döneminde birkaç peygamber adayı ortaya çıktı;ancak onlar ganimet, talan, çapulculukta ordularını hareketegeçiremedikleri için kaybettiler, Muhammed ise bunlarınarasından sıyrıldı.

Aslında Ebubekir'in Halit bin Velit'e ceza vermemesi, Hz.Muhammed'in felsefesine uygun ve aynı zamanda onasaygıdır. Niye mi? Hemen somut bir-iki örnek vereyim.Hz. Muhammed Mekke'yi tekrardan geri alınca (yaniMekke'nin fethinde), o baskın sırasında insanları yereyığılmış bir cenazenin başında toplanmış olarak görüyor.Ölenin kim olduğunu ve neden öldürüldüğünü sorunca,cenazenin bir kadına ait olduğunu ve öldüren kişinin ise Halitb. Velit olduğunu söylüyorlar. 

 Burada Muhammed'ingösterdiği tepki sadece şu: Baskınlarda kadınlara, çocuklarave yaşlılara dokunmayın. (170) Halit'e herhangi olumsuz birşey söylediği kayıtlı değil.Yine Halit bin Velit'le ilgili en başta Buhari'de anlatılan şöylebir katliam olayı var:Mekke'nin fethinden sonra, civarda bulunanlar da İslam’agirsinler diye, Hz. Muhammed, Halit b. Velit'i Beni Gezimekabilesine gönderiyor ve karşı koymazlarsa sakın onlara bir zarar vermeyin, diye talimat da veriyor.

 Halit, baskın ekibiylebirlikte onları İslam'a davet ediyor ve onlar da kabulediyorlar; ancak İslam'ın formalitelerini henüz bilmedikleriiçin, halk nezdinde İslamiyet'i kabul ettim anlamına geleneşanlamlı başka bir kelime kullanıyorlar. Sonuçta Halitonların bir kısmını katlediyor, kalanlarını da esir ediparkadaşlarına köle-cariye olarak dağıtıyor. Sabah olunca bukez arkadaşlarına: "Herkes elindeki esirleri öldürsün."talimatını veriyor. Fakat bu esirler onlara karşı gelmediklerive üstelik de İslamiyet'i kabul ettikleri için, Halit tarafındakibazı insanlar onun bu teklifine karşı çıkıyor ve asla bizöldürmeyiz diyorlar.

Sonuçta durum Hz. Muhammed'e iletiliyor. O, "Allah'ım, benHalit'in yaptığından uzağım." diyor ve bunu iki, bazırivayetlere göre de üç kez tekrarlıyor. Yani Halit'in yaptığınıyanlış buluyor.İbni Hacer Askalani, İbni Sad'dan alıntı yaparak bu hadisinşerhine şunu da eklemektedir:Halit'le birlikte o baskına gelen Selimoğulları, Halit'intalimatını dinleyerek ellerindeki tüm esirleri katlederler;ancak Muhacir ve Ansar grubu Halit'e karşı çıkar veellerindeki esirleri öldürmez. Şu da var ki onlar köle-cariyeolarak kalsa hiç olmazsa onlardan yararlanırlardı; pekiöldürülseydi bunları katleden Müslümanların bunda ne gibiçıkarları olurdu? 

Yani karşı çıkanlar bu kölelik avantajındandolayı böyle bir girişimde bulunmuş olabilirler veya belki deiyi niyetli insanlarmış; olabilir, tabii ki İbni Hacer bu hadisinaçıklama kısmında tüyler ürperten bazı detaylar da aktarır;ben artık onlara girmiyorum. Şu da bilinmeli ki, Halit b. Velit çok sonraları İslamiyet'ikabul edenlerdendir, Muhammed'in ölümünden yaklaşık üçyıl önce. Peki, şu hiç sorgulanmaz mı: Acaba ne oldu da Halitve diğer meşhur sahabeler İslam'ı seçti? Hep vurguyapıyorum: Olay kimileri için iktidar kavgasıydı, kimileri içinganimet, cariyelerden yararlanma düşüncesiydi. Kimileri iseçoluk çocuğum cariye-köle adıyla anılmasın, malım talanolmasın endişesiyle korkudan Müslüman oluyordu. 

Halit b.Velit gibileri, nasıl olsa yeni bir sistem kuruluyor, biz de biran önce yerimizi alalım, bu pastadan pay alalım hesaplarıyapıyorlardı. Hele bu fikir, en başta halife Ömer içingeçerliydi, nitekim kendisi bunu çok iyi başarmıştır.O dönemin önemli siyasetçileri için tek neden iktidara ortakolmaktı; ama geniş halk kitleleri için dediğim gibi ya korku,ya da ganimet-talan ve cariye kazanmak gibi maddi çıkarlarön plandaydı; yoksa Muhammed Tanrı görevlisiydi, mucizegösterdi de insanlar bundan dolayı ona inandılar gibi fikirler,o zaman için hiç de geçerli değildi.

 Geçerli olsaydı, onunölümünden sonra insanlar kitlesel bir şekilde dinden çıkmazdıve Ebubekir de bu irtidâd olaylarıyla uğraşmazdı. (171)Ebubekir o zaman zekât vermeyen ve güya dinden çıkanlarhakkında, ordusuna şu talimatı veriyordu: “Ya onlar geridönüp zekâtlarını verecekler veya hepsi kılıçtan geçirilecek.”Arap yarımadasında Hz. Muhammed'in vefatından sonrainsanlar bazı yerlerde toplu halde, bazı yerlerde de kısmenİslamiyet'i bıraktılar. 

Bu arada kitlesel bir şekilde gerçekleşenbu İslam'dan çıkma olayları karşısında Ebubekir, "Yahudilerbununla çok sevinirler. Dolayısıyla tek bir muhalif kalmayanakadar savaşa devam." diyordu. Sonuçta binlerce insan kılıçtan geçirildi. Öyle ki Hz. Muhammed'den sonra Arapyarımadasında üç adet cami kaldı. Bunlar, Mekke, Medine veBahreyn'e bağlı 'Cüvasa' köyündeki Abdülkays camisidir.Bunlar dışında hiçbir cami kalmadı, herkes İslamiyet'i terketti. (172)

Yani Ebubekir'in haksızlıkları böyle Hz. Fatma'ya yaptığı gibiferdi düzeyde değildi; kendisi kitlesel bir şekilde katliamlargerçekleştirmiştir...Bunda zaten İslam düşünürleri arasında ihtilaf yok; onlaragöre Ebubekir din için cihat etmiştir, bu kadar basit.Kendisine ‘Sıddık’ yani çok doğru denilen Ebubekir'inhayatından kısa bir numune sundum.İşte, Ebubekir'in kendi icraatından örnekler göstererekpişmanlık duyduğu olaylar keşke yalnız onlardan ibaretolsaydı: İki buçuk yıllık halifelik dönemi hep katliamlarlageçmiştir.

O yüzden kimi İslam tarihçileri Ebubekir'in durumunu,Kur'an'da mitolojisi anlatılan Firavun'un denizde boğulmasınabenzetmişlerdir: Güya Firavun suda boğulmaya başladığı anpişman olup "Musa'nın Rabbine inanırım." demiş de, o sıradaAzrail inip ona, "Şimdi mi inanırsın, sen suçlusun." deyipağzına çamur doldurup onu boğmak suretiyle ruhunu almışmisali. (173) İşte Ebubekir'in durumu da buna benziyordemişler...

Hatta Zehebi, Mizan'ül İtidal adlı yapıtında Muhammed b.Ahmet b. Hammad'el Kufi'den şu farklı rivayeti de ekliyor:Kimileri, Ebubekir ve Ömer'in yaptığı zulme karşı onları Firavun'a benzetmiş, kızları ve aynı zamanda Muhammed'inde eşleri olan Ayşe ile Hafsa'yı da fitne unsuru olaraknitelemişlerdir. Ebubekir ve Ömer için de kimileri, "Eyzalimler, sizin ölüm anındaki korkunuz ve pişmanlığınız tıpkıFiravun'ununki gibi artık size fayda vermeyecektir."demişlerdir. (174)

c) Halife Ebubekir'in Öldürülmesi (Siyasi Cinayet)Halk arasında Hz. Ali, Ömer ve Osman'ın öldürüldükleribiliniyor; ancak Hz. Muhammed'in katledildiği bilinmediğigibi; insanlar Ebubekir'in de en yakın arkadaşları tarafındanbir siyasi cinayete kurban gittiğini bilmiyor. Ebubekir'inzehirlenerek katledildiğine ilişkin açıklamalar İslamikaynaklarda çok fazladır; ancak kendi arkadaşları tarafındanbir komploya kurban gittiğini net olarak belirten bir İslamdüşünürü hemen hemen yoktur. 

Necah Taî (175) ile itikadımezheplerden Mutezile ekolüne yakınlığıyla bilinen İbni Ebi'lHadid, bu konuda çok çarpıcı ve net bazı bilgiler vermişlerdir.Necah Taî'den kısa bazı bilgiler vereyim.Necah'ın kaynağındaki bilgiler gerçekten ilginç. Kaldı ki,alıntı yaptığı kaynaklar hepsi ünlü İslam düşünürlerinkaleminden. İlk önce kitabından bir özet sunacağım; dahasonra da değerlendirmesi ne kadar doğru diye, başka Sünnikaynaklarla karşılaştıracağım. 

 Ayrıca onun alıntı yaptığıkaynaklardan da birçoğunu dipnot olarak ekleyeceğim.Kendisi birinci cildin 40. sayfasından başlamak üzere konuyailişkin şu bilgileri veriyor: İlk başta Ebubekir'le Ömer arasında yapılan konuşmada,Ebubekir bir yıl görevde kaldıktan sonra ayrılıp halifeliğiÖmer'e teslim etmeliydi, plan buydu; ancak Ebubekir bunuyapmıyor, görevde direniyor ve üstelik de Ömer'e karşı tavıralıyor. Mesela onun Ömer'i Hac görevinden alması gibi.Bunun üzerine Ömer, Osman'ın bağlı olduğu Emevilerin etkiliisimleriyle görüşüyor. Mesela Ebu Süfyan ve oğlu Muaviyegibi. Plan şu: Biz birlikte Ebubekir'i ortadan kaldıralım,ondan sonra yönetimi paylaşalım diye. 

 İlkin Ömer halifeolacak, ondan sonra da Osman ve bu arada tabii ki Emevikesimine gitgide tolerans tanınacak. Zaten Ebubekir halifeolduğunda Ebu Süfyan hep onun halifeliğiyle alay ediyordu,adam mı kalmadı da bunu seçtiniz diyordu.Sonuçta Ebubekir'e, doktoru Haris b. Kelde'ye, Mekke valisiAttab'a ve Ebu Kebşe'ye zehir içiriliyor ve hepsi de bir yılsonra hemen hemen aynı gün veya günlerde vefat ediyorlar,tabii ki ilacı nasıl verdiklerinin detayı hakkında pek bilgi yok.Ancak Ebubekir, Zeyd b. Sabit ve Abdullah b. Selam'agüvenirdi, onları kötü niyetli olarak tahmin etmezdi. İşte buiki kişi aracılığıyla planlarını uygulamışlardır diye rivayetlervar.

Necah iddialarını güzel hazırlamış; birçok İslami kanıt veargümanlarla tezini destekliyor, inandırıyor. Yani öne sürdüğükanıtlar hep İslami kesimden; ancak belki kimse onun kadarfark edememiş, bu ayrı bir şey.İddialarından bir kesit:Daha sonra anlatacağım ki, güya Ebubekir son nefesindeOsman'a vasiyetini yazdırmış, ben ölürsem Ömer halife olsun diye. İşte bu konuda Necah şöyle diyor:- Bir kere ağır hasta olan Ebubekir artık halifeyi tayin edecekdurumda değildi. Zaten bu olup bitenler sırasında vefatediyor. 

O yüzden, Osman'ın Ebubekir'in yanına girip dışarıçıkınca halka, "Beni dinleyin, size Ebubekir'in vasiyetini ilanederim ki Ömer'i halife olarak önerdi." sözleri Ebubekir'e aitdeğildir. Aslında bu vasiyetname daha önce Ömer ve Osmantarafından planlanıp bir kâğıda yazılmış ve Osman'a verilmişki, Ebubekir'in son nefesinde içeri girip çıksın ve Ebubekirbana yazdırdı desin. Sonuçta, bu sahte bir vasiyetnamedir,burada bir senaryo söz konusudur, diyor.

Çünkü Ebubekir'in yanında son nefesinde Osman'dan başkaşahit olacak kimse yoktu, hem de hiç kimse Osman'ın buaçıklamasının Ebubekir'e ait olduğuna inanmıyordu. ÇünküEbubekir genelde uzlaşmacı bir konuşma yapıyordu.Osman'ın okuduğu yazı ise çok farklı ve sonunda da Şuarasuresinin 227. ayeti eklenmişti. Ayetin içeriği şu:"Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir."Yani burada şu söyleniyor: Her zaman yumuşak konuşan,moral veren bir Ebubekir, son nefesinde bu ayeti işleyerek sanki alın halifeliği, Allah belanızı versin gibi bir yaklaşımsöz konusu. 

İşte bu, Ebubekir'in üslubu değildir. Bir de dahasonra İslami kesimin kaynaklarından sunacağım bilgilere göreOsman dışarı çıkınca şunu diyor: Bana inanırsanız sizeEbubekir'in vasiyetini okuyayım; yoksa okumam diyor. İştehem o sıra onu ve Ömer'i saran heyecan, hem de onun buşekilde bir açıklama yapması şüpheleri daha da artırmaktadır. - Bir de o ana kadar Osman'ın piyasada hiç ismi yoktu. SakifeBeni Saide'de hem Ebubekir, hem de Ömer bir ara halifeliğiEbu Ubeyde'ye teklif ediyorlar. Peki neden bu adam birdenkayboldu da yerine Osman ortaya çıktı? Aslında bu da doğrubir tespittir. 

 Kaldı ki, Ömer halife olunca Emevilere aşırıderecede ayrıcalıklar tanıyor. Mesela en başta Ebu Süfyan veoğlu Müaviye'ye çok iltimas yapıyor. Hatta Muhammed'ineşlerinden Ümmü Habibe, Ebu Süfyan'ın kızı olduğu için, Hz.Muhammed'in diğer eşlerinden farklı olarak hazineden onadaha fazla aylık bağlanıyor (ayda 1200 dirhem). HâlbukiMekke fethinde Ebu Süfyan Müslüman olmuşsa da, bu artıkmecburiyetten olmuş; yoksa kendisi hayatında hiçbir zamanİslamiyet’i benimsememiştir.Hatta bir ara Muhammed'i Medine'de vurdurmak için plan dayapmış; ancak başarısız olmuştu.Necah'a göre Ebubekir, Emevilerin suikastla katlettikleri ilkkurbandır. 

 Ebubekir'den sonra Emeviler tarafındansuikastlarla öldürülenlerden ayrıca uzun bir liste de veriyor vebu suikastların baş aktörü olarak da Muaviye'yi gösteriyor.(176) Zaten Muaviye'nin, "Allah'ın baldan da askerlerivardır." sözü meşhurdur. Yani bal içine zehir katarak insanlarıvurmayı kastediyor. Onun bu sözü birçok İslami kaynaktageçiyor.Hem başka kaynaklarda, hem de bu kaynakta anlatılıyor ki,Muaviye hem meşhur Hz. Ayşe'yi, hem de iki kardeşiAbdurrahman ve Muhammed'i suikastla öldürmüştür. 

 Kimirivayetlere göre Hz. Ayşe'yi bir kuyuya atıp o kuyununetrafını kapatıyor ve bir daha umuma açmıyor. Kimi rivayetlere göre Muaviye minberde oğlu Yezit içinpropaganda yapınca Ayşe ona karşı çıkıyor. Bunun üzerineMuaviye Ayşe'yi bir çukura gömmek suretiyle katlediyor. Birbaşka aktarım da, Ayşe'yi damdan düşürmek suretiylekatledip geceleyin de gömüyorlar Muaviye, Ayşe'nin kardeşiAbdurrahman'ı da hem zehirliyor, hem de can çekişirken ohalde mezara gömüyor. 

Diğer kardeşi Muhammed ise zatenMuaviye'nin talimatıyla Mısır'da yakalanıp bir merkebin içinekonuyor ve eşekle birlikte onu yakıp o şekilde katlediyorlar.(177)Bu ve başka Şia mensupları, Hz. Muhammed Mekke'denMedine'ye hicret ederken yanında Ebubekir de varmış (178)olayını inkâr ediyorlar; kesinlikle bu doğru değildir, ikisininMekke'ye hicret zamanları farklıdır diyorlar. Hatta Necah,Ebubekir'in mağarada olmadığına dair bir de özel bir kitaphazırlamış.Her ne kadar İslami kaynaklarda Ebubekir'in Ömer ve Osmantarafından bir siyasi cinayete kurban gittiği açık olarakyazılmıyorsa da; şu var ki, aynı eserlerde konuya ilişkin varolan kanıtlar, aslında olayın sis perdesini ortadan kaldıracakkadar güçlüdür. Bunları zaten aktaracağım.

Ebubekir'in ölümüyle ilgili Sünni kesimin kaynaklarında varolan bilgiler şöyle: Yanında bulunan Meleke valisi Attab vedoktoru Haris b. Kelde ile birlikte, kendilerine (Yahudilertarafından) sunulan zehirli yemekten yediler. Yedikten sonradoktoru Haris b. Kelde o sırada Ebubekir'e, "Yediğimizyemekte zehir vardı, bunun süresi de bir yıllıktır; bir yıl sonrayaşama şansımız yoktur." dedi. Nitekim yiyen iki kişi bir yılsonra vefat etti. 

Kimi rivayetlere göre Ebubekir ile Mekke valisi bir yıl sonra aynı günde vefat ettiler. Yani birbirlerininölüm haberini bile duyma fırsatları bulamadılar. Enteresangerçekten. (179)Hz. Muhammed'in zehirlendiği konusunda tarih belli (Hayberbaskını), olay belli, zehirli eti hazırlayan kadın belli (Zeynep);onu af mı etmiş, idam mı etmiş yine az çok bazı bilgiler var.Ama Ebubekir'in ölümüyle ilgili doyurucu açıklama yok.Sadece Yahudiler tarafından zehirlenip katledilmiş, şeklindeçok kısa bir bilgi var.Kimi rivayetlerde, "Dünya ne kadar boştur! 

Hz. Muhammedde, Ebubekir de zehirlenerek bu dünyadan göç ettiler."şeklinde farklı, kısa ama ölüm nedeni aynı şekilde anlatılıyor.Ebubekir'in ölüm nedeni birçok kaynakta bu şekildebelirtiliyor. Ama az da olsa kimi yazarlar Ebubekir'in banyoyaptıktan sonra üşütüp zatürre olduğunu ve bu nedenleöldüğünü yazıyor. Bazıları da, Muhammed vefat ettiktensonra, Ebubekir'in kendisine olan hasreti yüzünden çokolumsuz etkilendiğini ve bu hasretten dolayı öldüğünüyazıyorlar. Ancak benimsenen görüş, tabii ki Ebubekir'inzehirlenerek öldürülmüş olmasıdır. (180)

Şu bilgiyi de eklemekte yarar var: O dönemin insanları,birilerini ortadan kaldırmak istedikleri zaman genelde zehirliyemekler kullanırlardı. Hatta Hz. Ali tarafından Mısır'agörevlendirilen Malik bin Ester, Muaviye'nin adamlarıtarafından zehirlenerek katledilince Muaviye, "Allah'ınbaldan da askerleri vardır." cümlesini sarf etmiştir. Bunu azönce de belirttim. O dönemde genelde bala ve yemeklerezehir konuluyor, bu yöntemle insanlar öldürülüyordu.

Muaviye az önceki cümlesiyle bunu vurgulamak istiyor. Bazı yazarlar o dönemle ilgili bu yöntemle katledilen kişilerinlistesini de çıkarmışlar. Zehirleme yöntemi o dönemde çokyaygındı.Mesela, Hz. Ali'nin oğlu Hasan, kardeşi Hüseyin'e, üç seferbeni ilaçla öldürmeyi denediler; ama tedbirimi aldımbaşaramadılar demiştir. Ne yazık ki, bu kadar tedbire rağmensonuçta hanımı Ca'de binti Eş'as bin Kays, ona zehir vermeksuretiyle hayatına son veriyor. (181) 

Evet; o dönem için ilaçlacan almak yaygındı.Peki bilgiler bunlar iken Ömer'in ve Osman'ın Ebubekir'izehirleyerek öldürdüğü söylenebilir mi? Şimdi de konuylailgili var olan bilgileri vermeye başlayayım.Ömer'le Ebubekir, başlangıçta, henüz Hz. Muhammed'iöldürmeden önce halifelik konusunda anlaşarak adımatmışlardı. Bunu Muhammed'in ölümü konusundaanlatmıştım. Bunların arası, Ebubekir'in halifeliğinin ilkyılında iyi görünüyor. Mesela o dönem hac işlerinden sorumluolan yetkili, halifeden sonra gelen ikinci adamdı. Ebubekir ilkyıl bu görevi Ömer'e vermiştir. Hem Ömer'in sert mizaçtaolması, hem de zamanla Ebubekir'in yetkilerine müdahaleetmesi, hatta onu dinlememesi Ebubekir'i rahatsız etti. 

Somutörnek gerekirse:Muhammed, Huneyn baskınında karşı taraftan aldığı binlercedeveden rüşvet dağıttı. Yeni Müslüman olmuş, çevrelerindesöz sahibi olan insanlara İslam’a adam kazandırsınlar diye,100'er deve Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye'ye, 100'er deve deUyeyne adındaki kişiyle Ak'ra' b. Habis'e ve daha birçokönemli şahıslara dağıttı. Bu son iki kişi o kadar önemliydi ki, bir ara Hz. Ali, bir baskında ele geçirilen altınlarıMuhammed'e gönderdi, o da bunları dört kişiye dağıttı. 

Budört kişiden ikisi yine Ak'ra b. Habis ve Uyeyne'dir. HattaMuhammed bu altınları bunlara dağıtırken, bu dağıtıma serttepki gösterenler de oldu: "Ey Allah'ın resulü; Allah'tan kork.Biz bu mücevherata daha müstahak idik." gibi serteleştirilerde bulundular. Bu arada Halit b. Velit Muhammed'e,"İzin ver de böyle diyenin kellesini uçurayım." dedi. Buolaylar, en başta Buhari ile Müslim'de ve Diyanet'in tercemeettiği Tecrid-i Sarih'te anlatılmaktadır. 

Ama ne yazık ki dahaönce de bir vesileyle belirttiğim gibi, Muhammed'invefatından sonra bu Uyeyne 700 taraftarıyla birlikteİslamiyet’i terk etmiştir. Sonunda yakalanınca, "Ben hiçbirzaman Muhammed'e inanmadım ki." itirafında bulunmuştur.(182)Burada konuyu biraz daha açmakta fayda var. Muhammed,Huneyn harbinde karşı taraftan aldığı develerden-maldan nevarsa, kendi soyuna bağlı henüz Müslüman olmuş önemlikişilere dağıtmıştır. Zaten o sırada Mekke yeni alınmıştı veMuhammed'in kendilerine torpil yapıp ikramda bulunduğukişiler de yakın zamana kadar Müslümanlarla savaşaninsanlardı.

 Önemli gördüğü kişilere 100'er deve verince tabiiki bu kıdemli Müslümanların/özellikle Medinelilerin zorunagitmiştir.Muhammed bunu duyunca Medineli Müslümanlarla özel birtoplantı yaptı ve şunları söyledi: Ben onlara o develeri,kalpleri İslam'a ısınsın diye verdim. Şunu bilin ki, ben sizlerionlardan daha fazla severim. Ben iki tercih arasında kalsamsizi tercih ederim. 

İstemez misiniz ki onlar malla sevinsinler, ben ve siz de sonsuza kadar birbirimizi sevelim şeklinde birkonuşma yaptı ve onları kuru sevgiyle, cennetle susturdu,tabii bu açıklamasıyla o insanları çıkar hesaplarıyla susturmakistiyordu. Aynı zamanda onları sevmediğini de kabulediyordu. Üstelik mal dağıtmakla güya tarafına çektiği tüm oönemli insanlar, ileride Müslümanlara baş belası olmuşlardır.Örneğin Muaviye gibi. 

 Bu konuda hem Buhari, hem deMüslim birçok hadis aktarmıştır. (183)İşte bu iki meşhur insan (Uyeyne-Ak'ra'), Ebubekir halife ikengünün birinde gelip ondan, hazineye ait bir miktar araziistediler, biz ortağına ekip biçelim dediler. Ebubekir bunaonay verdi ve ayrıca bir mukavele de yaptılar, alın götürünÖmer'e söyleyin o da bu işin şahidi olsun dedi. Bunlar gidipÖmer'e anlatınca, Ömer kızdı ve ellerindeki sözleşmeyi alıpyırttı. Buna karşı bu iki kişi, "Vallahi biz bilmiyoruz halifesen misin yoksa Ebubekir midir!" diyerek bu şekildetepkilerini gösterdiler. 

 Ömer bundan sonra doğrucaEbubekir'e gidip "Bu toprak senin mi, yoksa hazinenin mi,nasıl bunlara verirsin!" diyerek ona da sert bir şekilde çıkıştıve bu işin gerçekleşmesine engel oldu, bu anlaşma iptaledildi. (184)Hatta kimi rivayetlerde Ömer'in o iki kişiye karşı kullandığışu sözler de var: Muhammed bir ara size bakıyordu, para-deve veriyordu. O zaman İslamiyet zayıftı, kalbiniz İslamiyet'e ısınsın diye yapıyordu ama şimdi böyle bir sorunyok. Gidin kendinize çalışın dedi. Kaldı ki, o iki insanEbubekir'den tarla isterken de şunu diyorlardı: Ekilmeyen,kıraç, çorak bir arazi ver onu işler hale getirelim,değerlendirelim. Daha sonra onlar da Ebubekir'in yanına gittiler. "Halife sen misin, yoksa Ömer mi?" diye sordular.

Ebubekir, "Asıl yetki Ömer'indir, bana yalnız saygı gösterilir."yanıtını verdi.Bu konuda İbni Asakir tarihinde daha farklı örnekler de var.Mesela; yine Akr'a ve Zebberkan adında iki kişi Ebubekir'egelir, Bahreyn haracını bize ver, biz de söz veririz ki tek birkişi bizden size karşı muhalefet etmez, dinden çıkmaz.Ebubekir bunu da kabul eder; ancak Ömer yine senetleriyırtar ve burada da sözleşme iptal edilir. 

Ebubekir bu olaydada, "Asıl yetkili Ömer'dir; bana ancak saygı gösterilir."açıklamasını yapar. Hani şimdi de bazı ülkelerde kral var;ancak ülkeyi idare eden parlamentodur, kral formalite olarakbulunur. Ebubekir de Ömer'e karşı aynen bu durumdadır.(185)Fırsatlar dünyası: Bir zamanlar az önce sözünü ettiğim o ikikişi tehlike arz ederken, Muhammed başkalarından aldığıtalan malını (altın-100 deve gibi) onlara bedava dağıtırdı; amatehlike bitince, onların 'Toprağı ortağına işletelim, hamal gibiçalışalım, kıraç yerleri işler hale getirelim.' dedikleri butekitleri bile artık kabul görmez hale gelir. Ne demişler:Köprüyü geçene kadar ayıya dayı denir... 

 Ama bunun daötesinde, önemli olanın Ömer'in, Muhammed'e karşı etkiliolduğu gibi Ebubekir için fazlasıyla otoriter olduğunu bilmek-anlamaktır. İşte Ömer'in bu tip kırıcı müdahaleleri Ebubekir'eolumsuz etki yapıyor ve zamanla araları açılıyor.Bunun sonucu olarak, Ebubekir halifeliğin ikinci yılındaÖmer'i hac görevinden aldı, yerine de Mekke valisi Attab'ıgörevlendirdi. Bu insan zaten Muhammed zamanında Mekkevaliliğine atanmıştı. 

 Ebubekir halife olunca tekrar iş başı yapmıştır. Ömer hac işleri görevinden alınınca bu kez aynıgörev Attab'a verilir. (186) Burada artık Ömer anladığını anlarve planların uygulamaya başlar. Çünkü yalnız bu hacgörevinden alınma işlemi, statü itibariyle Ömer'i Attab'ıngerisine götürür; Ömer bununla puan kaybettiğininfarkındadır. Ancak az önceki örnekte belirttiğim yetkiyemüdahale gibi faktörlerle birlikte, Ömer aynı zamanda çoksert bir insandı, halkla ilişkileri tatlılık düzeyinde değildi. 

Çoksert olmasıyla ilgili örnekleri, Ömer'in halifeliği kısmındavereceğim.İşte Ebubekir ona karşı değişince, Ömer de var olan kozlarınıkullanmaya başladı. Bir ara Ebubekir'in halifeliği için,"Kardeşim Zeyd ve arkadaşlarını dinlemiş olsaydım,Ebubekir halifeliği siftah etmezdi." diyor. Bir başka karşıçıkışında da Ebubekir'i tehdit ederek, "Rahat dur! Yoksa seninhakkında bildiklerimi söylerim; o zaman yolda gidensüvariler bile atlarından/develerinden inmek zorunda kalırlar."diyor. Yani bugünkü halk tabiriyle, eğer söylesem yeryerinden oynar gibi bir cümle kullanıyor. (187) Peki, neymişo yeri yerden oynatan şeyler acaba! 

Demek ki aralarında çokvahim şeyler varmış ki bu cümleyi kullanıp böyleceEbubekir'in hızını kesmeye çalışıyor.Yine Ebubekir halife olurken o zaman insanlar buna sürprizdiyorlardı.O günkü geleneğe göre bir genel mutabakat (ilkel de olsa) birnevi cumhurun onayı gerekiyordu. İşte Ömer bunu duyuncaçok kızıyor, kim bunu söylüyorsa asar keserim diyordu. Amazaman içinde bu konuda Ömer'in değiştiğini görüyoruz,"Evet; halifeliği sürprizdi; ancak başka da yapılacak bir çözüm yoktu." gibi bir farklılık gösteriyor. 

 Dikkat edilirseburada yine ayarlı bir konuşma yapıyor. Yoksa millet onainanmazdı ve "Sen ona çalıştın, iş başına getirdin, sürprizdeğil dedin; şimdi de farklı konuşuyorsun." diyecekti. Bir deşu gerçek var ortada: Ömer Ebubekir'i halife olarakdesteklerken, onu bir basamak olarak kullanıyordu, kısazamanda işler düzelirse o ayrılır ben başa geçerim hesaplarıyapıyordu. Bunu zaten daha önce vurguladım. Hatta ÖmerEbubekir için, "Ben diyordum ki, işler rayına oturunca Ebubekir bir hafta içinde halifelik görevini bırakıp banadevredecek." ifadesini kullanıyordu. (188)

İnsan, zaman zaman bu hoşnutsuzluğun emareleriniEbubekir'in konuşmalarından fark ediyor. Mesela bir ara,"Aslında bu adam (Ömer) beni bu işe itti/sürükledi" diyor.(189) işte böylece ipler kopma noktasına geliyor ve Ömerartık bir an önce farklı yöntemleri uygulamaya başlıyor. HattaEbubekir bir hutbesinde, "Benim bir şeytanım var. Şayet benikaydırırsa beni uyarın. İcraatım yerinde ise o zaman banauyun." diyor. (190) 

 İşte bazı İslam yorumcularına göreEbubekir'in burada şeytandan kastı Ömer imiş. Yani o benietkiliyor demek istemiş diyorlar. İşte aralarında sorunlarolduğu için net olarak Ömer'in ismini diyememiş diyenler devar. Çünkü eğer gayesi cin olan (din mantığına göre) şeytanise, onu görmediğine göre nasıl diyebilir ki benim birşeytanım var?Ömer, halifeliğin riske girdiğini anlayınca çareyi Ebubekir'iortadan kaldırmakta buluyor ve bu yönlü çalışmalaryürütüyor. Şöyle ki, Emevilerle konuşuyor, bu işi birlikteyapalım, sonunda sırayla ben ve Osman halife olalım diyor. 

Emevi ailesi çok genişti: Mesela Mekke valisi Attab daEmevi'ydi; ancak Ebubekir'den yanaydı. Yine Eban, Sad b. Asve çocukları Hz. Ali'yi destekliyordu. Ama en geniş Emevikesimi Ömer'den yanaydı ve en sabıkalı olanlar bu kesiminiçindeydi. Mesela Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye gibi.Ömer'in sunduğu teklifte çıkar olduğu için, Ebubekir'i ortadankaldırmaya yönelik plan üzerinde anlaştılar. Başta dabelirttiğim gibi yemeğe zehir katıp bu yöntemle onukatletmeye karar verdiler. 

 Daha sonra İslam tarihi denilenresmi tarih yazılırken de Yahudilere mal edilerek ve çok kısabir açıklamayla, "Efendim Ebubekir ve yanındaki heyet,Yahudilerin kendilerine verdikleri zehirli yemektenetkilenirler ve bundan dolayı da zaman içinde vefat ederler."şeklinde, çok kısa bir not düşmek suretiyle kaynaklarınageçirdiler.

Ama ne yazık ki bu cinayet işi içinde Osman da vardı, onunbağlı olduğu Emevi kabilesinin önemli şahsiyetleri de vardı.(191)Uygulama aşamasına gelince... Burada çok akıllıcadavrandılar, hiç kimsenin hayal edemeyeceği iki Yahudi asıllıkişiyi ayarladılar: Osman zamanında Kur'an bir arayagetirilirken komisyon başkanlığına seçilen Zeyd bin Sabit'e veyine önemli bir isim olan Abdullah b. Selam'a bu işi havaleettiler.

 İşte bunlar olursa Ebubekir rahatlıkla öldürülürdüşüncesiyle karar verdiler. Ama sonuçta, ne adla, kiminevinde tertipledikleri konusunda detay yok. (192) Bakalımkanıtlar ne derece güçlü! Bu planla ilgili İslami kaynaklardan derlediğim önemli bazıbilgileri sunacağım. Sanırım vereceğim bilgiler çözümnoktasında bir şeyler ifade eder. Burada çok komik bir not eklemek isterim. Ebubekir'lebirlikte doktoru da o yemekten yedikleri zaman doktorun, buyemekte zehir vardı, maalesef fazla yaşamayacağız, ancak biryıl yaşama şansımız var' dediğini daha önce de belirttim. 

Biryıl sonra doktorla birlikte yatağa düşen Ebubekir, gidiciolduklarını anlamıştır. Bazı kişiler doktora gitmesini, faydagörebileceğini söylemişlerdir.Ebubekir ise "Doktorumdan sordum, gereken teşhisi koydu."şeklinde yanıt vermiştir: Bu işin çaresi yoktur demekistemiştir. Ebubekir'in sözünü ettiği doktor, onunla birlikte ozehirli yemeği yiyen gerçek ve meşhur doktordur; ancakİslami kesim bunu işleyince ilginç bir senaryo çizilmiştir.

Özeti şu: Güya Ebubekir çok kanaat sahibiymiş, artık hakikidoktorum olan Allah beni götürecek demek istemiş.Gerçekten ne garip yorumlar.Peki madem Ebubekir bu planla ortadan kaldırıldı, o zamanonlar nasıl halife oldular, o kadar da kolay mıydı, ortalık okadar boş muydu sorusu nasıl bir yanıt bulur?Daha önce Necah'dan bu konuda bazı bilgiler aktardım, şimdide farklı kaynaklardaki bilgileri de ekleyerek daha fazladetaylandırayım.Anlatılanlara göre Osman, Ebubekir'in tek vasisidir ve onunvasiyeti sırasında ne olmuşsa ikisi arasında olmuştur. (193)

Osman'dan önce Abdurrahman b. Avf Ebubekir'in yanına gider. Ebubekir ona, Ömer'e görev versem ne dersin, diyegörüş bildirmesini ister. Abdurrahman, "Ömer'i benden dahaiyi tanırsın" deyince Ebubekir, "Olsun, yine de düşüncenibelirt." der. Abdurrahman, "Bildiğinden daha fazla iyidir;ancak serttir." diye karşılık verir. Ebubekir daha sonraOsman'ı çağırıp aynı soruyu ona da sorar, görüş bildirmesiniister. Osman, "Bana göre Ömer'in içi dışından daha temizdir"yanıtını verir. O arada Ebubekir kendisine, "Vasiyetimi yaz"der. 

Besmele yazdıktan sonra Ebubekir kendini kaybeder/ağırhastadır. Osman o arada vasiyet kâğıdına, Ebubekir'den sonraÖmer'in halife olacağını yazar. Daha sonra Ebubekir ayılınca(tabii ki eğer doğruysa, ayılmışsa!) hemen Osman'a: Hele okuben kendimi kaybedince sen benden sonra ne yazdın, diyesorar. O arada bakıyor ki, Osman vasiyet kâğıdına Ömer'inhalife olacağını yazmış. O zaman Osman'a, "Bakıyorum benbayılınca sen korkmuşsun, ya vasiyet etmeden vefat etse neyapacağız diye hemen Ömer'i yazmışsın. Ama iyi etmişsin,ben de zaten onu gösterecektim" demiştir.

Bazı kaynaklarda, Ebubekir'in Osman'a, "Aslında sen Ömeryerine kendini yazsaydın daha uygundu" dediği de geçiyor.(194) Talha bin Ubeydullah (cennetle müjdelenen on kişidenbiri) Ömer'le ilgili bir şeyler sezince hemen içeri giripEbubekir'e, "Sen Ömer'i halife olarak vasiyet ediyorsan, yarınAllah huzurunda cevabın ne olacak?" diyerek itiraz etmiştir.Şu da var ki, bu adam muhalif olduğu için daha sonraOsman'ın yandaşı Muaviye tarafından katledilir. Zaten hepvurgu yapıyorum, Ebubekir'in atadığı kişiler zaman içinde yagörevden uzaklaştırılmış, ya suikastla öldürülmüş veyasavaşlara gönderilip bu şekilde ortadan kaldırılmışlardır. 

Basitbir örnek: Zehebi, "Muaz b. Cebel, Ebu Ubeyde ve Şürahbil b. Hasene, halife Ömer zamanında Şam tarafında bir kıtlıktaölmüşlerdir" diyor. (195)Ama Ebubekir zamanında bunlar değişik bölgelerde önemligörevlerdeydi.Sonunda, Ebubekir tarafından Ömer'in halife tayin edildiğinisöylemek isteyen Osman dışarı çıkar. Bunu söylemeden önceilginç bir yaklaşım tavır gösterir: "Açıklayacağım vasiyeteinanırsanız okurum, yoksa okumam." şeklinde bir pazarlıkyapar. Ve başlar okumaya. Kısa bir yazıdır zaten. 

 SadeceÖmer'in halifeliğiyle ilgili çok kısa bir metindir. Bu aradaÖmer'in önerildiğini ilan edince, millet bu vasiyetinEbubekir'e ait olmadığını fark eder. Çünkü Osman'ın okuduğukâğıtta Ebubekir'le ilgili bir işaret yoktur: Ebubekir vahiykâtibiydi, okuryazardı, kendisi yazabilirdi ama yazı onundeğildir.Yanı sıra şahit yok, o günkü âdete göre benzer vasiyetleryapılınca imza gibi bir işaret olurdu; ama böyle bir şey yoktu.Bir de işin içinde panik-acele vardı, kabul ederseniz okurumgibi inandırıcı olmayan şeyler söyleniyordu. Hele bir deOsman'ın yanında Ömer de var, amigo gibi sürekli halka,"Dinleyin, bakalım Osman ne diyecek?" gibi aceleci bir halivardı.

Zaten milletin o ana kadar Ebubekir'den böyle bir teklifingeleceğine ilişkin tahminleri de yoktu. Adeta sürpriz biraçıklamaydı.İşte İbni Ebi'l Hadid, Necah gibileri burada tam isimkoyuyorlar: Hileyle, skandalla iş başına gelme. Kısacası, Ebubekir artık hastaydı, Osman ve Ömer'inhazırladıkları düzmece bir vasiyetname millete ilan ediliyorduve maddi gücün ağırlığı da iki tarafta olunca halifelik buşekilde gasp edilmiştir.Kaynaklarda şu da var: Halk, Ebubekir'in Ömer'i halife olarakönerdiğini öğrenince hem muhacirlerden, hem de Ansar'danEbubekir'in huzuruna çıkanlar, sen bu adamın nasıl biriolduğunu iyi biliyorsun, görevi buna vermekle yarın Allahhuzurunda nasıl bir cevap vereceksin, diye veryansın ederler.

Buna karşı Ebubekir, "Ben de Allah'a, kanaatime göre iyiydiki görev verdim" diyeceğim yanıtını verir. Hatta şunu dasöyler: “Hastalığımdan dolayı duyduğum acı bir yana;bakıyorum hepinizin burnu havada. Niye? Ömer'i öneriyorumdiye.” Kanımca bu gibi bilgiler gerçeği yansıtmıyor. Bunlaruyduruk şeyler. Çünkü Ebubekir'in vasiyeti falan yok.Osman'la Ömer kendi aralarında düzmece bir mektupla işibitirmişler.Ünlü tarihçi ve müfessir Taberi daha net bilgiler aktarıyor:Ebubekir son nefesinde yalnız Osman'ı yanına alır ve ona"Vasiyetimi yaz." der. 

 Besmele; yazdırdıktan sonra kendinikaybeder. Bu arada Osman kafadan bir şeyler yazmaya devameder. Ebubekir bir ara iyileşince Osman'a, "Hele oku bakalımsen ne yazdın?" diye sorar. (196) Osman okuyunca memnunkalır ve "Bern bayılınca sen korkmuşsun, belki vefat ederimde halife: belirlenmemiş olur; dolayısıyla sorun yaratılır.Biliyorsun ki halifelik vasiyet edilmeden ölüm gerçekleşirseMüslümanlar arasında olumsuz durumlar meydana gelir. İştebunu düşünerekten hemen Ömer'i yazmışsın; ama iyietmişsin." der. 

 Yani bir bakıma Osman yazdıklarıyla Ebubekir'den puan da almış olur. Ama ne ilginçtir ki bukonuda farklı aktarımlar da var: Osman içeri girince Ebubekirona, "Aslında sen halifeliğe daha uygunsun." der; ancakOsman hayır karşılığını verir ve kendi yerine Ömer'i önerir.Çünkü Osman'la Ömer arasında bu konuda yapılan birpazarlık vardı. Buna rağmen Osman o an için halife olamazdı.Onun için hayır demek zorunda.

Bir gün Ömer, Ebubekir'in yanına varınca, bakıyor ki dilinitutmuş uğraşıyor. Ömer, hayırdır diye soruyor. Ebubekir, "İştebaşıma ne gelmişse bundan gelmiştir." diyor, tabii ki emarelerhaddinden fazla çoktur ki, bu ikisi arasında bazı planlaryapılmıştır. Öyle ki, biri diğerine karşı rahatlıkla hareketegeçemiyordu: Adeta birbirlerine ihtiyaçları vardı, birbirlerinemecburdular. (197)Ebubekir'in Ömer ve Osman tarafından planlanan birsuikastla öldürüldüğünü teyit eden ve aynı zamanda birçokİslami kaynakta anlatılan olaylardan birkaçını özetlemekisterim. 

Kısacası, bunun bir siyasi cinayet olup olmadığınınizini sürmeye devam edelim.a) Zaman içinde halife Osman'ı katledenler arasındaEbubekir'in oğlu da var ve kendisi o zaman Afrika'danOsman'ı katletmeye gelen baskıncıların içinde ön saflarda yeralıyor. Hatta Osman'a yanına geldiğinde çok ağır hakaretlerdebulunuyor. Birinci baskında Hz. Ali'nin araya girmesiylebunlar Osman'ı katletmekten vazgeçip geriye yollarına devamediyorlar. Onlar geri dönünce, bu arada Osman hemenkendine bağlı olan Afrika valisine mektup yazıp birpersoneline veriyor. 

O da devlete ait bir binite (deve-at) binipAfrika yoluna çıkıyor. Mektubun içeriğinde şu var: Afrika'daki valisine, şu şu insanları yakala, feci bir şekildekatlet diye talimat verilmiş.Ölüm fermanları istenen kişilerin başında da Ebubekir'inoğlunun adı yazılıydı. Bu mektup baskıncılar tarafından elegeçirildi ve burada artık Osman'ın sonu gelmişti. Baskıncılartekrar geri döndüler ve Osman'ı katledip cenazesini deYahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye attılar.Üç gün orda kaldı; kimse korkudan gidip cenazeyikaldıramadı. Sonunda Hz. Ali yine araya girince baskıncılardefin için izin verdiler ve Osman gömüldü.

Hz. Ali halife olunca Ebubekir'in bu oğlunu Mısır'dagörevlendirdi; zaman içinde Muaviye iş başı yapınca, bu kezonun talimatıyla yakalanıp bir merkebin içine kondu ve omerkeple birlikte ateşe verilerek işkenceyle öldürüldü. HalifeOsman kısmında bu konularda detaylıca bilgi vereceğim.(198)Bu arada Ebubekir'in kızı ve aynı zamanda Muhammed'in deeşi olan Hz. Ayşe de Osman'a karşı sert tavır aldı, hattamillete, "Öldürün bu Na'sel'i" diyecek kadar ileri gitti,Osman'ın ölüm fetvasını verdi. Na'sel demek, bunak-beyinsizdemektir. 

İşte hem Ayşe'nin bu tutumu, hem de Mısır'dakikardeşiyle Osman arasındaki ilişki, insanı ciddenşüphelendiriyor: Dernek ki bunlar, Ömer ve Osman'ınEbubekir hakkında çevirdikleri planları biliyorlardı kiOsman'a karşı cephe aldılar. Bu tavırlarını ancak babalarınıncinayetiyle ilişkilendirmek mümkündür. (199)Yine ibni Kuteybe'nin Maarifte anlattığına göre, Ömer'inöldürülmesinden sonra, kızı ve aynı zamanda Muhammed'in de eşi olan Hafsa ile Ayşe'nin (bunlar kuma) arasıaçılır/aralarına mesafe konur. Peki bu niye!

Burada şu soru akla gelebilir: Madem Ömer-Osman-Ebubekir'i ortadan kaldırdılar, peki niye Ayşe ve Ebubekir'indiğer çocukları yalnız Osman'a karşı cephe aldılar, nedenÖmer'e karşı da böyle bir plan yoktu? Olay şudur: Ömer birkere çok disiplinli-acımasız biriydi. Benim kanaatim o ki,Ömer zamanında Ebubekir'in cinayetinden haberi olanlarkorkudan söyleyememiş olabilir. Veya kim bilir belki denormalde daha sonra ortaya çıkmış olabilir. Zaten dünyadabunun örnekleri çok, bazı ölümlerin komplolarla gerçekleştiğizamanla ortaya çıkıyor.

Burada önemli gördüğüm bir bilgi daha vereyim. Ebubekir'indiğer bir oğlu Abdullah da Muhammed zamanında Taifseferinde aldığı yaralardan dolayı belli bir süre sonra vefatetmişti. Adam evliydi. Ondan dul kalan eşi Atike binti Zeydile halife Ömer evlendi. Ömer nerdeyse Ebubekir'in yaşıtıydı;artık Ebubekir'in dul kalan bu gelininin kaç yaşında olduğu,onunla Ömer arasındaki yaş farkı herhalde tahmin edilebilir.Daha enteresan bir örnek vereyim. Ebubekir hicri 13. yılındavefat ederken, eşi Habibe binti Harice hamileydi. 

 Çocukdoğunca adını Ümmü Gülsüm koydular. Ebubekir ölünceÖmer aynı sabah iş başı yaptı; zaten konumuz da bu. Ve Ömer10 yıl halifelik yaptıktan sonra öldürüldü. Yani Ömerdünyasını değiştirdiği vakit bu kız 9-10 yaşlarındaydı.İşte bu Ömer, bu kızı da kendine eş olarak Hz. Ayşe'den istediama alamadı. Daha sonra Ümmü Gülsüm, dedesi yaşında olanve cennetle müjdelenen Talha bin Ubeydullah'la evlendirildi,Zekeriya, Yusuf ve Ayşe adlarında üç çocuk dünyaya getirdi. Kız 9-10 (o da eğer Ömer ona son yılında talip çıkmışsa!),Ömer ise 60 yaşlarındaydı. Ömer'le Hz. Ali'nin kızıkonusunda buna biraz daha değineceğim.

İlginç: Bir yandan birbirlerini katlediyorlar, diğer yandanbirbirlerinin ufak çocuklarıyla evleniyorlar. Hz. Ali deEbubekir'in ölümünden sonra kendisinden dul kalan eşi Esmabinti Umeys'le evlendi ve çocukları oldu. Bunu daha önce deyazdım. Onlarda yaşam böyleydi. (200)b) Gerek bireysel, gerek kitlesel şekilde insanlar Ebubekir'inyanına çıkarak, "Aman Ömer çok serttir, nasıl halife olaraktayin edersin, bunu yaparsan Allah'a karşı nasıl hesapvereceksin" dedikleri halde, Osman'ın bunlardan farklı olarakEbubekir'e, "Aslında Ömer iyidir, onun içi dışından dahatemizdir" demesi anlamlıdır. 

Az önce belirttim ki, Talha b.Ubeydullah, Ömer'in halifeliği konusunda Ebubekir'lekonuşurken Talha olumsuz rapor vermişti. İşte bu Talha dahasonra halife Osman'ın damadı Mervan tarafından Osman'akarşı tavır alanlardan olduğu için katledildi. (201) İşte bunlarda cinayetin gerçek adresi noktasında önemli birer ipuçlarıdır.c) Yine Ömer'in, Ebubekir'in vefat ettiği aynı gecede hemenalelacele cenaze namazını kılıp onu gömmesi, bizzat kabreindirmesi ve sabahleyin de halifelik görevine başlaması, buarada Ebubekir için ağlayan aile fertlerini, kadınlarıkırbaçlaması anlamlıdır. 

 Neden alelacele gömüyor, nedencenazenin merasimle kaldırılmasına izin vermiyor? Dahaönce Ebubekir'le Ömer'in arasının ne kadar açık olduğunuörneklerle izah ettim. Dolayısıyla Ömer'in bu defin işindehizmet gibi görünen davranışları, aslında bir hizmet niyetiyledeğil; bir an önce bu cenaze işi bitsin, kimse duymasın, kolayca sabahleyin iş başı yapayım niyetiyledir. Bir de tabii kibabası, annesi, bir yakını ölse insan ağlar; bu doğal bir şeydir.

Ömer'in bu kadınları dövmesi, korkusundandır: Kimseduymasın diye bu tavrı göstermiştir. Çünkü yine Ömerzamanında Halit b. Velit ölünce kadınlar ağlamıştır. AmaÖmer burada bir sorun çıkarmadığı gibi; üstelik ağlasınlardiye izin de vermiştir. Bu da onun niyetinin ne olduğunuaçıkça ortaya koyuyor: Kadınlar, Ebubekir'in yakınlarıölülerine ağlıyorlarsa sana ne! Tabii ki bu da kuşkuuyandırıyor, anlamsız değil. (202) Daha önce de ifade ettiğim gibi, birçok İslami kaynakta geçenşu bilgi önemli: Osman'ın vasiyet esnasında tek başına Ebubekir'in yanında kalıp vasiyetini yazması, Ebubekir'inbayılması sonucu Osman'ın Ömer'in ismini yazması veEbubekir'in aklı başına gelince bunu okuyup onaylaması vesonunda Osman'ın bir kölesiyle birlikte dışarı çıkıp o aradaÖmer de onlarla birleşince, halka "Kabul ederseniz okurumyoksa okumam" demesi, Ömer'in acele-panik içinde Osman'ıdinleyin demesi ve hele hele Ebubekir'in de okur-yazar, vahiykâtibi olduğu halde onun o kâğıda yazdığına dair hiçbirişaretin bulunmaması (üstelik şahitsiz bir kâğıt); tabii kikuşkuları daha da artırıyor. 

 Bir de Ebubekir'in yazıları,genelde uyarılar içeriyordu, içinde vaz'u-nasihat vardı. Buvasiyette ise, "Ömer'i halife olarak öneriyorum, iyilik yaparsaiyi olur, aksini yaparsa ben ne yapayım?" gibi hiç deEbubekir'in söylemlerine uymayan bir stille yazılan ifadeler.Bunlar da şüphe uyandıran noktalar.Bir de Ebubekir çok hastadır, öyle ki besmele kelimesini bileyazmadan bayılmıştır. Peki, gerçekten bu baygın halinde Osman'la bunları konuşabilir mi? Yine madem Osman dışındakimse yoktu içerde; Ebubekir'in bayılıp bir daha ayıldığını veOsman'a, bravo iyi etmişsin de Ömer'i vasiyetime almışsıngibi sözler söylediğini Osman dışında kim duydu? Osman'danbaşka şahit yok! (203)

d) İster teklifleri ciddi olsun, ister deneme mahiyetinde olsun;Hz. Muhammed'den sonra halife seçimi konusunda yürütülençalışmalar sırasında hem Ebubekir, hem de Ömer EbuUbeyde'ye, "Sen aday ol" diyorlardı, o sıralarda Osman'ın adıhiç geçmiyordu. Ama Ebubekir'in vefatıyla birlikte her nehikmetse Osman öne çıkıyor ve Ebu Ubeyde ismi ortadankalkıyor. Üstelik Ebubekir döneminde atanan eyalet valileri,askeri yetkililer, vergi memurları görevden alınıp yerlerine deen çok Emevi sülalesine bağlı kişiler atanıyor ve zamanlaEmevi saltanatı meydana geliyor. Ebubekir döneminde görevyapıp da Ömer döneminde uzaklaştırılan bu insanların çoğu,Ömer'in halifeliği döneminde şu veya bu şekilde ortadankayboluyorlar/öldürülüyorlar.

Mesela Muaz bin Cebel ile Ebu Ubeyde için Şam tarafında birkıtlıkta (Amvas kıtlığı) ölmüşlerdir, diye bilgi verilmiş. Dahaönce de yazdım, Mekke valisi ve aynı zamanda hacdansorumlu Attab adındaki kişi zehirli yemekle öldürülüyor vekısa bir notla cinayeti Yahudilerin işlediği kayda geçiriliyor, odönemde sanki Yahudi mi kalmıştı! Muhammed zamanındaHayber, Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni KureyzaYahudilerinin işi çoktan bitmişti. Ancak şu olabilir: KalanYahudilerden plan konusunda bilgi edinmiş ve sonuçtaYahudi asıllı Zeyd bin Sabit ile yine Yahudi asıllı Abdullah bin Selam gibi şahısları da aracı olarak kullanmış olabilirler;yoksa o sırada Yahudilerden etkili bir kesim kalmamıştı.

Yine Ebubekir'in önemli görevlilerinden, özellikle irtidâdhareketlerini bastırma konusunda meşhur olan Halit bin Velitgörevden uzaklaştırılır ve Suriye'nin Hımış kentinde hicri 21.yılında Ömer zamanında vefat eder. O da zehirlenereköldürülür. Mesela İbni Teymiyye gibi İslam önderleri, Halit b.Velit zehirlenerek ölmüştür, diyor. Zaten Ömer hiç onusevmiyordu, ona kalsaydı Ebubekir zamanında Malik'in eşinialdığı zaman taşlanarak öldürülmeliydi. (204) YineEbubekir'in görevlilerinden Utbe bin Gazvan da hacdandönerken devesinden/atından düşer ve ölür, en azından böylesöyleniyor; eğer doğruysa! Tabii ki bu da kuşkulu. 

 Tekraroluyor ama bir kere daha hatırlatmakta yarar var. O döneminmuhalifleri ya zehirlenerek öldürülmüş veya başarılması zorsavaşlara gönderilip bu şekilde etkisiz hale getirilmişlerdir.(205)e) Aslında Ebubekir'in bir ara Abdurrahman b. Avfa, "KeşkeHalit b. Velit'i Şam'a gönderdiğim zaman Ömer'i de Irak'agönderseydim" demesi anlamlıdır. Yani keşke Ömer'ibaşımdan kovsaydım, uzaklaştırsaydım demek istiyor.Ebubekir'in bu açıklaması neredeyse konuyu işleyen ilgili tümİslami kaynaklarda var. Tabii ki bu da önemli bir tespit. (206)

Bir de kitapları okuyanlar, hemen okuyup geçiyor, olaylararasında ilişki kurmuyorlar. Mesela Ebubekir'le birlikte Attabda o zehirli yemekten yiyor ve ölüyor deniliyor. Ama kimsebunun üzerinde durmadan, bilgi olsun diye kısa not şeklindegeçiştirmişlerdir. Bu Attab da kim, o niye bu plana dahilolmuş, yoksa o da tesadüfen mi orada bulunuyordu diye kimse bunu irdelememiş. İşte bu sorunun yanıtı da konuylaalakalıdır. Bu şahıs, Muhammed zamanında Mekke valisiydi.

Ebubekir gelince ilk yıl yine bu görevi sürdürdü ve ikinci yılıhac işlerinden sorumlu göreve getirildi. O dönem hacişlerinden sorumlu olan kişi, halifeden sonra gelen ikinciyetkili adamdı.İşte Attab'ın zehirlenmesi bir tesadüf değil; tersine ona karşıda bir komplo söz konusu. Çünkü bu adam Ömer'in rakibi vehatta onu geçebilecek durumda. (207)Keza Ebubekir'in, "Aslında Ömer halife olmazsa daha iyiolur." şeklindeki açıklaması var. Bundan da, Ebubekir'inÖmer'den memnun olmadığı belli oluyor; ama öyle görülüyorki, işin başında birlikte bazı planlar yapmışlar; artık Ebubekiristemese de yerine getirmek zorunda.

 Hatırlanacağı gibiÖmer'in bir ara onu tehdit ettiğini, senin hakkında bildiklerimiaçıklasam süvariler bile atlarından/develerinden inmekzorunda kalırlar dediğini yazmıştım. Hatta Ömer'i istemeyeno kadar çok insan vardı ki, Ömer'in halife olmaması içinkitlesel olarak Ebubekir'in yanına gidiyorlar, Ömer çok sert-haşin biri, makam sahibi olursa daha da sertleşir, sakın olahalife olmasın diyorlar; bunu daha önce yazdım. (208)Ayrıca bu zehirli yemeği ayarlayanlardan Yahudi asıllı Zeydbin Sabit'in daha sonra Ömer ve Osman tarafından çok önemligörevlere getirilmesi, kafaları daha da karıştırıyor. Meselahalife Osman zamanında hazırlanan Kuran için bu Zeydkomisyon başkanı olmuştur. 

 Gerçi Ebubekir zamanında bukonuda yapılan çalışmada yine komisyon başkanıydı.Kur'an'ın Osman zamanında nasıl kitap haline getirildiğine,daha doğrusu nasıl oluşturulduğuna ilişkin elimde yeni bir çalışmam var; orada bu konuları detaylıca anlatacağım.Ancak merak edilmesin diye burada kısa bilgi vereyim. Enbaşta Hz. Ali gibileri onlarca vahiy kâtibi var iken ve taMekke'den beri Hz. Muhammed'le beraber iken, Kur'an'ıbaştan beri takip edenler var iken, Medine dönemindeMüslüman olan ve Muhammed'le tanışırken de 11 yaşlarındabir çocuk olan bu Yahudi asıllı Zeyd bin Sabit'in, Kur'an'ın biraraya getirilmesi komisyonuna başkan olması, izah edilebilirbir olay değildir. 

Yine örneğin Ömer hicri 17. yılında haccagidip 21 gün kalırken, Zeyd'i kendi yerine görevlendirir. Yineaynı yıl Ömer umreye gidince Zeyd'i bir daha tayin eder.(209) Sanki başka adam mı yoktu. Osman'ın kendi zamanındaonu tekrar aynı göreve getirmesi, ister istemez kuşkuoluşturuyor: Acaba Ebubekir'e zehirli yemek yedirdiği içinödüllendirilmiş midir veya bir pazarlık sonucu mudur?Ayrıca halife Ömer iki kez hacca, bir kez de Şam tarafınagitmiştir ve yerine de Zeyd bin Sabit'i üç sefer Medine valisiolarak tayin etmiştir. Aynı toleransı Osman da göstermiştir.

Bunlar tesadüfî olan şeyler değildir. (210)f) Taberi gibi (ö.310) bir müfessir (Kur'an yorumcusu) vetarihçinin şu açıklaması dikkate değer. Ebubekir ölümdöşeğindeyken Osman'a, sana bir şeyler söyleyeceğim; Allahsenden razı olsun sakın kimseye anlatma diyor. Osman,"Evet; kimseye söylemem" sözünü verince Ebubekir,"Aslında Ömer halife olmazsa onun hayrınadır" diyor ve bukonuşmanın sonunda yine Osman'ı uyarıyor; "sakın busöylediklerimi, seni niye yanıma çağırdığımı kimseyeanlatma" diyor. Taberi'de bu açıklamanın yapıldığı yerdedipnotta, ibni Sad'ın da bunu aktardığı eklenmiştir. 

Belli ki Ebubekir-Ömer arasında bozulması zor olanpazarlıklar daha önce yapılmış ki, Ebubekir, Ömer'iistemediği halde artık bir şey yapamamaktadır. Örneğin Hz.Muhammed'e karşı birlikte tertipledikleri cinayet planı...Ömer nasıl Muhammed'e karşı etkili biri idiyse, Ebubekir'ekarşı da çok baskın/otorite sahibi bir insandı. Dikkat edilirseEbubekir, Osman'la Ömer hakkında bir cümle sarf ediyor. Ocümlenin hem başında, hem de sonunda, sakın ha bunuağzından kaçırma diyor. Bu aslında somut bir kanıttır. 

Zatendaha önce Ebubekir'in Ömer'e karşı ne kadar etkisiz olduğunuörneklerle açıkladım. (211)g) Yine Ebubekir'in (nabız yoklaması da olsa) Osman'a,"Aslında halifeliğe sen daha uygunsun" demesi ve Osman'ınbuna karşı, "yok Ömer olsun, o daha uygundur" diye cevapvermesi, gösteriyor ki plan Osman'la Ömer arasındasonuçlandırılmış, bir karara varmışlar, artık programı yavaşyavaş uyguluyorlar. Pazarlıklar olmasaydı, onu zehirlememişolsalardı, Osman bu fırsatı kaçırmazdı. Çünkü onun bağlıbulunduğu Emeviler çok güçlüydü, bir de Osman,Muhammed'in damadıydı (kızlar Muhammed'in olmadığıhalde yine de bu önemli bir faktördü), millet bunu da gözönüne alırdı. Ebubekir cidden ona teklif sunmuş olsun diyedüşünelim; Osman artık olup bitenlere karşı yeni bir adımatamazdı, "hayır" demekten başka bir yolu yoktu.

Başlığı şöyle kapatmak isterim: Madem bu kadar İslami kaynakta Ebubekir zehirlenerek öldürülmüştür deniliyor,(212) peki hangi olaydan dolayı, nerede, zehirli yemek yediren kim, faili ne oldu diye sormak lazım. 'Yahudiler onu zehirledi' şeklindeki kısa açıklamayla bu olay kapatılamaz. Olup bitenlere bakıldığında, şöyle bir planın yapıldığı ortaya çıkıyor: Aslında Ebubekir artık son nefesini verirken, Osman tarafından göz hapsine alınmış, evine girilip çıkılmış, yoklanmış; Osman onu nöbet tutarcasına takip etmiş ve artıkcan verme anında iken, aslında daha önce Ömer'le birlikte yazdıkları o hazır kâğıdı cebinden çıkarıp "Ebubekir'in vasiyetidir" şeklinde halka ilan etmiştir. 

 Bu anlatılanlardan böyle bir film çevrildiği rahatlıkla anlaşılabiliyor. Ölüm hangi yaşta gelir bunu kimse bilemez; ancak Ebubekir altmış yaş civarında ölürken babası henüz hayattaydı. Kimseyi cani diye ilan etmekten zevk alacak halim yok; ancak sansüre rağmen bu bilgiler önemli İslami kaynaklarda var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion