BÖLÜM 4 - HALİFE EBUBEKİR
a) Ebubekir Nasıl Halife Oldu?
Hep söyleniyor, Hz. Muhammed'in vefatından sonra Ebu bekir nasıl halife oldu; zorlukları var mıydı, tüm Müslümanlar bir ağızdan mı kabul etti, Hz. Muhammed'in onayı var mıydı gibi sorular hiç sorulmamış, bu konular hiç de irdelenmemiştir.Şimdi Ebubekir'in nasıl halife ilan edildiğine ilişkin İslami kaynaklardan bir özet sunmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki,bu konuda da insanların bilmedikleri önemli şeyler var.
Muhammed vefat edince, Hz. Ali hem onun damadı, hem de amcaoğlu olduğu için, onun cenazesiyle ilgilendi. Yaygın olan görüşe göre de cenaze üç gün yerde kaldı. Peki niye?
Çünkü iktidarı ele geçirmek için, halk tabiriyle halife olmak için çok ciddi çekişmeler vardı da ondan. Hele Ebubekir ile Ömer bu iktidar kavgasının merkezindeydi. Zaten Ebubekir ve Ömer'in, kızları Hafsa ve Ayşe eliyle, iktidar için Hz.Muhammed'i katlettiklerini daha önce yazdım. Ölümünden sonra artık sıra uygulamadaydı. Bu yüzden onlar iktidar derdindeydi; cenaze önemli değildi.
Bu tür iktidar kavgaları tarih boyunca hep olmuştur. Başka ülkelerin tarihini irdelememize gerek yok; geçmiş dönemlerde Osmanlı padişahları, Cumhuriyetten bu yana da Türkiye'de bu gibi olayların varlığını bilmeyen yok. Hz. Muhammed'le halifeleri için de aynı planlar geçerli ve hatta mevcut bilgilerden o dönemde bu tür suikastların daha fazla var olduğu ortaya çıkıyor.
Aslında Hz. Muhammed'in ölümü ve bu arada cenazesinin yerde kalması hiç de Ebubekir ile Ömer'in umurunda değildi. Burada Buhari'de pek çok yerde tekrarlanan bir olayı aktarayım. (112) Beni Temim kabilesinden bir heyet Muhammed'e gelir. O sırada Ebubekir'le Ömer de Muhammed'in yanındalar. Bunlar, Muhammed'in huzurunda tartışmaya, birbirlerine kırıcı sözler söylemeye başlarlar.
Busırada Hucurat suresi ikinci ayeti iner: "Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin." Bu sure hicri 9-10. yılında inen Kur'an'ın en son gelen/oluşan surelerinden. Yani İslamiyet’in ilk yılları olsaydı denilebilirdiki Ebubekir'le Ömer yeni Müslüman olmuşlar, Muhammed huzurunda kavga etmeleri, saygı göstermemeleri normaldir; ancak bu sure geldiği zaman nerdeyse Kur'an bitmek üzere, Muhammed'in artık son yılları.
Anlaşılan o ki, Muhammed bunları kendi sözleriyle durduramadığı için Tanrı-Cebrail formülünü uygulamak zorunda kalmış.Hele Ömer bir kızdı mı zaten ancak ayetle durdurulabilirdi.Bu konuda Ömer'le ilgili özel bir bölüm sunacağım. Orada kendisinin ne kadar etkili olduğu ve Tanrı'nın ne kadar ona önem verdiği örneklerle açıklanacaktır.
İşte Ebubekir-Ömer,Muhammed'e aşırı derecede bağlıydı (dini bağlılık kastediyorum) demenin yanlış olduğuna Buhari'nin birkaç yerinde anlatılan bir örnek, ki Muhammed onlar sayesinde zorda kalıp kurtuluşu ayet oluşturmakta bulur. Bu konuda oluşan ayetin bir de yanlış bir yanı var. Çünkü ayet genel değil; Muhammed'e özel. Dolayısıyla kendisi 1400 senedir yok. O zaman bu ayetin Kur'an'da kalmasının Müslümanlara ne faydası var ki; fazladan orada duruyor. Çünkü o artık yokki Müslümanlar ona karşı sesini kıssınlar, yüksek sesle konuşmasınlar.
Yani, ayetin bir kere muhatabı ortada yok. Kaynaklarda Muhammed'in vefatı sonrasında Ömer'in ortaya çıkıp "Kim Muhammed ölmüştür diyorsa onu öldürürüm. Aslında o Allah'ın yanına çıkmış, yakında dönecektir." gibi sözler sarf ettiği anlatılıyor.
Daha sonra Ebubekir "Sünh"denilen Medine dışındaki ailesinin yanında iken ölüm haberini duyup gelince, hemen minber tarafına geçip konuşmaya başlar. Bu arada Ömer'e de kızıp, otur oturduğun yerde diye talimat verir ve o sırada halk huzurunda güya Ömer'i sakinleştirmek için Kur'an'dan şu ayeti okur: "Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da." (113) Buna karşı Ömer, Ebubekir'e, "Sen hatırlatmasaydın böyle bir ayetten haberim yoktu." diyerek adeta teşekkür eder.
Besbelli ki ikisi birlikte bu senaryoyu hazırlamışlardır. Yoksa niye Ebubekir kalkıp toplum içinde Ömer'e kızsın, onu sustursun; başka adam mı yoktu: Biri nalına vuruyor, diğerimıhına. Aslında zekice bir plan. Benzer örnekler günümüzdede var: İnsanlar faili meçhule kurban gider (ki aslında failler belli) ve aynı katiller tarafından ah-vah denilerek onların cenazeleri kaldırılır.
Bu gibi taktikler Ömer ile yandaşları için daha fazla geçerli. Bir taraftan vurmak, katletmek, diğer taraftan timsah gözyaşları dökmek! Niye timsah gözyaşları? Çünkü Ömer okur-yazar ve Muhammed'in vahiy kâtiplerinden. Dolayısıyla Kur'an'da olup bitenleri iyi bilmesi lazım. Kendisi, bilerek işi acemiliğe vurmuş; yoksa Ömer Muhammed'in ölmeyeceğini iddia edecek kadar cahil biri değildi. Bir de, Ebubekir'in ona hatırlattığı ve onun da "Bunu bilmiyordum." dediği ayet dışında, - Tanrı hariç- herkesin öleceğini açıklayan ayetler Kur'an'da çok. Peki, hiç mi birtane aklına gelmedi veya hiç mi onların içerdiği anlam Ömer'in aklında kalmadı?
Bu konuda birkaç ayet vereyim. Ta Uhud harbinde inen (oluşan) "Muhammed eğer ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz!" ayeti var. Ki Muhammed'in de hem ölebileceğini, hem de öldürülebileceğini belirtiyor. (114) Bir de Kur'an'ın birkaç yerinde tekrarlanan, "Her canlı ölümü tadacaktır/ölecektir."ayetleriyle (115) bunlara eş anlamlı, "Allah'tan başka her şey yok olacak, yeryüzünde bulunan her şey yok olacak, nerede olursanız olun ölüm size ulaşır." gibi ayetler var iken ve üstelik de işin mantık yanı bir tarafa; Ömer bunların kâtibi iken ve ayetlerin oluşmasında hep Muhammed'i yönlendirmiş iken, Ebubekir'e, "Ben Muhammed'in de öleceğini içeren ayeti bilmiyordum." demesine inanmak için ancak saf olmak gerek.
İktidar için Muhammed'i ortadan kaldıran bir Ömer, Muhammed için üzülür mü hiç! Herhalde kalkıp da "Ey ahali, Muhammed'i ben öldürdüm." diyecek hali yoktu! Bir de orada kılıç çekmekle farklı bir mesaj da vermek istemiş aslında.
Halk Ömer'in aşırı derecede dindar olduğuna inansın diye. Çünkü onun halkla işi vardı, ileride onların başına geçecekti; kendini daha iyi takdim etmek için tabii ki böyle bir reklam onun lehine olurdu. Bir diğer önemli taktik de, böyle yapmakla aslında zaman kazanmak istiyordu.
Çünkü Ebubekir'le birlikte yola çıkmıştı, beraber bir plan gerçekleştirmişlerdi ve o an için de Ebubekir hazır değildi. Medine'nin dışına, başka bir hanımının yanına gitmişti. İşte Ebubekir'in yetişmesi için aslında oyalamak istiyordu. Hele Ebubekir de gelince ona, 'Geç yerine, bilmiyor musun ki Kur'an'da her canlı ölümü tadacaktır diye ayet var.' demesi, tiyatronun başka bir parçasıydı.
Gerçekten Ebubekir'le Ömer adeta tiyatro oynuyorlardı. Defalarca Muhammed'i öldürmek isteyen ve sonunda başaran Ömer'in yukarıda yazdığım sözünün hiçbir değeri yoktur. Burada komik bir olay da yaşanıyor; onu da ekleyeyim. Muhammed ağır hasta ve o gece artık ölecek. Ebubekir ona,"Bu gece falanca eşimin sırasıdır, onda kalmalıyım." diyor ve sanki gitmek için izin istiyor. Buna karşı Muhammed gidebilirsin diyor. Sözünü ettiği Medine dışında Siinh' adında bir yer. Bir eşi orada kalıyordu, Esma binti Umeys de Medine'de onun yanındaydı.
Haftada bir kez Perşembe günleri hanımı Binti Harice'nin yanına giderdi, sabahleyin cuma günleri de saç ve sakalını boyar ondan sonra yola çıkar, Medine'ye gelirdi. İbni Sad nerdeyse Ebubekir'in bu saç-sakal boyama işine kendi kitabında sayfalarca yer ayırmıştır. (116) Kadın o sırada da Ümmü Gülsüm adında bir kız çocuğa hamileydi. Hani İslam'a göre eğer bir erkek birden fazla kadınla evliyse, onlara sıra yapar, her gece birinde kalırdı.
Ebubekir de böyle bir durumdaydı. Onun Binti Harice, Ummü Ruman, Esma binti Umays gibi eşleri vardı. Hatta Ebu bekir vefat edince, eşlerinden Esma onu yıkıyor. Yani Hz. Muhammed'e sözünü ettiği kadın değil; başka bir eşi onu yıkıyor. İlginçtir ki, Ebubekir'i yıkayan bu kadın, daha önce Hz.Ali'nin ağabeyi Cafer'le evlenmişti. Cafer öldürülünce bu kez Ebubekir'le hayatını birleştirmişti. Anlattığım gibi kendisi ölünce bu Esma onu yıkamıştır. Ama aynı Esma ve hele bir zamanlar Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer'le evli olan bu kadın, Ebubekir'in ölümü üzerine bu kez de Hz. Ali ile evleniyor ve bunlardan iki de çocuk dünyaya getiriyor.
Bu kadının her üç eşinden de çocukları vardı. İşte nerdeyse kendilerine tapılan o dönemin insanları böyleydi. (117) Ebubekir sabahleyin Muhammed'in ölüm haberini alınca merkebine binip geldi ve Ömer'in az önceki (sözüm ona sinirli) halini gördü ve onu yatıştırıcı bir konuşma da yaptı.(118) Hani kurt hep sisli havayı sever, diye bir söz var; Ömer de önemli kişilerin cenazeyle uğraşmalarını fırsat bilip bir an önce işi sonuca götürmek istedi ve nitekim de başardı .Halifelik işi sağlama alındıktan sonra Ebubekir'le kendisi kabir başına döndüler; ancak o zaman da artık cenaze kaldırılmıştı ve ona yetişemezlerdi. Ali kabirle meşgul iken onlar o 2-3 günde işi bitirmişlerdi.
Cenaze kefenlenirken,yıkanırken, defnedilirken ne Ömer ne de Ebubekir ortalıkta vardı. Hele ünlü Kur'an yorumcusu ve tarihçi Taberi (hicri 310'da vefat etmiş) kendi tarih kitabında Ebubekir'in üç gün sonra ancak cenaze başına geldiğini yazıyor. Bu konuda kaynak çok. (119) Bir de hep söylenir: Muhammed Ayşe'nin kucağında vefat etti diye.
Anlaşılan o ki, bu da doğru değildir. Evet, bu konuda hadisler var; ancak bunlar da Ayşe menşe'ilidir ve bir taktiktir. Mesela bu konuda İbni Sad bağımsız bir bölüm açmış ki, bazı rivayetlere göre Hz. Ali'nin kucağında vefat etmiştir.
Örneğin; Ömer artık halife, bir ara ondan soruyorlar: Hz. Muhammed'in son sözü neydi diye? O, ben bilmiyorum; Ali'den sorun diyor. Demek ki son nefesinde Ali'nin kucağındaymış. Bir de İbni Abbas'tan soruyorlar, Ayşe diyor benim kucağımda vefat etti, acaba doğru mu? Kendisi, "Bu da nerden çıktı; Allah'a yemin ederim ki Ali'nin kollarında vefatetti." diyor. (120) Yani ortalık toz-duman. Diğer taraftan Hz. Ali ve eşi Fatma, cenaze işi bittikten sonra, (Ali halife olsun diye) halkın karşısına çıkıyorlar; ama artık onlar için çok geç: Ebubekir'le Ömer, işi çoktan sağlama almışlardı. Hz. Ali'nin daha sonra gidip halktan destek talebinde bulunduğu düşüncesi, İslam'da Sünni kesimin iddiası. Şia kesimin tarihçileri ise, "Hz. Muhammed sağ iken halifeliği zaten Hz. Ali'ye vasiyet etmişti." fikrini savunuyorlar ve Ali'nin de, "Nasıl olsa artık halifelik benim hakkım.
Dolayısıyla cenazeyi kaldıralım, ondan sonra bu işle ilgilenirim." hesabından dolayı başta ilgilenemediğini ve Ömer'le Ebubekir'in cenazeyi fırsat bilip halifeliği gaspettiklerini söylüyorlar. Benim için ha Ali halife olmuş, ha başkası olmuş fark etmez. Burada belirtmek istediğim, bu dinin lider kadrosunun hep skandallarla, suikastlarla yönetimi ele geçirmiş olmalarıdır.
Şu da var ki, Muhammed'in ölümünden sonra yönetime talip çıkanların hepsi zaten Müslüman: Ebubekir, Sad b. Ubade ve Hz. Ali bunların tümü de meşhur sahabeler; yani iktidar kavgası sadece Müslümanlar arasında oluyordu. Şunu da unutmamak lazım: İlk başta, zorlu mücadelede Ebubekir Ubeydullah'ı bile öneriyordu. Ama her nedense zaman içindebu kayboluyor ve onun yerine halife Osman ortaya çıkıyor.
Bunun nedeni Osman taraftarlarıyla Ömer arasında yapılan pazarlıklar ve sonunda Ebubekir'i ortadan kaldırma planıdır. Yukarıda değindiğim gibi iktidar mücadelesinde Mekke'den gelenlerin başını Ebubekir-Ömer çekiyordu. Medine'nin yerlileri olan ve kendilerine Ansar denilen grup ise Sad b. Ubade'nin etrafında toplanmıştı. Medineli Müslümanlara Ansar denmesinin nedeni şu: Mekke'den göç eden Müslümanlara yardımcı oldukları için bu adı almışlardı. Zaten Ansar kelimesi çoğul olup, yardımcılar anlamına gelir.
Başta Muhammed olmak üzere, Müslümanların Medine'ye gelmelerini sağlayan, buna yardımcı olan Sad b. Ubade'dir. Akabe biatinde da bu adam vardı. Bu buluşmayı sağlayan ve Muhammed'le Müslümanların Medine'ye gelmelerine zemin hazırlayan etkili bir isim. Bedir hariç tüm savaşlarda bulunanbir sahabe. Rivayetlere göre her gün kendi evinden Muhammed'e etli yemekler götürüyordu. Asil bir ailedendi veçoğu kez seslenip 'Kimin evinde et-yemek yoksa buyrun Sad'ın evine gelip yemek yesin.' diyordu. (121)
Bir zamanlar Muhammed muhtaç iken onlar yardım edince, övgü anlamında kendi Kur'an'ına bunlar hakkında ayetler de oluşturuyordu. Bu konuda Kur'an şöyle diyor: "Mekke'den gelenlerden önce Medine'ye yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri (Mekke'den gelen Müslümanları) severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile yine Mekke'den gelen Müslümanları kendilerine tercih ederler (yani yemezler; ancak yediririler)." (122)
İşte böyle; başta yardım etsinler diye oluşturduğu ayetlerle onları şişiriyor; ama iş sağlama alınıp da zaman içinde sıra paylaşıma gelince onlara bir şey yok, düşman ilan ediliyorlar ve insan yerine konmuyorlar. Evet; Sad b. Ubade'yi halife olarak destekleyen ve çoğunluğu Medine yerlilerinden oluşanlar, Sad halife olsun diye "Sakife Beni Saide" denilen gölgelik bir yerde toplanıp durum değerlendirmesi yapıyorlar.
Bunun haberini alan Ebubekir'le Ömer oraya gidiyor.
İki grup arasında yapılan konuşmalar sırasında halife Ömer, Ebubekir'in avantajlarını anlatmaya başlıyor: Hem ilk Müslümanlardandır, hem Muhammed hasta iken cemaate imam olmak için onu önerdi, Hz. Muhammed'in kayınpederi (Ayşe'nin babası), hicret esnasında onunla birlikte Medine'ye gelen çok yakın bir dava arkadaşı gibi olumlu taraflarını öne sürüyor ve bu arada "Bakın ilk olarak ben onun elinden tutup halifeliğini kabul ederim." diyor.
Bunun üzerine iki kesim arasında tartışmalar, hatta kavgalar başlıyor. O arada adamın biri Hz. Ali halife olsun deyince (tabii ki Ali orda yok, kendisi cenazeyle meşgul), Ömer kılıcını çekip kendi yandaşlarına,
"Bu köpeğin haddini bildirin." diyor.
Yine Sad taraftarlarından Hubab b. Munzır,"Halifelik bizim hakkımız, Mekkeli Müslümanlar kabul etmiyorlarsa, bunlar zaten buralı değil; şehrimizi terk edip memleketlerine gitsinler." deyince, Ömer ona, "Allah belanı versin." diyor.
Yine adamın biri 'Ebubekir olamaz, halifelik biz Medinelilerin hakkıdır.' deyince, Ömer kılıcını ona doğru uzatıp seni paramparça ederim diyor ve kendi adamlarına da"Bunu öldürün." emrini veriyor. Sad'ı destekleyenlerden biri Ömer'in sakalından tutup "Ey Ömer, sen onun kılına dokunursan senin ağzında bir tane diş kalmaz." diyecek kadar sert tepki gösteriyor.
Diğer bir şahıs, "Anlaşılan o ki başka çözüm yok, bu iktidar işi ancak kanla halledilir."diyor... Hatta Ebubekir durumun vahametini görünce, ya Ebu Ubeyde, ya da Ömer halife olsun ben olmayayım, ya da iktidarı aramızda paylaşalım diyor. Ebubekir'in bu açıklaması birçok kaynakta anlatılmaktadır. Hele İbni Ebi Şeybe bu konuda birçok hadis aktarmıştır.
Hatta bu konu Buhari'de de anlatılır ve burada Ebubekir, Ömer ile Ebu Ubeyde arasına girip onların ellerini tutar, “Ben sizden biri halife olsun derim.” teklifinde bulunur. Çünkü evdeki hesap çarşıya uymamış: Sert tartışmalar, ciddi rekabet ve hatta kavgalar olmuştur. Ebubekir korkusundan bu öneride bulunur. Yoksa başlangıçta Ömer'le farklı bir plan yapmıştı. Ebubekir'in bu önerisini en başta Ömer kabul etmedi. Ömer biliyordu ki, eğer Ebubekir olmazsa, ilk aşamada kimse Ömer'i kabul etmez. Çünkü kendisi çok sert biriydi, kimse onun yönetici olmasını kaldıramazdı. O da bunun farkındaydı. O yüzden gelecekte halifeliği garantiye almak için, ilk etapta tehlikeyi (pek de becerikli olmayan ve zaten yaşlı olan)
Ebubekir üzerinden atlatmak istiyordu. Kaldı ki, zaten ikisi arasında daha önce bu yönetim konusunda planlar yapılmıştı. Bunu Muhammed'in zehirlenerek öldürülmesi kısmında anlattım. O nedenle Ömer hep Ebubekir olsun diye ısrar ediyordu. Zira bunun dışında seçilen bir halife Ömer'in kendi hesaplarını altüst edecekti, Ömer bunu çok iyi biliyordu, farkındaydı.
Her ne kadar Ebubekir'in halife olma durumu bir sürpriz de olsa, yaşlı biri olduğu ve Ömer kadar da sert olmadığı için, halk ona evet diyebilirdi. İşte bu noktada Ömer sonuç alma konusunda biraz rahattı ve nitekim de başardılar. Bu arada ben bunu anlatırken başka bir olay hep aradan kaynayıp gidiyor. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, Üsame b. Zeyd komutasında Bizanslılara karşı savaşmak için İslam ordusunu Suriye tarafına gönderiyor. Ortalıkta Ebubekir, Ömer gibi önemli isimler varken, Üsame gibi birini komutan seçmesi onlara göre normal birdurum değildi.
O yüzden karşı çıkıyorlar ve ne Ebubekir, nede Ömer onunla birlikte savaşa katılıyor. Bundan şu anlaşılıyor: Hz. Muhammed, Ömer gibilerini bu zor savaşa gönderip etkisiz hale getirmek, harcamak ve gelecekte halifelik için Hz. Ali'nin önünü açmak istemiş. Onlar Hz.Muhammed'i dinlemiyor ve savaşa katılmıyorlar. Muhammed'in ölümünden sonra Ebubekir'in araya girmesiyle, Kureyş'ten birçok önemli kişi Medine'de kalıyor. Ömer zaten demirbaş, o savaşa katılmıyor. Yani ortada satranç gibi çok çetrefilli bir oyun var aslında. Ama kimse bu olayların üzerine bu şekilde gitmemiş.
Kaynaklarda, o dönem çoğu insanın Ebubekir aday olacak diye tahmin etmedikleri anlatılıyor. (123) Ama Ömer onu zorla öne çıkartıp illa Ebubekir olsun diye ısrar ediyordu. Hep söylüyorum: Ancak bu yolla Ömer halife olabilecekti. Bu kadar muhalefet varken, Ömer de bir sözünde, "Halkın üzerinde anlaşmadığı kişinin halifeliği meşru değildir, hatta bununla savaşılır." dediği halde, ısrarla ve hatta zorla Ebubekir'i halife ilan ediyordu. Bu olay, uzunca bir hadiste en başta Buhari'de anlatılmaktadır. Burada deniliyor ki, Ömer camide bir konuşma yapıyor, Ebubekir'le birlikte halk da dinliyor. Daha sonra Ömer gelip Ebubekir'e, minbere çık halk gelsin sana biat etsin/elini tutup seni kabul etsin diyor; ama Ebubekir çıkmıyor.
Bu arada Ömer ısrarla onu minbere çıkartıyor. (124) Hatta deneme mahiyetinde henüz Ebubekir seçilmeden Ömer, Ubeydullah'a, seni halife yapalım diyor. Ubeydullah kurtların çok olduğunun farkındadır, kimse bu lokmayı ona yedirmez; o nedenle hayır diyor. Bir de ortamdan anlıyor, kimin kimden yana olduğunu biliyor ve zaten Ömer de bir taktik olarak ona bu teklifi sunuyordu. (125) İşte başlangıçta Ebubekir'in halifeliği sürprizdir diyenlere kızan Ömer, daha sonra bunun sürpriz olduğunu itiraf ediyor: Evet doğrudur diyor. Medineliler Sad b. Ubade halife olsun diyorlardı.
Mekke'den gelenlerin bir kısmı Ebubekir olsun diyordu; ama bazıları da Hz. Ali'nin evinde karargâh kurmuşlardı, o olsun diyorlardı. Sonuçta Ebubekir'in tarafı ağır basıyor ve kendisi halife seçiliyor. (126) İşte böyledir: Başlangıçta kim sürpriz diyorsa asar keserim diyen bir Ömer, daha sonra tam tersini söylüyor, bunun bir sürpriz olduğunu kabul ediyor. (127) Anlatılanlardan anlaşılıyor ki, Ebubekir çok beceriksiz bir insan; ancak Ömer onun üzerinden geleceğini sağlama almak istemiş, onunla daha önce pazarlığını yapmış; adam artık mecbur. Hatta Ebu Süfyan Ebubekir'in halife olduğunu duyunca Hz. Ali'ye; "Kureyş'in en pasif-zavallı kişisi halife seçilmiş, nerdeyse fıtık olurum (alay edercesine)." diyor.
Yine Selman-i Farisi o zaman Farsça bir cümleyle, "Kerdaz ve nakerdaz." şeklinde bunu belirtiyor. Yani bir şey yaptınız; ama iyi etmediniz diyor ve devamla, Hz. Ali'yi seçseydiniz hepinizin yararına olacaktı diyor. Selman-i Farisi hakkında kısa bir bilgi vereyim. Kur'an'da Nahl suresinde "Derler ki Kur'an'ı bir insan Muhammed'e öğretiyor (tanrısal boyutu yok)." şeklinde bir ayet geçiyor.(128) İşte burada çoğu Kur'an yorumcuları Selman-i Farisi üzerinde durmaktadır. Demek istediğim, bu insan önemli biri.
Kısa bir örnek vereyim. Ayşe anlatıyor: Muhammed geceleri Selman-i Farisi ile yalnız kalırdı, kendi aralarında konuşurlardı, hatta öylesine sohbete dalardı ki, bazen bizi unuturdu. (129) İşte Muhammed'in kendisinden bilgi aldığı Selman-i Farisi, Ebubekir hakkında az önceki sözü söylüyor. Kendisi aslen İranlıydı ve ailesi İran'da Zertüştilik dininde bir bakıma diyanet reisliğini yürütüyordu. Muhammed'e varana kadar, yollarda yıllarca değişik haham ve papazlardan da bilgi alış-verişi yapmıştı, tüm kutsal ve diğer Ortadoğu dinlerini iyi biliyordu. İşte Ebubekir'i tayin etmekle hata yaptınız diyen kişi böyle biridir.
Ebubekir halife olunca Talha kılıcını çekip ortaya çıkıyor, biz Ebubekir'e mi kaldık diye. Hatta Ömer ona, "dur durduğun yerde ey köpek" diyerek ağır hakaretlerde bulunuyor. Halit b.Sad da sert tepki gösteriyor. Yani umulmadık bir sürpriz oluyor insanlar arasında. Ebubekir de bunu itiraf ediyor; ancak ortada bela var, ben bunun için kabul etmek zorundayım diyor. (130) Sakife Beni Saide toplantısında bir ara Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde arasında durarak,
"Ya Ömer halife olsun, ya da Ebu Ubeyde." deyince, Ömer, en başta Ahmet b. Hanbel'in Müsned'inde ve daha birçok İslami kaynakta geçen, "Vallahi senin önüne geçersem boynum kırılsın! Benim için en ağır günah, sen hayatta iken benim senin önüne geçmemdir. Olurmu, böyle yapar mıyım? Sen hayatta iken kimsenin haddine değil ki senin önüne geçsin, Muhammed seni namazda öne geçirmedi mi, kimsenin haddi değil ki seni arkaya çeksin.Vallahi ben iman üzere öldürülsem, bir daha dirilsem, bir daha öldürülüp dirilsem yine senin önüne geçemem! Ver elini önce ben siftah edeyim, seni kabul edeyim." diyerek hep onun propagandasını yapıyordu. (131)
Aynı teklifi, Ömer Ebu Ubeyde'ye sununca, sen halife oldeyince o, "Ey Ömer, sen Müslüman olalı senden hiçbir şeyanlayamadım. Ebubekir var iken nasıl ben öne geçerim."diyor. (132) Aslında danışıklı dövüş olmazsa Ebu Ubeyde okadar kitle içinde bu sözü Ömer'e karşı kullanamazdı. Bu söz aslında Ömer'in de hoşuna gidiyor. Ömer'le Ebubekir'inki bir danışıklı dövüştü; ancak Ebu Ubeyde, kimsenin bu makamı ona teslim etmeyeceğini bildiği için hep arkaya çekiliyor, hayır diyordu. Yani kendisi senaryodan habersizdi.
Ancak kendisine yapılan tekliflin boş olduğunun farkındaydı. O nedenle kabul etmiyordu. Bu durumda haklı olarak şu soru sorulabilir: Madem baştan beri Ebubekir Ömer'le bir komplo içindeydi ve sonuçta Muhammed'i ortadan kaldırmayı başardılar; peki niye ilk başta ben olmayayım demiş ve hasta iken de son nefesinde yine bunu tekrarlamış: Keşke ben halife olmasaydım diye? Hal böyle olunca ortada çelişkili bir durum söz konusu. Aslında çelişki yok. Çünkü: İlk başta o toplantıda ben olmayayım demesinin nedeni, kendisinin gördüğü kavgalardan korkmuş olması ve bu nedenle adaylıktan çekilmek zorunda kalması.
Çünkü bakmış ki, çarşıdaki hesapla evdeki hesap birbirlerini tutmuyor. O nedenle ben olmayayım sonucuna varmış. Son nefesindeki pişmanlığa gelince; bunun birçok nedeni var. Birincisi; Ebubekir zaman içinde kendisinin Ömer tarafından kullanıldığını fark ettiği için bunu söylemiş olabilir. Bu konuda yeri gelince Ebubekir'in ölümü başlığı altında önemli bazı örnekler vereceğim. Ki araları açılır, artık Ebubekir de ona karşı illallah diyecek hale gelir.
İkinci neden ise; Ebubekir'in iki buçuk yıllık icraatının çokkanlı geçmiş olması, son nefesindeki pişmanlığına neden olmuş olabilir. Bilmiyorum ama bunları bir film şeridi gibi son nefesinde gözler önüne getirince etkilenmiş olabilir diyorum. Hele en başta da Fatma ve Hz. Ali'ye, Ömer baskısıyla yaptığı haksızlık onu etkilemiş olabilir. Bu başlık altında zaten belirteceğim ki, Ebubekir talimatıyla Ömer gider Fatma'yı tekmeler, sonuçta Fatma hem çocuk düşürür, hem de bu olayda aldığı darbelerden dolayı kısa zaman içinde vefat eder ve Ali'nin de başına getirmedikleri kötülük kalmaz.
Hele Muhammed'in vefatından sonra Ebubekir'in kitlesel bir şekilde dinden çıkanların üzerine gitmesi ve onlara uyguladığı katliamların benzeri tarihte az bulunur. Sadece Yemame'de katledilen insanların sayısı 21 bindi, işte Ebubekir'in son nefesindeki pişmanlığı bunlardan dolayı olabilir, tabii ki var olan bilgilerden yola çıkarak böyle bir sonuç muhtemeldir diyorum, yoksa niye pişman olsun ki.
Şu da önemli, Medine'nin asıl sahipleri olan Ansar grubu, yani Sad b. Ubade'yi destekleyen kesim, ikili bir yönetim de önerir ve başlangıçta Ebubekir buna evet der: Bir lider bizden olsun, diğeri de sizden düşüncesindedir. Aslına bakılırsa bu adil bir öneri, ancak Ömer buna karşı çıkıyor. Çünkü onun amacı kısa zamanda yönetimi ele geçirmekti, tabii ki sonuçta Ebubekir halife oldu; ancak diğer rakip Sad b. Ubade, "Yerle gök birleşse bile ben onun halifeliği tanımam." dedi. onu rahat bırakmadılar, o da Medine'yi terk edip Şam tarafına gurbete gitmek zorunda kaldı. Buna rağmen onu orada darahat bırakmadılar: Ömer halife olunca onun arkasından Halit bin Velit ve Muhammed b. Mesleme'yi gönderip onu gurbette öldürttü (133) ve sonunda şu yakıştırmada bulundu: "Efendim tuvalet ihtiyacını giderirken o durumda cinler onu öldürür."şeklinde masalımsı bir gerekçe... (134)
Dediğim gibi, bütün bunlar bir film şeridi gibi eğer Ebubekir'in gözünün önünden geçmişse, geçmişin hesabını yapmışsa ve Ömer tarafından kullanıldığını da fark etmişse son nefesindeki pişmanlık bunlardan dolayı olmuş olabilir. Ebubekir'in pişmanlığını içeren hadisi, bundan sonraki kısımda Fatma'nın malı konusunda anlatacağım.
Ömer'in Ebubekir'den sonra halifelik makamına oturması çokkolay olmuştur: Ebubekir ölünce hemen o gece Ömer birkaç kişiyle, -tabii ki içlerinde halife Osman da var- hemen onun cenaze namazını kıldı ve o gece götürüp defnettiler. Sabah olduğunda ise Ebubekir vefat etti, yerine de beni tayin etti diyerek halifeliği bu şekilde ele geçirdi. Neden geceleyin gömdü, acelesi neydi? Çünkü itirazlar olabilirdi, başına dert açılabilirdi. O yüzden birkaç önemli kişiyi de yanına alarak onu geceleyin gömdü ve güya vasiyeti üzerine halife olduğunu halka duyurdu. (135)
Ebubekir, Ömer'e görev verdi, o da hemen kolayca işbaşı yaptı iddiası doğru değildir; bu iddia gerçeği yansıtmıyor. Ebubekir'in ölümü konusuna yeterince açıklık getireceğim. Ancak az önce değindiğim gibi söz Ebubekir'in gece defninden açılmışken bir fıkra anlatmam gerekiyor. Bizim Diyarbakır'da hocanın biri öğrencisine adını sormuş. "Adım İskân." demiş öğrenci. "Peki, babanın adı ne?" diye ikinci birsoru sormuş öğretmen. "Onun da adı İskân." cevabını almış."Baban ne iş yapar?" "İskân müdürlüğünde memur." demiş öğrenci.
"Peki, nerede, hangi semtte oturuyorsunuz?" Çocuk,"Biz İskân evlerinde oturuyoruz." yanıtını vermiş. Yani hep iskân, hep iskân...Tıpkı bunun gibi; başta Muhammed olmak üzere Osman, Ebubekir, Hz. Fatma (mezarı bile belli değil) gibi önemli kişiler de hep gece gömülmüşlerdir. Bunun bir anlamı olmalı. Halifelikle ilgili bu zorlu seçime bakılınca haklı olarak şu soru insanın zihnine geliyor: Neden Muhammed kendinden sonra halife olacak kişiyi, kendisi henüz hayatta iken belirlememiş?
Acaba kimse onu dinlemezdi diye mi cesaret edememiş; yoksa kendisinden sonra iktidar yüzünden kavgaların çıkacağını tahmin edememiş de ondan mı veya Ali gibi birini belirlemiş; ancak o dünyasını değiştirince sonrakiler buna uymamışlar mı? İhtimaller çok: Dediğim gibi ya hiç düşünmemiş, bunu aklına bile getirmemiş, ya da belirlemiş ve hem damadı, hem deamcasının oğlu olan Ali'yi tavsiye etmiş; ancak vefatından sonra Ömer-Ebubekir ekibi iktidarı zorla, hileyle ele geçirmişler.
Bir kere Muhammed'in kendisinden sonra neler olacağını bilmediğini iddia etmek çok yanlış olur. Başka birtabirle, "Muhammed kendisinden sonra iktidar yüzünden neler yaşanacağını bilmiyordu." demek ancak saflık olur. Belirlememenin bir diğer ihtimali de, karşısında aynızamanda kayınpederi olan Ömer gibi güçlü birinin olmasıolabilir. Diğer tarafta Ebubekir ve hem damadı, hem de amcasının oğlu olan Hz. Ali vardı ve bunlar gibi Mekke'den gelenlerden, Medine yerlilerinden birçok önemli kişiler vardı. İşte bu zorlu tablodan birini belirlemeye cesaret edememiş demek de mümkün.
Dolaylı olarak belki birini belirlemiş;ancak açıkça belirlemekten kaçınmış olabilir. Bütün bunlar ihtimaller. Ancak en güçlü olanı, Hz. Muhammed'in Ali'yi belirlemiş olması ve daha sonra Ebubekir-Ömer'in buna uymamış olmaları. İleride bunun üzerinde duracağım. Ben görevin kime devredildiğinden ziyade cinayetler üzerinde duracağım. Ama okuyucuları aydınlatmak için bu konuya da açıklık getireceğim.
Bu zorlu ve karmaşık tablo olmasaydı, son hutbesi olan veda hutbesinde, toplanan binlerce insan kitlesi huzurunda kendi halefini ilan edebilirdi ve bu durumda kolay kolay kimse itiraz etmezdi. Muhammed için sonuç alıcı bir yöntem olamayacağı için buna başvurmamış olabilir. Çünkü bu durumda en başta Ömer onu dinlemeyebilirdi, henüz hayatta iken Ömer'le arası açılabilirdi. Zira Ömer'i çok iyi tanıyordu. Buna kanıt olarak, Kur'an'ın Kökeni adlı yapıtımın Ömer'le ilgili bölümü önemlidir: Muhammed'i ne kadar yönlendirdiği o kitapta örneklerle açıklanmıştır; hatta birçok kez Muhammed, Ömer'in karşısında sıkıntıya düşünce, onu sevindirmek, ondan kurtulmak için, onun istekleri doğrultusunda ayetler oluşturup Kur'an'ına eklemiştir.
Bu konuda adı geçen kaynağımda pekçok örnek verdim. Ayrıca elimdeki çalışmamın sonlarına doğru Ömer'in bilinmeyen yönleriyle ilgili bir bölüm açacağım; orada da onun Muhammed için ne kadar önemli, etkili ve baskın olduğu örneklerle açıklanacaktır. Bir diğer ihtimal de, tüm zorluklara rağmen, Muhammed'inkendine bir halef seçmiş olmasıdır, bu mümkündür.
Ama herkesin duyabileceği bir ortamda değil; belki az bir cemaat yanında söylemiş olabilir. Bunun da değişik nedenleri olabilir. Bu konuda -başta Buhari ve Müslim olmak üzere- önemli bazı bilgiler var. Mesela Muhammed ölüm döşeğindeyken bazı tavsiyelerde bulunur, şu üç nokta önemlidir der. Birincisi: Arap yarımadasında iki din bir arada olmasın/tekdin olsun veya müşrikler bu adada kalmasınlar. İkincisi: Sizegelen elçileri (barış elçileri veya başka amaçla gelen elçileri kastediyor) iyi karşılayın.
Üçüncüsü ise maalesef belirsiz...Neden belirsiz; bunun gerekçesi ilginç. Olayı aktaran İbni Abbas, "Muhammed bu ikisini söyledi; ama üçüncüyü de ya kendisi sustu/söylemedi, ya da söyledi de ben hatırlayamıyorum." şeklinde geçiştiriyor. Çok komik veinandırıcı olmayan bir açıklama.Bu hadis bile tek başına o dönemde olup bitenlerin ne kadarsağlıksız bir şekilde zapturapt altına alındığına kanıt olarakyeterlidir. Ben bu hadisin ilk ravisi tarafından bu şekilde söylendiğine inanmıyorum. Daha sonra, hadisler yazılırken bilerek bu şekilde yazılmıştır, bazı yerleri silinmiştir; bu kesindir. Üstelik bu hadis en başta Buhari'de birkaç yerde veMüslim'de geçmektedir. (136)b)
Halife Ebubekir'le Ömer Hz. Fatma'nın Malına El Koyuyor Bu başlık altında gözden hep uzak tutulmak istenen konulardan birini daha sunmak istiyorum. Buna ilişkin malzeme İslam'ı kaynaklarda çok fazla. Bir şeyler anlaşılsın diye elimden geldiğince toparlayıcı bilgiler vermeye gayret edeceğim. Müslüman kamuoyu en çok Hz. Ali ve Ömer üzerinde durmuştur, Ebubekir ise çok mütevazı biri olarak lanse edilmiştir; aslında durum hiç de böyle değildir.
Bu başlıkta çok farklı bazı konularla karşılaşılacağınızı şimdiden söyleyebilirim.Tarihin egemenler tarafından yazıldığı bir realitedir; heleİslam tarihi için bu sav daha fazla geçerlidir. Buna rağmenyine de İslami kaynaklarda işleyeceğim konular hakkında sağlam kanıtlar vardır. Şunu da hatırlatmakta yarar var ki,bugün kitaplarda tasvir edilen, anlatılan Hz. Muhammed kendi zamanında bu kadar popüler, tabu haline gelmiş biri değildi, o günkü insanlar şimdiki Müslümanlar kadar ona tapmıyorlardı; ancak daha sonra büyütülerek farklı ve hayalibir Hz. Muhammed yaratıldı ve bu şekilde dinin hakikatini bilmeyenlere takdim edildi.
Bu, Ebubekir, Ömer, Osman vediğer meşhur sahabeler için de geçerlidir. Birazdan, Hz.Muhammed'in ölümünden sonra Ebubekir'in, Kur'an'a rağmen Hz. Fatma'ya yaptığı bir zulümden söz edeceğim. Bunuanlatırken de, başta Buhari ve Müslim'den bilgi sunacağım.Kaldı ki, anlatacağım konu hakkında İslam otoriterleri nezdinde zaten tartışma da söz konusu olmamıştır/Ebubekir'inyaptıkları iyi karşılanmıştır
.Şuna da vurgu yapmak isterim ki, 14 asır önce bir kadınayapılan zulüm ve haksızlığı gündeme getirmekteki amacım,İslam’ın lider kadrosunun halk nezdinde bilinen kimlikleriyleasıl kimliklerinin aynı olmadığını, bunların gerçekte çokfarklı olduklarını ortaya koymak, bu konuda insanlarıbilgilendirmek ve bu tabulardan kurtulmalarına katkı sunmak;yoksa normalde 1400 yıl önce 20 yaşlarındaki bir kadınınbaşına gelenlerden söz etmek, ancak abesle iştigal olur.Çünkü hem dünya genelinde, hem de ülkemizde her güninsanlar katlediliyor.
O bakımdan amacım burada asırlar öncebir bireye yapılan uygulamadan bir ders çıkarıp İslamhakkında gerçeklerle hayaller arasındaki farkı okurlarlapaylaşmaktır. Başka bir tabirle, bir kadına yapılanhaksızlıktan yola çıkarak, bir inancın liderlerinin gerçekkimliklerini ortaya koymak ve dolayısıyla İslam hakkındadoğru olan bilgileri takdim etmektir.Bilindiği gibi Hz. Muhammed'in vefatından sonra Ebubekirhalife oldu.
Bu arada Hz. Fatma kendisine gidip babasındankalan malı, bir varis olarak talep etti. Fakat Ebubekir bunukabul etmedi/ben veremem dedi. Tabii ki bunu tek başınayapmadı; onu yönlendiren Ömer onun hep yanındaydı.Gerekçesi de şuydu: Ben Hz. Muhammed'in bir açıklamasınıbiliyorum, şunu diyordu: "Biz Peygamberler ölürkenvarislerimize/arkamızda bıraktığımız yakınlarımıza malbırakmayız; eğer bizden herhangi bir mal mülk kalırsa, ohazineye devredilir." anlamında bir hadis bahane etti ve Hz.Muhammed'in malından Fatma'nın payına düşeni vermedi.
Bunun üzerine Hz. Fatma darıldı, kızdı ve evine döndü. Ölene kadar da halife Ebubekir ve Ömer'le konuşmama kararı aldı,konuşmadı da. Kimi rivayetlere göre Hz. Fatma babasınınölümünden sonra 75 gün, kimisine göre 3 ay, kimisine göre deen çok altı ay yaşadıktan sonra -20 küsur yaşlarında iken-vefat etti.Bu arada Hz. Fatma'm eşi Hz. Ali de onunla birlikte evinekapandı ve ne Ebubekir'le konuştu, ne de onun halifeliğinikabul etti, belli bir süre. Bu konudaki olup bitenleri, Hz.Ali'nin başına gelenleri kısmen daha önce anlattım, kalanınıda onun bölümünde anlatacağım.Söz Ebubekir ve Ömer'in bu vasiyet olayından açılmışken,burada farklı bir olay hatırıma geldi; sanırım burayauygundur.
Hani daha önce belirttim, ben bu çalışmamda baştaKur'an olmak üzere Sünni kaynakları temel alacağım; şimdisözünü edeceğim kişi İslam'da en eski tarihçidir. Hz.Muhammed zamanında yaşamış; ancak onunla görüşmefırsatı bulmamış. Hz. Muhammed vefat ettiğinde, bu tarihçi15 yaşlarında bir delikanlıydı. Adı Selim bin Kays Hilali(h.80.ö). Kitabında konuya ilişkin şunu anlatıyor: Hz. Ali,Muhammed'in cenaze işlerini bitirince bakıyor ki Ebubekir veÖmer halifelik işini çoktan halletmişler bile.
Onlara, "Peki sizdaha dün Muhammed huzurunda beni halife olarak kabuletmediniz mi, ne çabuk Muhammed'den uzaklaştınız?"deyince; Ebubekir şunu diyor: Haklısın, doğru; ancakMuhammed bana, "Peygamberlikle halifelik bizde olmaz:Ben peygamber oldum; halifelik artık başka bir aileyegeçsin." dedi. Hz. Ali soruyor, senden başka bu hadisi duyanvar mı diye? Ömer hemen ortaya çıkıyor, ben şahidim ve bir
kişi de yine onların ekibinden biz de varız diyorlar, tabii kiolay çok uzun; burada maksadım Ebubekir'in bu gizlivasiyetlerine yeni bir örnek daha katmak. Adı geçen kaynaktaçok ilginç bilgiler var! (137)Peki, Kur'an Ebubekir'in bu yaptığına ne diyor; şimdi de bunabakalım.Aslında Kur'an'a göre kesinlikle Hz. Fatma haklı. Nisasuresinde (7. ayet) "Ölen anne-babanın bıraktıklarından(veraseti kastediyor) kızlarına da, erkek çocuklarına da payvardır." deniliyor ve daha sonra yine aynı surenin 11.ayetinde, "Eğer ölen bir anne veya babadan tek bir kız kalırsa,o zaman tüm malın 1/2 sini alır." deniyor.
Bu durumda HalifeEbubekir, Hz. Muhammed'e ait olan tüm malın yarısını gaspetmiş olmaktadır ve verdiği karar da Kur'an'a terstir. Hattabazı durumlarda eğer ölenden yalnız kızı kalırsa, o zamanmalın tümünü de alabilir. Ancak burada Hz. Muhammed'inhanımları da var. Bunların payı zaten belli: Malın 1/8'i.Hanımlar bu payı kendi aralarında bölüşüp paylaşırlar. İsterbir hanım olsun, ister birden fazla olsun fark etmez: Buradaölenin çocuğu olduğu için onlar ancak 1/8'ini alıp paylaşırlar.
Kur'an'a göre bu davada Hz. Fatma, babasından kalan malınyarısına sahip olmalıydı. Hz. Fatma'nın babasının malınıEbubekir'den istemesi ve Ebubekir'in az önce belirtilengerekçeyle ona vermemesi olayını içeren açıklama, hemBuhari'de birkaç yerde, hem de Müslim'de anlatılmaktadır.(138) Ne ilginçtir ki, başta dört mezhep lideri olmak üzere birkere İslam âleminde Ebubekir'in bu icraatına karşı herhangibir itiraz da söz konusu olmamıştır.
Hz. Muhammed, ele geçirdiği bu Hayber gelirinden her yılher hanımına (10'dan fazla hanımı vardı o zaman) 100'ervasak/yani yaklaşık 11-12 ton ayırırdı. Bunun %20'sini arpa,kalan % 80'ini de hurma olarak onlara verirdi. Bu zaten enbaşta Buhari'de anlatılmaktadır. (140) Bir de Medine'de onaait ganimet malı vardı. Bunu da yine Beni Nadir YahudileriniMedine'den/asıl yurtlarından sürerek onlardan ele geçirmişti.
Dikkat edilirse, Hz. Muhammed'den kalan her üç yerdekimalı/serveti Yahudilerden kalma talan malıdır.Ömer Halife olunca Hz. Muhammed'in eşlerinden ve aynızamanda Ömer'in kızı olan Hafsa ve yine Hz. Muhammed'ineşlerinden Ebubekir'in kızı Ayşe, Hayber gelirinden artıkmahsûl değil de arazi kabul ettiler, araziye ortak oldular; amaHz. Muhammed'in diğer eşleri yıllık mahsûl almaya devamettiler. (141) Toprak altındır derler ya. Halife Ömer de kızına düşen payı toprak olarak ayırdı.
Çünkü nasıl olsa kızı artıkyasak ayetler nedeniyle evlenemezdi ve o mal onlarda kalırdı,halife olduğu için hamalları da çoktu, onu bedava işletirdi.İlginçtir ki Ebubekir'in el koyduğu bu Fedek Sayfiye köyü,Muaviye b. Ebu Süfyan iş başı yapınca üçe bölünüp bedavaolarak şu kişilere dağıtıldı: Mervan b. Hakem, halifeOsman'ın oğlu Amr ve kendi oğlu Yezit. Daha sonra mülkünhepsi Ömer b. Abdülaziz'in eline geçti. O da bu konuda halkabir konuşma yapıp asıl sahiplerine vereceğini söyledi ve Hz.Fatma'nın torunlarına (artık kim kalmışsa) iade etti. Zamaniçinde Yezit, Hz. Fatma'nın torunlarından tekrar alıp Mervanoğullarına verdi ve böylece mülk sürekli elden ele yerdeğiştirdi.
İşte Ebubekir'in vermediği, halkın malıdır dediği Fedek'inkaderi budur. Daha önemlisi, Ebubekir zamanla Hz. Fatma'yaçok yalvardı, bağışla beni diye; ama Fatma kabul etmediğigibi, Ebubekir'e çok ağır sözler söyledi: "Ben hayattaolduğum sürece hep namazdan sonra seni Allah'a şikâyetedeceğim, hakkında beddua edeceğim..." Bazı Sünnikaynaklarda, Fatma'nın bu sert konuşması karşısında güyaEbubekir etkilenmiş, Fedek hakkında bir kâğıt yazıp Fatma'yavermiş (senin olsun diye). Ömer bunu Fatma'nın elindegörünce almak istemiş, ancak Fatma vermemiş.
Ömer kâğıdızorla Fatma'nın elinden almak isteyince de Fatma, kâğıdıgöğüslerinin arasına koymuş. Buna rağmen Ömer zorla kâğıdıoradan almış ve yırtmış. Fatma ona da şunları söylemiş: Sennasıl kâğıdımı yırttın Allah da senin karnını yırtsın/belanıversin demek istiyor. İşte Sünni kaynaklarda bunlar daanlatılıyor. (142) Zaten daha sonra Halife Ömer'in karnıyırtılıyor, bir adam onu katlediyor. Buna da yeri gelinceaçıklık getireceğim.Bu da gösteriyor ki, Ebubekir, Ömer'in karşısında hiçdeğerinde bir insanmış ve hep kullanılmış.
Şu olayı, Hz. Muhammed'in eşlerinden Ebubekir'in kızımeşhur Ayşe anlatıyor ve en başta da Buhari (altı yerde),Müslim, Tirmizi (üç yerde), Nesai, Ebu Davud (üç yerde)İmam Ahmet b. Hanbel (birkaç yerde) yazmışlardır: “Hz.Fatma, babam Ebubekir'den Hz. Muhammed'in malını isteyipde babam vermeyince, darıldı evine gitti. Bu olaydan 6 aysonra da öldü ve bu süre zarfında da babama küskündü,konuşmadı. Hz. Ali onun cenaze namazını kıldı ve geceleyingömdü. Niye gece? Çünkü babamla halife Ömer duyup da
cenaze namazına, kabri başına gitmesinler diye. Hz. Ali deFatma hayatta olduğu sürece babamın halifeliğini kabuletmedi; ancak Fatma ölünce babama haber yolladı: Evime gelseni halife olarak kabul edeyim dedi. Bunu duyan halife Ömerhemen müdahale etti ve babama, 'Sen nereye gidiyorsun? Yaeğer senin başına bir şey getirse?' gibi sözler söyledi, engelolmak istedi. Babam, 'Ben Ali'den olumsuz bir şeybeklemiyorum, niye bana karşı bir kötülük düşünsün ki. Bengiderim.' dedi ve gitti.
Bu kabul esnasında Hz. Ali halka karşıbir de konuşma yaptı, Ebubekir'i ilk etapta halife kabuletmeyişinin nedenini, bunun kendi hakkı olduğuna inandığıiçin direndiğini; ancak olan olmuş ve ben de artık Ebubekir'ihalife olarak kabul ediyorum.” diye Hz. Ali'nin uzun uzadıyayaptığı bu açıklamasını aktarır Ayşe. (143)Olayın, Ayşe'nin anlattığı şekilde olmadığını daha önceaktardım: Hz. Ali'nin evine yapılan baskınlar, boğazınageçirilen ip ve o şekilde disiplin altında Ebubekir'in yanınagötürülmesi gibi olaylar yaşanmıştır, Tabii ki Ayşe'nin buaçıklamaları gerçeği yansıtmıyor; bunlar artık davanın birtarafı.
Buna rağmen onun bu sözlerinden yine hoş olmayanbir şeylerin o dönemde yaşandığı kesin. Bir bakıma bu daönemli bir açıklama; ama tam değil.İşin daha önemli yanı, Fatma'nın istediği verasetten Fedeksayfiye köyü, zaten daha önce babası tarafından kendisinehibe edilmişti; babası hayatta iken zaten onu Fatma'yadevretmişti. İsra suresi 26. ayeti inince (Muhammedoluşturunca), bu köyü o sırada kızı Fatma'ya hibe etmişti.Ayetin anlamı şu: "Akrabaya, yoksula, yolcuya haklarını ver."Ebubekir, babası henüz hayatta iken kendisine bağışladığı bu
Fedek'i de Fatma'ya vermedi. Bu köyün, Hz. Muhammed'inhenüz hayatta iken kızı Fatma'ya hibe ettiğine ilişkinaçıklamalar, İslami kesimce güvenilir sayılan kaynaklardaanlatılmaktadır. (144) Yani bu köy artık veraset desayılmazdı; Fatma'nın kazanılmış bir hakkıydı, öz malıydı.Konuya ilişkin şu sorular yanıt istemektedir: Bilindiği gibiHz. Muhammed başta Ebubekir, Ömer ve Ali olmak üzerekendi çevresinden seçtiği 10 kişiye cennet müjdesini vermişti.
Bir de kendi kızı Hz. Fatma hakkında, "Fatma benden birparçadır; kim ona kızar, haksızlık yaparsa, o bana kızmış-haksızlık yapmış olur." anlamında birçok söz söylemiştir vebunlar hadis külliyatında ve Müsnedlerde değişikversiyonlarla geçmekte ve en başta da Buhari ile Müslim'deortak olarak işlenmektedir. (145)Peki, bu durumda denklem nasıl çözülecek? Ya Ebubekirhaklıdır cennete girecek (din mantığına göre!) ve Hz. Ali ileFatma haksızdır. Ya da Ebubekir suçludur, onlar haklıdır.
Budurumda da Hz. Muhammed, Ebubekir'e hak etmediği haldecennet müjdesini vermiş olmuyor mu? En önemli soru da şu:Neden bu kadar önemli olan bir hukuki konuda(peygamberden kalan mal yakınlarına verilmez diye)Kur'an'ın Allah'ı bir ayet göndermemiş de, bunuMuhammed'in hadislerine bırakmış; o da ancak gizlidenEbubekir'e söylemiş olsun! Kur'an'a bakıyoruz onun Allah'ısalatalık işlemiş, sarımsak, mercimek, soğan işlemiş. (146)Yine bakıyoruz dört yerde merkep/eşek işlemiş (147), beşyerde köpek işlemiş (148), katır, at, deve (149) işlemiş. Amainsan hukukuyla ilgili bu kadar önemli olan bir konuda işi Hz.Muhammed'in sözüne bırakmış, o da (tabii ki bu, Ebubekir'le
Ömer'in şahsi planlarıdır) başka kimsenin bilmediği birgizlilikle ancak Ebubekir'e aktarmış olsun. Gizlilik diyorum.Çünkü böyle bir açıklaması olsaydı, bir kere Hz. Fatma ve eşiHz. Ali, Ebubekir'den mal istemezlerdi.Söz verasetten açılmışken, burada farklı bir noktayı dahatırlatmak uygun olur. Hani hep diyorum, neden Ebubekir bumalı Fatma'ya vermedi? Peki, Fatma'nın annesi Hatice'ninmalı ne oldu?
Kadın o kadar zengin, işçileri vardı, bir araMuhammed de onun işçisiydi ve daha sonra evlendiler. Haticeölünce acaba Muhammed ondan kalan maldan Fatma'yadüşen payını verdi mi? Fatma evlenmemiş de olsa annesindenkalan verasetten pay almalıydı. Hatice'nin malından Muhammed'in payı 1/4'tür Çünkü Hatice'nin çocukları vardı.Kalan ise Fatma ve diğer kızlarına ait olmalıydı.
Peki,Muhammed bunu yaptı mı? Hayır. Kendi kurduğu sisteme,oluşturduğu Kur'an'a kendisi de duruma göre uyuyordu,duruma göre de uymuyordu. Bunun üzerinde fazladurmuyorum. Ancak onun da Hatice'nin malını Fatma'ya vermediği kesindir. Nisa suresi 11. ayetine göre Hz. Muhammed'den kalan malın yarısı Fatma'nın hakkı iken, Ebubekir'le Ömer'in kendi keyfi kararlarıyla Fatma'ya vermedikleri gibi, Kur'an'a da inanmadıkları bir gerçektir.
Zaten onlar Kur'an'ı ancak kendiçıkarları için bir araç olarak kullanmışlardır; olaylara birbütün olarak bakıldığında, başta Ebubekir-Ömer olmak üzere,o günkü inananların bugünkü Müslümanlar kadarMuhammed'i tabulaştırdıkları, ona aşırı derecede inandıklarıdiye bir şey yoktur; sadece rant ve siyasi iktidar peşindeydiler.
Daha önce de belirttim; Hz. Muhammed'in cenazesi 3 günyerde kalırken (hele o sıcak mevsimde), Hz. Ali ve diğeryakınları cenazeyle meşgul iken, Ebubekir'le Ömer halifelikişi bitinceye kadar cenazeyle ilgilenmediler ve gömüldüğüzaman da iktidar kulisleri yüzünden bu ikisi kabri başındayoktular. Demek istediğim, bugünkü inananlarınMuhammed'e bakış açılarıyla o günküler arasında dağlarkadar fark vardı.
O günkü inananlar çıkar için inanıyorlardı:Cariye, talan, ganimet gibi avantajlardan ötürü inanıyorlardı.(150)Ebubekir'in bu pratiğini anlatırken Ebu Hanife'nin onunhakkında kullandığı ilginç bir ifade var, onu da buraya almakistiyorum. İmam Ebu Hanife şunu diyor: Benim yanımdaEbubekir'le İblis'in/şeytanın imanı birdir. Ebu Hanife'nin buaçıklamasını böyle önemsiz tarihçiler değil; çok meşhur İslamtarihçileri aktarıyor.
Mesela; Hatib-i Bağdadi (392-463) veİbnü-l Cevzi (ö.597.h) gibi İslam düşünürleri. Ama nedenEbu Hanife, Ebubekir'i seçip onun hakkında bu ağır ifadeyikullanmış, bu ayrı bir konu. Belki de Ebubekir'in icraatınıbeğenmediği için bu benzetmeyi yapmıştır. Sonuçta ağır birbenzetme. (151)Ebubekir zehirlenerek ölüm döşeğine yattığında güya pişmanolmuş.
Abdurrahman b. Avf onu ziyarete geldiğinde Ebubekir'in iyiliklerinden söz ederken Ebubekir şunlarısöylemiş: “Hayatımda yaptığım üç şey için keşke yapmasaydım diyorum. Yine hayatımda yapmadığım üç şeyide keşke yapsaydım diyorum. Yapmasına pişman olduğumşeylerden biri, keşke Fatma'ya yaptıklarımı yapmasaydım. Birde, ateşte yakmak suretiyle işkenceyle öldürdüğüm Fücae
Sülemi'yi keşke ya serbest bıraksaydım, ya da normal birşekilde öldürseydim.” demiş.Yapmadığına pişman olduğu üç şeyden ikisi ilginç: Keşke Hz.Muhammed hayatta iken bu halifelik işini ondan sormuşolsaydım, senden sonra kim halife olsun diye. Dolayısıyla bukadar sıkıntı çekilmezdi. Bir de bana Eş'as b. Kays'ıgetirdiklerinde keşke onu öldürseydim diyor. Tüyler ürperticiaçıklamalar: Pişman olduğu olaylar hep cinayet.Ebubekir'in yukarıdaki açıklaması, nerdeyse ilgili tüm İslamikaynaklarda vardır; yani kenardan, kıyıdan aldığım biraçıklama değil. Hep vurguluyorum: Bilinmeyenleredokunduğum zaman kimilerine zor gelebilir; bunu biliyorum.Onun için şüphe kalmasın diye dokümana önem veriyorum.(152)
Kimi İslam düşünürleri, efendim Hz. Muhammed kendindensonra halife olacak kişiyi belirlemiş. Bunun işareti de, kendisihasta iken Ebubekir'i göstermiş, "Sen camiye git, cemaatenamaz kıldır." gibi sözleri gerekçe kabul edip, bununlahalifeliğin Hz. Muhammed'in işaretleriyle belirlendiğini önesürerler. Hatta bu konuda şu gibi aktarmalar da var: Hz. Alive amcası Abbas Muhammed'in cenazesiyle meşgul iken,kalabalıktan Ali bir şeyler anlıyor, hemen dışarı çıkıp Ebubekir'e, "Bize hak tanımadınız mı bu halifelik işinde, buda ne?" diye sorunca Ebubekir, "Evet haklısın; ancak işiniçinde fitne var, bunun için artık ben görevi üstlendim." diyor.Bu arada Ali, "Biliyorum; Muhammed hastayken sen imamoldun, onunla beraber hicret ettin, ancak hakkımızdı. Amabizimle istişare etmediniz. Neyse, Allah günahlarını
affeylesin." diyor ve o da onu kabul ediyor gibi söylentiler devar. (153)Ben bu aşamada bu konuya girmiyorum ama şunu ekleyeyim:Eğer bir namaz kıldırmakla halife olunuyorsa, iki gözündende kör olan İbni Ümmi Mektum halife olurdu. Çünkü Hz.Muhammed Medine'yi bırakıp bir yere gittiğinde bu köradamı yerine tayin ediyordu, sen cemaate imam ol diyordu vebu, on üç kez gerçekleşen bir olaydır. (154)
Bir de gerçekteneğer Hz. Muhammed, Ebubekir'i halife olarak belirlemişolsaydı, başta Hz. Fatma ve eşi Hz. Ali, Ebubekir'i kabul eder,ona saygı gösterirlerdi. Kaldı ki, Ebubekir'in az önceki itirafıvar: Pişman olduğu şeylerden birinin Hz. Muhammed'denhalifeliğin kime geçeceği, “Bunu niye sormadım?” diyor.Dediğim gibi konu çok karışık.Ebubekir'in az önceki açıklamasında, sanki hayatında bir şeyyapmamış da sadece anılan o birkaç olaya karışmış gibi birmasumane durum söz konusu. Aslında Ebubekir'in iki küsuryıllık iktidarı çok vahim olaylarla geçmiştir.
Burada konuya şu soruyla giriş yapmak isterim.Kur'an'da 110'uncu sure olan Nasr suresinde, "insanlarınbölük bölük İslamiyet’i kabul etmesine karşı, Hz.Muhammed'in Allah'a teşekkür etmesinden" söz edilir. Peki,madem öyle, neden Hz. Muhammed'in ölümünden sonraMüslümanlar kitlesel bir şekilde İslam'dan çıktılar ve bununsonucu olarak da Ebubekir onları tekrardan ya kılıç zoruylaİslam'a döndürdü veya katletti? Ortada çelişkili bir durum sözkonusudur. Peki, niye böyle?
Kur'an'da Müslümanlara ganimet, talan, fidye, cizye, cariyegibi avantajlar tanınmış iken, bir de eğer savaşlardaMüslümanlar öldürülürse cennete girecek, orada çok güzel,iki gözün görmediği, aklın hayal etmediği kızlar (huriler) vardiye buna inanılır iken ve yine şayet karşı taraftan öldürülenolursa cehennemliktir diye buna inanılıyorsa, tabii ki böylebir zihniyetten oluşan orduyu yenmek imkânsızdır. O zamanteknoloji de yok, kılıçla savaşılmaktadır ve böyle bir inancasahip tarafın kazanma şansı yüksektir. Ortada hem maddi,hem de manevi olarak çıkar var.
Zaten bu çıkarlar Kur'an'la da meşrulaştırılmaktadır. Buzihniyet her zaman savaş ister. Çünkü savaşta çıkar var.Somut bir örnek vereyim. Müslümanlardan bir grup talanavında, ganimet elde etme seferindeyken, bir ara hayvanlarınıgüden bir insanın yanından geçip selam verirler ve adamonların selamını da alır. Buna rağmen ganimet avına çıkan ogrup çobanı katleder ve hayvanlarını alıp götürür.
Daha sonraMuhammed bunu öğrenince, şöyle bir ayet gelir (oluşturur).Diyanet'in Kur'an tercemesinden vereyim: "Ey iman edenler!Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayıyapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçicimenfaatine (ganimete) göz dikerek, 'Sen mü'min değilsin.'demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır." (155)
Hemen hemen tüm önemli tefsirlerde, Kur'an'ı yorumlayanlarbu ayetin az önceki insanın cinayeti üzerine indiğinibelirtiyorlar. Şu cümlecik dikkat çekici: "Allah katında pekçok ganimetler vardır" diye geçiyor. Bunun anlamı çok açık:Yani böyle göze çarpan, halk nezdinde makul görülmeyenbireylerden uzak durun, şimşekleri üzerimize çekmeyin, ganimetlerin başka yolları-yöntemleri vardır, başka gün,başka seferler yapar yine ganimet elde edebiliriz demektir.(156)Burada kısa bir ara verip kutsal dinlerin talan’a dayalıolduğuna ilişkin bir örnek de Tevrat'tan vereyim.
Süleymanpeygamberin haraç-vergilerden topladığı yıllık altın miktarıyaklaşık 35 tondu. Ordusundaki kalkanların büyük çoğunluğualtındandı. Fildişinden saray yaptırmıştı ve hep altınkaplamalıydı. Kullandığı kap-kaşık hep altındandı. Gümüş hiçkullanmıyordu. İşte talancı zihniyet böyledir: Biri kazanır,diğeri din adına onu alıp sefasında kullanır. (157)Tekrar soruya döneyim: Neden bu insanlar kitlesel bir şekildeİslam'a girdiler ve neden Muhammed vefat edince yinekitlesel bir şekilde dinden çıktılar?
Çoluk çocuğum öldürülmesin, malım talan edilmesin, benöldürülmeyeyim, eşim cariye olarak düşmanın eline geçmesingibi hesaplardan dolayı insanlar İslamiyet'i kabul etmekzorunda kalıyordu (korkudan). Meşhur İslam tarihçisi İmamZehebi'den çok küçük bir örnek vereyim. "MüslümanlarAfrika'yı ele geçirince, savaşa katılan her şahsa bin dinar(altın para) düşüyor. Yani bunlar Afrika'nın işlenmiş kıymetlimücevheratını talan ediyorlar." (158)
Her cepheden yapılanbaskınlarda ganimet adı altında karşı tarafın her şeyialınıyordu. Ama Hz. Muhammed öldürülünce, onlar tekrardanİslamiyet'i bıraktılar. Çünkü İslam ordusunun Muhammed'densonra eski gücünde kalabileceğine inanmıyorlardı.Sonuçta Ebubekir çok sert tedbirlerle İslamiyet'i terkedenlerin üzerine gitti ve büyük katliamlar gerçekleştirdi.
Bunu yaparken de ordusuna şunu söyledi: "Bakın Kur'an'agöre siz öldürülürseniz şehit ve dolayısıyla cennetliksiniz,onlar ise cehennemliktir. Sizin için onların hanımları vekızları cariye olarak helaldir; ama bu avantaj onlar içinyoktur." Bir diğer söylediği şey şu: "Bize zararlı olanlardanbir kısmını da yabancı memleketlere, sürgünegöndereceğiz..." Abdullah bin Mesut, "Ebubekir dönemindebiz bu proje ile kazandık, yoksa işimiz zordu." diyor. (159)
Bu konuda birçok İslami kaynakta bilgi var; ancak Vakıdi,'Kitab'ül Ridde' adlı eserinde bu dinden çıkmalar veEbubekir'in onlara ne yaptığı konusunda detaylıca bilgi verir.Vakıdi, Hz. Muhammed'e zaman olarak da en yakın olanİslam tarihçisidir. (160)Burada İslam âleminde saygınlığı olan meşhur Halit binVelit'ten kısa bir-iki örnek vermekle Ebubekir'in nasıl birEbubekir olduğu konusunda somut bir bilgi vermekistiyorum.
Bir taşla iki kuş misali; hem Ebubekir'in nasıl birkişi olduğuna örnek olsun, hem de Halit b. Velit'e ve özelliklede Hz. Muhammed'in nasıl biri olduğuna örnek olsunistiyorum.Hz. Muhammed henüz hayatta iken, Beni Temimkabilesinden Malik b. Nüveyr de Müslüman olur (diğerkabileler gibi korkudan veya gerçek, her ne ise) veMuhammed onu o bölgenin zekâtını, vergilerini toplamaklagörevlendirir. Muhammed'in ölümü üzerine Müslümanlarkitlesel bir şekilde İslamiyet’i terk edince, Ebubekir değişikbölgelere baskınlar yaptırır, tabii ki asayişi sağlamaklameşhur olan Halit b. Velit de bu baskınlarda aktif bir şekildeyetkili bir komutandır. Bu arada Halit b. Velit bir gün Malik b. Nüveyr'in bölgesine gider.
Malik'in, Leyla binti Sinan adındaçok da güzel bir hanımı varmış. Halit onu görünce dayanamazve kocasını bir hiç uğruna öldürüp o kadına cariye olarak elkoyar ve hemen orada, memleketine dönmeden o kadınlacinsel ilişkide bulunur.Hâlbuki Kur'an'a göre, bir kadının eşi ölür veya öldürülürse,ikinci bir erkekle evlenebilmesi/cinsel ilişki yaşayabilmesiiçin en az dört ay on gün beklemesi lazım. (161) Bundan amaç, belki eski eşinden hamile ise doğacak çocuğun kimdenolduğu belli olsun diyedir.
Ama bu süre, savaşta ele geçirilenkarşı tarafın kadınları için geçerli değildir. Müslümanlar enkısa zamanda onlarla cinsel ilişkide bulunsunlar diye,Müslüman savaşçılara bir indirim yapılmıştır. Esir alınankadın tek bir sefer adet görse yeterlidir denilmiştir. (162)Ama bu olayda Halit b. Velit bu tek bir seferlik adet görmeşartını da beklemez, hemen orada kadınla sevişir. Hz.Muhammed de hep böyle yapardı. Hayber'de Safiye, BeniMustalık'ta Cüveyriye ve yine başka bir baskında elegeçirdiği Reyhane örnek gösterilebilir.
Yani o da hiçbeklememiştir o belirlenen tek adet görme şartını. Neysekonumuz bu değil; bu işin teferruat kısmı.Halit b. Velit'in az önce sözü edilen cinayet olayı ve kadınıcariye olarak ele geçirme durumu Ebubekir ve Ömer'eiletilince Ömer, Halit'i taşlayarak öldürelim. Çünkü Halit, birkadını kendine almak için Müslüman bir kişiyi katletmiştirder. Burada kısa bir hatırlatmada bulunmak isterim: AslındaÖmer bu olayda kıskançlığından dolayı Halit'e sert tepkigöstermiştir. Çünkü Ömer'in genel durumuna bakıldığında, oda bundan farklı bir şey yapmamıştır. Bir kere cariyelik
kurumunu onaylayan bir sistem var ortada ve Ömer debundan yararlanmıştır. Buradaki tepki, Halit'e karşı özelnedenlerden dolayıdır. Bu, hem siyasi olabilir, hem dearalarındaki ilişkiden de olabilir. Bir örnek vereyim. İslamikaynaklarda, Ömer'le Halit henüz Müslüman değilken, bir aragüreşiyorlar.Halit, Ömer'in bir bacağını kırıyor. Bu olay anlatılırken şu dasöyleniyor: Zamanla Ömer'le Halit arasında meydana gelenhoşnutsuzluğun nedeni bu olaya dayanır. Yani Ömer bunuhazmetmez ve hep ona karşı tavır alır. Hatta Ömer'in, Suriyetarafında öldürülen Halit'in cinayetinde parmağı var diyenİslam tarihçileri bile var. (163)
Ancak Ebubekir, Ömer'in bu ceza teklifini kabul etmez,düşmana karşı kılıç kullanan bir insana ben ceza vermem der.Ömer, Halit b. Velit'e şunu söyler: "Nasıl olur da sen birMüslüman'ı, eşini alabilesin diye katlettin?" gibi sert sözler.Buna rağmen Halit'e herhangi bir ceza uygulanmaz. (164)Hani belki kamuoyu bilmiyordur; Muhammed dönemindebirçok kişi de bölgelerinde kendilerini peygamber olarak ilanetmişlerdi. Mesela;a)Müseyleme, yine aslen Hıristiyan olan, Arapyarımadasındanb)Şecah binti Haris adında bir kadın,c)'Yakıd' adında bir kadın, Suriye'nin Halep tarafındapeygamberlik iddiasında bulunmuştu. Buna ilk olarak babasıinanır' (165)
d)Lakit bin Malik Ezdî (Umman'da peygamberliğini ilan ederve zaten İslamiyet'ten önce de oranın emiriydi, asıl adıCülendi idi)e)Esved-i Ansîf)Tuleyha b. Huveylid EsedîBu ve bunun gibi kişiler de kendi bölgelerindepeygamberliğini ilan etmişlerdi. Hepsi Ebubekir zamanındabastırılır ve böylece o coğrafyada İslam galip gelir, yayılır.İslamiyet'ten öyle kaçışlar olur ki, mesela Hz. Muhammed'inbir savaşta ele geçirdiği develerden kendisine 100 deve rüşvetolarak verdiği Uyeyne b. Hısn/veya Husayn bile (Kur'an'ınKökeni adlı yapıtımda bu konuda geniş bilgi var ve en başta Buhari'den alıntı var; s. 248) İslamiyet'i bırakıp yedi yüzsavaşçısıyla birlikte Tuleyha'ya katılır.
Daha sonra yakalanıpMedine'ye götürülünce Müslümanlar ona, utanmadın mı kidinden çıktın, deyince o, "Zaten hiçbir zaman İslamiyet'einanmadım ki." karşılığını verir. Yani hep çıkar, hep çıkar.Burada şunu eklemekte yarar var: O dönemlerde, eskiden berisüregelen mitolojilerin gitgide genişleyip büyüyerek bir kültürhaline geldiği bir gerçeklik var. Nasıl şimdi demokrasi veyasosyalizm deniliyorsa ve bunlar popülist ise o dönemde de butür mitolojilerle insanlar kendilerini ortaya koyarlardı, buyöntemle kendilerini topluma kabul ettirirlerdi. Kiminformülü tutarsa artık atı alan Üsküdar'ı geçer misali iktidarıelde tutması kolay olurdu.Ebubekir döneminde Yemame'de peygamberlik iddiasındabulunan Müseyleme güçleriyle çok şiddetli bir savaş yaşanmıştır.
Burada Müslümanların verdiği ölü sayısı binlerleifade edilecek kadar fazla ve bu ölenler arasında Uhud, Bedirgibi savaşlarda Muhammed'le birlikte olan seçkin sahabelerde vardır. İslami kaynaklarda var olan bilgilere göreMüseyleme'nin silahlı gücünün 40 bin olduğu söyleniyor.Yine İslam kaynaklardaki bilgilere göre, bu savaşta toplamyirmi bir bin insan katledilir. Zaten Kur'an'ı kitap halinegetirelim fikri, bu savaştan sonra ortaya çıkmıştır.
Çünkü busavaşta Kur'an'ı bilen birçok Müslüman katledilir. O yüzdenhenüz ortalıkta Kur'an izleri var iken bunu kitap halinegetirelim, garantiye alalım fikri ortaya atılır. Bu konuda ihtilafyoktur. Bu gerekçe, en başta Buhari ve Müslim'deanlatılmaktadır. Ayrıca Müseyleme'ye karşı yapılan savaştaöldürülen Müslümanların listesi birçok tabakat ve siyerkitaplarında yazılmıştır. (166)Kısacası, Bahreyn, Umman, Yemen, Hadramut, Kinde, Nehre,Beni Amir, Havazın, Selim, Yemame, Gatafan, Beni Temimve topyekûn bölge insanları İslamiyet’i çok kısa zamanda vehızlı bir şekilde bıraktılar. (167)
Yalnız bu sonuç, insanlarınniçin Muhammed zamanında Müslüman oldukları noktasındaiyi bir yanıttır aslında: Niye inandılar, neden kaçtılar?Kaldı ki bu peygamber adaylarından çoğunun projeleri aynızamanda mantıklıydı. Gerçi İslam hâkim olunca onların önesürdükleri prensipleri yok etmiş veya yerine kötü/alaylıprensipler koymuştu ki insanlar İslam'a daha da bağlansınlar;ama yine de bazı kalıntıları kalmıştır. Mesela onlardanTulayha şunu diyordu: Cebrail vahiy getirdi, Allah'ın şunudediğini aktardı: Siz insanlar çok şereflisiniz. Dolayısıylasizin benim için namazda secde edip kafanızı/o en kıymetli
organlarınızı yere koymanızı kabul etmiyorum. Kaldı ki,Allah olarak benim buna ne ihtiyacım var ki... gibiaçıklamalar. Bir de şunu diyordu: Allah vahiy göndererekbizim günde üç sefer namaz kılmamızı istiyor. Yani sabah veyatsı namazları yoktur diyordu. Ahirete iman onlarda davardı: Zerre kadar bir şey hesapsız kalmaz diye. Onlara göreinsanoğlu çok dikkatli olmalıydı; içki içmek, zina etmek deharamdı. Hele en ilginci, bir erkek evlendiği zaman, eğererkek çocuğu dünyaya gelir ve yaşarsa, artık ikinci bir kadınlaevlenmesi haramdır diye yasak vardı. Yani bunlara göre ancakistisnai durumda ikinci evlilik olabilirdi.
Bu gibivahiylerinden dolayı Tuleyha'nın peygamberliği hızla yayıldı,çok da taraftar topladı; ancak Müslümanlar ganimet vecennetteki huri avantajlarıyla bunları etkisiz hale getirdiler.(168)
Müseyleme için de, efendim çok gezgin biriydi, mitolojileriçok iyi bilirdi ve halka anlatırken onları güzel etkileyebilenbir yapısı vardı; cin, sihir gibi konularda uzmandı gibiyakıştırmalar yapmışlardır İslam'ı yazarlar. YaniMuhammed’inki Tanrı'dan gelme; Müseyleme ise çok bilgiliolduğu için kendi şahsi projeleri vardı ve o yalancıpeygamberdir diyorlardı. Bir de Muhammed hayatta iken Müseyleme ona mektup göndererek, peygamberliği aramızdapaylaşalım demiştir
(Hani Musa ve ağabeyi Harun, yineYakup ve oğlu Yusuf, İbrahim ve oğulları İsmail-İshak gibibiz de aramızda paylaşalım diyordu) ama Muhammed bunukabul etmemiştir.Yine Muhammed'den sonra Emevi ve Abbasiler dönemindede peygamber adayları çıktı ortaya.
Örneğin; Sakif te Muhtar b. Üseyid, Şam'da Haris b. Sait, Irak'ta Beyan b. Sem'an,Küfe'de Mugire b. Sait ve Ebu Mansur el-Aceli, Esed kabilesinden Ebu Hattap, Himyeri/San'a'da Ali B. FazIpeygamberlik iddiasında bulunanlar arasındaydı. (169)İşte böyle: Eski dönemlerde Orta Doğu'da kim peygamberimdeyip de kendini kabul ettirirse o yaşardı. Bunun içinMuhammed döneminde birkaç peygamber adayı ortaya çıktı;ancak onlar ganimet, talan, çapulculukta ordularını hareketegeçiremedikleri için kaybettiler, Muhammed ise bunlarınarasından sıyrıldı.
Aslında Ebubekir'in Halit bin Velit'e ceza vermemesi, Hz.Muhammed'in felsefesine uygun ve aynı zamanda onasaygıdır. Niye mi? Hemen somut bir-iki örnek vereyim.Hz. Muhammed Mekke'yi tekrardan geri alınca (yaniMekke'nin fethinde), o baskın sırasında insanları yereyığılmış bir cenazenin başında toplanmış olarak görüyor.Ölenin kim olduğunu ve neden öldürüldüğünü sorunca,cenazenin bir kadına ait olduğunu ve öldüren kişinin ise Halitb. Velit olduğunu söylüyorlar.
Burada Muhammed'ingösterdiği tepki sadece şu: Baskınlarda kadınlara, çocuklarave yaşlılara dokunmayın. (170) Halit'e herhangi olumsuz birşey söylediği kayıtlı değil.Yine Halit bin Velit'le ilgili en başta Buhari'de anlatılan şöylebir katliam olayı var:Mekke'nin fethinden sonra, civarda bulunanlar da İslam’agirsinler diye, Hz. Muhammed, Halit b. Velit'i Beni Gezimekabilesine gönderiyor ve karşı koymazlarsa sakın onlara bir zarar vermeyin, diye talimat da veriyor.
Halit, baskın ekibiylebirlikte onları İslam'a davet ediyor ve onlar da kabulediyorlar; ancak İslam'ın formalitelerini henüz bilmedikleriiçin, halk nezdinde İslamiyet'i kabul ettim anlamına geleneşanlamlı başka bir kelime kullanıyorlar. Sonuçta Halitonların bir kısmını katlediyor, kalanlarını da esir ediparkadaşlarına köle-cariye olarak dağıtıyor. Sabah olunca bukez arkadaşlarına: "Herkes elindeki esirleri öldürsün."talimatını veriyor. Fakat bu esirler onlara karşı gelmediklerive üstelik de İslamiyet'i kabul ettikleri için, Halit tarafındakibazı insanlar onun bu teklifine karşı çıkıyor ve asla bizöldürmeyiz diyorlar.
Sonuçta durum Hz. Muhammed'e iletiliyor. O, "Allah'ım, benHalit'in yaptığından uzağım." diyor ve bunu iki, bazırivayetlere göre de üç kez tekrarlıyor. Yani Halit'in yaptığınıyanlış buluyor.İbni Hacer Askalani, İbni Sad'dan alıntı yaparak bu hadisinşerhine şunu da eklemektedir:Halit'le birlikte o baskına gelen Selimoğulları, Halit'intalimatını dinleyerek ellerindeki tüm esirleri katlederler;ancak Muhacir ve Ansar grubu Halit'e karşı çıkar veellerindeki esirleri öldürmez. Şu da var ki onlar köle-cariyeolarak kalsa hiç olmazsa onlardan yararlanırlardı; pekiöldürülseydi bunları katleden Müslümanların bunda ne gibiçıkarları olurdu?
Yani karşı çıkanlar bu kölelik avantajındandolayı böyle bir girişimde bulunmuş olabilirler veya belki deiyi niyetli insanlarmış; olabilir, tabii ki İbni Hacer bu hadisinaçıklama kısmında tüyler ürperten bazı detaylar da aktarır;ben artık onlara girmiyorum. Şu da bilinmeli ki, Halit b. Velit çok sonraları İslamiyet'ikabul edenlerdendir, Muhammed'in ölümünden yaklaşık üçyıl önce. Peki, şu hiç sorgulanmaz mı: Acaba ne oldu da Halitve diğer meşhur sahabeler İslam'ı seçti? Hep vurguyapıyorum: Olay kimileri için iktidar kavgasıydı, kimileri içinganimet, cariyelerden yararlanma düşüncesiydi. Kimileri iseçoluk çocuğum cariye-köle adıyla anılmasın, malım talanolmasın endişesiyle korkudan Müslüman oluyordu.
Halit b.Velit gibileri, nasıl olsa yeni bir sistem kuruluyor, biz de biran önce yerimizi alalım, bu pastadan pay alalım hesaplarıyapıyorlardı. Hele bu fikir, en başta halife Ömer içingeçerliydi, nitekim kendisi bunu çok iyi başarmıştır.O dönemin önemli siyasetçileri için tek neden iktidara ortakolmaktı; ama geniş halk kitleleri için dediğim gibi ya korku,ya da ganimet-talan ve cariye kazanmak gibi maddi çıkarlarön plandaydı; yoksa Muhammed Tanrı görevlisiydi, mucizegösterdi de insanlar bundan dolayı ona inandılar gibi fikirler,o zaman için hiç de geçerli değildi.
Geçerli olsaydı, onunölümünden sonra insanlar kitlesel bir şekilde dinden çıkmazdıve Ebubekir de bu irtidâd olaylarıyla uğraşmazdı. (171)Ebubekir o zaman zekât vermeyen ve güya dinden çıkanlarhakkında, ordusuna şu talimatı veriyordu: “Ya onlar geridönüp zekâtlarını verecekler veya hepsi kılıçtan geçirilecek.”Arap yarımadasında Hz. Muhammed'in vefatından sonrainsanlar bazı yerlerde toplu halde, bazı yerlerde de kısmenİslamiyet'i bıraktılar.
Bu arada kitlesel bir şekilde gerçekleşenbu İslam'dan çıkma olayları karşısında Ebubekir, "Yahudilerbununla çok sevinirler. Dolayısıyla tek bir muhalif kalmayanakadar savaşa devam." diyordu. Sonuçta binlerce insan kılıçtan geçirildi. Öyle ki Hz. Muhammed'den sonra Arapyarımadasında üç adet cami kaldı. Bunlar, Mekke, Medine veBahreyn'e bağlı 'Cüvasa' köyündeki Abdülkays camisidir.Bunlar dışında hiçbir cami kalmadı, herkes İslamiyet'i terketti. (172)
Yani Ebubekir'in haksızlıkları böyle Hz. Fatma'ya yaptığı gibiferdi düzeyde değildi; kendisi kitlesel bir şekilde katliamlargerçekleştirmiştir...Bunda zaten İslam düşünürleri arasında ihtilaf yok; onlaragöre Ebubekir din için cihat etmiştir, bu kadar basit.Kendisine ‘Sıddık’ yani çok doğru denilen Ebubekir'inhayatından kısa bir numune sundum.İşte, Ebubekir'in kendi icraatından örnekler göstererekpişmanlık duyduğu olaylar keşke yalnız onlardan ibaretolsaydı: İki buçuk yıllık halifelik dönemi hep katliamlarlageçmiştir.
O yüzden kimi İslam tarihçileri Ebubekir'in durumunu,Kur'an'da mitolojisi anlatılan Firavun'un denizde boğulmasınabenzetmişlerdir: Güya Firavun suda boğulmaya başladığı anpişman olup "Musa'nın Rabbine inanırım." demiş de, o sıradaAzrail inip ona, "Şimdi mi inanırsın, sen suçlusun." deyipağzına çamur doldurup onu boğmak suretiyle ruhunu almışmisali. (173) İşte Ebubekir'in durumu da buna benziyordemişler...
Hatta Zehebi, Mizan'ül İtidal adlı yapıtında Muhammed b.Ahmet b. Hammad'el Kufi'den şu farklı rivayeti de ekliyor:Kimileri, Ebubekir ve Ömer'in yaptığı zulme karşı onları Firavun'a benzetmiş, kızları ve aynı zamanda Muhammed'inde eşleri olan Ayşe ile Hafsa'yı da fitne unsuru olaraknitelemişlerdir. Ebubekir ve Ömer için de kimileri, "Eyzalimler, sizin ölüm anındaki korkunuz ve pişmanlığınız tıpkıFiravun'ununki gibi artık size fayda vermeyecektir."demişlerdir. (174)
c) Halife Ebubekir'in Öldürülmesi (Siyasi Cinayet)Halk arasında Hz. Ali, Ömer ve Osman'ın öldürüldükleribiliniyor; ancak Hz. Muhammed'in katledildiği bilinmediğigibi; insanlar Ebubekir'in de en yakın arkadaşları tarafındanbir siyasi cinayete kurban gittiğini bilmiyor. Ebubekir'inzehirlenerek katledildiğine ilişkin açıklamalar İslamikaynaklarda çok fazladır; ancak kendi arkadaşları tarafındanbir komploya kurban gittiğini net olarak belirten bir İslamdüşünürü hemen hemen yoktur.
Necah Taî (175) ile itikadımezheplerden Mutezile ekolüne yakınlığıyla bilinen İbni Ebi'lHadid, bu konuda çok çarpıcı ve net bazı bilgiler vermişlerdir.Necah Taî'den kısa bazı bilgiler vereyim.Necah'ın kaynağındaki bilgiler gerçekten ilginç. Kaldı ki,alıntı yaptığı kaynaklar hepsi ünlü İslam düşünürlerinkaleminden. İlk önce kitabından bir özet sunacağım; dahasonra da değerlendirmesi ne kadar doğru diye, başka Sünnikaynaklarla karşılaştıracağım.
Ayrıca onun alıntı yaptığıkaynaklardan da birçoğunu dipnot olarak ekleyeceğim.Kendisi birinci cildin 40. sayfasından başlamak üzere konuyailişkin şu bilgileri veriyor: İlk başta Ebubekir'le Ömer arasında yapılan konuşmada,Ebubekir bir yıl görevde kaldıktan sonra ayrılıp halifeliğiÖmer'e teslim etmeliydi, plan buydu; ancak Ebubekir bunuyapmıyor, görevde direniyor ve üstelik de Ömer'e karşı tavıralıyor. Mesela onun Ömer'i Hac görevinden alması gibi.Bunun üzerine Ömer, Osman'ın bağlı olduğu Emevilerin etkiliisimleriyle görüşüyor. Mesela Ebu Süfyan ve oğlu Muaviyegibi. Plan şu: Biz birlikte Ebubekir'i ortadan kaldıralım,ondan sonra yönetimi paylaşalım diye.
İlkin Ömer halifeolacak, ondan sonra da Osman ve bu arada tabii ki Emevikesimine gitgide tolerans tanınacak. Zaten Ebubekir halifeolduğunda Ebu Süfyan hep onun halifeliğiyle alay ediyordu,adam mı kalmadı da bunu seçtiniz diyordu.Sonuçta Ebubekir'e, doktoru Haris b. Kelde'ye, Mekke valisiAttab'a ve Ebu Kebşe'ye zehir içiriliyor ve hepsi de bir yılsonra hemen hemen aynı gün veya günlerde vefat ediyorlar,tabii ki ilacı nasıl verdiklerinin detayı hakkında pek bilgi yok.Ancak Ebubekir, Zeyd b. Sabit ve Abdullah b. Selam'agüvenirdi, onları kötü niyetli olarak tahmin etmezdi. İşte buiki kişi aracılığıyla planlarını uygulamışlardır diye rivayetlervar.
Necah iddialarını güzel hazırlamış; birçok İslami kanıt veargümanlarla tezini destekliyor, inandırıyor. Yani öne sürdüğükanıtlar hep İslami kesimden; ancak belki kimse onun kadarfark edememiş, bu ayrı bir şey.İddialarından bir kesit:Daha sonra anlatacağım ki, güya Ebubekir son nefesindeOsman'a vasiyetini yazdırmış, ben ölürsem Ömer halife olsun diye. İşte bu konuda Necah şöyle diyor:- Bir kere ağır hasta olan Ebubekir artık halifeyi tayin edecekdurumda değildi. Zaten bu olup bitenler sırasında vefatediyor.
O yüzden, Osman'ın Ebubekir'in yanına girip dışarıçıkınca halka, "Beni dinleyin, size Ebubekir'in vasiyetini ilanederim ki Ömer'i halife olarak önerdi." sözleri Ebubekir'e aitdeğildir. Aslında bu vasiyetname daha önce Ömer ve Osmantarafından planlanıp bir kâğıda yazılmış ve Osman'a verilmişki, Ebubekir'in son nefesinde içeri girip çıksın ve Ebubekirbana yazdırdı desin. Sonuçta, bu sahte bir vasiyetnamedir,burada bir senaryo söz konusudur, diyor.
Çünkü Ebubekir'in yanında son nefesinde Osman'dan başkaşahit olacak kimse yoktu, hem de hiç kimse Osman'ın buaçıklamasının Ebubekir'e ait olduğuna inanmıyordu. ÇünküEbubekir genelde uzlaşmacı bir konuşma yapıyordu.Osman'ın okuduğu yazı ise çok farklı ve sonunda da Şuarasuresinin 227. ayeti eklenmişti. Ayetin içeriği şu:"Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir."Yani burada şu söyleniyor: Her zaman yumuşak konuşan,moral veren bir Ebubekir, son nefesinde bu ayeti işleyerek sanki alın halifeliği, Allah belanızı versin gibi bir yaklaşımsöz konusu.
İşte bu, Ebubekir'in üslubu değildir. Bir de dahasonra İslami kesimin kaynaklarından sunacağım bilgilere göreOsman dışarı çıkınca şunu diyor: Bana inanırsanız sizeEbubekir'in vasiyetini okuyayım; yoksa okumam diyor. İştehem o sıra onu ve Ömer'i saran heyecan, hem de onun buşekilde bir açıklama yapması şüpheleri daha da artırmaktadır. - Bir de o ana kadar Osman'ın piyasada hiç ismi yoktu. SakifeBeni Saide'de hem Ebubekir, hem de Ömer bir ara halifeliğiEbu Ubeyde'ye teklif ediyorlar. Peki neden bu adam birdenkayboldu da yerine Osman ortaya çıktı? Aslında bu da doğrubir tespittir.
Kaldı ki, Ömer halife olunca Emevilere aşırıderecede ayrıcalıklar tanıyor. Mesela en başta Ebu Süfyan veoğlu Müaviye'ye çok iltimas yapıyor. Hatta Muhammed'ineşlerinden Ümmü Habibe, Ebu Süfyan'ın kızı olduğu için, Hz.Muhammed'in diğer eşlerinden farklı olarak hazineden onadaha fazla aylık bağlanıyor (ayda 1200 dirhem). HâlbukiMekke fethinde Ebu Süfyan Müslüman olmuşsa da, bu artıkmecburiyetten olmuş; yoksa kendisi hayatında hiçbir zamanİslamiyet’i benimsememiştir.Hatta bir ara Muhammed'i Medine'de vurdurmak için plan dayapmış; ancak başarısız olmuştu.Necah'a göre Ebubekir, Emevilerin suikastla katlettikleri ilkkurbandır.
Ebubekir'den sonra Emeviler tarafındansuikastlarla öldürülenlerden ayrıca uzun bir liste de veriyor vebu suikastların baş aktörü olarak da Muaviye'yi gösteriyor.(176) Zaten Muaviye'nin, "Allah'ın baldan da askerlerivardır." sözü meşhurdur. Yani bal içine zehir katarak insanlarıvurmayı kastediyor. Onun bu sözü birçok İslami kaynaktageçiyor.Hem başka kaynaklarda, hem de bu kaynakta anlatılıyor ki,Muaviye hem meşhur Hz. Ayşe'yi, hem de iki kardeşiAbdurrahman ve Muhammed'i suikastla öldürmüştür.
Kimirivayetlere göre Hz. Ayşe'yi bir kuyuya atıp o kuyununetrafını kapatıyor ve bir daha umuma açmıyor. Kimi rivayetlere göre Muaviye minberde oğlu Yezit içinpropaganda yapınca Ayşe ona karşı çıkıyor. Bunun üzerineMuaviye Ayşe'yi bir çukura gömmek suretiyle katlediyor. Birbaşka aktarım da, Ayşe'yi damdan düşürmek suretiylekatledip geceleyin de gömüyorlar Muaviye, Ayşe'nin kardeşiAbdurrahman'ı da hem zehirliyor, hem de can çekişirken ohalde mezara gömüyor.
Diğer kardeşi Muhammed ise zatenMuaviye'nin talimatıyla Mısır'da yakalanıp bir merkebin içinekonuyor ve eşekle birlikte onu yakıp o şekilde katlediyorlar.(177)Bu ve başka Şia mensupları, Hz. Muhammed Mekke'denMedine'ye hicret ederken yanında Ebubekir de varmış (178)olayını inkâr ediyorlar; kesinlikle bu doğru değildir, ikisininMekke'ye hicret zamanları farklıdır diyorlar. Hatta Necah,Ebubekir'in mağarada olmadığına dair bir de özel bir kitaphazırlamış.Her ne kadar İslami kaynaklarda Ebubekir'in Ömer ve Osmantarafından bir siyasi cinayete kurban gittiği açık olarakyazılmıyorsa da; şu var ki, aynı eserlerde konuya ilişkin varolan kanıtlar, aslında olayın sis perdesini ortadan kaldıracakkadar güçlüdür. Bunları zaten aktaracağım.
Ebubekir'in ölümüyle ilgili Sünni kesimin kaynaklarında varolan bilgiler şöyle: Yanında bulunan Meleke valisi Attab vedoktoru Haris b. Kelde ile birlikte, kendilerine (Yahudilertarafından) sunulan zehirli yemekten yediler. Yedikten sonradoktoru Haris b. Kelde o sırada Ebubekir'e, "Yediğimizyemekte zehir vardı, bunun süresi de bir yıllıktır; bir yıl sonrayaşama şansımız yoktur." dedi. Nitekim yiyen iki kişi bir yılsonra vefat etti.
Kimi rivayetlere göre Ebubekir ile Mekke valisi bir yıl sonra aynı günde vefat ettiler. Yani birbirlerininölüm haberini bile duyma fırsatları bulamadılar. Enteresangerçekten. (179)Hz. Muhammed'in zehirlendiği konusunda tarih belli (Hayberbaskını), olay belli, zehirli eti hazırlayan kadın belli (Zeynep);onu af mı etmiş, idam mı etmiş yine az çok bazı bilgiler var.Ama Ebubekir'in ölümüyle ilgili doyurucu açıklama yok.Sadece Yahudiler tarafından zehirlenip katledilmiş, şeklindeçok kısa bir bilgi var.Kimi rivayetlerde, "Dünya ne kadar boştur!
Hz. Muhammedde, Ebubekir de zehirlenerek bu dünyadan göç ettiler."şeklinde farklı, kısa ama ölüm nedeni aynı şekilde anlatılıyor.Ebubekir'in ölüm nedeni birçok kaynakta bu şekildebelirtiliyor. Ama az da olsa kimi yazarlar Ebubekir'in banyoyaptıktan sonra üşütüp zatürre olduğunu ve bu nedenleöldüğünü yazıyor. Bazıları da, Muhammed vefat ettiktensonra, Ebubekir'in kendisine olan hasreti yüzünden çokolumsuz etkilendiğini ve bu hasretten dolayı öldüğünüyazıyorlar. Ancak benimsenen görüş, tabii ki Ebubekir'inzehirlenerek öldürülmüş olmasıdır. (180)
Şu bilgiyi de eklemekte yarar var: O dönemin insanları,birilerini ortadan kaldırmak istedikleri zaman genelde zehirliyemekler kullanırlardı. Hatta Hz. Ali tarafından Mısır'agörevlendirilen Malik bin Ester, Muaviye'nin adamlarıtarafından zehirlenerek katledilince Muaviye, "Allah'ınbaldan da askerleri vardır." cümlesini sarf etmiştir. Bunu azönce de belirttim. O dönemde genelde bala ve yemeklerezehir konuluyor, bu yöntemle insanlar öldürülüyordu.
Muaviye az önceki cümlesiyle bunu vurgulamak istiyor. Bazı yazarlar o dönemle ilgili bu yöntemle katledilen kişilerinlistesini de çıkarmışlar. Zehirleme yöntemi o dönemde çokyaygındı.Mesela, Hz. Ali'nin oğlu Hasan, kardeşi Hüseyin'e, üç seferbeni ilaçla öldürmeyi denediler; ama tedbirimi aldımbaşaramadılar demiştir. Ne yazık ki, bu kadar tedbire rağmensonuçta hanımı Ca'de binti Eş'as bin Kays, ona zehir vermeksuretiyle hayatına son veriyor. (181)
Evet; o dönem için ilaçlacan almak yaygındı.Peki bilgiler bunlar iken Ömer'in ve Osman'ın Ebubekir'izehirleyerek öldürdüğü söylenebilir mi? Şimdi de konuylailgili var olan bilgileri vermeye başlayayım.Ömer'le Ebubekir, başlangıçta, henüz Hz. Muhammed'iöldürmeden önce halifelik konusunda anlaşarak adımatmışlardı. Bunu Muhammed'in ölümü konusundaanlatmıştım. Bunların arası, Ebubekir'in halifeliğinin ilkyılında iyi görünüyor. Mesela o dönem hac işlerinden sorumluolan yetkili, halifeden sonra gelen ikinci adamdı. Ebubekir ilkyıl bu görevi Ömer'e vermiştir. Hem Ömer'in sert mizaçtaolması, hem de zamanla Ebubekir'in yetkilerine müdahaleetmesi, hatta onu dinlememesi Ebubekir'i rahatsız etti.
Somutörnek gerekirse:Muhammed, Huneyn baskınında karşı taraftan aldığı binlercedeveden rüşvet dağıttı. Yeni Müslüman olmuş, çevrelerindesöz sahibi olan insanlara İslam’a adam kazandırsınlar diye,100'er deve Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye'ye, 100'er deve deUyeyne adındaki kişiyle Ak'ra' b. Habis'e ve daha birçokönemli şahıslara dağıttı. Bu son iki kişi o kadar önemliydi ki, bir ara Hz. Ali, bir baskında ele geçirilen altınlarıMuhammed'e gönderdi, o da bunları dört kişiye dağıttı.
Budört kişiden ikisi yine Ak'ra b. Habis ve Uyeyne'dir. HattaMuhammed bu altınları bunlara dağıtırken, bu dağıtıma serttepki gösterenler de oldu: "Ey Allah'ın resulü; Allah'tan kork.Biz bu mücevherata daha müstahak idik." gibi serteleştirilerde bulundular. Bu arada Halit b. Velit Muhammed'e,"İzin ver de böyle diyenin kellesini uçurayım." dedi. Buolaylar, en başta Buhari ile Müslim'de ve Diyanet'in tercemeettiği Tecrid-i Sarih'te anlatılmaktadır.
Ama ne yazık ki dahaönce de bir vesileyle belirttiğim gibi, Muhammed'invefatından sonra bu Uyeyne 700 taraftarıyla birlikteİslamiyet’i terk etmiştir. Sonunda yakalanınca, "Ben hiçbirzaman Muhammed'e inanmadım ki." itirafında bulunmuştur.(182)Burada konuyu biraz daha açmakta fayda var. Muhammed,Huneyn harbinde karşı taraftan aldığı develerden-maldan nevarsa, kendi soyuna bağlı henüz Müslüman olmuş önemlikişilere dağıtmıştır. Zaten o sırada Mekke yeni alınmıştı veMuhammed'in kendilerine torpil yapıp ikramda bulunduğukişiler de yakın zamana kadar Müslümanlarla savaşaninsanlardı.
Önemli gördüğü kişilere 100'er deve verince tabiiki bu kıdemli Müslümanların/özellikle Medinelilerin zorunagitmiştir.Muhammed bunu duyunca Medineli Müslümanlarla özel birtoplantı yaptı ve şunları söyledi: Ben onlara o develeri,kalpleri İslam'a ısınsın diye verdim. Şunu bilin ki, ben sizlerionlardan daha fazla severim. Ben iki tercih arasında kalsamsizi tercih ederim.
İstemez misiniz ki onlar malla sevinsinler, ben ve siz de sonsuza kadar birbirimizi sevelim şeklinde birkonuşma yaptı ve onları kuru sevgiyle, cennetle susturdu,tabii bu açıklamasıyla o insanları çıkar hesaplarıyla susturmakistiyordu. Aynı zamanda onları sevmediğini de kabulediyordu. Üstelik mal dağıtmakla güya tarafına çektiği tüm oönemli insanlar, ileride Müslümanlara baş belası olmuşlardır.Örneğin Muaviye gibi.
Bu konuda hem Buhari, hem deMüslim birçok hadis aktarmıştır. (183)İşte bu iki meşhur insan (Uyeyne-Ak'ra'), Ebubekir halife ikengünün birinde gelip ondan, hazineye ait bir miktar araziistediler, biz ortağına ekip biçelim dediler. Ebubekir bunaonay verdi ve ayrıca bir mukavele de yaptılar, alın götürünÖmer'e söyleyin o da bu işin şahidi olsun dedi. Bunlar gidipÖmer'e anlatınca, Ömer kızdı ve ellerindeki sözleşmeyi alıpyırttı. Buna karşı bu iki kişi, "Vallahi biz bilmiyoruz halifesen misin yoksa Ebubekir midir!" diyerek bu şekildetepkilerini gösterdiler.
Ömer bundan sonra doğrucaEbubekir'e gidip "Bu toprak senin mi, yoksa hazinenin mi,nasıl bunlara verirsin!" diyerek ona da sert bir şekilde çıkıştıve bu işin gerçekleşmesine engel oldu, bu anlaşma iptaledildi. (184)Hatta kimi rivayetlerde Ömer'in o iki kişiye karşı kullandığışu sözler de var: Muhammed bir ara size bakıyordu, para-deve veriyordu. O zaman İslamiyet zayıftı, kalbiniz İslamiyet'e ısınsın diye yapıyordu ama şimdi böyle bir sorunyok. Gidin kendinize çalışın dedi. Kaldı ki, o iki insanEbubekir'den tarla isterken de şunu diyorlardı: Ekilmeyen,kıraç, çorak bir arazi ver onu işler hale getirelim,değerlendirelim. Daha sonra onlar da Ebubekir'in yanına gittiler. "Halife sen misin, yoksa Ömer mi?" diye sordular.
Ebubekir, "Asıl yetki Ömer'indir, bana yalnız saygı gösterilir."yanıtını verdi.Bu konuda İbni Asakir tarihinde daha farklı örnekler de var.Mesela; yine Akr'a ve Zebberkan adında iki kişi Ebubekir'egelir, Bahreyn haracını bize ver, biz de söz veririz ki tek birkişi bizden size karşı muhalefet etmez, dinden çıkmaz.Ebubekir bunu da kabul eder; ancak Ömer yine senetleriyırtar ve burada da sözleşme iptal edilir.
Ebubekir bu olaydada, "Asıl yetkili Ömer'dir; bana ancak saygı gösterilir."açıklamasını yapar. Hani şimdi de bazı ülkelerde kral var;ancak ülkeyi idare eden parlamentodur, kral formalite olarakbulunur. Ebubekir de Ömer'e karşı aynen bu durumdadır.(185)Fırsatlar dünyası: Bir zamanlar az önce sözünü ettiğim o ikikişi tehlike arz ederken, Muhammed başkalarından aldığıtalan malını (altın-100 deve gibi) onlara bedava dağıtırdı; amatehlike bitince, onların 'Toprağı ortağına işletelim, hamal gibiçalışalım, kıraç yerleri işler hale getirelim.' dedikleri butekitleri bile artık kabul görmez hale gelir. Ne demişler:Köprüyü geçene kadar ayıya dayı denir...
Ama bunun daötesinde, önemli olanın Ömer'in, Muhammed'e karşı etkiliolduğu gibi Ebubekir için fazlasıyla otoriter olduğunu bilmek-anlamaktır. İşte Ömer'in bu tip kırıcı müdahaleleri Ebubekir'eolumsuz etki yapıyor ve zamanla araları açılıyor.Bunun sonucu olarak, Ebubekir halifeliğin ikinci yılındaÖmer'i hac görevinden aldı, yerine de Mekke valisi Attab'ıgörevlendirdi. Bu insan zaten Muhammed zamanında Mekkevaliliğine atanmıştı.
Ebubekir halife olunca tekrar iş başı yapmıştır. Ömer hac işleri görevinden alınınca bu kez aynıgörev Attab'a verilir. (186) Burada artık Ömer anladığını anlarve planların uygulamaya başlar. Çünkü yalnız bu hacgörevinden alınma işlemi, statü itibariyle Ömer'i Attab'ıngerisine götürür; Ömer bununla puan kaybettiğininfarkındadır. Ancak az önceki örnekte belirttiğim yetkiyemüdahale gibi faktörlerle birlikte, Ömer aynı zamanda çoksert bir insandı, halkla ilişkileri tatlılık düzeyinde değildi.
Çoksert olmasıyla ilgili örnekleri, Ömer'in halifeliği kısmındavereceğim.İşte Ebubekir ona karşı değişince, Ömer de var olan kozlarınıkullanmaya başladı. Bir ara Ebubekir'in halifeliği için,"Kardeşim Zeyd ve arkadaşlarını dinlemiş olsaydım,Ebubekir halifeliği siftah etmezdi." diyor. Bir başka karşıçıkışında da Ebubekir'i tehdit ederek, "Rahat dur! Yoksa seninhakkında bildiklerimi söylerim; o zaman yolda gidensüvariler bile atlarından/develerinden inmek zorunda kalırlar."diyor. Yani bugünkü halk tabiriyle, eğer söylesem yeryerinden oynar gibi bir cümle kullanıyor. (187) Peki, neymişo yeri yerden oynatan şeyler acaba!
Demek ki aralarında çokvahim şeyler varmış ki bu cümleyi kullanıp böyleceEbubekir'in hızını kesmeye çalışıyor.Yine Ebubekir halife olurken o zaman insanlar buna sürprizdiyorlardı.O günkü geleneğe göre bir genel mutabakat (ilkel de olsa) birnevi cumhurun onayı gerekiyordu. İşte Ömer bunu duyuncaçok kızıyor, kim bunu söylüyorsa asar keserim diyordu. Amazaman içinde bu konuda Ömer'in değiştiğini görüyoruz,"Evet; halifeliği sürprizdi; ancak başka da yapılacak bir çözüm yoktu." gibi bir farklılık gösteriyor.
Dikkat edilirseburada yine ayarlı bir konuşma yapıyor. Yoksa millet onainanmazdı ve "Sen ona çalıştın, iş başına getirdin, sürprizdeğil dedin; şimdi de farklı konuşuyorsun." diyecekti. Bir deşu gerçek var ortada: Ömer Ebubekir'i halife olarakdesteklerken, onu bir basamak olarak kullanıyordu, kısazamanda işler düzelirse o ayrılır ben başa geçerim hesaplarıyapıyordu. Bunu zaten daha önce vurguladım. Hatta ÖmerEbubekir için, "Ben diyordum ki, işler rayına oturunca Ebubekir bir hafta içinde halifelik görevini bırakıp banadevredecek." ifadesini kullanıyordu. (188)
İnsan, zaman zaman bu hoşnutsuzluğun emareleriniEbubekir'in konuşmalarından fark ediyor. Mesela bir ara,"Aslında bu adam (Ömer) beni bu işe itti/sürükledi" diyor.(189) işte böylece ipler kopma noktasına geliyor ve Ömerartık bir an önce farklı yöntemleri uygulamaya başlıyor. HattaEbubekir bir hutbesinde, "Benim bir şeytanım var. Şayet benikaydırırsa beni uyarın. İcraatım yerinde ise o zaman banauyun." diyor. (190)
İşte bazı İslam yorumcularına göreEbubekir'in burada şeytandan kastı Ömer imiş. Yani o benietkiliyor demek istemiş diyorlar. İşte aralarında sorunlarolduğu için net olarak Ömer'in ismini diyememiş diyenler devar. Çünkü eğer gayesi cin olan (din mantığına göre) şeytanise, onu görmediğine göre nasıl diyebilir ki benim birşeytanım var?Ömer, halifeliğin riske girdiğini anlayınca çareyi Ebubekir'iortadan kaldırmakta buluyor ve bu yönlü çalışmalaryürütüyor. Şöyle ki, Emevilerle konuşuyor, bu işi birlikteyapalım, sonunda sırayla ben ve Osman halife olalım diyor.
Emevi ailesi çok genişti: Mesela Mekke valisi Attab daEmevi'ydi; ancak Ebubekir'den yanaydı. Yine Eban, Sad b. Asve çocukları Hz. Ali'yi destekliyordu. Ama en geniş Emevikesimi Ömer'den yanaydı ve en sabıkalı olanlar bu kesiminiçindeydi. Mesela Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye gibi.Ömer'in sunduğu teklifte çıkar olduğu için, Ebubekir'i ortadankaldırmaya yönelik plan üzerinde anlaştılar. Başta dabelirttiğim gibi yemeğe zehir katıp bu yöntemle onukatletmeye karar verdiler.
Daha sonra İslam tarihi denilenresmi tarih yazılırken de Yahudilere mal edilerek ve çok kısabir açıklamayla, "Efendim Ebubekir ve yanındaki heyet,Yahudilerin kendilerine verdikleri zehirli yemektenetkilenirler ve bundan dolayı da zaman içinde vefat ederler."şeklinde, çok kısa bir not düşmek suretiyle kaynaklarınageçirdiler.
Ama ne yazık ki bu cinayet işi içinde Osman da vardı, onunbağlı olduğu Emevi kabilesinin önemli şahsiyetleri de vardı.(191)Uygulama aşamasına gelince... Burada çok akıllıcadavrandılar, hiç kimsenin hayal edemeyeceği iki Yahudi asıllıkişiyi ayarladılar: Osman zamanında Kur'an bir arayagetirilirken komisyon başkanlığına seçilen Zeyd bin Sabit'e veyine önemli bir isim olan Abdullah b. Selam'a bu işi havaleettiler.
İşte bunlar olursa Ebubekir rahatlıkla öldürülürdüşüncesiyle karar verdiler. Ama sonuçta, ne adla, kiminevinde tertipledikleri konusunda detay yok. (192) Bakalımkanıtlar ne derece güçlü! Bu planla ilgili İslami kaynaklardan derlediğim önemli bazıbilgileri sunacağım. Sanırım vereceğim bilgiler çözümnoktasında bir şeyler ifade eder. Burada çok komik bir not eklemek isterim. Ebubekir'lebirlikte doktoru da o yemekten yedikleri zaman doktorun, buyemekte zehir vardı, maalesef fazla yaşamayacağız, ancak biryıl yaşama şansımız var' dediğini daha önce de belirttim.
Biryıl sonra doktorla birlikte yatağa düşen Ebubekir, gidiciolduklarını anlamıştır. Bazı kişiler doktora gitmesini, faydagörebileceğini söylemişlerdir.Ebubekir ise "Doktorumdan sordum, gereken teşhisi koydu."şeklinde yanıt vermiştir: Bu işin çaresi yoktur demekistemiştir. Ebubekir'in sözünü ettiği doktor, onunla birlikte ozehirli yemeği yiyen gerçek ve meşhur doktordur; ancakİslami kesim bunu işleyince ilginç bir senaryo çizilmiştir.
Özeti şu: Güya Ebubekir çok kanaat sahibiymiş, artık hakikidoktorum olan Allah beni götürecek demek istemiş.Gerçekten ne garip yorumlar.Peki madem Ebubekir bu planla ortadan kaldırıldı, o zamanonlar nasıl halife oldular, o kadar da kolay mıydı, ortalık okadar boş muydu sorusu nasıl bir yanıt bulur?Daha önce Necah'dan bu konuda bazı bilgiler aktardım, şimdide farklı kaynaklardaki bilgileri de ekleyerek daha fazladetaylandırayım.Anlatılanlara göre Osman, Ebubekir'in tek vasisidir ve onunvasiyeti sırasında ne olmuşsa ikisi arasında olmuştur. (193)
Osman'dan önce Abdurrahman b. Avf Ebubekir'in yanına gider. Ebubekir ona, Ömer'e görev versem ne dersin, diyegörüş bildirmesini ister. Abdurrahman, "Ömer'i benden dahaiyi tanırsın" deyince Ebubekir, "Olsun, yine de düşüncenibelirt." der. Abdurrahman, "Bildiğinden daha fazla iyidir;ancak serttir." diye karşılık verir. Ebubekir daha sonraOsman'ı çağırıp aynı soruyu ona da sorar, görüş bildirmesiniister. Osman, "Bana göre Ömer'in içi dışından daha temizdir"yanıtını verir. O arada Ebubekir kendisine, "Vasiyetimi yaz"der.
Besmele yazdıktan sonra Ebubekir kendini kaybeder/ağırhastadır. Osman o arada vasiyet kâğıdına, Ebubekir'den sonraÖmer'in halife olacağını yazar. Daha sonra Ebubekir ayılınca(tabii ki eğer doğruysa, ayılmışsa!) hemen Osman'a: Hele okuben kendimi kaybedince sen benden sonra ne yazdın, diyesorar. O arada bakıyor ki, Osman vasiyet kâğıdına Ömer'inhalife olacağını yazmış. O zaman Osman'a, "Bakıyorum benbayılınca sen korkmuşsun, ya vasiyet etmeden vefat etse neyapacağız diye hemen Ömer'i yazmışsın. Ama iyi etmişsin,ben de zaten onu gösterecektim" demiştir.
Bazı kaynaklarda, Ebubekir'in Osman'a, "Aslında sen Ömeryerine kendini yazsaydın daha uygundu" dediği de geçiyor.(194) Talha bin Ubeydullah (cennetle müjdelenen on kişidenbiri) Ömer'le ilgili bir şeyler sezince hemen içeri giripEbubekir'e, "Sen Ömer'i halife olarak vasiyet ediyorsan, yarınAllah huzurunda cevabın ne olacak?" diyerek itiraz etmiştir.Şu da var ki, bu adam muhalif olduğu için daha sonraOsman'ın yandaşı Muaviye tarafından katledilir. Zaten hepvurgu yapıyorum, Ebubekir'in atadığı kişiler zaman içinde yagörevden uzaklaştırılmış, ya suikastla öldürülmüş veyasavaşlara gönderilip bu şekilde ortadan kaldırılmışlardır.
Basitbir örnek: Zehebi, "Muaz b. Cebel, Ebu Ubeyde ve Şürahbil b. Hasene, halife Ömer zamanında Şam tarafında bir kıtlıktaölmüşlerdir" diyor. (195)Ama Ebubekir zamanında bunlar değişik bölgelerde önemligörevlerdeydi.Sonunda, Ebubekir tarafından Ömer'in halife tayin edildiğinisöylemek isteyen Osman dışarı çıkar. Bunu söylemeden önceilginç bir yaklaşım tavır gösterir: "Açıklayacağım vasiyeteinanırsanız okurum, yoksa okumam." şeklinde bir pazarlıkyapar. Ve başlar okumaya. Kısa bir yazıdır zaten.
SadeceÖmer'in halifeliğiyle ilgili çok kısa bir metindir. Bu aradaÖmer'in önerildiğini ilan edince, millet bu vasiyetinEbubekir'e ait olmadığını fark eder. Çünkü Osman'ın okuduğukâğıtta Ebubekir'le ilgili bir işaret yoktur: Ebubekir vahiykâtibiydi, okuryazardı, kendisi yazabilirdi ama yazı onundeğildir.Yanı sıra şahit yok, o günkü âdete göre benzer vasiyetleryapılınca imza gibi bir işaret olurdu; ama böyle bir şey yoktu.Bir de işin içinde panik-acele vardı, kabul ederseniz okurumgibi inandırıcı olmayan şeyler söyleniyordu. Hele bir deOsman'ın yanında Ömer de var, amigo gibi sürekli halka,"Dinleyin, bakalım Osman ne diyecek?" gibi aceleci bir halivardı.
Zaten milletin o ana kadar Ebubekir'den böyle bir teklifingeleceğine ilişkin tahminleri de yoktu. Adeta sürpriz biraçıklamaydı.İşte İbni Ebi'l Hadid, Necah gibileri burada tam isimkoyuyorlar: Hileyle, skandalla iş başına gelme. Kısacası, Ebubekir artık hastaydı, Osman ve Ömer'inhazırladıkları düzmece bir vasiyetname millete ilan ediliyorduve maddi gücün ağırlığı da iki tarafta olunca halifelik buşekilde gasp edilmiştir.Kaynaklarda şu da var: Halk, Ebubekir'in Ömer'i halife olarakönerdiğini öğrenince hem muhacirlerden, hem de Ansar'danEbubekir'in huzuruna çıkanlar, sen bu adamın nasıl biriolduğunu iyi biliyorsun, görevi buna vermekle yarın Allahhuzurunda nasıl bir cevap vereceksin, diye veryansın ederler.
Buna karşı Ebubekir, "Ben de Allah'a, kanaatime göre iyiydiki görev verdim" diyeceğim yanıtını verir. Hatta şunu dasöyler: “Hastalığımdan dolayı duyduğum acı bir yana;bakıyorum hepinizin burnu havada. Niye? Ömer'i öneriyorumdiye.” Kanımca bu gibi bilgiler gerçeği yansıtmıyor. Bunlaruyduruk şeyler. Çünkü Ebubekir'in vasiyeti falan yok.Osman'la Ömer kendi aralarında düzmece bir mektupla işibitirmişler.Ünlü tarihçi ve müfessir Taberi daha net bilgiler aktarıyor:Ebubekir son nefesinde yalnız Osman'ı yanına alır ve ona"Vasiyetimi yaz." der.
Besmele; yazdırdıktan sonra kendinikaybeder. Bu arada Osman kafadan bir şeyler yazmaya devameder. Ebubekir bir ara iyileşince Osman'a, "Hele oku bakalımsen ne yazdın?" diye sorar. (196) Osman okuyunca memnunkalır ve "Bern bayılınca sen korkmuşsun, belki vefat ederimde halife: belirlenmemiş olur; dolayısıyla sorun yaratılır.Biliyorsun ki halifelik vasiyet edilmeden ölüm gerçekleşirseMüslümanlar arasında olumsuz durumlar meydana gelir. İştebunu düşünerekten hemen Ömer'i yazmışsın; ama iyietmişsin." der.
Yani bir bakıma Osman yazdıklarıyla Ebubekir'den puan da almış olur. Ama ne ilginçtir ki bukonuda farklı aktarımlar da var: Osman içeri girince Ebubekirona, "Aslında sen halifeliğe daha uygunsun." der; ancakOsman hayır karşılığını verir ve kendi yerine Ömer'i önerir.Çünkü Osman'la Ömer arasında bu konuda yapılan birpazarlık vardı. Buna rağmen Osman o an için halife olamazdı.Onun için hayır demek zorunda.
Bir gün Ömer, Ebubekir'in yanına varınca, bakıyor ki dilinitutmuş uğraşıyor. Ömer, hayırdır diye soruyor. Ebubekir, "İştebaşıma ne gelmişse bundan gelmiştir." diyor, tabii ki emarelerhaddinden fazla çoktur ki, bu ikisi arasında bazı planlaryapılmıştır. Öyle ki, biri diğerine karşı rahatlıkla hareketegeçemiyordu: Adeta birbirlerine ihtiyaçları vardı, birbirlerinemecburdular. (197)Ebubekir'in Ömer ve Osman tarafından planlanan birsuikastla öldürüldüğünü teyit eden ve aynı zamanda birçokİslami kaynakta anlatılan olaylardan birkaçını özetlemekisterim.
Kısacası, bunun bir siyasi cinayet olup olmadığınınizini sürmeye devam edelim.a) Zaman içinde halife Osman'ı katledenler arasındaEbubekir'in oğlu da var ve kendisi o zaman Afrika'danOsman'ı katletmeye gelen baskıncıların içinde ön saflarda yeralıyor. Hatta Osman'a yanına geldiğinde çok ağır hakaretlerdebulunuyor. Birinci baskında Hz. Ali'nin araya girmesiylebunlar Osman'ı katletmekten vazgeçip geriye yollarına devamediyorlar. Onlar geri dönünce, bu arada Osman hemenkendine bağlı olan Afrika valisine mektup yazıp birpersoneline veriyor.
O da devlete ait bir binite (deve-at) binipAfrika yoluna çıkıyor. Mektubun içeriğinde şu var: Afrika'daki valisine, şu şu insanları yakala, feci bir şekildekatlet diye talimat verilmiş.Ölüm fermanları istenen kişilerin başında da Ebubekir'inoğlunun adı yazılıydı. Bu mektup baskıncılar tarafından elegeçirildi ve burada artık Osman'ın sonu gelmişti. Baskıncılartekrar geri döndüler ve Osman'ı katledip cenazesini deYahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye attılar.Üç gün orda kaldı; kimse korkudan gidip cenazeyikaldıramadı. Sonunda Hz. Ali yine araya girince baskıncılardefin için izin verdiler ve Osman gömüldü.
Hz. Ali halife olunca Ebubekir'in bu oğlunu Mısır'dagörevlendirdi; zaman içinde Muaviye iş başı yapınca, bu kezonun talimatıyla yakalanıp bir merkebin içine kondu ve omerkeple birlikte ateşe verilerek işkenceyle öldürüldü. HalifeOsman kısmında bu konularda detaylıca bilgi vereceğim.(198)Bu arada Ebubekir'in kızı ve aynı zamanda Muhammed'in deeşi olan Hz. Ayşe de Osman'a karşı sert tavır aldı, hattamillete, "Öldürün bu Na'sel'i" diyecek kadar ileri gitti,Osman'ın ölüm fetvasını verdi. Na'sel demek, bunak-beyinsizdemektir.
İşte hem Ayşe'nin bu tutumu, hem de Mısır'dakikardeşiyle Osman arasındaki ilişki, insanı ciddenşüphelendiriyor: Dernek ki bunlar, Ömer ve Osman'ınEbubekir hakkında çevirdikleri planları biliyorlardı kiOsman'a karşı cephe aldılar. Bu tavırlarını ancak babalarınıncinayetiyle ilişkilendirmek mümkündür. (199)Yine ibni Kuteybe'nin Maarifte anlattığına göre, Ömer'inöldürülmesinden sonra, kızı ve aynı zamanda Muhammed'in de eşi olan Hafsa ile Ayşe'nin (bunlar kuma) arasıaçılır/aralarına mesafe konur. Peki bu niye!
Burada şu soru akla gelebilir: Madem Ömer-Osman-Ebubekir'i ortadan kaldırdılar, peki niye Ayşe ve Ebubekir'indiğer çocukları yalnız Osman'a karşı cephe aldılar, nedenÖmer'e karşı da böyle bir plan yoktu? Olay şudur: Ömer birkere çok disiplinli-acımasız biriydi. Benim kanaatim o ki,Ömer zamanında Ebubekir'in cinayetinden haberi olanlarkorkudan söyleyememiş olabilir. Veya kim bilir belki denormalde daha sonra ortaya çıkmış olabilir. Zaten dünyadabunun örnekleri çok, bazı ölümlerin komplolarla gerçekleştiğizamanla ortaya çıkıyor.
Burada önemli gördüğüm bir bilgi daha vereyim. Ebubekir'indiğer bir oğlu Abdullah da Muhammed zamanında Taifseferinde aldığı yaralardan dolayı belli bir süre sonra vefatetmişti. Adam evliydi. Ondan dul kalan eşi Atike binti Zeydile halife Ömer evlendi. Ömer nerdeyse Ebubekir'in yaşıtıydı;artık Ebubekir'in dul kalan bu gelininin kaç yaşında olduğu,onunla Ömer arasındaki yaş farkı herhalde tahmin edilebilir.Daha enteresan bir örnek vereyim. Ebubekir hicri 13. yılındavefat ederken, eşi Habibe binti Harice hamileydi.
Çocukdoğunca adını Ümmü Gülsüm koydular. Ebubekir ölünceÖmer aynı sabah iş başı yaptı; zaten konumuz da bu. Ve Ömer10 yıl halifelik yaptıktan sonra öldürüldü. Yani Ömerdünyasını değiştirdiği vakit bu kız 9-10 yaşlarındaydı.İşte bu Ömer, bu kızı da kendine eş olarak Hz. Ayşe'den istediama alamadı. Daha sonra Ümmü Gülsüm, dedesi yaşında olanve cennetle müjdelenen Talha bin Ubeydullah'la evlendirildi,Zekeriya, Yusuf ve Ayşe adlarında üç çocuk dünyaya getirdi. Kız 9-10 (o da eğer Ömer ona son yılında talip çıkmışsa!),Ömer ise 60 yaşlarındaydı. Ömer'le Hz. Ali'nin kızıkonusunda buna biraz daha değineceğim.
İlginç: Bir yandan birbirlerini katlediyorlar, diğer yandanbirbirlerinin ufak çocuklarıyla evleniyorlar. Hz. Ali deEbubekir'in ölümünden sonra kendisinden dul kalan eşi Esmabinti Umeys'le evlendi ve çocukları oldu. Bunu daha önce deyazdım. Onlarda yaşam böyleydi. (200)b) Gerek bireysel, gerek kitlesel şekilde insanlar Ebubekir'inyanına çıkarak, "Aman Ömer çok serttir, nasıl halife olaraktayin edersin, bunu yaparsan Allah'a karşı nasıl hesapvereceksin" dedikleri halde, Osman'ın bunlardan farklı olarakEbubekir'e, "Aslında Ömer iyidir, onun içi dışından dahatemizdir" demesi anlamlıdır.
Az önce belirttim ki, Talha b.Ubeydullah, Ömer'in halifeliği konusunda Ebubekir'lekonuşurken Talha olumsuz rapor vermişti. İşte bu Talha dahasonra halife Osman'ın damadı Mervan tarafından Osman'akarşı tavır alanlardan olduğu için katledildi. (201) İşte bunlarda cinayetin gerçek adresi noktasında önemli birer ipuçlarıdır.c) Yine Ömer'in, Ebubekir'in vefat ettiği aynı gecede hemenalelacele cenaze namazını kılıp onu gömmesi, bizzat kabreindirmesi ve sabahleyin de halifelik görevine başlaması, buarada Ebubekir için ağlayan aile fertlerini, kadınlarıkırbaçlaması anlamlıdır.
Neden alelacele gömüyor, nedencenazenin merasimle kaldırılmasına izin vermiyor? Dahaönce Ebubekir'le Ömer'in arasının ne kadar açık olduğunuörneklerle izah ettim. Dolayısıyla Ömer'in bu defin işindehizmet gibi görünen davranışları, aslında bir hizmet niyetiyledeğil; bir an önce bu cenaze işi bitsin, kimse duymasın, kolayca sabahleyin iş başı yapayım niyetiyledir. Bir de tabii kibabası, annesi, bir yakını ölse insan ağlar; bu doğal bir şeydir.
Ömer'in bu kadınları dövmesi, korkusundandır: Kimseduymasın diye bu tavrı göstermiştir. Çünkü yine Ömerzamanında Halit b. Velit ölünce kadınlar ağlamıştır. AmaÖmer burada bir sorun çıkarmadığı gibi; üstelik ağlasınlardiye izin de vermiştir. Bu da onun niyetinin ne olduğunuaçıkça ortaya koyuyor: Kadınlar, Ebubekir'in yakınlarıölülerine ağlıyorlarsa sana ne! Tabii ki bu da kuşkuuyandırıyor, anlamsız değil. (202) Daha önce de ifade ettiğim gibi, birçok İslami kaynakta geçenşu bilgi önemli: Osman'ın vasiyet esnasında tek başına Ebubekir'in yanında kalıp vasiyetini yazması, Ebubekir'inbayılması sonucu Osman'ın Ömer'in ismini yazması veEbubekir'in aklı başına gelince bunu okuyup onaylaması vesonunda Osman'ın bir kölesiyle birlikte dışarı çıkıp o aradaÖmer de onlarla birleşince, halka "Kabul ederseniz okurumyoksa okumam" demesi, Ömer'in acele-panik içinde Osman'ıdinleyin demesi ve hele hele Ebubekir'in de okur-yazar, vahiykâtibi olduğu halde onun o kâğıda yazdığına dair hiçbirişaretin bulunmaması (üstelik şahitsiz bir kâğıt); tabii kikuşkuları daha da artırıyor.
Bir de Ebubekir'in yazıları,genelde uyarılar içeriyordu, içinde vaz'u-nasihat vardı. Buvasiyette ise, "Ömer'i halife olarak öneriyorum, iyilik yaparsaiyi olur, aksini yaparsa ben ne yapayım?" gibi hiç deEbubekir'in söylemlerine uymayan bir stille yazılan ifadeler.Bunlar da şüphe uyandıran noktalar.Bir de Ebubekir çok hastadır, öyle ki besmele kelimesini bileyazmadan bayılmıştır. Peki, gerçekten bu baygın halinde Osman'la bunları konuşabilir mi? Yine madem Osman dışındakimse yoktu içerde; Ebubekir'in bayılıp bir daha ayıldığını veOsman'a, bravo iyi etmişsin de Ömer'i vasiyetime almışsıngibi sözler söylediğini Osman dışında kim duydu? Osman'danbaşka şahit yok! (203)
d) İster teklifleri ciddi olsun, ister deneme mahiyetinde olsun;Hz. Muhammed'den sonra halife seçimi konusunda yürütülençalışmalar sırasında hem Ebubekir, hem de Ömer EbuUbeyde'ye, "Sen aday ol" diyorlardı, o sıralarda Osman'ın adıhiç geçmiyordu. Ama Ebubekir'in vefatıyla birlikte her nehikmetse Osman öne çıkıyor ve Ebu Ubeyde ismi ortadankalkıyor. Üstelik Ebubekir döneminde atanan eyalet valileri,askeri yetkililer, vergi memurları görevden alınıp yerlerine deen çok Emevi sülalesine bağlı kişiler atanıyor ve zamanlaEmevi saltanatı meydana geliyor. Ebubekir döneminde görevyapıp da Ömer döneminde uzaklaştırılan bu insanların çoğu,Ömer'in halifeliği döneminde şu veya bu şekilde ortadankayboluyorlar/öldürülüyorlar.
Mesela Muaz bin Cebel ile Ebu Ubeyde için Şam tarafında birkıtlıkta (Amvas kıtlığı) ölmüşlerdir, diye bilgi verilmiş. Dahaönce de yazdım, Mekke valisi ve aynı zamanda hacdansorumlu Attab adındaki kişi zehirli yemekle öldürülüyor vekısa bir notla cinayeti Yahudilerin işlediği kayda geçiriliyor, odönemde sanki Yahudi mi kalmıştı! Muhammed zamanındaHayber, Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni KureyzaYahudilerinin işi çoktan bitmişti. Ancak şu olabilir: KalanYahudilerden plan konusunda bilgi edinmiş ve sonuçtaYahudi asıllı Zeyd bin Sabit ile yine Yahudi asıllı Abdullah bin Selam gibi şahısları da aracı olarak kullanmış olabilirler;yoksa o sırada Yahudilerden etkili bir kesim kalmamıştı.
Yine Ebubekir'in önemli görevlilerinden, özellikle irtidâdhareketlerini bastırma konusunda meşhur olan Halit bin Velitgörevden uzaklaştırılır ve Suriye'nin Hımış kentinde hicri 21.yılında Ömer zamanında vefat eder. O da zehirlenereköldürülür. Mesela İbni Teymiyye gibi İslam önderleri, Halit b.Velit zehirlenerek ölmüştür, diyor. Zaten Ömer hiç onusevmiyordu, ona kalsaydı Ebubekir zamanında Malik'in eşinialdığı zaman taşlanarak öldürülmeliydi. (204) YineEbubekir'in görevlilerinden Utbe bin Gazvan da hacdandönerken devesinden/atından düşer ve ölür, en azından böylesöyleniyor; eğer doğruysa! Tabii ki bu da kuşkulu.
Tekraroluyor ama bir kere daha hatırlatmakta yarar var. O döneminmuhalifleri ya zehirlenerek öldürülmüş veya başarılması zorsavaşlara gönderilip bu şekilde etkisiz hale getirilmişlerdir.(205)e) Aslında Ebubekir'in bir ara Abdurrahman b. Avfa, "KeşkeHalit b. Velit'i Şam'a gönderdiğim zaman Ömer'i de Irak'agönderseydim" demesi anlamlıdır. Yani keşke Ömer'ibaşımdan kovsaydım, uzaklaştırsaydım demek istiyor.Ebubekir'in bu açıklaması neredeyse konuyu işleyen ilgili tümİslami kaynaklarda var. Tabii ki bu da önemli bir tespit. (206)
Bir de kitapları okuyanlar, hemen okuyup geçiyor, olaylararasında ilişki kurmuyorlar. Mesela Ebubekir'le birlikte Attabda o zehirli yemekten yiyor ve ölüyor deniliyor. Ama kimsebunun üzerinde durmadan, bilgi olsun diye kısa not şeklindegeçiştirmişlerdir. Bu Attab da kim, o niye bu plana dahilolmuş, yoksa o da tesadüfen mi orada bulunuyordu diye kimse bunu irdelememiş. İşte bu sorunun yanıtı da konuylaalakalıdır. Bu şahıs, Muhammed zamanında Mekke valisiydi.
Ebubekir gelince ilk yıl yine bu görevi sürdürdü ve ikinci yılıhac işlerinden sorumlu göreve getirildi. O dönem hacişlerinden sorumlu olan kişi, halifeden sonra gelen ikinciyetkili adamdı.İşte Attab'ın zehirlenmesi bir tesadüf değil; tersine ona karşıda bir komplo söz konusu. Çünkü bu adam Ömer'in rakibi vehatta onu geçebilecek durumda. (207)Keza Ebubekir'in, "Aslında Ömer halife olmazsa daha iyiolur." şeklindeki açıklaması var. Bundan da, Ebubekir'inÖmer'den memnun olmadığı belli oluyor; ama öyle görülüyorki, işin başında birlikte bazı planlar yapmışlar; artık Ebubekiristemese de yerine getirmek zorunda.
Hatırlanacağı gibiÖmer'in bir ara onu tehdit ettiğini, senin hakkında bildiklerimiaçıklasam süvariler bile atlarından/develerinden inmekzorunda kalırlar dediğini yazmıştım. Hatta Ömer'i istemeyeno kadar çok insan vardı ki, Ömer'in halife olmaması içinkitlesel olarak Ebubekir'in yanına gidiyorlar, Ömer çok sert-haşin biri, makam sahibi olursa daha da sertleşir, sakın olahalife olmasın diyorlar; bunu daha önce yazdım. (208)Ayrıca bu zehirli yemeği ayarlayanlardan Yahudi asıllı Zeydbin Sabit'in daha sonra Ömer ve Osman tarafından çok önemligörevlere getirilmesi, kafaları daha da karıştırıyor. Meselahalife Osman zamanında hazırlanan Kuran için bu Zeydkomisyon başkanı olmuştur.
Gerçi Ebubekir zamanında bukonuda yapılan çalışmada yine komisyon başkanıydı.Kur'an'ın Osman zamanında nasıl kitap haline getirildiğine,daha doğrusu nasıl oluşturulduğuna ilişkin elimde yeni bir çalışmam var; orada bu konuları detaylıca anlatacağım.Ancak merak edilmesin diye burada kısa bilgi vereyim. Enbaşta Hz. Ali gibileri onlarca vahiy kâtibi var iken ve taMekke'den beri Hz. Muhammed'le beraber iken, Kur'an'ıbaştan beri takip edenler var iken, Medine dönemindeMüslüman olan ve Muhammed'le tanışırken de 11 yaşlarındabir çocuk olan bu Yahudi asıllı Zeyd bin Sabit'in, Kur'an'ın biraraya getirilmesi komisyonuna başkan olması, izah edilebilirbir olay değildir.
Yine örneğin Ömer hicri 17. yılında haccagidip 21 gün kalırken, Zeyd'i kendi yerine görevlendirir. Yineaynı yıl Ömer umreye gidince Zeyd'i bir daha tayin eder.(209) Sanki başka adam mı yoktu. Osman'ın kendi zamanındaonu tekrar aynı göreve getirmesi, ister istemez kuşkuoluşturuyor: Acaba Ebubekir'e zehirli yemek yedirdiği içinödüllendirilmiş midir veya bir pazarlık sonucu mudur?Ayrıca halife Ömer iki kez hacca, bir kez de Şam tarafınagitmiştir ve yerine de Zeyd bin Sabit'i üç sefer Medine valisiolarak tayin etmiştir. Aynı toleransı Osman da göstermiştir.
Bunlar tesadüfî olan şeyler değildir. (210)f) Taberi gibi (ö.310) bir müfessir (Kur'an yorumcusu) vetarihçinin şu açıklaması dikkate değer. Ebubekir ölümdöşeğindeyken Osman'a, sana bir şeyler söyleyeceğim; Allahsenden razı olsun sakın kimseye anlatma diyor. Osman,"Evet; kimseye söylemem" sözünü verince Ebubekir,"Aslında Ömer halife olmazsa onun hayrınadır" diyor ve bukonuşmanın sonunda yine Osman'ı uyarıyor; "sakın busöylediklerimi, seni niye yanıma çağırdığımı kimseyeanlatma" diyor. Taberi'de bu açıklamanın yapıldığı yerdedipnotta, ibni Sad'ın da bunu aktardığı eklenmiştir.
Belli ki Ebubekir-Ömer arasında bozulması zor olanpazarlıklar daha önce yapılmış ki, Ebubekir, Ömer'iistemediği halde artık bir şey yapamamaktadır. Örneğin Hz.Muhammed'e karşı birlikte tertipledikleri cinayet planı...Ömer nasıl Muhammed'e karşı etkili biri idiyse, Ebubekir'ekarşı da çok baskın/otorite sahibi bir insandı. Dikkat edilirseEbubekir, Osman'la Ömer hakkında bir cümle sarf ediyor. Ocümlenin hem başında, hem de sonunda, sakın ha bunuağzından kaçırma diyor. Bu aslında somut bir kanıttır.
Zatendaha önce Ebubekir'in Ömer'e karşı ne kadar etkisiz olduğunuörneklerle açıkladım. (211)g) Yine Ebubekir'in (nabız yoklaması da olsa) Osman'a,"Aslında halifeliğe sen daha uygunsun" demesi ve Osman'ınbuna karşı, "yok Ömer olsun, o daha uygundur" diye cevapvermesi, gösteriyor ki plan Osman'la Ömer arasındasonuçlandırılmış, bir karara varmışlar, artık programı yavaşyavaş uyguluyorlar. Pazarlıklar olmasaydı, onu zehirlememişolsalardı, Osman bu fırsatı kaçırmazdı. Çünkü onun bağlıbulunduğu Emeviler çok güçlüydü, bir de Osman,Muhammed'in damadıydı (kızlar Muhammed'in olmadığıhalde yine de bu önemli bir faktördü), millet bunu da gözönüne alırdı. Ebubekir cidden ona teklif sunmuş olsun diyedüşünelim; Osman artık olup bitenlere karşı yeni bir adımatamazdı, "hayır" demekten başka bir yolu yoktu.
Başlığı şöyle kapatmak isterim: Madem bu kadar İslami kaynakta Ebubekir zehirlenerek öldürülmüştür deniliyor,(212) peki hangi olaydan dolayı, nerede, zehirli yemek yediren kim, faili ne oldu diye sormak lazım. 'Yahudiler onu zehirledi' şeklindeki kısa açıklamayla bu olay kapatılamaz. Olup bitenlere bakıldığında, şöyle bir planın yapıldığı ortaya çıkıyor: Aslında Ebubekir artık son nefesini verirken, Osman tarafından göz hapsine alınmış, evine girilip çıkılmış, yoklanmış; Osman onu nöbet tutarcasına takip etmiş ve artıkcan verme anında iken, aslında daha önce Ömer'le birlikte yazdıkları o hazır kâğıdı cebinden çıkarıp "Ebubekir'in vasiyetidir" şeklinde halka ilan etmiştir.
Bu anlatılanlardan böyle bir film çevrildiği rahatlıkla anlaşılabiliyor. Ölüm hangi yaşta gelir bunu kimse bilemez; ancak Ebubekir altmış yaş civarında ölürken babası henüz hayattaydı. Kimseyi cani diye ilan etmekten zevk alacak halim yok; ancak sansüre rağmen bu bilgiler önemli İslami kaynaklarda var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder