16 Ekim 2021 Cumartesi

BÖLÜM 5 - HALİFE ÖMER


 BÖLÜM 5 - HALİFE ÖMER

a) Halife Ömer Neden Katledildi?Halife  Ömer'in  cinayet  nedeni  çok  ilginç  ve  maalesefMüslümanlar bunu bilmiyor. Onların kafasında hep "adaletin kılıcı,  merhametli  bir  Ömer"  olarak  yer  edinmiş.  1986'dan sonra ben Diyarbakır merkezdeydim, ta 92'ye kadar. Bir ara müftülük, halife Ömer'in katli ile ilgili bir piyes tertiplemişti,ben  de  izlemeye  gittim. 

 O  piyesin  etkisiyle  izleyicilerde büyük bir nefret ve infial oluşmuştu: "Keşke Ömer'in katili Ebü Lü'lü'ü ele geçirip paramparça etseydik." mesajı, onların gözlerinden okunuyordu. O günlerde bu konuda fazla bilgi sahibi  değildim;  ama  fanatik  de  değildim.  Zaman  içinde Ömer'in  asıl  kimliğini/icraatını  öğrendim,  o  piyesteki insanların o nefreti hatırıma geliyor; üzülüyorum. Geçenlerde bir yazı okudum; Yemen'de kanun çıkarmışlar, bir kız çocuğu 17 yaşına gelmeden evlenemez diye. Kadınlar bunu duyun caniye  böyle  bir  kanun  çıkarıyorsunuz  diye  ellerine  birer pankart  alıp  meclise  yürüyüşe  geçmişler.  

Hâlbuki  o  kanunkadınların  lehinedir.  Burada  olay  şu:  Onlar  İslam'a inanıyorlar. İslam'da da küçük yaş kızlar için problem değil. Bu  kanunu  çıkarmakla  Yemen  hükümeti  İslamiyet'e saygısızlık yapmış oluyor! İşte karşı koyuşlarının nedeni bu.

Evet, Ömer neden öldürüldü? Halife  Ömer  kolay  kolay  Farsları  şehre  sokmazdı,  onların Medine'ye yerleşmelerine izin vermezdi. Bir gün Mugire b.Şube,  Ömer'e  bir  mektup  yazdı.  Mektubun  içeriği  şu: Yanımda Fars/İranlı biri var, adam hem iyi bir demirci, hem marangoz ve hem de ressam/figür işini iyi yapan biri. İzin verirsen Medine'ye gelsin orada bizim insanlarımıza faydalı olsun.  Önerdiği  kişi  Mugire'nin  kölesidir,  kalabalık  bir merkezde kalmasını, fazla müşterisi olmasını arzu etmektedir.

Sonunda Ömer izin verir ve adam Medine'ye yerleşir. Her gün(para kazansın kazanmasın) patronuna iki dirhem (o günküpara birimi) vermek zorundadır. Bir süre sonra bu kadar para vermek adama zor gelmeye başlar. Bir ara Ömer'e durumunu anlatır, bu kadar ücreti ödeyemeyeceğini söyler. Ömer, sen kazanırsın, birçok sanatın var der ve ona yardımcı olmaz.

Bu  arada  Ömer  ona,  "Duyduğuma  göre  sen  hava  ile çalışabilecek  değirmen  de  yapabiliyormuşsun."  der.  Adam evet  dedikten  sonra  ve  Ömer'e  kızgın  bir  bakış  atarak "Ömrüm  yeterse  sana  öyle  bir  değirmen  yapacağım  ki, numune olsun, insanlar hep onu konuşsun." diye ekler. Ömer'i öldürme duygusuyla doludur. Ömer de onun bakışlarından bu durumu fark ederek, "Baksanıza bu adam beni tehdit ediyor."der. Tabii ki alaylı bir şekilde. Ve adam gidip iki ağızlı, uzun bir hançer yapar, bir gün sabaha karşı camide Ömer'e saldırır ve üç darbe vurup kaçar. Kaçarken de önüne gelenlere, onu yakalamak isteyenlerin hepsine saldırır ve rivayetlere göre onüç  kişiyi  katleder.  Hançerin  zehirli  olduğunu  da belirtmeliyim. Sonuçta teslim olmamak için intihar eder.

İşte Ömer'in ölüm hikâyesi böyle. Haksızlığa  maruz  kalan  ve  kendi  memleketinde  önemli  bir ailenin de evladı olan bu insan, bir hiç uğruna köle statüsüne tabi tutuluyor, Ömer'e derdini anlatıyor ve Ömer de, "Çalış,çalış. Senin elinden birçok iş gelir." karşılığını veriyor. Şunu belirteyim  ki,  Ömer'in  cinayetiyle  ilgili  Müslümanlar tarafından  ezberlenmiş  o  bilgi  gerçeği  yansıtmıyor.  Ömer'i katleden  Firuz,  yine  Ömer'in  halifeliği  döneminde Müslümanlarca  ele  geçirilen  İran'a  bağlı  Nihavend şehrindendir. İslam tarihindeki bilgiye göre Müslümanlar 100 binden  fazla  insanı  katlediyor  bu  savaşta.  

Otuz  bini  savaş alanında, seksen bini de baskınlarda öldürülüyor. Bu savaşta her  Müslüman  süvari  askere  altı  bin  dirhem  ganimet dağıtılıyor. Piyadeye de iki bin. Önemli kişiler katlediliyor. Kadınlar  cariye  ve  birçoğu  köle  statüsüne  tabi  tutularak Medine'ye götürülüyor. Böyle bir manzaraya ne denilebilir ki.Ömer'i katleden Firuz, çoğu kez o çocukların yanına gidip başlarını  okşardı  ve  "Ne  yapayım,  yapılacak  bir  şey  yok.

Ömer,  ciğerlerimi  yedi/parçaladı."  diyordu  ve  hep  düşünüp taşınıyordu. İşte bundan sonrası önemli. İbni  Teymiyye  Minhac'ü  Sünne  adlı  yapıtında  bu  konuyu işlerken  şunu  söylüyor:  Bu  adamın  Ömer'i  katletmesi  bir siyasi  olaydır.  Bunu  basit  bir  vergi  meselesine  bağlamak doğru  değildir.  

Adam,  alınan  şehrini  düşünüyor,  katledilen insanlarını  düşünüyor,  Medine  sokaklarında  her  gün  o  esir çocukları görünce eriyor, katledilen o Nihavend kadınlarını gözünün önüne getiriyor. Ve bu yüzden bir an önce Ömer'inasıl yok ederim planları yapıyor, tabii ki kendisine biçilen vergi  de  ağır,  o  da  etki  yapmış  olabilir;  ama  asıl  neden, siyasidir. Afrika'ya,  İspanya'ya,  Orta  Asya'ya  kadar  uzanarak  fütuhatadı altında o zamanki yerüstü kaynaklarını talan ettiler. İyi ki teknoloji  devri  başladı;  yoksa  bu  fütuhatlar  hâlâ  devam edecekti  ve  nice  Firuzlar  ya  esir  olup  bir  patrona  uşak yapılacak,  ya  da  katledilecekti;  kadınlar-kızlar  da  cariye olacaktı  ve  mal  mülk  ne  varsa  hepsi  ganimet  olarak dağıtılacaktı. (213)b) 

Bilinmeyen Yönleriyle Halife Ömer En  başta  Hz.  Muhammed  olmak  üzere,  Ebubekir  ve  daha birçok  önemli  kişinin  ölümünden  sorumlu  tutulan  Ömer'in yapısının gerçekten buna müsait olup olmadığını iyi anlamak için, bilinmeyen yönlerine iyi bakmak lazım. İslami kesimce sağlam  diye  kabul  görmüş  kaynaklardan  derlediğim  bazı özelliklerini bu başlık altında özet emek istiyorum.

İlkin  halife  Ömer'in  niçin  ve  nasıl  Müslüman  olduğu konusuna değinmek istiyorum. Onu tam tanıyabilmek için bu konunun da bilinmesinde yarar var. Ömer'in  nasıl  Müslüman  olduğu  konusu,  neredeyse  imanın şartları  gibi  her  Müslüman'ın  ezberindedir.  Onun  için formaliteler  üzerinde  pek  durmayacağım.  Ancak  iddia edildiği gibi Ömer o komik nedenden dolayı mı Müslüman olmuştur;  yoksa  başka  nedenleri  mi  vardı,  buna  katkı sunabilecek bazı ipuçları vereceğim. İslami  kaynaklarda  anlatılan  şu:  Mekke  döneminde  henüz Müslümanların  sayısı  40  civarında  iken,  inanmayanlar  Hz.Muhammed'i ortadan kaldırmak için kiralık katil ayarlamaya karar verirler. Sonuçta Ömer ortaya çıkıp bu işi ben yaparım der ve anlaşırlar. Bunun sonucu olarak Ömer kılıcını kuşanır Muhammed'i  öldürmek  için  dışarı  çıkar.  Yolda  Nuaym  b.Abdullah  adındaki  birine  rastlar.  Adam  Ömer'e,  "Senin yakınların Müslüman olmuş, önce kendi aileni bir düzelt de ondan  sonra  git  başkasıyla  uğraş."  der.  Ömer,  "Hangi ailemden söz ediyorsun?" diye sorunca, Nuaym b. Abdulah,"Amcanın oğlu ve aynı zamanda enişten Said b. Zeyd b. Amr ve  kız  kardeşin  Fatma  bin  Hattab  işte  bunlar  Müslüman olmuşlar." der. 

Bunun üzerine Ömer hemen yolunu değiştirip onların evine doğru gider. Kapıya varınca, Habbab adındaki kişinin  onların  evinde  Kur'an'dan  ayetler  okuduğunu  işitir. Ömer içeri girer, "Az önce okuduklarınız ne idi?" diye sorar. Kız kardeşi ile eniştesi bunu inkâr edince Ömer, "Duydum ki ikiniz  de  Muhammed'e  uymuşsunuz  ve  onun  dinine girmişsiniz." der ve hemen eniştesi Said b. Zeyd'in üzerine çullanır. Fatma kalkıp onu kocasının üzerinden uzaklaştırmak isteyince Ömer onu da tokatlar ve başını yarar. Bu arada kızkardeşi ve eniştesi ona, "Evet, biz Müslüman olduk. Sen neyaparsan yap." derler. Ömer,  kız  kardeşinin  başını  yarıp  kanattığını  görünce duygulanır  ve  o  andan  sonra  kız  kardeşine,  "Demin okuduğunuz  eğer  yazılı  varsa  bana  getirin,  Muhammed'in davası  neymiş  bir  bakalım?"  der  ve  ondan  sonra  onlara yumuşak davranmaya başlar. 

O sırada kız kardeşi Fatma ona,"Ey kardeşim! Sen puta taptığın için necissin/pissin (temiz değilsin!) Hâlbuki Kur'an'a temiz olanlar ancak dokunabilir!"der. Bunun üzerine Ömer kalkıp yıkanır ve kardeşi Fatma da ona o sayfaları getirip verir. Sayfalarda Taha suresi ile Tekvir suresinin  birkaç  ayeti  yazılıymış.  

Ömer  Taha  suresinin  baş tarafındaki ayetleri okuyunca, "Bu sözler, ne kadar güzel, ne kadar değerli!" demekten kendini alamaz ve o andan sonra da gidip Muhammed'le konuşup Müslüman olduğunu ilan eder ve  artık  Muhammed'le  çalışmaya  başlar.  

İşte  İslami kaynaklarda halife Ömer'in Müslüman oluşunun kısa hikâyesi bu.Ömer'i  çok  etkileyen  ve  Müslüman  olmasına  neden  olan ayetlerin içeriğinde neler var, neymiş o olağanüstü mesajlar ki Ömer artık dayanamamış, sonuçta inanmış? Önce bu ayetlere bir bakalım. 

Bir kere birinci ayet (Ta ha) anlamı olmayan bir kelime; bunu geçelim. Ömer'in dinlediği (kalan) 15 ayette, biz Kur'an'ı  sana  güçlük  verelim  diye  değil  de,  Allah'tan korkanlara  öğüt  olsun  diye  indirdik.  Yerle  gökleri  yaratan Allah'tır.  Rahman/Allah  Arş'ta  istiva  etmiş  (Bu  da  çok tartışmalı  ve  Tevrat'la  örtüşen  bir  ayet.  Hani  Tevrat'ta deniliyor ki Allah evreni 6 günde yarattıktan sonra yedinci günü Arş'a oturmuş. Burada da bunun çağrışımı var), göklerle yerin  ve  ikisi  arasındakilerle  yerin  dibindeki  ne  varsa  hep Allah'ındır, Allah gizliyi de aşikârı da bilir. Allah'tan başkaTanrı yoktur ve en güzel isimler Allah'ındır denir.

Bunlar söylendikten sonra hemen Hz. Musa olayına atlama yapılır ve ilginçtir ki Allah burada soru şeklinde giriş yapan Musa olayı sana (ey Muhammed) ulaştı mı, der ve anlatır:Hani Musa uzakta bir ateş görünce ailesine, "Hele bir gidip bakayım,  ola  ki  o  ateşten  bize  bir  parça  getiririm  veya yanında  biri  varsa  sorarım  belki  bize  yardımcı  olur."  gibi Tevrat'ta  anlatılan  mitolojiden  bir  özet  var  son  kısımda (Sunduklarım, Ömer'in dinleyip de etkilendiği ayetlerdir.).

Bir  de  o  sırada  Ömer'in  dinlediği  Tekvir  suresinin  ilk  14 ayetinde neler var, bunları da özet şeklinde Diyanet'in Kur'an tercemesinden  vereyim.  "Güneş  dürüldüğü  zaman,  yıldızlar söndüğü  zaman,  dağlar  yürütüldüğü  zaman,  gebe  develer salıverildiği zaman, yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, ruhlar (bedenlerle)  eşleştirildiği  zaman,  diri  diri  gömülen  kız çocuğunun,  hangi  günahtan  ötürü  öldürüldüğü  sorulduğuzaman,  amel  defterleri  açıldığı  zaman,  gökyüzü  (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet  yaklaştırıldığı  zaman,  herkes  önceden  hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir." (214)

İşte Ömer'i etkileyen ayetler bunlar. Şunu da hatırlatmakta yarar var: Bir kere Ömer bu ayetleri yeni  duymuyordu!  Bunları  ve  daha  nicelerini  çarşıda, pazarda, sokakta ve her yerde Muhammed'den açık bir şekilde dinliyordu. Zaten Muhammed bunları anlattığı için muhalefet ona  inanmıyordu  ve  Ömer  bu  yüzden  kılıcını  alıp  onu öldürmeye  gitmişti.  Peki,  neden  dışarıda  bunların  daha fazlasını dinlediği halde etkilenmedi de, içeride birkaç ayet okuyunca  onda  iz  bıraktı  ve  olağanüstü  ayetler  diye  İslam tarihine  geçti?  Ömer'in  daha  önce  bu  ayetleri  hiç duymadığını,  bu  olayda  duyduğunu  kabul  edelim!  

Peki,  az önce anlamlarını sunduğum bu ayetlerde ne vardı ki Ömer çok etkilenerek Müslüman olmuştur? Aslında  Ömer  kız  kardeşini  döverek  onu  yaraladığında, bundan  bir  nebze  (o  an  için)  etkilenmiş  olabilir.  

Ancak Ömer'le  ilgili  tüm  bilgiler  bir  araya  getirildiğinde,  onun İslamiyet'i kabul ettiği andan itibaren, gelecekle ilgili kafasına bazı   düşünceleri   yerleştirdiğini   söylemek   kuvvetle muhtemeldir. Çünkü o dönem Mekke'de farklı ve etkili bir siyasi  örgütlenme  yoktu;  nasıl  olsa  bu  din  formülüyle Muhammed  bir  şeyler  yapmaya,  yeni  bir  sistem  kurmaya çalışıyordu;  hiç  olmazsa  ben  de  fazla  düşman  kesilmeden şimdiden bağlanıp gelecek için planlarımı yapayım şeklinde düşünmesi  ve  buna  yönelik  hesaplar  yapması  en  gerçekçi olanıdır,  tabii  ki  eğer  Ömer'in  İslamiyet'i  kabul  etmesi anlatıldığı gibi ise. Ama belki de farklı bir şekilde Müslüman olmuştur,  bunu  bilemiyoruz.  

Hep  söylüyorum:  İslam  tarihi maalesef çok karanlık bir tarihtir, bağımsız yazılan bir tarih değildir. Az sonra sunacağım hadiste ve daha birçoğunda Hz. Muhammed,  Ömer  için,  "Şeytan  bile  senden  kaçar."demektedir.  

Yani  Ömer  boşu  boşuna,  hemen  gidip  ben  de Müslüman oldum demez; bu, çok safça bir düşünce olur. Şimdi  de  Ömer'in  gerçek  hayatından  somut  birkaç  örnek vereyim.

Örnek 1: Sad b. Ebi Vakkas aktarıyor: Bir gün halife Ömer Muhammed'in  yanına  girmek  için  izin  ister.  O  sırada  da Muhammed'in  yanında  bir takım  kadınlar  da  vardır.  Bunlar hem onunla sohbet eder, hem de yüksek sesle konuşup kadın haklarıyla  ilgili  bazı  isteklerini,  sıkıntılarını  dile  getirirler.

Ömer içeri girince onlar hemen kalkıp perde arkasına gider, saklanırlar.  Buna  karşı  Muhammed  gülmeye  başlar.  Ömer bunun nedenini sorunca Muhammed, "Bu kadınlara şaştım: Ben ve onlar baş başa iken serbesttiler, bir sorun yoktu; senin sesini  duyunca  koşup  perde  arkasına  gittiler."  der.  

Ömer,"Bunlar, asılında sana karşı böyle disiplinli olmalıydı." der ve o  kadınların  bulunduğu  yöne  doğru  dönerek,  "Ey  kendine düşman olanlar! Muhammed'den çekinmiyorsunuz da bendenmi  çekiniyorsunuz?"  diyerek  onlara  serzenişte  bulunur.

Kadınlar  da,  "Evet!  Senden  korkarız.  Çünkü  Sen  çok  sert mizaçlı  bir  insansın."  karşılığını  verirler.  Bu  arada Muhammed, "Allah'a yemin olsun ki, ey Ömer eğer şeytan sana  bir  caddede  rastlamış  olsa,  mutlaka  senin  tuttuğun yoldan yönünü çevirip başka bir yol alır." der. 

Evet; Ömer'in sertliğini ortaya koyan bu önemli hadis, Buhari ile Müslim'de ortak olarak işlenmiştir. Ömer'le  ilgili  benzer  örnekler  İslami  eserlerde  çoktur; birkaçını daha aşağıya alıyorum...

Örnek  2:  Leyla  adında  bir  kadın  anlatıyor.  Biz  İslamiyet'i kabul ettiğimiz için muhalif olanlar (Mekke'de) bize eziyet çektiriyorlardı, bunların başında da Ömer geliyordu. Kendisi çok  sert  bir  insandı.  Bize  uygulananlara  dayanamadığımız için eşim Amir b. Rab'i ile birlikte hazırlandık, Habeşistan'agöç edeceğiz. 

Ömer bu hareketliliğimizi görünce "Hayırdır, nereye?"  diye  sordu.  Ben  de,  "bize  yaptığınız  zulme dayanamadık burdan kaçıyoruz" dedim. 

Buna karşı Ömer sert bir davranışta bulunmadı, tam tersine, "Allah sizinle olsun"dedi.  Daha  sonra  Ömer  gidince  eşim  yanıma  geldi.  Ben eşime,  Ömer'le  aramda  geçenleri  anlattım,  Ömer'in  bana yumuşak  davrandığını  söyledim.  Bu  sırada  eşim,  "Ömer'in merkebi/eşeği  Müslüman  olmayana  kadar  Ömer  Müslümanmı olacak sanki" dedi. Burada,  az  önceki  örnekte  anlatılan  Ömer,  Müslüman olmadan  önceki  Ömer'dir;  İslamiyet'i  kabul  ettikten  sonra değişmiş  ve  adaletin  kılıcı  olmuş  gibi  sözler  söylenebilir.

Kanımca bu başlık sonuna kadar takip edilirse ve kitapta olup bitenler de göz önüne alınırsa Ömer'in değişip değişmediği daha kolay ortaya çıkar.

Örnek  3: Burada anlatacağım olay, az önceki örnekle aynı mesajı içeriyor. Hz. Muhammed'in genç eşi Ayşe anlatıyor.

Ben ve eşim Muhammed evde oturuyorduk. O arada sesler, çocuk  sesleri  geldi.  Kendisi  kalkıp  baktı.  Meğerki Habeşistanlı bir dansöz oynuyor, etrafında insanlar, çocuklar toplanmış  bakıyorlar.  Muhammed  bana,  "Ayşe,  sen  de bakmak  ister  misin?"  dedi.  Ben  evet  dedim  ve  kendisine yaslandım  birlikte  bakmaya  başladık.  Bir  ara  "Artık  yetermi?"  diye  sordu.  Ben  hayır;  hoşuma  gidiyor  seyredelim dedim.  O  sırada  Ömer  de  oraya  geldi.  İzleyiciler  Ömer'in geldiğini görünce dağıldılar. 

Bunun üzerine Muhammed, "Ne kadar şeytan varsa (ins-cin) hepsi bu Ömer'den korkar." dedi. Buna benzer farklı bir olay daha ekleyeyim. Bu sefer Ayşe'nin hizmetlisi  Büreyde  anlatıyor.  Muhammed  bir  savaştan dönmüştü. O sırada zenci bir kadın huzuruna geldi ve şunu söyledi.  Ben  bir  adakta  (yeminde)  bulundum  ki,  eğer  bu savaşta Muhammed'in başına bir şey gelmeden kendisi eve dönerse ben de elime def alır çalar, oynarım. Acaba günahdeğil  mi,  yapabilir  miyim?  O  da,  madem  böyle  demişsin sorun yok, yapabilirsin dedi. Kadın programına başladı. Bu arada  Ebubekir  geldi  yine  sorun  yok,  kadın  devam  ediyor. Osman  ve  Ali  geldiler  yine  sorun  yok.  Daha  sonra  Ömer gelince, kadın korkudan durdu ve defini altına alıp üzerinde oturdu: Sanki hiçbir şey yapmamış gibi yaptı. 

Bunun üzerine Muhammed Ömer'e, "Şeytan bile senden korkar. Biz o kadar insanlar izlerken problem yoktu, kadın oynuyordu; ancak sen gelince vazgeçti" dedi. (217) Ömer  kişilik  olarak  sert  olduğu  kadar  tip/fizik  olarak  da farklıydı, korkutan bir görüntüsü vardı. Onun ne kadar sert biri olduğuna bir örnek vereyim. Kendi halifeliği döneminde kadının  biri  bir  suçla  itham  edilir.  Ömer  haber  gönderir, yanıma gel diye. Kadın bunu duyunca, "Vay başıma gelenler; Ömer'le ne işim var" der ve tabii ki zorunlu olarak Ömer'in yanına  gelmek  için  yola  çıkar.  Kadın  o  sıra  hamiledir  ve doğum  yapmak  üzeredir.  

Gelirken  Ömer'in  korkusundan yolda çocuk düşürür ve düşürülen çocuk bir-iki kez ses de verir. Yani sekiz-dokuz aylık bir çocuk. İslami  kaynaklarda  Ömer'in  özellikleri  yazılırken  şu  ilginç belirleme  de  yapılmıştır:  Ömer  kızdığı  zaman  bıyıklarını tutup  çevirirdi,  ah-of  çekerdi,  bir  şey  üfürür  gibi  yapardı.

Kafasında saç yoktu; kel bir insandı. (218) Bu hadislerden şu çıkıyor ortaya: Demek ki şeytan, Ömer'den korktuğu kadar Muhammed'den o kadar korkmuyormuş. Buda İslam mantığına göre Ömer'in Muhammed'den daha dindar olduğu anlamına gelir. Çünkü İslam inancına göre insan ne kadar dindar ise şeytan o kadar ondan uzak durur. Bu gibi örneklerle aslında Muhammed, Ömer'in çok sert ve kaba biri olduğunu  vurgulamak  istemiştir.  

Kendisi  ailesiyle  birlikte izlediği halde sorun yok. Ama Ömer gelince millet dağılıyor. Fakat Muhammed de cesaret edip Ömer'e, "Ey Ömer bu işte günah  yoktur,  bak  ben  de  izliyorum,  insanların  istirahatını bozma, peygamber ben miyim yoksa sen misin?" diyemiyor, kendisi  bile  Ömer'den  korkuyor,  yanlışlarına  karşı  bir  şey diyemiyor, hep suskunluğu tercih ediyor veya Ömer'in yaptığı çok  ağır  bir  suç  da  olsa  (işlediği  cinayetler  gibi)  onu kurtarmak  için  hep  ondan  yana  oluyor.  Hatta  bazen gerektiğinde  Cebrail  Ömer'den  yana  zaman  zaman  ayet  de getiriyormuş  (!)  Bu  konuda  az  sonra  birkaç  somut  örnek sunacağım.

Muhammed'in  kadın  sanatçıları,  def  çalan  kadınları dinlediğine  ilişkin  hadisler,  Buhari  ve  Müslim'de  defalarca geçiyor.  Mesela  Ayşe  anlatıyor;  hem  hac  mevsiminde Mina'da, hem de normalde Medine'de ve üstelik de camide sanatçı kadınlar oynardı, ben ve Muhammed de izlerdik. Birara babam Ebubekir bunları görünce kızdı, bunlar şeytandır dedi;  ancak  eşim  Muhammed,  "Bırak  oynasınlar;  bugün seyrandır  boş  ver."  dedi  ve  onlar  oynamaya  devam  ettiler. Bellidir ki Ebubekir biraz yumuşak olduğu için Muhammed ona  bir  şeyler  diyebilmiş;  ama  Ömer  olsaydı  sonuç  farklıolurdu. Bu hadisler pek duyulmamış olabilir, ancak İslam'ın sağlam kaynaklarında  var.  

Bunları,  Ömer'in  mizacına  birer  örnek olsun diye buraya aldım. (219)

Örnek 4: Şu tespiti iyice dikkate almak lazım: Muhammed Mekke'de   iken   Kur'an'ın   114   suresinden   86'sı inmişti/oluşmuştu. Bu Mekke surelerinden hiç birinde kadınlaraleyhine  bir  şey  yoktur.  Kur'an'da  var  olan  kadınlar aleyhindeki  ayetlerin  tümü  Medine'de  oluşan  28  surede geçiyor. (220)Peki,  niye  Mekke'de  böyle  bir  şey  yok;  ama  Medine'yegelince  oluşan  surelerde  kadınlar  aleyhine  ayetler  sık  sıkgeliyor? Evet, burası önemli! Mekke'de  bir  kere  en  başta  Muhammed'in  kadınlarla  ilgili sorunu  yoktu.  Tek  evliydi  ve  eşi  Hatice  de  zengin  biriydi. Dolayısıyla onun keyfi yerindeydi. Ayrıca o dönem Mekke'de erkek egemen sistem hâkimdi; ancak Medine çok farklıydı. Bence bugün şehirlerde yaşayanlara medeni insanlar demenin tarihçesi Medine'ye dayanır. Gerçekten nerdeyse ana erkil bir sistem vardı Medine'de. Somut bir örnek vereyim. Medine'deHz.  Muhammed  birçok  kadınla  evlenince  tabii  ki  evde huzursuzluk  meydana  gelir.  

Bu  kadınların  çoğunun  aileleri güçlüydü. Dolayısıyla Muhammed onlara olumsuz bir şey de diyemiyordu.  Mesela  Ayşe  Ebubekir'in,  Hafsa  Ömer'in kızıydı. Bu kadınlar iki gruba ayrılırlar. Birinin başını Ayşe, Hafsa, Safiye ve Sevde çeker. Diğeri ise Ümmü Seleme ve kalan kadınlarından oluşuyordu. Ben burada bunlar arasındaki kavgaları anlatmıyorum. 

Maksadım, Medine döneminde çok eşlilik olduğundan dolayı huzursuzluk ortaya çıkıyor ve biri htiyaçtan dolayı kadınlar aleyhine ayetler oluşuyor. (221) Her ne kadar Medine'de kadınlar daha özgür de olsa, yine zaman zaman kadına baskı uygulanırdı; özellikle Mekke'den giden  Müslümanlar  bunu  yapardı.  Bir  ara  bazı  kadınlar, eşlerinin  kendilerini  dövdüklerini  Muhammed'e  şikâyet ederlerdi.  Bunun  üzerine  kendisi,  erkekler  eşlerini dövmesinler  şeklinde  bir  açıklama  yaptı  ve  bu  söz  etrafa yayıldı. Bunu duyan halife Ömer hemen gelip Muhammed'e baskı  kurdu:  "Kadınlar  eşlerine  karşı  azdılar,  fetva  ver  de gerektiğinde  erkekler  onları  dövebilsinler."  dedi.  

Bunun üzerine  

-her  ne  kadar  daha  önce  dövmeyin  diye  açıklamayapmışsa da

- bu sefer Nisa suresi 34. ayeti geldi ki, bu ayete göre gerekirse erkekler eşlerini dövebilirler şeklinde açık bir şekilde dövmek için fetva ayeti indi. Bu ayet inince, erkekler eşlerini dövmeye başlarlar; hatta öyle olur ki, eşleri tarafından dövülen 70 kadın Muhammed'in evine doğru yürüyüşe geçer. Ama  ne  fayda!  Ömer  tarafı  ağır  basmış  ve  kadınlar dövülebilir diyen ayet artık Kur'an'a geçmişti. 

Kaldı ki, zaten kadınlar  güçsüzdü,  ayet  onların  dediği  şekilde  oluşamazdı.(222) Çünkü kuvvet her zaman güçlüden yanadır.

Örnek 5: Hz. Muhammed bir gün bir iş icabı Müdlic b. Amr adında  bir  kişiyi  halife  Ömer'e  gönderir.  Meğerki  o  sırada Ömer  elbisesiz  bir  durumda  uzanıyormuş  veya  belki  de uyuyormuş. Adam onun yanına varınca avret yerini görüyor ve  tabii  ki  Ömer  bunu  fark  ediyor.  Daha  sonra  Ömer Muhammed'in yanına gelince durumu anlatıyor ve "İnsanlar başkasının  evine  gidince,  önce  izin  isteyin/kapı  çalın  da ondan sonra girin." anlamında bir ayet olsaydı çok iyi olurdu. Çünkü  gönderdiğin  adam  geldi,  beni  uygun  olmayan  bir vaziyette gördü." diyor. 

Bunun üzerine Nur suresinde ayetler iniyor. (223) Yani Ömer'in teklifi Allah katında makbule geçiyor ve hemen Cebrail'i  gönderiyor.  Ayetin  anlamı  şu:  "Ey  inananlar, ellerinizin altında bulunanlar (köle ve hizmetçiler) ve henüz erginliğe  ermemiş  çocuklarınız  üç  vakitte  (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti  elbisenizi  çıkarıp  yatacağınız/uzanacağınız  zaman  ve yatsı  namazından  sonra.  Bunlar  sizin  üstünüzün  açıkolabileceği üç vakittir. Bu üç vakit dışında (köle-hizmetçi ve çocuklar) izin almadan içeri girebilirler; bunda ne size, ne de onlara  bir  sakınca  yoktur.  (Onlar  sizin)  yanınızda dolaşabilirler,  birbirinizin  yanına  girip  çıkabilirsiniz.  

Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.  Çocuklarınız  erginlik  çağına  geldiklerinde, kendilerinden  öncekilerin  izin  istedikleri  gibi  onlar  da  izin istesinler. Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (224) diyor. 

İlginçtir ki her iki ayetin de sonunda, "Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" ifadesi geçiyor. Yani bu ev girişleriyle ilgili gelen ayetler, olağanüstü bir şey olarak sayılmış olmalı ki, Kur'an'ın Tanrısı tarafından bu son cümle iki sefer tekrarlanıyor. Söz Ömer'in az önceki olayından açılmışken, aynı surede bu ev izinleriyle/kapı çalmayla ilgili başka ayetler de var, onları buraya almak istiyorum. Çünkü ilginç şeyler var. 

Ayetlerin anlamı şu: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere giderken  izin  alıp  selâm  vermeden  içeri  girmeyin.  Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor. Kimseyi bulamıyorsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz. Eğer size, "Geri dönün!"deniliyorsa, siz de dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir."İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu boş evlere (han, otel gibi)   -izinsiz-   girmenizde   herhangi   bir   sakıncayoktur/girebilirsiniz.  

Allah,  sizin  açığa  vurduklarınızı  da,gizlediklerinizi de bilir." (225) Evet; çok ilginç şeyler. Sanki dünyanın sorunları bunlarmış, sanki başka sorunlar yokmuş; Tanrı gelip evlere nasıl girilir adabını insanlara anlatıyor. İşte Ömer'in uygun olmayan bir durumda yakalanmasının getirdiği sonuç: Bir sürü ayet; hemde nasıl ayetler... (226)

Örnek 6: Bedir'de adeta aileler arasında meydana gelen bir savaş  yaşandı.  Muhammed'e  karşı  olan  Mekkeliler,  Ebu Süfyan komutasında Medine'ye yakın bir yere kadar geliyor ve Muhammed'le ona inanan ve çoğunluğu yine Mekkeli ve karşı tarafın çok yakın akrabası olan insanlar da öbür cephede bekliyorlardı  ve  yapılan  savaş  yakın  akrabalar  arası  bir savaştı.  Burada  bir  örnek  vereyim.  Halife  Ömer,  kendi  özdayısı As b. Hişam'ı katletti bu savaşta. Vurduktan sonra birde  As'ın  oğlu  Sait'e,  "Babanı  katlettiğim  için  senden  özür dilemem.  Çünkü  senin  baban  olduğu  kadar  benim  de dayımdır" dedi. Buna karşı Sait, "Hak yolda olmadığı için öldürmüşsün, buna ne diyebilirim ki" karşılığını verdi. (227)

Hz.  Muhammed'in  meşhur  amcası  Hamza,  Bedir  harbinde kendi  yakınlarından  Utbe  ve  Şeybe  b.  Rabi'  kardeşleri vuruyor. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman hem Bedir, hem de Uhud harbinde Müslümanlara karşı savaşıyordu ve babası da diğer tarafta/Müslüman ordusunda yer alıyordu. Bir ara Bedir harbinde  Ebubekir  Muhammed'e,  "İzin  ver  de  ben  savaş meydanında oğlumla karşı karşıya, teke tek vuruşayım" diyor.

Muhammed,  "Sen  benim  gözüm  kulağımsın  olmaz."karşılığını veriyor ve engel oluyor. (228)

Şuna  da  vurgu  yapmak  gerekir  ki,  Muhammed,  Ebubekir'ehayır  deyince  zaten  gerekçesini  de  belirtiyor:  Sen  benim gözüm  kulağımsın  diyor.  Yani,  "Oğlundur,  onunla  nasıl savaşırsın?"  demiyor.  Amacı,  Ebubekir  yaşlı  olduğu  için muhtemelen oğluna karşı kaybedecekti ve Muhammed önemli bir  yardımcısından  olacaktı.  Maksadın  bu  olduğu  zaten Muhammed'in  verdiği  yanıttan  belli.  

Muhammed'in  hayır demesini  farklı  tarafa  çekebilenler  olabilir  diye  özellikle vurgu  yaptım...  Yine  Muhammed  tarafından  cennetle müjdelenen  Ebu  Ubeyde  Amir  b.  Cerrah,  Allah  rızası  için babası Abdullah b. Cerrah'ı Bedir harbinde katlediyor. Aynı zamanda  Mus'ab  b.  Zübeyir,  kendi  öz  kardeşi  Ubeyd'i  bu savaşta öldürüyor. İşte akraba savaşı olduğu ve Müslümanlar birçok yakınını bu savaşta katlettikleri için, ister istemez bazı Müslümanların  kafası  karışabilir,  morali  bozulabilir.  

Buna fırsat  vermemek  için,  bu  olup  bitenler  esnasında  şöyle  bir moral ayeti oluşur:"Allah'a  ve  ahiret  gününe  iman  eden  hiçbir topluluğun,babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini  göremezsin.  İşte  Allah  onların  kalplerine  imanı yazmış  ve  onları  kendi  katından  bir  ruh  ile  desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere  sokacaktır.  Allah  onlardan  razı  olmuş,  onlar  da Allah'tan  razı  olmuşlardır.  İşte  onlar,  Allah'ın  tarafında olanlardır.  İyi  bilin  ki,  Allah'ın  tarafında  olanlar  kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (229) 

Evet; bu ayet, Ömer gibi en yakın akrabasını Allah rızası için katledenleri takdir ediyor, benzer cinayetlere devam edin, bunları işlemekle siz Allah tarafı  sayılırsınız,  ne  mutlu  sizlere  diyor.  Üstelik  cennetle müjdelenen  Ebu  Ubeyde'nin  katlettiği  babasının  adı, Abdullah,  yani  Allah'ın  kulu.  Bir  hiç  uğruna  bu  insanlar katlediliyor  ve  oluşan  Kur'an  ayetleriyle  de  bunlar  takdir kazanıyor. Burada olay şu: O katiller arasında yine halife Ömer vardı. Kim bilir o olmasaydı belki de bu moral ayetleri oluşmazdı, hiç de gündeme gelmezdi. Kritik konular olduğu için, bunları içeren  güvenilir  İslami  kaynaklardan  bir  listeyi  aşağıya alıyorum. (230)

Örnek  7:  Ömer,  hicri  6.  yılında  Hudeybiye  antlaşmasısırasında  Muhammed'e  karşı  sert  bir  çıkış  yaptı.  Çünkü Muhammed, yanına aldığı 1400 kişilik bir Müslüman kitleyle birlikte  Medine'den,  Umre  niyetiyle  Mekke'ye  doğru  yola çıkmıştı.  Henüz  şehre  girmeden  Mekkeliler  haber  aldı  ve onlara  engel  olmak  istedi.  Sonuçta  iki  taraf  arasında  bir sözleşme  yapılması  kararına  varıldı.  Tarih,  miladi  628.  Bu antlaşmaya Hudeybiye/Biat-i Rıdvan adı verilmiştir. Kâtipliği ise Hz. Ali yapmıştır. Karşı tarafın heyet başkanı Süheyl b. Amr'dı. Sıra antlaşma metnini  yazmaya  geçince,  Muhammed,  Hz  Ali'ye,"Bismillahirrahmanirrahim" ile başla dedi; ama karşı taraf bu şekilde  yazılmasını  kabul  etmedi;  

"Bismikellahümme"şeklinde yazılsın dediler. Muhammed, "Tamam böyle olsun fark etmez." diyerek onların teklifini kabul etti, Hz. Ali de o şekilde  düzeltti.  Muhammed  yine  Ali'ye,  "Bu  antlaşma, Allah'ın peygamberi Muhammed ile Mekkeli heyetin başkanı Süheyl  arasında  yapılan  bir  antlaşmadır."  ibaresini  yaz deyince, Süheyl buna da itiraz etti, "Eğer senin peygamber olduğuna inansaydık zaten aramızda sorun olmazdı ve bugün burada bu antlaşmaya gerek kalmazdı, siz de rahat bir şekildegelir Ka'be'ye girer, tavafınızı yapardınız. O yüzden böyle bir cümlenin  antlaşma  metnine  geçmesini  kabul  etmiyoruz; sadece Abdullah oğlu Muhammed yazarsanız olur." dedi. Bu,Müslümanların  itirazlarına  neden  oldu,  bu  hakarettir, kabullenemiyoruz  dediler.  Bu  arada  Muhammed  müdahale etti ve bizzat kendi eliyle Allah'ın peygamberi terimini silip Abdullah  oğlu  Muhammed  şeklinde  düzeltti.  Yazılan antlaşmanın şu iki maddesi Müslümanlara çok ağır gelmiştir:

1-  Müslümanlar  o  yıl  Kabe'yi  ziyaret  etmeden  oradan  geridönecekler.

2-  Medine'den  herhangi  biri  gelip  Mekkelilere  sığınırsa Müslümanlara geri verilmeyecek; ancak Mekke'den herhangi biri  Müslüman  olup  Medine'ye  sığınırsa,  o  tekrar  geri verilecek. İşte bu duruma Ömer sert tepki gösterir: “Peygamber değilmisin, hak yolda değil misin, biz niye ta uzaklardan buralara geldik, sen demedin mi ki biz Umre niyetiyle Kabe'yi ziyarete gideriz?”  şeklinde  ağır  eleştiriler  yöneltti.  

Buna  karşı Muhammed, evet ben dedim Kabe'yi ziyaret edeceğiz; ama yılın ismini vermedim ki. İşte seneye bu iş olacak karşılığını verdi. Verdiği yanıt tatminkâr olmadığı için Müslümanların kırgınlığını gideremedi. Müslümanlar  Kabe'ye  girmeden  oradan  döneceklerdi.  O yüzden  Muhammed  onlara,  kalkın  tıraş  olun,  kurbanlık hayvanlarınızı  kesin  dedi;  ama  kimse  onu  dinlemedi.  Bu çağrıyı  üç  sefer  tekrarladı;  ama  nafile:  Kimse  dediğini yapmadı...  Sonuçta,  beraberinde  götürdüğü  hanımı  Ümmü Seleme  ile  istişare  etti:  “Bu  insanlar  benim  sesime  kulak vermiyor ne yapmam lazım?” diye sordu. Kadın da, çağırmak yerine  sen  ilk  önce  kalk  kurbanını  kes,  herkes  sana  bakıp kurbanlıklarını  kesmeye  başlar  dedi.  Muhammed  kurbanını kesmeye  başlayınca,  Ümmü  Seleme'nin  dediği  oldu  ve diğerleri de kesime başladılar. 

Bu olay zaten meşhur, en başta Diyanet'in terceme ettiği Tecrid-i Sarih'te anlatılmaktadır. İşte bu  olayda  Ümmü  Seleme'nin  önerisi  daha  makul  ve gerçekçiydi. (231) Örnek  8:  Şu  örneği  Kur'an'ın  Kökeni  adlı  yapıtımda yazmıştım; ancak Ömer'i tanıma babında buraya alınmasını uygun görüyorum. 

Konu, Nisa suresi 65. ayet. İlkin anlamını vereyim,  sonra  sebep-sonuç  ilişkisini  anlatayım.  Diyanet'in tercemesinden: "Hayır!  Rabbine  andolsun  ki  onlar,aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonrada  senin  verdiğin  karara  içlerinde  hiçbir  sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar." diyor Kur'an. Peki olay ne ki, kimmiş bu Hz. Muhammed'in vermiş olduğu kararı  kabul  etmeyenler  ve  bu  yüzden  de  bu  ayete  göre imansız ilan edilenler? Değişik tefsir ve İslami kaynaklardan bunun  yanıtını  vermeye  çalışayım.  

Burada  çok  komik nedenler anlatılıyor. Biri şu: Hz. Muhammed'in halaoğlu Zübeyir b. Avam ile (ki Muhammed  tarafından  cennetle  müjdelenen  kişilerden  biri) bir başka Müslüman (ki aynı zamanda Bedir harbine katılanönemli biri) arasında arazi sulaması konusunda ihtilaf çıkar. Bunlar  çözüm  için  Hz.  Muhammed'e  gidip  olayı  anlatınca, Muhammed  halaoğlu  Zübeyir'e  hak  verir.  Bunun  üzerine diğer adam, "Ne yapayım ben halaoğlu (yani akraba) değilimki" diyerek sert tepki gösterir. İşte az önceki ayet bu olaydan dolayı inmiş denilir. Bir diğer önemli neden de şu: Bir dava konusunda iki kişi arasında anlaşmazlık çıkar. Hz.Muhammed  yardımcı  olsun,  çözsün  diye  onun  yanına giderler.  Sonuçta  biri  kazanır,  diğeri  kaybeder.  Bu  arada kaybeden  kişi  der  ki,  iznin  varsa  bir  de  durumu  Ömer'e iletelim, bakalım bu konuda o ne diyecek? Muhammed de"Sorun yok, gidebilirsiniz" yanıtını verir ve o iki kişi kalkıp doğruca Ömer'in yanına giderler. O sırada onlardan biri, biz bir dava için Hz. Muhammed'e gittik sonuçta birimize karar verdi; ama bir de Ömer'den soralım diye ondan izin istedik;bakalım  senin  fikrin  ne,  der.  

Ömer,  bekleyin,  içeri  girip çıkayım, yanıtınızı veririm der. İçeri gitmesiyle gelmesi birolur. Geldiğinde elinde çıplak bir kılıç vardır ve tek hamlede o iki insandan birinin kafasını uçurur. Diğer adam korkudan kaçıp Muhammed'e varır, olup bitenleri anlatır. Muhammed ilk etapta, "Ben buna ihtimal vermiyorum, Ömer nasıl cinayet işler?" diyerek yapılanın yanlış olduğunu belirtir. 

Ama gerçekten Ömer bunu yapmıştı ve adam da artık geri gelmeyecekti.  Burada  en  iyisi  yine  Ömer'i  kurtarmaktı. Nitekim o sırada hemen ayet gelir ve Ömer'in yaptığına onay verilir. Yani başlangıçta Muhammed'in olamaz dediği Ömer'in cinayetine, olur fetvası çıkar Tanrı'dan. Ömer burada üstelik ekstradan bir de unvan alır. O da şu: Muhammed, Cebrail bu ayeti  getirirken  "İşte  Ömer  böyle  bir  Ömer'dir,  aslında  oadaletin  kılıcıdır"  sözünü  de  söyledi  diye  ekler.  İşte  halkarasında Ömer'le ilgili o meşhur, "Adaletin kılıcı" unvanı bu olaydan dolayı Cebrail, (dolayısıyla Allah) tarafından Ömer'e verilen bir yadigâr olmuştur.

Aşağıya alacağım kaynaklarda hem bu ayetin Ömer'in işlediği cinayet  için  geldiği/oluştuğu,  hem  de  "Adaletin  kılıcı"unvanının  bu  olaydan  dolayı  Allah  tarafından  Ömer'e verildiği anlatılıyor. Özellikle bunun Tecrid-i Sarih Diyanet tercemesinde anlatıldığını hatırlatmak isterim. (232)

Örnek  9:  Ömer'le  ilgili  farklı  bir  örnek.  Bir  gün  kendisi cemaatin  önüne  geçip  namaz  kıldırır.  O  sırada  eli  tenasül organına (canı kaşınır diyelim) değer. Bilindiği gibi Araplar uzun fistan dışında bir şey giymiyor. Buna bir itirazım yok, sıcak bölgeden kaynaklanan bir kültür. Ömer o sırada konuşsa(ki elim falanca yerime değdi abdest bozuldu diye) hepsinin namazı fasit olacak. 

Peki, bu durumda formül ne? Kendisi cemaate dönüp işaretlerle bekleyin ben geleceğim, sorun çıktı şeklinde  bilgi  verir.  Zaten  şeriatın  da  gereği  bu.  O  sırada kendisi abdest almaya gider; ama cemaat esas duruşta imamı beklemek zorundadır. Hele İmam Ömer ve üstelik de halife olunca,  kimse  kıpırdayamaz!  

Sonuçta  Ömer  abdestini  alıpdöner  ve  kaldığı  yerden  namaza  devam  edilir.  (233)  Söz Ömer'in bu abdest bozulma olayından açılmışken, benzer bir olay  daha  hatırıma  geldi,  onu  da  ekleyeyim.  Sahabeden meşhur  Sad  b.  Ebi  Vakkas  anlatır:  "Yanımda  biri  Kur'an okurdu  (ismini  de  veriyor).  O  sırada  elim  cinsel  organıma değdi; ben yanımdaki arkadaşa sordum: Ne olacak, bundan abdest bozulur mu, diye. O bana, 'Kalk git abdest al. Çünkü İslam'a göre bu durumda abdest bozulur' dedi" diye aktarır.(234)

Söz  ayetlerin  ne  gibi  nedenlerle  ortaya  çıkmasından açılmışken, burada bir ayetin inmesine neden olan ilginç birolay aklıma geldi; onu da özetleyeyim. Kur'an'da Hicr suresi var. Bu surenin 24. ayetinde, "Andolsun ki biz (Allah olarak) içinizden öne geçmek isteyenleri de, geri kalmak isteyenleride  biliriz."  deniliyor.  

Hamdi  Yazır'ın  Türkçe  tercemesi  debunun  gibi.  Ayete  farklı  anlamlar  verenler  de  var.  Mesela; andolsun ki sizden önce geçenleri de, sonrakileri de biliriz şeklinde. Yani bu yoruma göre, Allah geçmişi de, geleceği debilir  demek.  Ben  bunun  üzerinde  durmuyorum.  Burada vurgulamak  istediğim  farklı  bir  şey  var:  Güya  millet Peygamberin arkasında camide namaz kılarken, cemaat içinde kadınlar da varmış. Bu kadınlardan biri çok güzelmiş.

Bu  arada  bazı  erkekler  utanıp  öne  geçmişler  (kadınlar namazda  eğilince  görmeyelim  diye),  bazıları  da  o  güzel kadına  veya  kadınlara  bakmak  için  geriye  çekilip  onların arkasında  saf  tutmuş.  Öyle  olmuş  ki,  artık  herkes  bunu biliyormuş. İşte bu yüzden az önceki ayet gelmiş ki cemaat bu konuda dikkatli olsun: Tanrının, ben öne geçenleri de arkaya çekilenleri de bilirim demesinin temelinde bu olay yatıyor. Kaldı  ki  bu  açıklama  önemli  müfessirlerin  kaynaklarında geçiyor;  bunlardan  birkaçını  aşağıya  alıyorum.  (235)  

İşteKur'an'ın Tanrı'ya bakışı bu! Örnek 10: Yine oruç ilk farz kılındığında şöyle bir uygulama vardı: Akşam iftardan sonra kadın ya da erkek, uykuya dalıp uyanırsa, artık o gece sabaha kadar cinsel ilişki haramdı. İşte gecelerden bir gece Ömer, Muhammed'e takılıp eve geç geldi. Geldiğinde eşini kaldırıp onunla sevişmek istedi. Kadın da, sen yokken ben uyudum. Dolayısıyla kurala göre haramdır,olamaz dedi. 

Tabii ki Ömer onu dinlemedi ve istediğini yaptı. Sabahleyin Muhammed'e gidip olup bitenleri anlattı. O sırada şu  ayet  geldi.  Diyanet  tercemesinden  vereyim:  "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size  örtüdürler,  siz  de  onlara  örtüsünüz.  Allah  (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize  yaklaşın"  diyor.  

Bakara  suresinin  ilgili  ayet açıklamasında  ve  ayetler  arasında  sebep-sonuç  ilişkisini irdeleyen usulü't Tefsir uzmanları bu ayetin gelişine, Ömer'i naz önceki olayını gösteriyorlar. (236) Ömer  genelde  kadınların  adet  günlerini  de  pek  dikkate almazdı. Bir gece adette olan eşiyle münasebette bulunuyor ve  ertesi  günü  Muhammed'den  soruyor.  O  da  Allah  seni bağışlasın diyor ve sadaka vermesini öneriyor. Ömer böyle işte,  sert  bir  insan,  tuttuğunu  koparan  biri.  

Ailesinden  bir örnek vereyim. Bir gün nedense gelininden memnun kalmıyor ve oğluna, onu boşa diyor. Oğlu da Muhammed'e gidip olup bitenleri anlatıyor ve şunları söylüyor: Benle eşim birbirimizi çok severiz; ancak babam hayır diyor/bizi ayırmak istiyor; neyapayım? 

Muhammed, "Eşini boşa, babanı dinle." diyor veadam  Ömer  yüzünden  sevdiği  eşini  boşuyor.  Yorum yapmadan bunu geçiyorum. (237)Yine zina yapan bir deli kadını Ömer'e getiriyorlar. Ömer o sıralar halife. Karar veriyor, bunu recm ile/taşlayarak katledindiye. O sırada Hz. Ali bunu duyuyor ve engel oluyor. Çünkü deli, çocuk ve uykuda olanın sorumluluğu yoktur diye hadis var diyor ve böylece o kadın kurtulmuş oluyor. Yine evlenen bir kadın 6 ay sonra doğum yapıyor. 

Ömer buna da, altı aydabir  kadın  doğum  yapmaz.  Dolayısıyla  bu  kadın  daha  önce zina yapmıştır ve bu çocuk başkasındandır diyor ve onu zina cezasıyla cezalandırmak istiyor. Burada da Hz. Ali Kur'an'dan ayetler göstererek onu ikna ediyor ve yeni evlenen kadın da böylece cezadan kurtulmuş oluyor. Arap atasözlerinde meşhurolan "Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu." sözü bu olaylardan ötürü oluşmuştur. (238)

Örnek 11: Halife Ömer bir gün Muhammed'e gelip, "Aman helak oldum (yani ağır bir suç işledim)." der. Muhammed,"Hayırdır; ne yaptın ki?" diye sorunca, Ömer, "Ben eşimle cinsel  ilişkide  bulunurken  makattan  (arkadan)  yaptım."cevabını verir. Muhammed hiç yanıt vermeden belli bir süre bekler  ve  o  arada  istenen  ayet  iner.  (239)  Anlamı  şu: "Kadınlarınız  sizin  tarlanızdır.  Dolayısıyla  tarlanızaistediğiniz yerden girebilirsiniz." der Kur'an. Ömer'in  yukarıdaki  "Helak  oldum.  Çünkü  eşimle  arkadan seviştim."  sözünü  içeren  ve  ayetin  bunun  üzerine  indiğini açıklayan birkaç kaynağı aşağıya alıyorum. (240) 

Bu ayetleilgili farklı sebep-sonuç ilişkilerinden de söz edilir; ama tabiiki başrolde olan Ömer'dir! İmam  Suyuti,  'Dürrü'l  Mansur'  adlı  tefsirinde  ilgili  ayetin açıklama kısmında çok teferruatlı bilgiler, görüşler aktarır, bu ayet  hakkında  İslam  âlimleri  arasında  üç  görüşün  var olduğunu belirtip açıklar. Burada bu üç görüşü özetlemekte kanımca yarar var. Şu da önemli: Bir kere görüş ne olursa olsun  az  önceki  ayet  üzerinde  herhangi  bir  etki  yapmaz.

Çünkü ayet gayet nettir ve savunulacak yanı yoktur; ama yinede bir özet vereyim.Şunu da belirteyim ki, burada bu ayete değinmemin nedeni,halife Ömer'i daha iyi tanıma fırsatına sahip olmaktır. Birinci görüş: Mekke'den Medine'ye giden Müslümanlardan bir  grup  bir  ara  kendi  aralarında  "Biz  hanımlarımızla sevişirken  onları  her  pozisyonda  tutarız:  Ayakta,  yatırarak, domaltarak  gibi  (Özür  dilerim!  Terbiyem  bu  terimleri kullanmaya  müsait  değil;  ancak  kaynaklarda  bunlar  ismen geçtiği için söylemek durumundayım. Bir de ibret olsun ki, bu 21. asırda insanlar hâlâ neyin peşindeler, kimlerin arkasına takılmışlardır  diye  var  olan  bilgiyi  olduğu  gibi  aktarmak durumundayım!).  Bunu  duyan  bir  Yahudi, "Hey  Allah'ım bunlar  hayvan  mıdır  nedir  ya!"  diyerek  hayretini  dile getirir.  Güya  Yahudilerde  sevişme  anında  tek  yön kullanılıyormuş;  başka  pozisyonlar  yokmuş.  İşte  benzer olaylardan dolayı bu ayet inmiş ki, bir erkek her pozisyonda eşini tutup sevişebilir; ancak sevişme yeri belli ve hep aynıolmalı.  

İşte  ayetin  niçin  geldiği  (oluştuğu)  konusunda  bir görüş bu. İkinci görüş: Bu ayete göre insanlar hanımlarıyla hem mutad yoldan, hem makattan istediği şekilde cinsellik yaşayabilir; ayet  buna  bir  fetvadır  diyenlerin  görüşü.  Bunu  savunanlar arasında  İmam  Ahmet  b.  Hanbel,  Abd  b.  Hamit, muhaddislerden  Tirmizi,  Nesai,  Ebu  Ya'li  el-Mevsıli,  İbni Cerir,  İbni  Munzir,  İbni  Ebi  Hatem,  İbni  Hiban,  İmamTaberani,  Beyhakı,  Haraiti,  İbni  Ömer,  Nafi  gibi  isimleri sıralar İmam Suyuti. 

Hatta şunu da aktarır: İmam Şafii'den sormuşlar:  Bir  erkek  eşiyle  sevişirken  makattan  da  ilişkiye girebilir mi? diye. O da, “Bu konuda kanıt yok, anlaşılan o ki,helaldir/dinen sakınca yoktur.” yanıtını vermiş. Hatta  İmam  Şafii  ile  Muhammed  b.  Hasan  arasında  bu konuda bir tartışmanın geçtiğini de aktarıyor İmam Suyuti. Muhammed  diyor  ki,  mademki  İcadını  tarlaya  benzetmiş(verimlilik  demek)  o  halde  bilinen  yol  dışında  haramdır.Çünkü  başka  yerlerden  sevişmekte  verimlilik  yok.  Çocukancak o malum yerde cinsellik olursa oluşur. Onun için başkayerler  anlaşılmamalı  diyor.  İmam  Şafii  buna  karşı,  pekidiyelim  bir  erkek  eşinin  karnıyla  oynadı  veya  bacaklarıylaoynadı ve tatmin oldu. Peki, bu (durumda bir sakınca var mı?Adam hayır yanıtını veriyor. O zaman imam Şafii, "O haldearkadan da sevişmek bu ayete göre helaldir" diyor, tabii kidine her halükârda toz kondurmayanlar, burada da "Ola ki imam Şafii'nin bu görüşü, (daha Bağdat'ta iken ortaya attığı eski  görüşüdür,  ki  buna  kavl-i  kadim  denir)"  şeklinde  bir kurtarma operasyonu iddiasında bulunabilirler!

Suyuti, 'Dürrü'l Mensur' adlı, Cessas da kendi tefsirinde şu somut örneği veriyorlar: Malik b. Enes'ten sormuşlar; insan arkadan/makattan cinsel ilişkide bulunsa acaba bunun dinde yeri nedir? O da demiş ki, hele bir saçıma bakın ıslak daha;ben aynısını az önce eşimle yaptım ve yıkanıp dışarı çıktım."diye karşılık verir. İbni Kudaime de, yukarıdaki ayete göre kadınla  makattan  cinsellik  yaşamakta  sakınca  yoktur yorumunu yapmıştır (Muğni adili kitabında).

Üçüncü  görüş:  Anılan  ayetin  azl  için  inmesi  mümkün demişler.  Yani  cinsel  ilişki  anında  erkeğin,  menisini  dışarı akıtması  demek.  İşte  bu  ayet  inmiş  ki  erkek  böyle  birdurumda  özgür  olsun/yapabilirsin  diye.  Hâlbuki  bunun  azönceki ayetle uzaktan yakından ilgisi yok. Ayet açık diyor ki,kadın  erkek  için  bir  nevi  tarla  durumundadır.  Dolayısıyla tarlasına istediği yerden girebilir. O kadar açık ve net. Bazen bir fotoğraf-bir manzara, açıklamaya gerek duymadan birçok  şey  ifade  eder.  Kanımca  bu  ayet  ve  geliş  seyri  deböyledir: Yani iş gelir dolaşır yine Ömer'e dayanır; diğerleri önemli değildir: Acaba kendisi Muhammed'e gidip eşimle ters yattım demeseydi bu ayet gelir miydi! Asla! Gerçek şu ki,kalan diğer yorumlar boşuna yazılmış, gerçeği yansıtmıyor. Ayetin gerçek nedeni, Ömer'in az önceki olayıdır. Anlatıldığı  gibi  Yahudiler,  genelde  Hz.  Muhammed'in yandaşlarının,  özelde  Ömer'in  cinsel  ilişki  biçimlerini beğenmeyip  onlarla  alay  edince,  Allah  da  ayet  gönderip Müslümanların  yaptıklarının  normal  olduğunu  söylüyor  ve bunu  meşrulaştırıyor.  

Demek  ki  yeryüzünde  artık  başkaproblem kalmamış, Tanrı da kalkmış bu gibi konular için ayet gönderiyor. Birkaç  kaynağımda  yazdım  ve  şu  an  elimde  olan  yeni  bir çalışmamda  yine  farklı  bir  şekilde  değiniyorum  ki,  "Halife Ömer'in  düşünceleri  ayetle  yanıt  buluyordu."  açıklaması İslami  kaynaklarda  çok  işlenmiş.  Net  bir  şekilde,  "Ömer görüş  belirtiyordu,  onun  düşüncesi  doğrultusunda  ayet geliyordu." ifadeleri var. Yine Ömer'in oğlu, "Ömer bir fikir söyleseydi, diğer insanlar onun tersini söylemiş olsaydı, illaki gelen ayet Ömer'in fikirleri doğrultusundaydı" diyor. 

Birçok yazar bu konuda Ömer'in, ayetlerle şekillenen sözlerini liste halinde bile yazmışlardır! Sanırım Ebu Hanife, Ömer'in bu durumunu göz önüne almışki,  "Ben  Hz.  Muhammed'le  bilirlikte  yaşasaydım,  kendisi benim  birçok  sözümü  alır,  seçerdi."  cümlesini  kullanmış. Hatta Ebu Hanife bunu derken, biraz da konuyu açıyor ve şöyle  devam  ediyor:  "Çünkü  din  iyi  fikirlerden  oluşannasihatlerden ibarettir." diyor. Nitekim aynen halife Ömer gibi birçok  konuda  kendisine  Hz.  Muhammed  şöyle  demiş denildiği  halde,  Ebu  Hanife  tam  tersini  yapıyor.  Hatta  bu konuda  Hz.  Muhammed’in  dört  yüz  hadisine  ters  kararlar aldığı,  İslami  kaynaklarda  anlatılmaktadır.  Somut  birkaç çarpıcı örnek vereyim. Mesela Hz. Muhammed bir savaşa gittiği zaman kur'a çekmek suretiyle bir eşini yanına alır götürürdü; bu meşhur bir olay. Bilindiği gibi bir seferinde de eşlerinden Ayşe'yi götürüyor ve yolda  onun  başına  o  meşhur  'İfk'  olayı  geliyor.  (242)  EbuHanife bu yöntemi tasvip etmediği gibi, üstelik bu kuralın kumardan farkı yoktur diyor. 

Yine hem hadis var, hem de Hz.Muhammed'in  uygulaması  ki  bir  savaşta  Hz.  Muhammed piyade olan askere ganimetlerden tek hisse, atlı olana da iki hisse fazladan pay veriyordu. Yani atın payı daha fazlaydı. 

Ebu Hanife burada, acaba bir insanın değeri hayvandan dahamı  düştüktür  diyerek  çok  sert  eleştiride  bulunuyor  ve  Hz.Muhammed'in bu uygulamasını kabul etmiyor. (243)

Yine meşhur bir İslami kuraldır ve aynı zamanda mezheplerinde uygulamalarında var ki, alış verişlerde her şey bitse de, alıcı ile satıcı o mekânı terk etmedikleri sürece pişman olmak isterlerse olabilirler hükmü var. Ebu Hanife bunu da kabul etmiyor: İşlem bitti mi artık her şey biter diyor ve çok da mantıklı açıklamalar yapıyor. Şöyle diyor: Peki diyelim iki kişi uzun süre aynı cezaevindeler veya bir nedenden dolayı uzun süre bir gemide kalırlar; bunların durumu ne olacak! Diyelim  bunlar  arasında  bir  satış  akdi  gerçekleşse,  bu durumda  demek  ki  cezaevinde,  gemide  veya  uzun  bir yolculukta (Hani eskiden insanlar yaya olarak aylarca hacca,askerliğe  giderdi)  oldukları  sürece  istedikleri  zaman cayabilirler diyor ve bunu saçma buluyor.

İmam-ı A'zam buna benzer çok örnekler veriyor. (244) İşte bu tavırlarıyla  İslam  otoriterleri  nezdinde  sevilmemiş;  hep aleyhinde yazıp çizilmiştir. Bilindiği  gibi,  İslam'da  Kur'an'dan  sonra  gelen  en  güçlü kaynak Buhari ve Müslim'dir. Ama her ikisi de İmam A'zam Ebu  Hanife'den  hiçbir  hadis  aktarmamışlar.  Üstelik  İmam Buhari onu şiddetle eleştirmiştir: İmam A'zam dinde tahribat yapmıştır  diyor.  İmam  A'zam  aynı  eleştiriyi,  Malik,  İmam Evzai,  İmam  Süfyan-i  Sevri  gibi  mezhep  sahiplerinden  de almıştır.  Mesela;  Malik,  İslam'da  Ebu  Hanife  kadar  daha zararlı biri yeryüzüne gelmemiştir, onun dine verdiği zarar, şeytanınkinden de fazladır diyor. İmam Evzai'ye Ebu Hanife'nin ölüm haberi verildiği zaman,"Allah'a  şükürler  olsun  ki  gitti;  yoksa  bu  dini  bitirecekti."diyor.  

Süryani  Sevri  (o  da  hak  bir  mezhep  sahibi,  ancaktaraftarı kalmamış), "İslam'da Ebu Hanife kadar uğursuz biri ortaya çıkmamıştır." diyor. Malik bin Enes birinden soruyor: Sizin yurdunuzda İmam-ı A'zam anılıyor mu, taraftarı var mı?Adam, evet deyince Malik b. Enes, "O zaman bu memlekette durmak haramdır; burayı terk etmek lazım." diyor. (245) Şunuda unutmamak lazım ki, bunlar aynı zamanda onun çok zeki olduğunu  da  belirtiyorlar.  Mesela  İmam  Şafii'nin  Malik  b.Enes'ten  aldığı  şöyle  bir  yorum  var:  İmam-ı  A'zam  öyle biriydi ki, eline bir taş, bir tahta parçası alıp altındır deseydi, onu  altın  olarak  dinleyenlerin  kafasına  sokardı,  o  kadar zekiydi diyor. (246)

Bir gün Kâ'be içinde iken adamın biri ona, ben yeryüzündebir  Kabe'nin  var  olduğuna  inanıyorum;  ancak  şu  an  içinde olduğumuz bu mekân mı yoksa dünyanın başka bir yerindemi emin değilim diyor. İmam A'zam ona, senin bu açıklaman imanına zarar vermiyor diyor. (247) Ve en ilginci, şeytan/iblisile  halife  Ebubekir'in  imanı  aynıdır,  hatta  Hz.  Âdem'le şeytanın imanı aynıdır diyor. (248) En  ilginci,  fıkıh  kaynaklarında  helal  sular  için  “kulleteyn”diye bir ölçü var. Özetle, bir mekânın hacmi şu kadar olsa ve içinde toplanan suyun rengi, kokusu, tadı bozulmuyorsa dinen helaldir  hükmü  var.  Bu  meşhur  bir  kural.  Diyelim  ilkel koşullarda bir suyun rengi normal, kokusunda da sorun yokve tadı da normal; ancak içinde öldürücü bir şey var veyabilerek  konmuş,  bunu  ancak  ilgili  uzmanlar  bilir.  

Peki,  azönceki kurallar yeterli mi? Hayır. İşte bunun için Ebu Hanifeşöyle  karşılık  veriyor:  O  zaman  arkadaşlar  işesin  ve  buhacimde bir idrar biriktirsinler; sonunda da Hz. Muhammed'e gidip, "işte ölçüler tutuyor, peki bu durumda bu sidik de artık kulleteyn sayılır. Dolayısıyla helal mi olacak bu idrar?" diye sorsalar, acaba Hz. Muhammed buna evet helaldir yanıtını mı verecek diyor! (249)

Yine  İbni  Mübarek  kendisinden,  Hz.  Muhammed  namazda rükû ederken (eğilirken) kalktığında iki elini yukarıya doğru kaldırıyordu. Dolayısıyla bir insan namaz kılarken rükûdan kalktığında  ellerini  kaldırsın  mı,  ne  dersin,  diye  soruyor? İmam  A'zam,  "Hayrola!  Uçup  uzaya  mı  gideceğiz  ki kanatlarımızı açalım!" şeklinde alaylı bir yanıt veriyor.

Burada  dikkatleri  çeken,  Ebu  Hanife'nin,  din’i  bir  nevi“kanun, güzel fikirler” gibi algılamış olmasıdır. İnsan onun budüşüncelerini  iyi  tahlil  edince,  net  anlaşılıyor  ki  kendisiİslam'ın  Tanrısal  boyutuna  inanmamış,  tersine  o  günkü şartlara göre bir nevi beşer kanunu olarak değerlendirmiştir. Halife Ömer hakkında da önemli sözleri var. Bir gün Ömer'in fetvaları İmam A'zam'a anlatılınca kendisi, "Bırakın bu şeytan sözlerini."  karşılığını  vermiştir.  Yine  Halife  Osman  için  şu ilginç  ifadeyi  kullanıyor.  Hz.  Muhammed  iki  kızını  bir Yahudi'ye verdi diyor. Hani Osman Muhammed'in iki kızıyla evlenmişti, bunu kastediyor. Yine ona atfedilen şöyle bir olay var. Bir adamın iki katırı varmış. Birine Ebubekir, diğerine de Ömer  adını  vermiş.  Yani  her  iki  halifeyi  sevmediği  içinisimlerini katırlarına vermiş.Bir gün başka bir adam gitmiş bu iki katırdan birini öldürmüş.

İmam-ı A'zam'a da olayı anlatmışlar. O, gidin bakın öldürülen Ömer  adındaki  katır  mı  acaba  demiş!  Gidip  Bakmışlar meğerki  oymuş.  (250)  İşte  bu  aşırı  fikirlerinden  dolayı, bilindiği  gibi  hem  ağır  bedel  ödemiştir,  hem  de  hak  diye bilinen mezhep liderleri ona şeytan bile demişlerdir. Bir önemli İslam müçtehidinden sorarlar, Ebu Hanife o kadar gezmiş,  ancak  Medine'ye  gitmemiş;  sen  bunu  nasıl yorumluyorsun?  Adam,  Hz.  Muhammed  demiş  ki  Deccal Medine'ye giremez. Ebu Hanife de bir çeşit Deccal olduğuiçin Medine'ye gitme şerefine nail olamamıştır diyor. (251)

Yine Hz. Muhammed zina suçundan dolayı birkaç Yahudi'yi recmle/taşlayarak katletmiştir. Bu konuda uzunca bir listeyi başka  bir  kaynağımda  sundum.  Ebu  Hanife  buna  da  karşı çıkmıştır. Madem dinleri ayrı, o zaman onlarla ne işimiz varki  onları  katlediyoruz  diyerek  böyle  bir  uygulamaya  karşı çıkıyor. Şu bilinen bir gerçek ki, İslam'a az veya çok dokunan, elbetteki tutunamaz; tersine aforoz edilir ve hatta fırsat varsa fiziki olarak  ortadan  kaldırılır.  

Nitekim  İmam-ı  A'zam  da  bircezaevinde  gördüğü  işkenceden  sonra  zehirlenerek  hayata veda etmiştir. Şu  olay  meşhurdur  ki,  7-8  kişilik  bir  grup  Medine'ye  Hz.Muhammed'in  yanına  gelir,  hastayız  bize  bir  çare,  diye yardım isterler. O da, falan yere gidin orada bizim develer var, çobanlar size onların sütünden versinler, bir de o develerin sidiğini için iyileşirsiniz diyor. 

Bu hadis başta Buhari olmaküzere  birçok  İslami  kaynakta  geçiyor  ve  meşhur  bir  olay. Hatta güya o insanlar iyileşiyor ve sonunda çobanı öldürüp o develeri  çalıyorlar.  Muhammed  de  onları  yakalayıp işkenceyle öldürüyor. Hatta Kur'an'da Maide suresinden çok ağır ceza içeren bir ayetin bu olay üzerine indiği de anlatılıyor kaynaklarda.  

İşte  Ebu  Hanife  bu  idrar  içme  olayında  da Muhammed'e ters düşüyor, kabul etmiyor. Burada  şunu  da  belirtmek  durumundayım  ki,  ben  Ebu Hanife'nin  bu  farklı  yanlarını  anlatırken,  onun  çok,  her  şeyiyle  beğeni  kazandığını  vurgulamak istemiyorum. Onun da aklın kabul etmediği fikirleri çoktur.

Ancak burada onun durağan olmadığını dikkate almak lazım. Onun kurcalayıcı yanı hoşuma gidiyor. Hak vermek lazım ki,o günkü koşullarda ancak bu kadar çıkış yapılabilirdi; bunuda inkâr etmemek lazım. Yine  birçok  hadis  var  ki,  insanın  bir  cariyesi  (savaşta  ele geçen  kadın)  şayet  zina  yaparsa  onu  kırbaçlayın.  Bunu  üç sefer tekrarlarsa artık bir ip değerinde de olsa onu satın diyor. Ebu  Hanife  bu  konuda  da  muhalefet  ediyor,  bunu benimsemiyor. (254) Ebu  Hanife  bütün  baskı  ve  zorluklara  rağmen  çizgisinden vazgeçmeyince,  hele  siyasilere  alet  olmak  istemeyince, dönemin  (Abbasi)  halifesi  tarafından  hapse  atılır  ve  orada işkence  edilir,  daha  sonra  da  zehirlenerek  öldürülür.  Hicri 80'de doğmuş, 150'de de öldürülmüştür.

İşte en basiti bu insan: Halk arasında bilinen İmam-ı A'zam'la bu  kısa  başlık  altında  değindiğim  İmam-ı  A'zam  arasında hiçbir benzerlik var mı? Asla... İşte hep söylüyorum: Şu anki İslam, idareciler tarafından 14 asırdır ilave edile edile bu hale gelmiş ve resmi bir İslam tarihi oluşmuştur; bunun gerçeklerle hiç ilgisi yoktur; bu ancak hayali bir İslam tarihi ve hayali bir kadrodur. Nereden biliyoruz? İslami kaynaklardan biliyoruz. Çünkü  o  zaman  belki  koşulların  da  uygun  olmamasından kaynaklı, profesyonelce bir sansür uygulanmamıştır. 

Çok açık bilgiler ve ipuçları kendi kayıtlarına geçmiştir, tabii ki ilim ve mantık  da  görevini  yapar,  gerçeği  ayıklar.  Söz  Ömer'in kerametlerinden  açılmışken  ben  biraz  İmam-ı  A'zam'a değindim. Nedeni buydu; yoksa konuları dağıtmak istemem.(255) Ömer, özellikle kadınlara karşı çok sertti. Velisinin izni olmadan bir kadın evlense bu evlilik sayılmaz ve  bu  çifte  zina  cezası  uygulanır  diye  hüküm  veriyordu.

Nitekim bunu uyguluyor ve valilerine de bu konuda talimat veriyordu. Bir gün Eş'as bin Kays Ömer'e misafir oluyor. Ömer onun yanında  bile  eşini  dövmeye  başlıyor.  Eş'as  araya  girince Ömer,  Hz.  Muhammed'in,  "bir  erkek  eşini  dövmektensorumlu değildir" sözünü aktararak kendini haklı çıkarmayaçalışıyor. Zaten  Ömer'in  kamçısı/kırbacı  hep  elindeydi,  hizmetlileri,cariyeleri döverdi. Kadınlara ihtiyaç fazlası elbise almayın. Çünkü kadın kısmı biraz gözlerini açtı mı kontrolden çıkardiyordu. Burada somut bir örnek vereyim. Halife Ebubekir ölünce, doğal olarak yakınları ağlıyor. Ömer onların seslerini duyunca  kızıyor  ve  Hişam  b.  Velit'e,  "Bu  kadınları  evden dışarı  çıkart"  diyor.  Onun  bu  sözü  Hz.  Ayşe'nin  zoruna gidiyor ve aralarında tartışma çıkıyor. Sonuçta adam onları çıkartıyor  ve  Ömer  kendilerini  kırbaçla  dövmeye  başlıyor: Niye ağlıyorsunuz diye.

Ömer'in bu baskısı, kadınları dövdüğü olayların zamanlaması çok önemlidir. Çünkü Ebubekir akşam vefat ediyor ve aynı gece Ömer tarafından yıkanıp gömülüyor ve sabahleyin de, Ebubekir  vefat  etti,  arkasında  da  Ömer'in  kendisini  halife seçti  diye  ilan  ediyor.  Kanımca  bu  olayda  kadınların ağlamasından  duyduğu  rahatsızlığın  nedeni,  çevrenin, Ebubekir'in  vefat  ettiğini  duymasını  istememesi.  Çünkü duyarlarsa toplanırlardı ve kim halife olsun diye tartışmalar çıkardı. 

Nitekim Muhammed'in ölümünden sonra olduğu gibi. İşte  bu  durumda  Ömer'in  halifelik  işi  zorlaşırdı.  O  yüzden sükûneti  sağlamaya  çalışmış  demek  yerinde  olur.  Hindi  bu konuda  aldığı  üç  hadisin  ikisinde,  Ömer'in  onları kırbaçladığını,  Ayşe'nin  Ömer'e  tepki  gösterdiğini  yazıyor. İlginçtir ki hemen aynı bölümde şunu da aktarıyor: Bir sahabi,"derler ki Ömer ölüler için ağlayan kadınları döverdi"; ben bu söze  hayret  ederim.  Çünkü  Halit  b.  Velit  vefat  etmişti  ve kadınlar da yüksek sesle ağlıyorlardı; bu arada Ömer hiç sesçı karmadı, şeklinde bir hadis. Farklı  bir  hadis  de  Ömer,  Halit  b.  Velit  için  ağlayanlara,"Yeter  ki  feryat  etmesinler;  ağlamalarında  sorun  yok."demektedir...  

Burada  Ömer'i  saran  bir  endişe-korku  var  da ondan farklı davranmış demek daha gerçekçi olur. Ama aynı Halit b. Velit için farklı hadisler de aktarılıyor: Ömer onları dövüyor,  türbanları  yere  düşüyor.  Hatta  Ömer'e,  bak türbanları düştü şeklinde hatırlatmada bulunulduğu halde o,"Türban düşsün, önemli değildir." diyor...Adamın  biri  Ömer'e,  bir  eşim  var  ben  ondan  bir  yere gidemem   çok   kıskançtır.   Diğer   eşimi   ancak sırasında/nöbetinde  görebiliyorum  diyor.  Ömer,  "Kadın milleti  hep  böyledir:  Ne  Allah'a  inanır,  ne  de  müminlere güvenir." karşılığını veriyor. (256)

Muhammed'in Ömer'den ne kadar korktuğu ve yine Ömer'in ne  kadar  Muhammed'i  yönlendirdiği  konusunda,  Kur'an'ın oluşumunda  fikirlerini  ayetlere  dönüştürmek  hususunda somut  bir  örnek  anlatmakla  bu  bölümü  burada  kapatmak istiyorum. Anlatacağım örnek en başta Buhari ve Müslim'de geçmektedir.  Kaldı  ki,  sözünü  edeceğim  ayetler  de  ortada. Ayrıca birçok tefsirden de açıklamalar sunacağım.

a) İbni Ömer'den: İbni  Selül  (Medine  döneminde  Muhammed'in  önemli  bir rakibi) ölmüştü. Oğlu, Hz. Muhammed'e gelip kendisinden,"Gömleğini  ver  babama  kefen  yapayım.  Bir  de  babamın cenaze namazını kıl, günahlarının bağışlanması için de ona dua  et."  dedi.  Peygamber  gömleğini  verdi,  bir  de  izin  ver namazını  kılayım  dedi.  

Adam  izin  verdi.  Hz.  Muhammed kalkıp namazını kılmaya gidince, Hz. Ömer müdahale etti: Bu adam senin düşmanın. Dolayısıyla sen nasıl gider namazını kılarsın  diyerek  karşı  çıktı.  Sonuçta  Muhammed  kendi dediğini yaptı ve gidip namazını kıldı. Bunun üzerine Tevbesuresi 84. ayeti indi (ki ayet, bu olayda Hz. Ömer'in fikrini onaylamış  oluyor)  Anlamı  şu:  “Onlardan  (münafıklardan) ölmüş olan hiçbirinin namazını kılma. Onun kabri başında da durma. Çünkü onlar Allah ve peygamberini inkâr ettiler vefasık olarak öldüler.” (257) diyor.

b) Yine İbni Ömer ve yine Buhari'den:İbni Selül Ölmüştü. Bu arada oğlu Hz. Muhammed'in yanına geldi.  Muhammed  de  ona  gömleğini  verdi,  götür  babana kefen yap dedi ve kefen işi bitince de bana haber ver gelip cenaze namazını kılayım dedi. Bu arada Hz. Ömer itiraz etti: Allah sana münafıklar üzerinde namaz kılmanı yasaklamadımı,  nasıl  gider  namazını  kılarsın  dedi.  İşte  bu  tartışmalar devam ederken, Tevbe suresinin az önceki ayeti (84) indi ve böylece  Hz.  Muhammed,  İbni  Selül'ün  namazına  gitmedi.(258) 

Dikkat edilirse bu hadis, önceki hadisle ters düşüyor. Ama kaynak da olayı aktaran kişi de aynı.

c) Bir daha İbni Ömer ve bir daha Buhari'den:İbni Selül öldüğünde oğlu Hz. Muhammed'e geldi. Bu arada Muhammed ona gömleğini verdi, "Götür babana kefen yap."dedi. Bir de kalkıp onun cenaze namazını kılmaya gidince Ömer, "Nasıl münafıkların namazını kılmaya gidersin!" diye itiraz  etti.  Sonuçta  namazını  kıldı,  biz  de  onunla  birlikte cenaze namazını kıldık. Bu olay üzerine Tevbe suresinin 84.ayeti indi diyor İbni Ömer. (259) Evet; yine olayı aktaran kişi aynı, kaynak aynı ve görüldüğü gibi içerik nasıl...

d)  Yine  Buhari;  ancak  bu  sefer  İbni  Abbas  halife Ömer'den aktarıyor: İbni Selül ölünce, Hz. Muhammed onun namazını kılmaya çağrıldı. Muhammed bunu olumlu buldu ve kalkıp namazını kılmaya  gidince  Ömer,  "Bu  adam  hayatta  iken  sana  karşı şöyle şöyle diyordu (senin aleyhinde çalışıyordu)" diyor ve adamın olumsuz yanlarını anlatıyor. Buna karşı Muhammed gülüyor ve Ömer'e, "Boş ver." diyor. Sonunda gidip namazını kılıyor.  Bu  arada  Tevbe  suresinden  iki  ayet  iniyor  (biri  az önce  sözü  edilen  84.  ayeti).  

Ömer  bu  olup  bitenlere  karşı,daha doğrusu başarısına karşı, "Ben cesaretime hayret ettim."diyor. (260) Ömer  Muhammed'e  yaptığı  bu  gibi  itirazlar  sonucu  oluşan ayetleri  görünce,  coşuyor,  hatta  bir  sözünde,  "Üç  konuda benimle  Allah'ın  görüşleri  çakıştı/paralel  çıktı."  diyor  ve onları teker teker anlatıyor. (261)

e) Yine Buhari, aynı olay; bu kez alıntı Cabir'den:İbni Selül gömüldükten sonra oğlu Hz. Muhammed'e geldi. Muhammed'in  isteği  üzerine  babası  tekrardan  kabirden çıkarıldı  ve  dizleri  üzerine  kondu.  Hz.  Muhammed tükürüğünden  onun  üzerine  sürdü,  üfürdü  ve  sonunda gömleğini  ona  kefen  yapıp  tekrardan  gömdüler  şeklinde açıklama yaptı. Cabir'in aktarımına göre, Muhammed'in gidip namaz kıldığı, Ömer'in buna İtiraz ettiği ve buna bağlı olarak ayet  indiği  açıklaması  yok.  Yani  önceki  hadislerden  farklı aktarım söz konusu burada. (262)

f)  Yine  İbni  Ömer,  bu  kez  Buhari  ve  Müslim'in  ortak hadislerinden: İbni Selül ölünce, oğlu gelip Muhammed'den, babasına kefen yapsın diye gömleğini istedi ve Muhammed verdi. Adam bu arada,  babamın  cenaze  namazını  da  kıl  dedi.  Muhammed kalkıp gidince Ömer itiraz etti: Münafıktır namazı kılınmaz dedi.  Ama  Muhammed  gidip  namazı  kıldı.  Ondan  sonra Tevbe suresinin 84. ayeti indi şeklinde aktarıyor. (263)

Aslında bu konuda Buhari ve Müslim'de ne kadar hadis var, yapı ne kadar hantal diye genel bir tarama yapmadım. Çünkü amacım bu hadis değil ki. Bunu bir örnek olarak ekledim. Belki  de  Buhari  Müslim'de  başka  bölümlerde  ve  aynı kişilerden daha farklı/çelişik hadisler de var konu hakkında; olayın  anlaşılabilmesi  için  hantala  gerek  yok;  verdiğim örnekler yeterli.

Müslim-Buhari’nin  ortak  olarak  aldıkları  şu  hadisi  de aktarmak  istiyorum.  Konunun  bütünlüğü  açısından  buraya yazılması uygundur.

-  Hz.  Muhammed, "İnsanlar  yüz  deveye  benzer.  Birine binmek istersin; ama uysal birini bulamazsın" diyor. (264) Burada  toplumun  gericiliğinden,  cehaletinden  söz  etmek istiyor, bunu dillendiriyor. Müslim'i Türkçeye çeviren mütercim bu konuda şunları aktarıyor: Hz. Muhammed neden münafık olan İbni Selül'e bu kadar İlgi gösterdi, diye sorulunca, şöyle yanıt verilebilir: Demek ki Hz.Muhammed o kadar merhametli ki, kendine düşman olanların namazına bile gidiyor veya burada politik bir mülahaza da düşünülmüş  olabilir.  Nitekim  onun  gitmesinin  olumlu sonuçları olmuştur diyor. Şöyle devam ediyor mütercim: Birde bu olaydan şunları da öğrenmiş oluruz ki, artık münafıkolanın  namazı  kılınmaz;  ancak  yıkanır  ve  kefenlenebilir.

Başka bir hüküm de, artık Hz. Muhammed'in burada yaptığı gibi, gömlek kefen olabilir. Hani o da gömleğini vermişti ya...Bu olaydan çıkan bir başka önemli not da, halife Ömer'in ne kadar büyük bir insan olduğu, fikirlerine ayetle yanıt verilen bir kişilik sahibi olduğu şeklinde yorumlar yapıyor. Bir diğer ders alınacak husus da, demek ki gerek varsa cenaze kabirden çıkarılabilir; buna kanıt olarak da Muhammed'in İbni Selül'ün cenazesini çıkardığı gibi. 

Ama Muhammed'in o tükürüğüne nasıl  bir  yanıt  verirler  bunu  merak  ediyorum.  Çünkü hadislerde,  Muhammed  onu  kabirden  çıkarıp  tükürüğüyle yüzüne üfürüp püfürdüğü cümlesi de var. Bu olaydan İslam âlimleri ne kadar önemli hüküm ve fetvalar çıkarmışlar; çok ilginç! Ömer'in bilinmeyen yönleri çok; bunlar ancak çok cüz'i bir kısım. 

 Ama  sanırım  yine  de  bu  örnekler  bir  şeyler  ifade ediyor. Belirttiğim gibi bunları, İslam'da en sağlam diye kabul edilen kaynaklardan derledim. Zaten Ömer'le alakadar olan ayetler ortada; aslında bir bakıma hadislere hiç de gerek yok. İşte  “Böylesine  bir  Ömer'den  suikastlar  beklenir  mi beklenmez  mi?”  sorusuna  sanırım  bu  açıklamalar  katkı sunabilecek durumda. Halife Ömer'e biraz da farklı bir pencereden bakalım. Bilgileryine İslami kaynaklardan. Ömer  bir  ara  yerden  bir  hayvan  püskülünü  alır,  şöyle  der:"Keşke  ben  de  bu  püskül  gibi  yaratılsaydım,  keşke  insan olarak yaratılmasaydım, keşke annem beni doğurmasaydı, bir hiç olsaydım, unutulup gitseydim." gibi feryat içeren ifadeler kullanır.  

Diğer  bir  sözünde,  gökten  haber  gelse  ki,  herkes cennette  girecek,  yalnız  tek  bir  kişi  kalacak;  onun  da  ben olacağımdan korkarım." demiş. Onun hakkında şu gibi sözlerde var. Bir gün halk Ömer'in gelip konuşması için toplanmış ama o çok geç gelmiş. Arkadaşları bunun nedenini sorunca kendisi, "Elbisem kirlenmişti, yıkadım. Başka da yedek yoktuki  giyip  de  dışarı  çıkayım.  

İşte  kuruyana  kadar  beklemekzorunda  kaldım."  demiş.  Buna  benzer  farklı  bir  hikâye  deşöyle:  Ömer  öylesine  mütevazı  bir  insandı  ki,  örneğin; hurmanın en ucuzunu alırdı, onda kibir falan yoktu. Yemek yerken  ellerini  yalar,  diliyle  temizlerdi  gibi  methiyeler anlatılır İslami kaynaklarda. Bundan kastedilen mesaj da şu;Yani  parmaklarını  selpak  olarak  kullanmak  suretiyle  hem temizliğe önem verirdi, hem de zerre kadar bir yiyecek boş gitmesin diye parmaklarındaki o artıkları bile değerlendirirdi.

Bir gece biri onun yanına gidip selam verir; o arada Ömer birşeylerle  meşguldür  ve  adamın  selamını  almaz.  Daha  sonrayanına yanmakta olan mumu söndürüp bir yere bırakır, başkabir  mum  alıp  yakar,  ondan  sonra  o  adamın  selamını  alır. Nedenini şöyle açıklar. Önceki mum hazineye aitti, elimdeki iş de kamu işiydi. Dolayısıyla devlete ait mum yanmakta iken selamını  alsaydım,  belki  daha  sonra  özel  konulara  devam edecektik;  işte  o  vakit  özel  sohbetlerde  devlet  malını kullanmam söz konusu olurdu ve ben günaha girerdim. Ama yaktığım bu ikinci mum ise benim şahsıma aittir. Dolayısıyla şimdilik istediğimiz kadar konuşabiliriz der.

Bir  diğer  anısı,  Ömer  o  kadar  Allah'tan  korkardı  ki,  hep ağlıyordu ve akan gözyaşları onun yüzünde iz bırakmıştı, dere gibi iki şerit oluşmuştu yüzünde şeklinde anlatımlar. (265) Benzer örneklerden bir kaçını daha vereyim. Kudüs alınmış, Halife  Ömer  gidip  merasimle  bu  işi  ilan  edecekmiş  veya diyelim  Mescidi  Aksa'nın  anahtarlarını  alacakmış  (Bunlar meşhur, halk dilinde hep söylenen şeyler. O yüzden kaynak olarak ben bu hikâyelerin peşine takılmadım.). Kudüs yoluna çıkarken yanında hizmetlisi de varmış. (Anlaşılan tek bir binit hayvanları varmış). 

Ömer hizmetlisine, belli bir süre sen bin,belli bir süre de ben bineyim/sırayla binelim, adalet yerini bulsun diyor ve sırayla biniyorlar. Tabii ki öbür tarafta millet toplanmış  onu  karşılamaya  hazırlanmışlar,  halife  ne  zaman gelecek  diye  merak  içindeler.  Tam  yolun  sonuna,  milletin toplandığı  yere  geliyorlar  (orada  su  var,  sudan  geçmeleri gerekiyor), yürüme sırası Ömer'e geliyor. 

Ömer'in o deveden inip  suya  girmesi  gerekiyor;  yanındaki  hizmetlisi/kölesi  de hayvana  binip  o  şekilde  karşıya  geçecek.  Hizmetlisi  artık burada sen bin demişse de Ömer, "Hayır; adalet yerini bulsun,sıra senindir bineceksin." diyor ve kendisi suya girip o şekilde karşı  tarafa  geçiyor,  kölesi  ise  hayvana  binerek  karşıya geçiyor ve Ömer'in dediği gibi adalet yerini buluyor...

Yine bir ara neler oluyor acaba diye halkı yoklamak, olupbiteni gözlemek için bir gece dışarı çıkıyor. O sırada yetimleri olan bir kadından, "Biz perişanız durumumuz sanki halifenin umurunda  mı?"  şeklinde  sözler  duyuyor  ve  hemen  geri dönerek  hazinenin  malından  bir  torba  un  sırtına  alıp  onun evine götürüyor; o arada ben halifeyim demiyor. 

Kadın onun bu iyiliğine karşı, "işte senin gibi merhametli insanları halife yapmıyorlar ki." diyerek ona övgülerini dile getiriyor. (266) Onun hakkında şu gibi övgüler de var: Ömer halife olduğu halde  gömleği  dört  parçalıydı,  yani  o  kadar  tevazu gösteriyordu  veya  o  kadar  parasız  pulsuzdu.  Buna  rağmen devletin bir şeyini almıyordu gibi laflar. 

Bir diğer olay da, Ömer ibadet ederken bir ayet okur ve o ayetin onda bıraktığı tesirle ağlar bayılır, bunun sonucu olarak da onu o baygın haliyle  evine  alırlar.  Öyle  olur  ki  belli  bir  süre  yataktan kalkamaz,  hastalandığı  etrafa  yayılır.  Hâlbuki  hasta  değil; okuduğu ayet onda çok etki yapmış da bundan bayılıp kalmış deniliyor! (267). Tabii ki hangi ayetti denilmiyor. Denilseydi bari başka inananlar da okur, denerdi!

Halk arasında onun şu sözü de meşhur: "Fırat nehri kenarında bir kuzunun başına olumsuz bir şey gelse, bundan da Allah'a hesap  vermekten  korkarım  veya  bundan  da  sorumluyum."gibi abartılı ifadeler ona mal ediliyor. Böyle bir söz söylemişveya söylememiş bu hiç de önemli değil. Önemli olan onun pratiğidir/icraatıdır.  

Ve  hele  hele  önemli  olan  Kur'an'ın kendisidir.  Örneğin;  madem  Kur'an  diyor  ki  savaşlarda inanmayanların boynunu vurun, parmaklarını da doğrayın ve yine  madem  Kur'an  diyor  ki,  savaşlarda  Müslümanlara yardım  etsinler,  insanları  öldürsünler  diye  ben  melekler gönderiyorum ve yine madem Kur'an diyor ki cennette dört ırmak var, bal ırmağı, şarap ırmağı, temiz su ırmağı ve sütırmağı ve bunlara benzer daha neler neler, o zaman iş bitiyor.(268) 

 Ama  olaylara  bir  bütün  olarak  bakılınca  Ömer'in  de hakkını vermek lazım: Halkın bildiği Ömer gerçek Ömer mi, yoksa hayali Ömer mi! Burada hakem akıldır, bilimselliktir ve tarihte olup biten gerçeklerdir. Bir sözünde de, "Keşke ben babamın ahırında bir kuzu olarak dünyaya gelip büyüseydim. Hiç olmazsa büyür koç olurdum ve  kesilir  bazılarına  vitamin  olurdum."  diyor.  

Diğer  bir hikâyesi de şöyledir: Bir gün hasta iken minbere çıkıyor ve durumunu anlatıyor, nesi var, neresi ağrıyor diye. Cemaatten birileri de ona, "Bu durumda senin ilacın baldır" diyor. O da,benim  şahsi  balım  yok;  var  olan  da  devletin/hazinenindir,dolayısıyla ben kullanamam/haramdır diyor. 

Orada bulunanlar kendisine  izin  veriyorlar,  ondan  sonra  ancak  ilaç  kadar kullanabiliyor.  (Peki  devlet  malıysa,  sadece  oradakiler  mi fetva verse helal olur. Ya diğer bölgelerdeki Müslümanların hakkı?)  Onun  övgülerinden  biri  de,  adamın  biri  onun ölümünden  sonra  kendisini  rüyasında  görüyor,  bakıyor  ki Ömer ter içinde kalmış, terini temizliyor. 

Bu ne haldir diyesorunca  Ömer,  "İnan  ki  ben  öleli  on  yıl  oldu,  hep  burada hesap  vermekle  meşgulüm.  Neyse  ki  yeni  kurtuldum."yanıtını veriyor. (269) Bu  masalları  anlatanlar;  ya,  işte  Ömer  böyle  bir  Ömer'dir mesajını vermek istiyorlar kaynaklarında. Hatırlıyorum, Diyanet bu gibi masallarla dolu hazır hutbeler gönderirdi, hocalar da milletin kafasına okur, dünyadan haberi olmayan insanları bu masallarla uyutmaya çalışırdı. Cemaatde  bunları  dinleyince,  'ya  biz  nerde,  eskiler  nerde'  diyerek imanlarının  zayıf  olduğuna,  daha  fazla  çalışma  gerektiğine inanırlardı.

Bir kere onun bu kadar korkması, davasına bağlılığının zayıf olduğuna bir kanıttır. Çünkü onun inandığı peygamberi ona cennet müjdesini vermişti. Bu durumda niye cehennem için tek bir kadro varsa o da benim desin ki! 

Yoksa peygambere inanmıyor muydu? Bu konuda en başta Buhari ve Müslim'de anlatılan şöyle bir olay var. Bu bir örnek; yoksa buna benzer hadisler  çok.  Hz.  Muhammed  bir  gün  ona,  "Rüyamda cennette bir köşk gördüm, yanında da bir havuz ve bir kadın vardı, o kadın havuzdan abdest alıyordu. Ben sordum, bunlar kime ait diye? Denildi ki bunlar Ömer'indir. Senin kıskanç olduğunu  bildiğim  için  onlara  bakmadım."  diyor.  

Bunun üzerine  Ömer,  "Yok  yok  sana  karşı  kıskanç  olur  muyum"karşılığını veriyor. (270) İşte  bir  taraftan  cennette  parsellerden  söz  etmek,  diğer taraftan ağlamak olmaz: Şayet cennete ve kendisine verilen cennet  garantisine,  oradaki  hurilere,  kebaplara  inanmış olsaydı,  o  zaman  aman  ha  ben  bu  çileli  dünyada  ne yapacağım, bir an önce gideyim demesi gerekiyordu. 

Demekki bilindiği gibi değil; işler çok farklı!Aslında Ömer’in yaptığı da şuna benzer: Bilindiği gibi bir taraftan Hz. Ali'nin çocuklarını katletmişler, diğer taraftan da imam efendiden, "Acaba insanın elbisesinde bit/kene, haşerekanı varsa namaz fasit olur mu!" diye fetva sormuşlar. Birtaraftan kan seline çeviriyorsun coğrafyaları, senin eline geçseson ömründe, 7-8 yaşlarındaki çocukla evlenmek istiyorsun (Ebubekir'in  kızı),  hem  Hz.  Fatma'nın  başına  getirmediğin kalmıyor,  keza  kocası  Hz.  Ali  ve  halifelik  makamını kullanarak  60  yaşlarında  olduğun  halde  onların  9-10 yaşlarındaki  kızını  alıp  eş  olarak  onunla  yaşıyorsun,  Hz.Muhammed  olsun,  Ebubekir  olsun  ve  sana  muhalif  olan valiler ve daha neler neler... 

Sen onları ortadan kaldırıyorsun,şimdi  de  kalkmış  ağlıyorsun,  cehennem  için  tek  kişi ayrılmışsa o da benim diyorsun. Bu başlığı yine Ömer'in bir sözüyle kapatmak istiyorum. Eğer Allah'tın bir haber gelse, "Ey Ömer Allah senin durumunu açıklamadan sana kalsa sen şu üç şıktan hangisini kendine uygun  bulur  ve  seçersin:  Cennetlik  mi,  Cehennemlik  mi,yoksa öldükten sonra toprak olup kaybolmak mı? 

Ömer, benbir  daha  dirilmemek  üzere  toprak  olup  kaybolmayı  tercihederim diyor. (271) Aslında onun döneminde İslam fütuhatı adı altında ele geçirilen memleketlerin trajedileri anlatılmaz.

Bence vereceği hesabın çok kolay olmayacağının kendisi de farkına varmış. O yüzden toprak olup da bir daha dirilmemek üzere demiş. Ev sahibi kendi evinin durumunu herkesten dahaiyi bilir, diye bir söz var. 

Ben bu olayları yazınca bir taraftan sinirlerim bozulur. Çünkü işin  içinde  suikastlar,  komplolar,  trajediler,  katliamlar, cariyeler, talan-ganimet vs var. Bu gibi masalımsı, fıkra tipi olayları  işleyince  bir  taraftan  da  bazen  kendi  kendime gülerim.  Ama  bir  bakıma  da  çok  üzülürüm.  Çünkü  21.asırdayız hâlâ kitlesel bir şekilde bunlara takılan, kurtuluşu bunlarda bulan insanlar var. İşte bu çok hazin bir tablodur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion