BÖLÜM 6 - Hz. ALİ ve eşi Hz. FATMA
a) Hz. Ali, Ebubekir'in Halifeliğini Nasıl Kabul Etti?
Önce olayın özetini vereyim. Yukarıda Ebubekir'in halifeseçilmesi konusunda biraz değindim; ama burada farklı bazı
bilgiler sunacağım. Muhammed'in ölümünden sonra Hz. Ali onun cenazesiyle uğraşırken Ebubekir ve Ömer halifelik konusunda çalışarak Ebubekir'i halife ilan ederler. Yine yukarıda ifade edildiği gibi Ebubekir halife olunca, Hz. Fatma Ebubekir'e gidip babasına ait veraset malından kendi hissesini almak ister; ama Ebubekir vermez.
Sonunda Fatma çok rahatsız olur, hatta ona kızar ve evine gider. Bu arada Hz. Alide halifelik hakkımdır diyerek Ebubekir'in halifeliğini tanımaz. Hz. Ali, hem Fatma'nın bu veraset malına el konması nedeniyle, hem de halifeliğin kendine verilmemesi yüzünden evine kapanır. Bir diğer neden de (kaynaklarda bu çok nadir işlenmiş; asıl sebep halifelik ve Fatma'nın hissesine el konulmasıdır)
Hz. Ali güya Kur'an kitap haline gelmeyenekadar ben toplum içine çıkmam demiş ve bu arada evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle meşgul olmaya başlamış. Dolayısıyla Ebubekir ve Ömer'den alakasını keser, tabii ki hem Muhammed'in damadı, hem de amcaoğlu olduğu için,önemli bir kitle Ebubekir'in halife olmasından sonra hâlâ onu destekler, evinde toplantılar yapar.
Hatta o arada Ebubekir'e,"Sen rahatımızı bozdun, bizimle istişare etmeden halife oldun." diyerek sert tepki de gösterir. Ebubekir de, "Haklısın; ancak sanıldığı gibi bu iş kolay değil, her kafadan bir ses çıkıyor, ben bu işe soyunmasaydım fitne çıkacaktı." der. (272)
Durum bu iken, bir gün Ömer, Ebubekir'e, "Bu adam (yani Ali) muhalif kaldığı sürece bize rahat yüzü yok. Sen en iyisi onu sustur." diye öneri sunar, Ebubekir bunu olumlu karşılar. Sonuçta, Hz. Ali ve yanındakiler gelip Ebubekir'in halifeliğini tanısınlar diye bir heyet gönderirler.
Ömer, Ebubekir döneminde Ali'nin işini halletmezse, ileride halifelik
konusunda kendisinin rahatının bozulacağını biliyordu ,farkındaydı. O yüzden hep Ebubekir'i kışkırtıyordu. Bu konuda kaynak çok; anlattıkları birbirlerine yakın olanları bir arada özetlemek isterim; farklı bilgiler ihtiva eden kaynaklardan ayrıca aktarmalar yapacağım. Şimdi başta Ömer Rıda Kehhale, İbni Küteybe, Belazuri'den bir özet sunmak istiyorum.
Ömer ve Ebubekir'in kararlaştırdıkları ekip, 3-4 sefer Hz. Ali'nin evine gidip gelir; ama istenen sonuç alınmaz. Bir kere Hz. Fatma bunları görünce onlara evin kapısını bile açmaz. Hal böyle olunca halife Ömer bu görevi bizzat üstlenir ve yanına aldığı ekiple onların evine gider. Ebubekir o sırada Ömer'e, "Ali ve yanındakileri en disiplinli, hakaret vari bir şekilde getireceksiniz." diye talimat da verir.
Hatta direnirlerse onlarla savaşın, onları katledin gibi emirler de verir. Bu soncümle farklı kaynaklarda var, yeri gelince daha dadetaylandıracağım... Ömer Hz. Ali'nin evinin önüne varınca,“Dışarı çıkın.” diye seslenir. İçerdekiler onu dinlemeyince, Ömer kendilerine karşı baskı kurar ve nihayet onlar çıkmak zorunda kalırlar.
Bu baskıyla ilgili ayrıca bağımsız bir başlık açacağım. Çünkü burada bir trajedi yaşanır, hatta cinayet işlenir; bunu ayrı ele almakta fayda var. O insanlar evden çıkıp Ebubekir'in yanına gider ve halifeliğini kabul ederler (tabii ki baskıyla); ancak Hz. Ali mazeret beyan edip evinden çıkmaz. Güya mazereti de yukarıda belirttiğim gibi; Kur'an bir araya/kitap haline gelmeyene kadar ben halk arasına girmem diye yemin içmiş (tabii ki uydurma, bunun gerçekle alakası yok).
Her ne kadar diğerleri gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etmişlerse de, Ömer yine buna sevinmez, ona göre iş daha bitmemiştir. Tekrardan Ebubekir'le konuşur: "Sana muhalefet eden Ali'yi getirmez misin?" diye. Ebubekir yine teklifini kabul eder ve birini Ali de gelip halifeliğini kabul etsin diye gönderir. Elçi gelip durumu aktarınca, Ali, "Sübhanallah; Ebubekir'in hakkı olmayan bir şeyi onaylamaya davet ediliyorum, bu olacak iş mi?" der ve gitmez.
Elçi Ebubekir-Ömer'e dönüp durumu izah edince, güya Ebubekir o arada ağlar. Ömer ise Ebubekir'e hiç danışmadan hemen yanına bir ekip alıp doğruca Hz. Ali'nin evine gider. Oraya varınca kapıyı çalar. Hz. Fatma onların sesini duyunca yüksek sesle,"Ey babam, ey Allah'ın Resulü, senden sonra Ömer ve Ebubekir'in başımıza getirdiklerine el'enian" diyerek feryada başlar.
Mahalle sakinleri Fatma'nın ağlamasını ve feryadını duyunca onlar da ağlamaya başlarlar, neredeyse orada bir vaveyla kopar. Buna rağmen Ömer ve beraberindekiler Ali'yi zorla evden çıkartıp Ebubekir'in yanına götürürler ve orada ona, "Ebubekir'i kabul et." derler. Hz. Ali, "Şayet kabul etmezsem ne olur?" diye sorunca, Ömer, "Allah'a yemin olsunki, kabul etmezsen kellen gider." karşılığını verir.
Ali devamla, "O zaman siz bir Allah kulunu ve Muhammed'in kardeşini katletmiş olursunuz" der. Ömer, "Evet, Allah'ın kulusun bu doğru; ama Muhammed'in kardeşi değilsin."karşılığını verir, tabii ki bu konuşmalar esnasında Ebubekir suskundur. Bunun üzerine Ömer, "Ali'ye bir şey demeyecek misin?" diye Ebubekir'i uyarır.
Ebubekir, "Yanında Fatma dururken ben ona bir şey diyemem." der ve olay bu seferlik böylece kapanır, tabii ki Ali'yi götürünce Fatma da, acaba ne olacak
diye beraberinde gitmiştir de ondan Ebubekir az önceki sözü söylüyor. Ali onlardan ayrılınca doğruca Muhammed'in kabri başına gider, orada bağırıp çağırır, ağlayarak Muhammed'e seslenir,"Görüyorsun! Beni zayıf düşürdüler, nerdeyse beni öldürecekler." diyerek manevi huzurunda onları şikâyet eder.
Şu da var ki, Fatma hayatta olduğu sürece Hz. Ali, Ebubekir'in halifeliğini kabul etmez. Hatta Hz. Ali onlara,"Asıl siz beni halife olarak tanıyın, zaten hakkımdır, siz benden gasp ettiniz." der, halifeliğin kendi hakkı olduğu konusunda uzunca bir konuşma yapar. Bir taraftan baskıyla Hz. Ali'yi yola getirmeye çalışırken, diğer taraftan Ebu Ubeyde gibileri onu başka şekilde ikna etmeye çalışırlar:
Ebubekir yaşlıdır, deneyimlidir; sen ise daha gençsin, bu işleri zor yaparsın gibi telkinlerde bulunurlar, tabii ki fayda etmez.Daha sonra Fatma'nın gönlünü almak için Ebubekir'le Ömer bir ara onu ziyarete giderler. O sırada Fatma'ya selam verirler; ama kendisi onların selamını almaz ve yüzünü duvara çevirip bu şekilde tepkisini gösterir.
Sonuçta Fatma hayatta olduğu sürece (ki 75 gün ile 6 ay arası kısa bir yaşama dönemi var) ne Fatma onlarla konuşur, ne Hz. Ali Ebubekir'in halifeliğini tanır. Evet, birkaç tarihçinin konuya ilişkin ortak açıklamaları (özetle) böyle. (273) Burada Sünni kaynaklarda şu da var.
Özellikle Maide suresinin 67. ayetinde Muhammed'e hitaben, "Sana gönderileni duyur; aksi halde görevini yapmamış olursun."denir. İşte burada duyurulmak istenen, Hz. Ali'nin halifeliğiymiş, güya Allah demiş Ali halife olsun; ancak Muhammed tereddütte kalmış: Söylesem mümkün mü, değil
mi gibi.
Bu ayetin açıklama kısmında hem Suyuti, hem de Nisaburi bunu işlemişler. Bu da not olarak kalsın. Burada şöyle bir soru düşünülebilir: "Ya Ebubekir, durup dururken Ömer'e ne olmuş, ona ne ki, bu kadar onu yönlendirmiş?" Bunun yanıtını yine Hz. Ali'den dinleyelim. Ömer ekiple birlikte onun evine gidince Ali kendisine şunu der: Aslında halifelik hakkım ama senin ortalıkta bu kadar oynamanın nedeni, Ebubekir gidince senin onun yerine halife olmayı istemen.
Evet, Ömer'in tek amacı buydu. Ali'nin bu açıklaması kısa da olsa Ömer'in amacını özetliyor aslında. Kaldı ki, Ebubekir de artık o kadar zorlanır ki, Ömer'in kahrını çekemez hale gelir ve bir gün bir ara açıkça onun huzurunda bunu belirtir.
Konuya ilişkin hadisi aktaran Zeyd bin Eşlem. Ebubekir şöyle der: "Ben istifa ederim, bu işi yürütemem. Beni bu işlere bu (dilini tutarak) soktu" der. Hatta Muhibbüddin Taberi, Ebubekir'in bir ara istifa etmek istediğine dair özel bir başlık da açmış ve Ömer'le ilgili bu açıklamayı bu bölümde anlatmaktadır. (274)
Yine aynı istifa durumunu İbni Küteybe de işlemiş. Kanımca bunu Ebubekir'e dedirten Ali ve ailesine karşı haksız uygulamaları, bir de Ömer tarafından kendisinin kullanıldığının farkına varmış olması. İşte bu yüzden üzülür.
Buraya kadarki açıklamalar, birkaç kaynakta hemen hemenaynı şekilde işlenen bilgiler; ancak iş bununla da bitmedi, bu konuda farklı bilgiler var onları da aktaracağım. Mesudi'in (346.Ö) konuya ilişkin çarpıcı aktarımları var; ondan bir özet vermek istiyorum.
Muhammed vefat ettikten sonra Ebubekir-Ömer halifelik işiyle uğraşırken, bu arada Hz. Ali cenazeyle ilgilenir. Ebubekir'le Ömer, Medineli'lerin bulunduğu "Sakife Beni Saide" semtine gidip oradaki toplantıda, biz Muhammed'e daha yakınız, halifelik Kureyşilerde kalmalı gibi sözlerle onları etkilemeye çalışırlar ve epey zorluklara rağmen Ebubekir halife olur.
Tabii ki elini ilk tutan ve onu alkışlayan Ömer'dir. Bu arada artık defin işi bitmiş, olaylardan haberdar olan Hz.Ali, etrafında bulunan ve onu destekleyen başta Muhammed'in sırlarını bilen Hüzeyfe bin Yeman, yine Tebük suikastında Muhammed'le birlikte olan Ammar bin Yaser, Selman-i Farisi, Übey bin Ka'b olmak üzere yaklaşık kırk ilerigelen sahabeyle bir toplantı yapıp, orada şunları söyler:
“İddia edildiği gibi eğer halifelik Kureyşilerin ise, o zaman benim hakkımdır; yok eğer böyle bir şey yoksa o zaman görev Medinelilere düşer.” der ve orayı terk edip, arkadaşlarıyla beraber evine gider. Bu arada bu halifelik olayı hakkında, Kur'an'dan ayetler okuyarak ve durumunu da buna uyarlayarak bir değerlendirmede bulunur: “Aslında benim bu halifelik konusunda durumum/mağduriyetim şu beş peygamberinkine benzer.
Mesela Hz. Musa'nın kendi kavmine, "Sizden korktuğum için hemen aranızdan kaçtım." Hz. İbrahim'in o günkü zalimlere karşı, "Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Böyle yapmakla da mutsuz olmayacağımı umuyorum" dediği gibi,
Yine Harun'un, kardeşi Hz. Musa'ya, "Ey anam oğlu, bu insanlar beni güçsüz buldular, nerdeyse beni öldürüyorlardı.
Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme", Hz.Lût'un kendi kavmine, "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim?” ve son olarak da Hz. Nuh'un, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua ettiği gibi ben bugün bu pozisyondayım.”der. (275)
Bu arada hazırladığı Kur'an'ı bir gün eline alıp toplumun içine girince ve onlara bunu anlatınca, işte bu Kur'an'dır, biz de Muhammed'in en yakınlarıyız; dolayısıyla Muhammed demiş ki size iki emanet bırakacağım: Kur'an ve en yalçınları olan bizleri, sizi bu uyarıları dinlemeye davet ediyorum der.
Bunun üzerine bazıları onunla alay edercesine, "Al kitabını götür. Bizim ne sana, ne de kitabına ihtiyacımız var, boş ver kitabını, bırak onu." derler. Ali de tekrar evine döner. Bu arada iktidarın adamları onun peşinden eve gelip zorla kendisini tutarak illaki Ebubekir'in halifeliğini kabul edeceksin; aksi halde seni öldüreceğiz derler.
Burada ayrıca farklı bir plan ortaya koyarlar: Halit bin Velit'e görev verirler,Ali'yi öldürmesi için. Ebubekir'in hanımlarından Esma binti Umeys, Hz. Ali'ye haber verir (bilgin olsun seni öldürmeye karar vermişler der). Ali bundan sonra tedbirini alır ve bu plan da gerçekleşmez. Mes'udi, Hz. Ali ile iktidar sahipleri arasında mücadelenin bu şekilde devam ettiğini anlatıyor.(276)
Yakubi (ö.294.h) bu baskın olayını biraz daha farklı anlatıyor. Hz. Ali ile birlikte birçok kişi muhalif kalınca, Ebubekir'le Ömer geceleyin Abbas'ın yanına gidiyorlar:
Ebubekir'in halifeliğini kabul edin, sana da bazı ayrıcalıklar tanıyalım. Biliyoruz sen Hz. Muhammed'le Ali'nin amcasısın; senin hakkın var bunun farkındayız diyorlar.
Amaç bu yolla onların muhalefetini kesmektir. Ama Abbas sert tepki gösteriyor ve bu girişim de sonuç vermiyor. Nihayet çareyi zor kullanmakta buluyorlar ve bir ekiple birlikte Ömer, Ali'nin evine baskın düzenliyor. Bu arada hem Ali'nin, hem de Zübeyir'in kılıçlarını zorla alıyorlar ve eve giriyorlar.
Çünkü içeride başka insanlar da vardı, onları alıp götürmek için içeri giriyorlar. O sırada Fatma ortaya çıkıp, ya burayı terkedersiniz, ya da başörtümü atıp sizi Allah'a havale ederim deyince, baskını yapanlar çıkıp gidiyorlar ve bir iki gün içinde herkes gidip Ebubekir'i kabul ediyor; ancak Ali altı ay veya kırk güne kadar kaldıktan sonra Ebubekir'in halifeliğini kabulediyor (Fatma'nın ölümüne kadar) şeklinde anlatıyor. (277)
İlginçtir ki bazı İslam yazarları bu konuda olup bitenleri örtmek için o kadar akıl almaz uydurmalar yazmışlar ki, buna çocuklar bile inanmaz. Mesela İbni Cerir Taber'in tarihine aldığı şu açıklama: Hz. Ali'ye Ebubekir'in halifelik haberi gelince (ki halk onu benimsemiş diye) elbise giymeden, bir an önce gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etsin diye, sevinçten üzerinde tek fistanla koşuyor. Kabul ettikten sonra birini gönderiyorlar, Ali'nin elbisesini getiriyor ve Ali orada giyiniyor. Yani Ebubekir'in halife olmasına o kadar taraftarmış ki, nerdeyse yalın ayak koşmuş demek isteniyor.
Ama aynı Taberi devamında, Fatma'nın mal varlığındandolayı araları açılmıştı, Fatma ölmeyene kadar Hz. Ali Ebubekir'i kabul etmedi, evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle uğraşıyordu diyor. (278)
Şimdi, yazıları İslami kesime sert geldiği için kendisine pek olumlu bakılmayan bir yazarın konuya ilişkin düşüncelerini özetlemek isterim.
Adı, Selim bin Kays Hilali (h.276). Bu adam Muhammed zamanında yaşamış; ancak o dönem Medine'nin dışında olduğu için kendisiyle görüşememiş. Muhammed vefat ederken, bu yaklaşık 14 yaşlarındaymış. Hz. Ali ile birlikte çalışmış; ancak daha sonra Haccac'dan gördüğü zulüm nedeniyle sürgüne, uzaklara gidip gurbette vefat etmiş.
Hem tarihsel olarak çok eski, ilk tarihçilerden, hem de Ali ile epey kaldığı için, kanımca bildikleri doğruya en yakındır. Çünkü diğer İslami kaynaklar hem daha sonra, hem de resmi tarih takipçileri oldukları için, onlar bununki kadar güvenilir değildir.
Bakalım neler yazmış. Hz. Ali muhalif kalınca, bir ara Ebubekir talimat verir: "Ensıkı ve şeref kırıcı bir şekilde onu yakalayıp getirin." Bunlar gidince Hz. Ali direnir, kılıca sarılır; ancak gidenler fazla oldukları için onu yakalayıp boynuna da bir ip geçirerek ve o ipi tutup o şekilde Hz. Ali'yi arkalarından çekerek Ebubekir'in yanına götürürler. Ömer elinde kılıçla Ali'nin başındadır. Yanı sıra meşhur Halit bin Velit, cennetle müjdelenen Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel, Mugire b. Şube gibi meşhur sahabeyle birlikte, halktan da insanlar orada toplanmışlardır. (279)
Hz. Fatma da bu hengamenin içinde, Hz. Ali anormal şekilde götürülünce o da birlikte gelmiştir, Ebubekir'e ve orada bulunanlara karşı feryat etmektedir. Onun halini gören herkes ağlamaktan kendini alamaz; ancak Ömer, Halit b. Velit ve Mugire ağlamadıkları gibi; üstelik Ömer, "Bizim kadınlarla (Fatma'yı kastederek) işimiz yok" diyerek daha da sertleşir.
Hz. Ali o haliyle bile, orada etkili bir konuşma yapar, halifelik
hakkımdır der. Sonuçta Ebubekir (kanımca Fatma'dan daetkilenerek) Ali'yi serbest bırakır, tabii ki Ali'nin elinde silah falan yok; almışlar.
Ancak etraftakiler, onu getirenlerin hepsinin ellerinde kılıç vardır. Ali serbest bırakılınca, "Ey Ebubekir; ne çabuk Muhammed'i unuttunuz, hangi hakla bu insanlara, beni halife olarak kabul edin diyebiliyorsunuz. Daha dün (amaç, yani yakın zamanda) beni halife kabul etmediniz mi Muhammed'in huzurunda, ey burada bulunanlar, siz de bunu bilmiyor musunuz!" diye seslenir.
Sonuçta Ebubekir şunu diyor: "Dediklerin doğrudur, Muhammed bu görevi bizim yanımızda sana tavsiye etti;ancak bu konuda şöyle bir hadisi de var: "Bizim familyamızda hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz.Halifeliği artık başka familyalar yürütsün" der.
Ali devamla, "Ebubekir'den başka bunu Muhammed'den duyan var mı?" diye sorar. Başta Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebelve Salim (yani Ebubekir'in kadrosu), "Ebubekir doğru söyler,biz şahidiz" derler. Burada Ali, "Kendi aranızda üstelik de Ka'be içinde planladığınız o anlaşmayı işte bugün hayata geçiriyorsunuz: Ki Muhammed giderse biz halifeliği onun ailesinden alacağız demiştiniz der.
İşin böyle sürüncemede kalması, en çok halife Ömer'i düşündürüyordu. Bu adam bize teslim olmazsa veya hayatta olduğu sürece, Muhammed'e en yakın kişi olması münasebetiyle bana ilerisi için Ebubekir'den sonra sorun olacak diye düşünüyordu.
O yüzden sürekli uğraşıyordu. Birgün, henüz küçük olan Hasan ile Hüseyin'in hazır olduğu bir sırada Ömer, minberde olan Ebubekir'e, "Bu adam sağ kaldığı
sürece seni oraya rahat çıkartmazlar; izin ver de öldürelim." diyecek kadar ileri gitti. Bunu duyan küçük yaştaki Hasan ile Hüseyin ağlamaya başladı, Ali onlara, "Korkmayın bir şey yapamazlar." dedi ve onları yatıştırmaya çalıştı.
Bu tartışma, hakaretler yayılınca, Muhammed'in bakıcısı olan Ümmü Eymen gelip Ebubekir-Ömer'e kızdı. Bu arada Ömer, "Hele bize ve kadınlara bakın, çıkarın bunları camiden." dedi. Busefer Büreyde Ömer'le tartıştı, “Muhammed, ‘Ali halife olsun.’ deyince, sen ve Ebubekir, 'bu açıklaman vahiyle mi,yoksa senin görüşün mü' demediniz mi?” diye sordu.
“O da‘Vahiyle bunu söylüyorum.’ dedi.”. Ebubekir bu açıklamayı doğruluyor, ancak yine yukarıda sözünü ettiğim hadisi öne sürüyor, Muhammed ailemizde hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz demiş diye. O yüzden Ali'yi kabul etmiyoruz diyor. Ömer orada Büreyde'ye de çatıyor, hakaret edip onu susturuyor.
Sonuçta Ali mecbur kalıp Ebubekir'in halifeliğini kabul ediyor; ancak kendi elini yumruk şeklinde tutmak suretiyle (yani kerhen) Ebubekir'in eline dokunduruyor. Yine bu tartışmalarda ip Ali'nin boğazında duruyordu, Ebubekir'i kabul ederken ip hâlâ çözülmemişti diye ekliyor Selim Hilali. Kabul sırasında Hz. Ali Kur'an'dan, "Ey anam oğlu (Muhammed'i kastederek) beni zayıf düşürdüler, nerdeyse öldürecekler." diye okuyordu.
Bundan sonra sıra Ali'yi destekleyenlere geliyor. Cennetle müjdelenen Zübeyir b.Avam, Ebu Zer-i Gıffari, Mikdat ve Selmani Farisi gibi. Tabiiki onların sonu daha kötü bir şekilde getirilmiştir. Aslında bu yazar çok şeyler, önemli skandallar anlatıyor; ben sadece konuyla ilgili bir özet çıkardım. (280)
Bu gibi açıklamalar İslami kaynaklarda da var. Ama bu kitapta anlatıldığı gibi toplu halde olmadığı için dikkat çekmemiş. Mesela Ömer Rıza Kehhale, 'A'lam-i Nisa' adlı yapıtında İbni Küteybe ve İbni Ebi'l Hadid'den alıntı yaparak Ali'nin boğazına ip geçirilerek, insanlık dışı bir şekilde Ebubekir'in yanına götürüldüğünü, Hz. Fatma'nın da ağlayarak, bağırıp çağırarak arkasından gittiğini, aynı zamanda küçük olan Hasan ile Hüseyin'in, babalarının bu acılı haline ağlayarak arkasından koştuklarını yazıyor.
Alıntı yaptığı İbni Hadid'in, bunun doğru olmadığını, buna inanmadığını da ekliyor. Ama burada önemli olan konunun işlenmesidir. Rastgele doğrudur veya yanlıştır diye karar vermek isabetli değildir. (281) Birçok kaynakta şu cümle ortak olarak işlenmektedir:
Ebubekir, Ömer ve beraberindekileri bu ev baskınına gönderirken Ömer'e, "Şayet direnirlerse onlarla savaşacaksınız." talimatını da veriyor. Buna, daha önce dedeğindim. (282) Burada şunu belirteyim: Belki bu boğazına ip geçirme olayı ağır gelebilir. Ancak şu da bir realite ki, her halde direnen bir Ali'yi kalkıp da rahat bir şekilde, merasimle götürmemişlerdir.
Bir kere eğer Ali direnmişse -ki direnmiştir - o zaman işin doğasında bu disiplin vardır. Sünni kaynaklara göre şu kesin ki Hz. Ali, en azından eşi Hz.Fatma hayatta olduğu sürece Ebubekir'in halifeliğini kabul etmemiştir.
Daha önce de en başta Buhari'den sunduğum hadislerde Hz. Ayşe, "Fatma'nın Ebubekir'e kızdığını, ilişkisini kestiğini, ölene kadar küs kaldığını, ölünce de ne Ebubekir, ne de Ömer'in cenazesine gelmemelerini vasiyet
ettiğini ve yine Ebubekir ve Ömer mezarı başına gitmesinler diye onun vasiyeti üzerine Hz. Ali tarafından gece gizlice gömüldüğünü belirtmiştim.
Hatta Ebubekir ve Ömer mezarını bilmesinler diye gömüldükten sonra kabrinin yerle bir edilip tesviye edildiği veya Ali'nin kendi evinde gömdüğü, İslami kaynaklarda anlatılıyor.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi içinHz. Fatma ile ilgili bundan sonraki bölümü de birleştirmekte fayda var.
b) Yoksa Hz. Fatma Öldürülmüş mü? Bir kere insan genç iken de ölebilir; bu bir realite. Ancak 20 yaşlarındaki Fatma'nın babasının ölümünden hemen sonra ölmesi, tek başına soru işaretidir. Kaldı ki Hz. Fatma'nın Ömer tarafından katledildiğine ilişkin İslami kaynaklarda çok önemli kanıtlar var; bunları bu bölümde detaylıca anlatacağım. Hz. Fatma babası öldüğü sırada hamileydi; bu arada halife Ömer tarafından dövülürken çocuk da düşürmüştür.
Bu yetmiyormuş gibi, 60 yaşlarındaki halife Ömer, halifelik makamını kullanarak Fatma'nın ölümünden sonra onun küçücük/yaklaşık 10 yaşlarındaki kızını (Ümmü Gülsüm'ü) nikâhına alıyor ve bu ikiliden iki çocuk dadünyaya geliyor.
Ebubekir, halifeliğini kabul etmedi diye ceza olarak Hz.Fatma ile Hz. Ali'nin evinin yakılmasına karar veriyor ve nitekim de gereken yapılıyor. Buna, Hz. Ali halifeliği nasıl kabul etti bölümünde değindim.
Burada, Fatma'nın bu baskın sırasında başına nelerin geldiği, nasıl baskılarla karşılaştığı ve Ömer'in onu öldürüp öldürmediği cevap verilmesi gereken sorulardır. Bu sorulara açıklık getirmeğe çalışacağım. Şu sorulabilir: 14 asır öncesine ait bir olay. Fatma ölmüş ya da
öldürülmüş bize ne? Böyle değil aslında.
Bu bilinmeyenler(!) deşifre olursa, kutsal diye anlatılan ve kökeni mitolojilere dayanan İslamiyet'in gerçeği anlatılırsa, sonucun nereye varacağı herhalde tahmin edilir: İnsanoğlu, kaderini tayin noktasında tek yetkilinin ancak kendisi olduğunu anlar ve ona göre gerekeni yapar.
Daha önce de bir vesileyle belirttiğim gibi, halifelik yüzünden Ömer Ebubekir'i kışkırtıyor. (283) Sonuçta Ömer ekiple birlikte Ali-Fatma'nın evine gidince kapıda Fatma'yla karşılaşıyor ve orada onunla konuşuyor: Ya evdeki insanlar dışarı çıkıp diğer insanların Ebubekir'i kabul ettikleri gibi onlar da kabul edecekler, ya da ben evi üzerinize yakar-yıkarım diyor.
Okuyucuların aklına, "O dönemde bu kadar ağır suçlar işlenmiş iken, 14 asırdır hiç mi duyarlı bir İslam düşünürü bir şey yazıp çizmemiş bunlar hakkında?"sorusu gelebilir.
Evet; buna değinen İslam otoriterleri olmuştur. Ama nasıl değinmişlerdir? Bunu, kitabın sonlarına doğru bazı İslam düşünürlerin savunmaları kısmında çarpıcı örneklerle anlatacağım. Önce olay nedir kısaca belirteyim, ondan sonra detayına geçeyim. İslami kaynaklarda anlatılanlara göre, Ömer eve girmesin diye Hz. Fatma kapının arkasında durup engel olmak istiyor, arkadan kapıya yaslanıyor.
Daha önce de belirttim ki, o sırada Fatma hamiledir. Ömer kapıyı zorlayınca Fatma hem kapı ile duvar arasında sıkışıp kalıyor, hem de kapı arkasındaki çivi o sırada onun göğsüne batıyor, tabii ki sonunda kapıyı açıyorlar ve bu arada Ömer ayrıca kılıcın kabzasıyla Fatma'yı dövmeye başlıyor, kadın kan revan içinde kalıyor, bağırıp çağırıyor.
O sırada ayrıca kaburga kemikleri de kırılıyor. Bu baskında Fatma çocuk da düşürüyor ve burada hem çivinin göğsüne batmasıyla, hem de kırılan kaburga kemikleri ve darbeler sonucu gitgide durumu kötüleşiyor ve hele psikolojisi/morali kalmıyor. Dolayısıyla babasının ölümünden birkaç ay sonra kendisi de bu baskında aldığı yara ve darbelerden dolayı vefat ediyor.
Hz. Ali'yi ne şartlarda Ebubekir'in yanına götürdüklerini daha önce yazdım. Kısacası, verilen bilgiler Ömer'i hem Fatma,hem de çocuğun katil zanlısı olarak gösteriyor. Hassas bir konu olduğu için, var olan bilgileri birkaç kaynaktan ayrı ayrı özet şeklinde sunmak istiyorum; ayrıca geniş bir kaynak listesini de dipnot olarak ekleyeceğim.
Zehebi ve İbni Hacer Askalani olayı şöyle anlatmışlardır: Ömer eve baskın düzenlediği sırada Fatma onun içeri girmesine engel olmak istiyor. O sırada Ömer kendisini tekmeliyor ve hamile olan Hz. Fatma çocuk düşürüyor, adınıda Muhsin koyuyorlar.
Hatta bazı kaynaklarda (az sonra Safedi kısmında değineceğim gibi) Fatma'nın çocuk düşürme nedeni, Ömer'in onun karnına vurması olarak belirtiliyor. Yani yalnız kapıyı itip de Fatma düşmüş ve sanki kasıt yokmuş gibibir durum söz konusu değil. Farz edelim ki sadece baskın yapılmış; ama kimse yara almamış. İşte bu tek başına izahı olmayan bir durumdur.
Ancak bunun ötesi var, işin içindekasıt var, beteri var. Hem konuyu özetleyeceğim, hem ilgili kaynakları da vereceğim. Şu notu da eklemek isterim. Ömer,
biran önce Fatma'nın gitmesini istiyordu. Çünkü Ali'yi Ebubekir'e götürdüklerinde o hep, "Fatma dururken ben Ali'ye bir şey yapamam." diyordu.
Onun için Ömer fırsat buldukça Fatma'yı öldürmek isterdi; ki, bir daha Ali'yi Ebubekir huzuruna götürdüğünde artık sorun çıkmasın. Fatma'nın bu dramını anlatanlar arasında İbni Ebi Darem denilen Ebubekir Ahmet b. Muhammed adındaki kişi de var (h.352'de vefat etmiş).
Zehebi (hicri 748'de ölmüş) ve İbni Hacer (h.852.ö) bu adamdan söz ederlerken, "Önder, hafızası çok güçlü, büyük adam, çok zeki." diye başlamışlar.
Ama halife Ömer'in böyle bir cinayeti işlediğini bir türlü hazmedemeyen bu yazarlar, adamla ilgili açıklamalarının sonlarına doğru, kendileriyle çelişen ve hiç de mantıklı olmayan, gerçeği yansıtmayan bir kusur bulmuşlar ve konuyu şöyle bağlamışlar: Bu adam, Kur'an'ın Hakka suresi 9. ayeti hakkında şöyle yorum yapıyormuş. Önce ayetin gerçek anlamını vereyim: "Firavun, ondan önceki ve altüst olan belde halkı (Lut kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler."
İşte sözü edilen İbni Ebi Darem ise, burada şu yorumu yapıyormuş:"Ayette geçen Firavun'dan kasıt halife Ömer demektir, ondan öncekinden maksat ise halife Ebubekir ve altı üstüne getirilen Lut kavmi de, Muhammed'in eşlerinden Ebubekir kızı Ayşe ve Ömer kızı Hafsa'dır." şeklinde bir yorum yapmış, daha doğrusu bunları eleştirmiş. İşte bu eleştiriden dolayı bu iki yazar onun açıklamalarını sağlıklı bulmamışlar.
Çünkü adam bu yorumuyla resmi İslam'ın dışına çıkmış oluyor. Aslında Muhammed ve kızıFatma'ya karşı yapılanlara bakınca adam az önceki yorumuyapmış olabilir.
Demek ki onun Ebubekir, Ömer ve kızlarıyla ilgili negatif okadar çok şey var ki, artık dayanamayıp az öncekibenzetmede bulunmuştur. Zaten kim bu adamı kitabında işlemişse hep zeki, akıllı, hafızası güçlü biri diyetanımlamıştır. Yani onlar da bu adamın boş biri olmadığını kabul ediyor.
Şunu da belirteyim ki, bir kere bu adamınKur'an'la ilgi tefsiri de yok! Dolayısıyla onun ayet hakkındaböyle bir yorumu nerede yaptığı da ilginç. Daha doğrusu, onakusur bulmak için iftira da olabilir. Bir de bu yorumdan dolayı adamın tüm sözleri de yalandırsonucunu çıkarmak da doğru değil.
Kaldı ki Ömer tarafındanHz. Fatma'nın başına getirilenleri sadece bu adam aktarmıyorki. İşte şartlanma böyledir: Bu adam, Zehebi ve Askalani gibiyorumculardan asırlar önce yaşamış, zaman olarak Muhammed'e ve o günkü olaylara daha yakın: Aralarında yaklaşık dört asırlık bir zaman dilimi var.
Ama onun verdiğibilgiler resmi İslam tarihinin dışında olduğu için ille de onabir kusur bulmak zorundalar; nitekim eften püften kusurbulmak için hazırlar. Halbuki İslam'da en meşhur tefsirlerde bile sayısız saçmalar var; ama o saçmalar Kur'an'ı sarsmadığı için, onlar da Kur'an mantalitesine uygun olduğu için sorun oluşturmuyor.
Adamın bu farklı açıklamalarından ötürü azönce sözünü ettiğim yazarlar gibi başkaları da onun hakkındaolumsuz açıklamalarda bulunmuştur...
Benim hakkımda da kötü düşünebilirler; ama rastgele çamur atmakla olmaz ki.
Ortada bilgi var, belge var, ilim var, mantık var ve 14 asır önceki bir toplumun örf-adetleri, inançları var, pratik olarak da şu an (21. asırda) buna göre şekillenen
devletler var (İslam ülkeleri), bir de demokrasiyle yönetilenülkeler var: Görünen köy kılavuz istemez.
Hem Suyuti hem de Zehebi, çocukların bile kullanmaktan imtina ettikleri, "Allah belasını versin" şeklinde çok yakışıksız-sığ bir ifade kullanmışlar, sözü edilen adamhakkında.
İşin ilginç yanı, Zehebi hem bu adamı eleştiriyor, hem de onaönem verip çoğu kaynaklarında kendisine, Sünnişahsiyetlerden daha fazla yer veriyor. Bu şunu gösteriyor: Demek ki aktarımları bunların kafalarını karıştırmış; ama nedense o şartlanma çemberini kıramamışlar. (284)
Belazuri (Ö.276) bu konuda özetle şunları yazıyor: Ebubekir Ömer'i Hz. Ali'nin evine gönderirken (gelip onu halife olaraktanısın diye), "Onu yakalayıp getirirken en disiplinli/haysiyet kırıcı bir şekilde getireceksiniz" emrini de verir. Bunlar gidince Ömer bir de eline, gerektiğinde evi yakmak için ateşfitili alır. Şunu da belirteyim ki, bazı kaynaklarda ateş,bazılarında ateş fitili gibi farklı kelimeler kullanılmış; ama sonuç aynı.
Hz. Fatma Ömer'e, "Sen evimi mi yakmak istiyorsun ya Ömer?" diye sorunca, Ömer, "Evet, böyle yapmakla senin babana geleni (dini) güçlendiriyorum -alay edercesine-" şeklinde karşılık veriyor.
Belazuri burada farklı rivayetler de aktarır; ancak Ali'nin altı ay (Fatma'nın ölümünden) sonra gidip Ebubekir'i kabul ettiği bu meşhur hadisi o da buraya alır. Yine onunla Ömer arasında meydana gelen tartışmalardan söz eder.
Bir rivayete göre de Hz. AliEbubekir'e, "Peki bu halifelik hakkımız değil miydi?" diye sorunca Ebubekir, "Biliyorum, kabul ediyorum ki senin
hakkındır, ancak bu işte fitne vardı. Dolayısıyla ben çok riskli bir görev üstlendim." yanıtını verir.
Ebubekir'in diğer rakibi (Sad b. Ubade), Ömer'in derdindenŞam'a kaçmak zorunda kalır. Ama daha sonra Ömer halifeolunca adamlarını gönderip onu orada katleder ve tuvalete giderken cinler çarpmış şeklinde bir de komik hikâyeuydururlar.
Kısacası, Belazuri bu konuda epey bilgi toplamıştır ve eski tarihçilerdendir, hicri 279'da vefat etmiştir ve Zehebi, İbniTeymiyye gibi bu konuyu anlatırken kişilere kusur bulmaya çalışmamıştır. Zaten Belazuri bu konuyu işlerken, az önce Zehebi'nin eleştirdiği İbni Ebi Darem daha dünyada yoktu.
Belazuri 276'da vefat etmiş, İbni Ebi Darem ise 352'deölmüştür. Yani Belazuri farklı kişilerden bilgi almıştır. Örneğin, ben bu bilgiyi Medaini'den aldım, o da Mesleme'den, kendisi de Süleyman'dan, o da İbni Avn'danalmış şeklinde farklı bir liste ile olaya ulaşıyor ve dediğimgibi hiç kimseye de çatmıyor. (285)
Mesudi (ö.346.h)'nin aktardığı bilgiler daha farklı ve net. Baskında evin kapısını yakarak Ali'yi zorla alıp götürdüler diye yazıyor. Hz. Fatma ile ilgili de, baskıncılar kapıyı sıkıştırınca, hamile olan Fatma kapı ile duvar arasında kalıp sıkışıyor ve bir erkek çocuk düşürüyor bilgisini verdikten sonra şu enteresan açıklamayı da yapıyor.
Ebubekir-Ömer ile Ali ve taraftarları arasındaki hoşnutsuzluk devam ederken, birara Ebubekir tarafı (tabii başrolde hep Ömer var), çareyi Ali'yi ortadan kaldırmakta bulur ve bu konuda görevi Halitbin Velit'e verirler: Sen gidip şu şu şekilde onu katledeceksindiye.
Bu arada Ebubekir'in hanımı Esma binti Umeys, Hz.
Ali'ye gizliden bilgi iletir, böyle bir planları var, tedbirini alder. Böylece bu suikast planı da başarısız olur. İlginçtir ki, Ebubekir vefat edince Hz. Ali onun bu hanımı ile evlenir (İslam tarihinde bu evlilik tartışmasız ve itirazsızdır: Olmuştur) ve bunlardan iki çocuk (Yahya ve Avn adında) dünyaya gelir.
Daha enteresanı, bu Esma, Ebubekir'den önce Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer'le evlenmişti. Ancak kendisi Mute harbinde öldürülünce bu kez de Ebubekir'le hayatını birleştirmişti. Bunlarda hayat böyleydi işte. (286) Tabii ki Mes'udi bunları anlatırken Zehebi gibileri olayı aktaran kişilere çatmaz; sadece bildiklerini aktarır geçer.
Yakubi (ö.294.h), Ömer ve ekibi, Hz. Ali ve arkadaşlarını evden almak için baskına gidince, Ali ve Zübeyir'in kılıçlarını alıp evin içine giriyorlar (Çünkü evde muhalif olanlar vardı, onları alıp götürmek istiyorlardı), Fatma bağırıyor ve "Eğer evimi terk etmezseniz ben türbanımı çıkarıp sizi Allah'aşikâyet ederim." gibi ifadeler kullanıyor.
Bu yüzden onlarorayı terk ediyorlar. Anlaşılan, o zaman hür bir kadının kavgalarda türbanını çıkarması önem arz ediyormuş. Bu inanç benim yaşadığım çevrede de vardı, iki kişi kavga ettiği zaman, bir kadın araya girip tülbendini çıkarsaydı, her iki taraf kavgayı bırakırdı.
Buna uymayanın toplumda yeri yoktu, ayıplanırdı. O dönem de buna benzer bir geleneğin varlığı söz konusu. Burada önemli olan, Yakubi'nin de anlatımlarından Fatma'nın en azından psikolojik olarak rahatsız olduğu ortaya çıkıyor. (287)
Safecü (ö.764.H) ve Şehristani (ö.548.h), kendi zamanında itikadi bir mezhebin başını çekmiş olan İbrahim b.Seyyar/Nazzam (160-231) hakkında bilgi verirken bir yerinde
şunu aktarıyorlar.
Bu adam birçok önemli sahabeyi eleştiriyor, halifeliğin Muhammed tarafından Ali'ye verildiğini, çoğu insanların bunu bildiğini, ancak Ömer'in Ebubekir için çalıştığını ve buna engel olduğunu belirtiyorlar. Aynı zamanda bu kişinin Hz. Ali'yi de eleştirdiğini yazıyorlar.
Daha sonra bu halifelik davası yüzünden Ali'nin evine yapılanbaskında, Ömer'in Hz. Fatma'nın karnına vurması sonucu Fatma'nın çocuk düşürdüğünü de aktarıyorlar. Her iki yazar bunu kaynaklarında işledikleri halde, gerçek olduğuna katılmıyorlar. Bir taraftan sözünü ettikleri, ondan alıntı yaptıkları adamı göklere çıkarıyorlar. Mesela adamın lakabı Nazzam'dır.
Bunun anlamı, hem oluşturduğu cümleler anlam bakımından harika, hem de edebi yapısı itibariyle çok güzel demek, bir baloma her şeyi nizam ve intizam içinde olan kişidemek. Onun bu güzel tarafını belirttikten sonra, "Aslında korku olmasaydı bu adam İslam'a inanmazdı.
O yalnız Allah'a inanan bir insandı; peygamberlere inanmıyordu (Yani deist birinsandı)" anlamında ona bir de bir tanımlamada bulunmuşlardır.Halbuki sözünü ettikleri kişi daha eski bir tarihçi, hicri 231'de vefat etmiş. Safedi'nin bu adama itirazları yetmiyormuş gibi,kitabını redakte edenler de, "Bu yalandır, iftiradır" şeklindetek bu iki kelimelik dipnot düşürmüşler.
Ama niye yalan-iftira? Bunun açıklaması yok; sadece evet-hayır şeklînde geçiştirme var o kadar. Peki madem bu gibileri (daha önce benzer bir örnek Zehebi ve Askalani'den vermiştim) dinsiz ve olayları çarpıtıyor, o zaman İslami kaynaklarda bu gibi tartışmalara neden olan insanlara neden yer verilmiş? (288)
İbni Abd-i Rabbîh (h.328.ö) ve Ebül Feda (h.732.ö). Yine diğerleri gibi bilgi verilmektedir. Ebubekir, Ömer'i Hz. Ali'ye gönderirken "Şayet direnirlerse savaşırsınız." talimatını veriyor, Ömer giderken beraberinde ateş meşalesini de götürüyor. Bunu da, evden çıkmazlarsa, Hz. Ali ve Fatma'nın evini yakmak için götürüyor (yazar özellikle bunu belirtiyor).Giden baskın grubunu ilkin Hz. Fatma karşılıyor.
Ömer'inelindeki ateş korunu görünce, "Bu ne ateştir, evimi miyakarsın ne yaparsın?" diye soruyor. Ömer, "Evet, ya çıkıp Ebubekir'in halifeliğini kabul ederler, ya da evi yakarım."karşılığını veriyor.
Sonuçta Ali çıkıp Ebubekir'in yanına gidiyor ve onu kabul ediyor. Bu arada şunu da söylüyor: Aslında sana karşı değilim. Kur'an'ı kitap haline getirinceye kadar toplumuniçine girmemeye yemin içtim. Olay sadece bundan ibarettirdiyor, tabii ki aynı yazar aşağıya doğru farklı şeyleri deaktarıyor.
Örneğin Fatma hayatta olduğu sürece Ali'ninEbubekir'i kabul etmediği rivayetleri de anlatıyor. Bir de Ebubekir'e karşı halife adayı olan ve Ömer'in baskısı sonucu Şam tarafına gitmek zorunda kalan Sad bin Ubade'nin de olayını anlatıyor: Sonunda Ömer adamını gönderip onu Şam'da katlediyor gibi bilgiler veriyor, tabii ki bu yazar olup bitenleri normal karşılıyor, herhangi bir itirazda bulunmuyor, bazıları gibi savunma da yapmıyor.
Kendisi sadece tarihibilgiyi verip geçiyor. (289) İbni Teymiyye (h.732.ö) bu konuda çok kısa bir bilgi veriyor. Kendisi, "Bazı ahmak-beyinsiz kişiler derler ki, halifelik yüzünden Hz. Fatma'nın evini yakıp yıkmışlar, onun karnına vurup çocuğunu düşürmüşler." diyor ve bu gibi yazarlara küfür ediyor.
Zaten savunmalar kısmında bunun da yorumlarına yer vereceğim. (290)Ömer Rıda Kehhale farklı bilgiler veriyor, ondan da bir kesit sunayım. Ebubekir'in halife seçilmesi aşamasında Hz. Ali'yi desteklemek isteyen bir kısım insanlar Hz. Fatma'nın evinde toplanıyor.
Ebubekir, Ömer'i onların üzerine gönderiyor. Ömer gelince, "Dışarı çıkın." diye sesleniyor; ancak onlar dinlemiyorlar. En son yanındakilere, "Bana ateş verin." diyor ve "Allah'a yemin ederim ki, ya çıkacaksınız veya evi sizin üzerinize yakarım." diyor.
O sırada birileri onu, "Ne yapmak istiyorsun; içerde Hz. Fatma var." diye uyarınca o, "İçerde Fatma olsun fark etmez. Ya bu iş olacak, ya da yakarım."diyor. Bundan sonra çıkıp Ebubekir'e biat etmeye gidiyorlar; ancak Ali gitmiyor, "Yeminliyim ki, Kur'an'ı kitap haline getirmeyene kadar bir yere çıkmam." diyor.
O sırada Fatma,"Çok çirkin, münasip olmayan bir şekilde evime baskın düzenleyen, babamın cenazesini yerde bırakıp makamını sağlamlaştırmaya çalışan, bizi hiç takmayan, bize halifelik konusunda hak tanımayan kişilere halifelik sözümüz yoktur."diyor. Bunun uzun bir bölümünü Ali'nin nasıl halifeliği kabulettiği kısımda zaten anlattım.
Burada amaç, Fatma bu baskından nasıl etkilendi konusuna açıklık getirmek. (291)İbn'i Ebi'l Haditi (ö.656)'in konuya ilişkin verdiği bilgiler farklı. Muhammed'in kızlarından Zeynep Mekke'den Medine'ye göç etliği zaman onun önünü kesiyorlar; hamile olan kadın yere yığılıyor ve çocuk düşürüyor.
Bunu yapan kişinin adı da Hübar/Hebar b. Esved. Hz. Muhammed bunun haberini alınca, bunu yapan kişinin katli vaciptir diye fetva veriyor. İşte bu yazar, Fatma'nın durumu aynı maddeye
tabidir. Dolayısıyla Hz. Muhammed hayatta olsaydı, Fatma'ya bunu yapan kim olursa onu da katlederdi/bunların katli vaciptir diyecekti diyor. (292)
Tabii ki yapanlar da belli. Zımnen de olsa en azından Ömer'i kastediyor. Bunun verdiği farklı bilgi böyle. Yani İbni Hadid'e göre halife Ömer'in katli vacipmiş. İbni Ebi Şeybe (159-235) ve Hindi (ö.975.h) bu konuda şu bilgiyi aktarıyor.
Ebubekir halife seçilirken, o arada Hz. Ali ve Zübeyir b. Avam, Hz. Fatma'nın yanında bu halifelik konusunda fikir alış verişi yapıyorlar. Ömer bunu duyunca çıkıp oraya gidiyor (burada Ebubekir'den söz edilmiyor) ve Fatma ile karşılaşınca şunu diyor: Biliyorsun ki en çok babanı seviyorum ve ondan sonra da seni.
Ancak bu şu demek değildir ki bu insanlar senin evinde toplansınlar, muhalefet yapsınlar ben de onları çıkarmayayım. Çıkmazlarsa kesinlikle ben evi içindekilerle birlikte yakarım diyor.
Bunun üzerineFatma içeri girip onlara bilgi verince kendileri çıkıpEbubekir'in yanına, halifeliğini kabul etmeye gidiyorlar. (293)A. Kahir İsferaini (h.429.ö) de bu halifelik tartışmalarına değiniyor; ancak bunlara inanmıyor.
Mesela bir itikadımez hep kurucusu olan Nazzam hakkında "Bu adam, Ömer'in Fatma'yı dövdüğünü, yine Ömer'in imanının zayıf olduğunu, Muhammed'e karşı komplo kurup suikast yapmak istediğini"iddia ediyor. Dolayısıyla sözlerine güven yoktur diyor. Yani burada olayı irdelemek yerine; adamı yalancı ilan ediyor ve bu şekilde üstünü kapatmaya çalışıyor.
Ama ne hikmetsekitabında yer verdiği diğer inanç ekollerinden ziyade bunaçok yer ayırmıştır. (294) Konuya ilişkin İslami kaynaklardaki bilgiyi özetlersek;
Kimi rivayetlerde geçiyor ki, Hz. Muhammed henüz hayatta iken, "Bizim çocuk (Fatma'nın baskın anında düşürdüğü çocuk) doğduğunda eğer erkek ise adı Muhsin olsun.
Nasıl Harun peygamberin çocuklarının adları Şeber, Şübeyir ve Müşbir ise, bizim de aynı kalıba/ölçüye gelen Hasan Hüseyin ve Muhsin olsun" demiş. (295) Bu ancak ek bilgi/detay; yoksa kesin olan bir şey var ki. Fatma'nın evine yapılan baskında kendisi çocuk düşürüyor;eldeki yazılı veriler bunu gösteriyor.
Konuya ilişkin var olanrivayetlerde biraz fark var. Bazılarında Ömer kapıyı itince Fatma düşüyor ve o sırada çocuk düşürüyor. Bazılarında Kuntuz adında biri baskın sırasında Fatma'yı tekmeleyince çocuk düşürüyor deniliyor.
Kimi kaynaklarda da Ömer kapıyı itince Fatma hem yere düşüp çocuk düşürüyor, hem de Ömer kılıç kabzasıyla onun kaburga kısmına vuruyor ve o bölgede kırılmalar meydana geliyor.
Kapı zorlanınca arkasındaki çivide Fatma'nın göğüslerine batıyor ve bu hengâmeden sonra gitgide durumu ağırlaşıyor, babasının vefatından birkaç ay sonra o da vefat ediyor. Yani ecelle değil, bu ev baskınında aldığı darbeler ve yaralar sonucu vefat ediyor. Bazı İslami kaynaklarda Ali ve Fatma'nın evini yakıyorlar.
Mısır'ın Sünnive meşhur şairi Hafız İbrahim bunu çok açık olarak şiirlerinde işlemiştir. (296)Yine en başta Buhari'de geçen ve Ebubekir'in kızı Ayşe'nin anlattığı bilgiler var; onları daha önce anlattım.
Hani veraset davasından dolayı Fatma kızar, ölene kadar konuşmaz gibi bilgiler vardı. Fatma'nın ölümünden sonra Ali babama haber gönderdi, evime gel halifeliğini kabul edeyim diye. Ömer
babama, "Gitme." dedi/engel olmak istedi; ancak babam gitti şeklinde uzun bir hadis aktarıyor. (297)
Burada Selim Hilali'nin anlattığı farklı bir şey daha var onuda eklemek istiyorum. Hz. Ali Fatma'yı gizlice defnedince, Ebubekir ve Ömer'in zoruna gidiyor ve hatta gidip kabirden çıkaralım, yeni bir cenaze merasimi yapalım (insanlar demesinler ki Fatma bunlardan kırgın bir şekilde ayrıldı gitti);ama ters tepebilir düşüncesiyle yeniden planlarından vazgeçiyorlar, tabii ki Ali'yi bir daha zorlayacaklardı, mezarı nerede göster gibi zorluklar olurdu.
Bir de anlatıldığına göre Ali Fatma'yı kendi evinde gömmüş. (298)Burada konunun özetine ara verip farklı bir şey eklemek istiyorum.
Aslında Ayşe'nin az önceki bilgiyi vermesi de olağanüstü bir olaydır. Yani Ayşe'nin bu kadar bilgiyi sızdırması, doğrusu beklenmemesi gereken bir durumdur.
Neden? Açıklayayım. Osman halife olmuş, her taraftan Müslümanlar onu ablukaya almışlar ve mevsim de hac sezonu. Ayşe, Osman hakkında, "Bu Nasel'i öldürün, kâfirdir"talimatını verir ve hacca gider.
Dönüşte henüz Medine'yevarmadan yolda bazılarıyla karşılaşır, "Benden sonra Medine'de neler oldu?" diye sorar. Onlar da, senden sonra Müslümanlar halife Osman'ı katlettiler derler.
Ayşe bir dahasorar, "Peki daha neler oldu?' Onlar, "Millet Hz. Ali'yi halife seçti." yanıtını verince Ayşe, "Artık benim için Medine'ye yerleşmek uygun olmaz, Ali halife olunca orayı terk etmem lazım." diyor ve tekrardan yarı yoldan dönüp Mekke yolunu tutuyor.
Ayşe orada "Keşke Osman öldürülmeseydi." deyince adamlar artık dayanamıyorlar, doğrudan söylüyorlar ona: “Sen milleti
teşvik ettin, Osman kâfirdir, katli vaciptir dedin, şimdi de farklı konuşuyorsun.” deyince Ayşe, "Doğrudur, ben de söyledim, diğer insanlar da söyledi. Ama isterim ki konuya ilişkin son cümlem ilk cümleden daha güzel olsun." diyor.
Oradakilerden biri Ayşe'nin bu çelişkili durumuyla ilgili altı mısralık bir de şiir söylüyor. Adı Ubeyd b. Ümmü Küllab ve açıkça Ayşe'ye "Senin durumun çelişkilidir." diyor.
özellikle vurgulamak isterim ki, bu açıklama en başta Kur'an yorumcusu, tarihçi Taberi'nin (h.310.ö) kaynaklarında, yine meşhur Fahrettin er-Razi (h.606) kaynağında, İbni Menzur(h.722), İbni Kuteybe (h.276), İbni'l Esir (h.630), İbni Asakir(h.571), Zebid-i (1205.h) gibi önemli şahsiyetler işlemiş ve bazıları gibi kurtarma operasyonlarında da bulunmamışlar: Aktaran şahıslar güvensizdir gibi yakıştırmalarda bulunmamışlardır. (299) Eve baskın yapanlar, Hz. Ali'yi destekleyenlerden Zübeyir b.Avam'ın kılıcını zorla alıp onu etkisiz hale getirirler.
Bu,sayısız İslami kaynakta geçmektedir. Şuna da hep vurguyapıyorum ki bu Zübeyir, cennet müjdesini alan on kişidenbiridir. Yine aynı şekilde Hz. Ali'nin de kılıcının zorla alındığıanlatılıyor.
Zaten Hz. Ali kısmında bu konuda gerekli bilgileri verdim.İslami kaynaklarda, Ömer ekibiyle birlikte evi basınca, içeri girmesinler diye Fatma'nın başındaki örtüyü ya çıkardığı yada burayı terk etmezseniz çıkaracağım dediği şeklinde bilgide var.
Bu baskınlardan sonra Hz. Ali, Muhammed'in kabri başına gidip ağladığı gibi Fatma'nın da gidip babasına seslendiği ve manevi şikâyette bulunduğu, "Senden sonra Ebubekir ve Ömer'in başımıza getirdiklerini görüyor musun?"
dediği ve bu arada ağladığı rivayetler arasında geçiyor.
Bunları anlatan kaynakları kısmen verdim, birçoğunu başlığınsonuna doğru dipnot olarak ekleyeceğim. Hatta Hz. Ali'yi Ebubekir'in yanına götürürken kendisi, "Peki Ebubekir'i kabul etmezsem ne olur?" dediği zaman Ömer'in,"O zaman kellen gider" dediği ve Fatma'nın Ebubekir'e, "Peki beni dul, çocuklarımı da yetim mi bırakmak istiyorsun?"dediği şeklinde bilgileri de var.
Bu arada Fatma, mahalle sakinleri, Hasan-Hüseyin'lerin ağladığı da anlatılıyor kaynaklarda. Bir ara helalleşmek, gönlünü almak için Ebubekir'le Ömer, Fatma'ya gidip selam verince, kendisi yüzünü çevirir ve onların selamını bile almaz. Baskın sırasında Ömer'in elinde ateş var, evi yakmak ister, Fatma ona yalvarır gibi açıklamaların geçtiği kaynakların haddi hesabı yok.
Ve hele Ömer'in şu alaylı sözleri birçok yerde geçiyor: Baskın sırasında ev yakmayı Fatma ile tartışırken,"Yaptıklarımla baban Muhammed'in icraatını daha da güçlendiririm." diyor.
Ömer'den sorarlar, Hz. Fatma, Muhammed'in kızıdır sen nasıl evini yakarsın diye? Ömer, Muhammed'in kızı olsun, ben yakarım yanıtını verir.
Yine Ebubekir'in Ömer'e verdiği şu talimat birçok İslamolog tarafından işlenmiştir: "Gidin onu getirin. Şayet size karşı koyarlarsa, gelmezlik yaparlarsa onlarla savaşın ve yakalayıp en onur kırıcı bir şekilde getirin." diyor... Yine bazı kaynaklarda açık bir şekilde Ömer bu baskında Fatma'nın evini yaktı anlamında bilgi var. (300)
Birçok İslami kaynakta Ebubekir'in (ölüm döşeğinde iken) buev baskınıyla ilgili itirafları var: Bana karşı savaş da yapmış
olsalardı, keşke Fatma'nın evine baskın düzenlemeseydimdiyor.
Bu olup bitenler karşısında 20 yaş civarındaki Fatma kendi normal kaderiyle mi ölmüş veya öldürülmüş mü bunun yanıtını artık okuyucuya bırakıyorum.
Kimseyi cani ilan etmek gibi bir yaklaşımım yok. Elde o dönemle ilgili (o da tek taraflı, resmi İslam tarihine dayalı) bazı yazılı bilgiler var; bende bunları bir araya getirerek takdim etmeye çalıştım.
Bunun dışında o dönemle ilgili zaten başka kanıt mümkün değil. Bu bilgileri İslami ve dolayısıyla o dönemi savunan kalemşörlerin kaynaklarından topladım.
Bir dini veya örgütü savunanların kaleminden o din, o örgüt kadroları hakkında bu kadar olumsuz bilgiler yazılmışsa, açıkçası insan daha beterini mülahaza edebilir.
Kabul ederler veya etmezler buayrı bir şey; ancak Zehebi, İbni Hacer Askalani, İbni Ebi-lHadid, Şehristani, A. Kahir Bağdadi, Safedi, Muhibbüddin,Taberi gibi İslam tarihçileri, net bir şekilde Ömer'in bu ev baskınında Fatma'yı dövdüğünü yazmışlardır!
Şimdiye kadar konuya ilişkin verdiğim bilgileri, meşhur,yaygın İslami kaynaklardan sağladım. Şimdi ise en eski tarihçi, Hz. Muhammed döneminde yaşamış, Hz. Ali ile birlikte çalışmış bir yazarın kaleme aldığı kitabından bazı çarpıcı bilgiler özetlemek isterim.
Sözünü ettiğim yazar, Hz. Muhammed henüz Mekke'de iken dünyaya gelen "Selim b. Kays Hilali'dir. Bu adam hicretten iki yıl önce dünyaya gelmiş ve yine hicri 76. yılında vefat etmiştir. Kendisi o dönemde yaşadığı halde, Hz. Muhammed'igörmemiş.
Çünkü O zaman Medine'de değildi. Zaman içindehalife Ömer döneminde kendisi Medine'ye yerleşir. Yazdığı
kitaba kendi adını takarak Kitab-ü Selim' demiş.
Şunu da belirteyim ki, bu konularda Şia kaynaklarında bambaşkabilgiler var; ben oralara girmiyorum. Ama sözünü ettiğim yazar, resmi İslam'ın dışında bazı bilgiler verdiği için, ona karşı da cephe alınmış ve yazdıklarından hep kaçınmak istenmiştir. Halbuki İslam'da ilk tarihçidir o. Burada bir bilgi vereyim.
Bugün İslam âleminde Kur'an'dan sonra gelen Buhari adındaki hadis kitabıdır. Bunu yazan,İsmail oğlu Muhammed bugünkü Özbekistan'ın Buhara kentinde dünyaya gelmiş, daha sonra Mekke-Medine'ye gidip Hz. Muhammed'e ait bu hadisleri toplamış, hicri 256'da vefat etmiştir.
Yine en az Buhari kadar önemli olan Sahih-i Müslim'in yazan Nişaburludur, vefat ettiği tarih 261'dir. Yine Ebudavud'un yazan 275'te, Tirmizi'nin 279'da ve Sünen-iNesai yazarı da 303'te vefat etmişlerdir. Yani Muhammed'den yaklaşık 3 asır sonra, o da çok değişik coğrafyalardan gelip Muhammed hakkında bilgi toplayıp yazanlar doğru kabul edilirken, Muhammed döneminde yaşamış, olayların içinde olan Selim Hilali gibileri yanlış kabul edilmektedir!
Kaldı ki,biraz önce de belirttim, bu adam hep Hz. Ali ile yaşamış,mücadele vermiş bir Müslüman'dır. Ama tabii ki yazdıkları resmi İslam tarihiyle ters düşüyorsa elbette ki iyi karşılanmamıştır. Bu kısa notu düştükten sonra kitabından bir özet vereyim.
“Selim Hilal-i” kitabındaki bilgileri özetlerken, tekrar olmasın diye şimdiye kadar anlattıklarımı bir daha yazmayacağım. Kitap bu gibi konulara özel hazırlandığı için her şeyi çok detaylı almış. Yani şimdiye kadar anlattıklarımın hemen
hepsini zaten içeriyor; ancak ilave bilgiler de var, ben onlardan bir kesit sunacağım.
Aslında onun yazdıkları, meşhur-yaygın olan Sünni kesiminanlattıklarımdan pek de farklı değil; ancak tüm kitabını bugibi konulara ayırdığı ve bazı konuları da net konuştuğu içinonunki göze çarpıyor ve bu nedenle de Sünni kesimin çizgisidışında biri olarak değerlendiriliyor.
Halbuki aynı bilgiler İslami kaynaklarda da var; ancak dağınık olduğu için onlarınki hep gözden kaçmış. Yazar Hz. Ali hakkında da farklı bilgiler veriyor. Ben kısmen Ali bölümünde bunları ekledim; ancak burada yalnız Fatma'yı ilgilendiren noktaları yazacağım.
Bu baskın sırasında Ömer, Fatma'nın kapısına varınca Fatma,"Senin yüzünden ne yapalım ya Ömer bizden ne istiyorsun?"şeklinde tepki gösteriyor. Ömer kapı arkasında Fatma'ya kılıçla (kınından çıkarmadan) vuruyor; Fatma bağırınca onun yanlarına ve kollarına da vuruyor.
Fatma hep "Baba senden sonra bunlar başımıza neler getirdiler!" şeklinde feryat ediyor. Fatma burada aldığı darbeler ve yaralar sonucu vefat ediyor. Yazar bunları Selman-i Farisi'den aktarıyor ve şunu dasöylüyor: Fatma o kadar bağırıp çağırıyordu ki, ağlamayan yoktu, hatta Ebubekir bile ağlıyordu. Ancak Ömer eylemlerine devam ediyordu ve "Hele bizimle bu kadınların haline bakın." şeklinde Fatma'nın durumuna hiç acımıyordu diyor.
Bu arada Fatma'nın bu halini gören Ümmü Eymen ve Muhammed'in eşlerinden Ümmü Seleme, Ömer'e kızıyor, ne istiyorsun bu kadından diye. Ömer onlara da çatıyor, bize ve kadınların haline bakın diyor ve onları oradan kovuyor.
Ömer ekibine talimat veriyor, evin etrafında odun çemberini oluşturun evi yakarım diye. Ve ilkin kapıdan başlıyor yakmaya.
Hz. Ali dışarı fırlayınca onu yakalayıp boğazına ip geçiriyorlar. Selim'in anlatımına göre adeta savaş alanı, kılıçlar hep havada uçuşuyor; tabii ki tek taraflı.
Hz. Ali o haliyle bile Ebubekir'den soruyor, ne çabuk Hz.Muhammed'i unuttunuz, hangi hakla, hangi yüzle sen bu insanların başına geçip de halife oldun, neden bu makamı gasp ettin diyor.
Bu arada Ebubekir, evet haklısın; ancak Hz.Muhammed bir sözünde, "Bizim ailede hem peygamberlik,hem de halifelik olmaz." diyordu. Onun için ben araya girdimdiyor. Hatırlanacağı gibi başka bir yerde yazdım ki, EbubekirAli'ye, "Evet halifelik senin hakkın; ancak kimse kabul etmiyor, fitne çıkacak.
Bu nedenle ben bu görevi üstlendim; ama çok da riskli." demişti. Bu arada Ebubekir'in ekibişahitliğe başlıyor: Ömer, ben de şahidim ki, Muhammed halifelikle peygamberlik aynı ailede olmaz diyordu. Selim kitabında hep o dönemle ilgili trajedileri anlatıyor.
Bu yazarın çoğu anlattıklarını başka birkaç kaynakta dagözden geçirdim. (302) Dediğim gibi bunların hemen hepsiİslami kaynaklarda var; ancak konular çok dağınık, parçalıyazıldığı için sanki hiç yokmuş gibi bir durum söz konusu.Zaten çoğu kaynakları konunun başında takdim ettim. İşinilginç yanı, bu yazar kitabında Hz. Muhammed'e karşıtertiplenen başka bir komplodan söz ediyor.
Güya Ebubekir Ömer Hz. Muhammed'in görevi Ali'ye devredeceğini anlayınca, ona karşı yeni bir komplo hazırlıyorlar ve yaklaşık10-15 kişilik bir baskın grubu Veda haccı dönüşünde 'Cuhfe'denilen yerde Muhammed'i öldürmeye hazırlanırken, kendisi
bunun bilgisini alıyor ve plan sonuçsuz kalıyor. Bu kaynaktaki açıklamalar çok teferruatlı; ben sadece kısa değinmelerle geçiyorum.
Şia âlimlerinden başta Meclisi'nin(111 hicri yılında ölmüş) yazdığı 110 ciltlik 'Biharü'l Envar'adlı yapıtında daha ağır suçlamalar var; bunu da hatırlatayım.- Hz. Ali'nin boğazına urgan geçirerek toplum, ailesi ve heleçocuklarına karşı haysiyet kırıcı bir şekilde ve arkalarından çekerek Ebubekir'in yanına götürmeleri ve orda da "ŞayetEbubekir'i kabul etmezsem ne olur?" diye sorduğunda, Ömer'in ona, "O zaman kellen gider." demesi, Fatma veçocuklarının ağlamaları, Fatma'nın bu halini gören mahallesakinlerinin de ağlaması ve Ali'nin Muhammed'in mezarıbaşına gidip onları manen şikâyet etmesi, "Görüyorsun; sengittikten sonra nerdeyse beni ortadan kaldıracaklar." demesihep İslami kaynaklarda anlatılmaktadır.
Yine Ömer'in baskınısırasında çevredeki insanlar onun elinde ateş görürken, "Neyapmak istersin, Fatma'nın evidir!" diye uyardıklarında o,Fatma olsun ben gerekeni yaparım diyor. Bu söz de birkaçyerde geçiyor. Hele babasından kalan mal ve özellikle de Fedek'i vermemeleri ve daha sonra gelen İslam idareciler bunu kendi yakınlarına ve yandaşlarına dağıtmalarıtartışmasız bir konu.
Bütün bunlar hem Selim kitabında, hemde daha önce belirttiğim İslami kaynaklarda anlatılmaktadır...- Ali'nin evinde onunla beraber hareket eden Zübeyir b.Avam'ın, Ömer ve ekibi eve gidince bu zulme dayanamayıpda kılıcını alıp dışarı çıkması ve sonunda etkisiz halegetirilmesi, birçok kaynakta anlatılmaktadır.
Ömer bu evbaskınını gerçekleştirdiği an Fatma'nın ondan "Evimi miyakıyorsun?" diye sorması ve onun da alay edercesine
Fatma'ya, "Evet, böyle yapmakla senin babanın getirdiği dinidaha da güçlendirmeyi amaçlıyorum." demesi birçokkaynakta yer almaktadır.
Hele Ebubekir'in Ömer'e, "Gidin onları en disiplinli ve onur kırıcı bir şekilde evden çıkartıpgetirin, gelmezlik yaparlarsa onlarla savaşın." cümlesi, birçok güvenilir İslami kaynağında da anlatılmaktadır.
YineEbubekir'in Ali'ye, biliyorum halifelik senin hakkındı; ancak fitne var, ben çok riskli bir görev üstlendim' demesi,halifeliğin ne şekil ele geçirildiğinin bir kanıtıdır. (303)Bu olup bitenlere karşı ve Muhammed'in, "Fatma benden birparçadır.
Onu kızdıran beni de kızdırmış olur, onu üzen benide üzmüş olur" (304) gibi sözleri de göz önüne alındığında,Ebubekir ve Ömer'in durumunu izah etmek gerçekten zor.Kısacası durum iç açıcı değildir. Daha fazla bilgi için benuzun bir kaynak listesini aşağıya alıyorum, tabii ki bu kaynaklarda Ebubekir nasıl halife oldu, Ömer'in rolü, Hz Ali ve Fatma'nın durumu detaylıca işlenmiş.
Merak eden veArapçadan anlayan varsa, kafa yorabilir. (305)c) 60 Yaşlarındaki Halife Ömer Hz. Fatma'nın KızıylaEvleniyorÖmer, miladi 581 veya 586'da doğmuş, nerdeyseMuhammed'in yaşıtı. Hz. Fatma ise miladi 605 veya 609tarihinde dünyaya gelmiş.
Bu durumda, Ömer ile Fatmaarasında yaklaşık 25 yıllık bir yaş farkı var. Kaldı ki, Fatmahenüz Hz. Ali ile evlenmemiş iken, hem Ebubekir, hem deÖmer ona talip oluyorlar; ancak Muhammed, "Kızımküçüktür, aranızda yaş farkı vardır." diyor ve onlara değilde; Hz. Ali'ye veriyor (306)...
Denilebilir ki, madem onun içinyaş farkı o kadar önemliydi, peki niye diğer kızlarını (Zeynep,
Rukiyye, Ümmü Gülsüm) o küçücük yaşta evlendirdi ve hemde Osman onların dedesi durumundaydı. Bunu bukaynağımda özel bir başlık altında anlatacağım.
Şimdilik şunusöyleyeyim: Müslüman kamuoyunda yanlış bir bilgi var: Birkere Fatma dışındaki kızlar Hz. Muhammed'in değil.Ne gariptir ki, Hz. Fatma'yı alamayan Ömer, günün birindeFatma'nın kızıyla/yani Hz. Muhammed'in torunuyla evlenir vebu iki çiftten Zeyd ile Rükiye adlarında iki çocuk dünyayagelir.
Hz. Ali-Fatma evliliği h. 2. yılında gerçekleştiği zaman, Hz.Ömer en az 40 yaşlarındaydı. Hele Fatma ve Ali'den doğançocuklar da sırayla Hasan, Hüseyin, Zeynep ve ÜmmüGülsüm olunca, durum daha da farklılaşır.
Yani, Ömer'inevlendiği Ümmü Gülsüm, Fatma'nın dördüncü sıradadoğurduğu çocuğudur... Halife Ömer bununla hicri 17. yılındaevlenir... Bir kere şunu akılda tutmak lazım ki, Hz. Fatma'nınevlenmesinden 15 yıl sonra kızı gelin olur. Peki, bu 15 yıliçinde önce Hasan, daha sonra Hüseyin ve Zeynep dünyaya geldiğine ve daha sonra Ümmü Gülsüm doğduğuna göre, acaba kızcağız evlenirken kaç yaşlarındaydı, kocası Ömer kaçyaşında?
Kabul edelim ki Ümmü Gülsüm, Fatma'nın ilk çocuğu olsun; Hz. Ali-Fatma evliliğinin de hicri ikinci yılında olduğu kesinve bir yıl da Ümmü Gülsüm'ün anne karnında kalma süresiolsun; o zaman kızcağız 13-14 yaşlarında, Ömer de 55 yaşlarında olmuş olur ki, bu da çok anormal bir farktır...
Amadaha bitmedi. Kız kesinlikle Hz. Ali ve Fatma'nın ilk çocuğudeğildir. Bir kere bu, konuyu işleyen tarihçiler nezdindetartışmasızdır. Ondan önce doğan Hasan, Hüseyin ve
Zeynep'e 1'er yıl süre versek, yine en az bu kızın hicri 6.yılında dünyaya geldiği ortaya çıkar. Bu, işin matematikselyanı.
Bir de zaten İslam tarihçileri, bu çocuğun doğduğu yılıyazmışlardır, az sonra bu kaynaklardaki bilgileri sunacağım.İslami eserlerde, Ömer'le evlenirken kız henüz ergenlikçağına gelmemiş, çocuklarla oynuyordu. Bu arada Ömer'densorarlar, sen bu çocuğu ne yapacaksın diye.
Ömer, amacım aşk değil; Hz. Muhammed'e akraba olmak isterim diyor ve bu evlilik gerçekleşiyor, ayrıca bunlardan iki çocuk da dünyaya geliyor, şeklinde çok net bilgiler var. (307)Yeri gelmişken, halife Ömer'le ilgili şu hadiseyi de özetlemek isterim.
Ömer bir gün, Hz. Muhammed'den dul kalan Ayşe'ye,"Git kız kardeşin olan Ümmü Gülsüm'ü bana iste" diyor. Buayrı bir Ümmü Gülsüm/Halife Ebubekir'in kızıdır. Ayşe ona,"Gittim söyledim kabul etmedi." diyor.
Aslında Ayşe kabuletmiyor; ancak Ömer'e bu şekilde yanıt veriyor. Çünkü birkere kız daha çocuk, iradesi yok ki. Ayşe o arada durumuAmr b. As'a bildiriyor, bize bu konuda yardımcı ol diyor. AmrÖmer'in yanına varıyor, bu çocuğu ne yapacaksın, her günsenin yanında baba baba diyecek, seni rahatsız edecek diyor.
Ömer orada Amr'a, "Bu aklı sana Ayşe verdi değil mi?" diyor;konuyu kapatıyor ve böylece kızcağız Ömer'den kurtuluyor.O arada kız, "Eğer beni Ömer'e verirseniz ben Hz.Muhammed'in kabrine koşar orda bağırırım, elalem biziseyreder." diyor.
Belli ki bunlar Ayşe'nin direktifleridir; yoksakız daha çocuk, bunları bilmiyor. (308) Hâlbuki Ebubekir 634'te vefat ettiği zaman bu kız henüz annesinin karnındaydı ve Ebubekir öldüğünde Ömer yaklaşık 50-53 yaşlarındaydı...
Demek ki Ömer başarabilseydi bunu da eş olarak alırdı.
YineÖmer halifeliğin son yıllarında, dul kalan Ümmü Eban b.Utbe'yi kendine eş olarak istiyor; kadın, ben bu sert adamı neyapacağım diyor ve onu kabul etmiyor. (309) Burada çokilginç bir örnek daha vermek istiyorum; nasıl olsa ÜmmüGülsüm'ü işleyeceğim, o zaten ana konu.
En başta Buhari'nin anlattığı şöyle bir olay var. Anlatan Muhammed'in eşlerinden Ayşe, şöyle devam ediyor: Eşim Muhammed'le birlikte yemek yiyorduk. O sırada Ömer oradan geçti. Eşin ona, "Buyrun sen de gel" dedi ve geldi. Biz birlikte yemek yerken, onun parmakları parmaklarıma değdi.
O sıraca biz Muhammed kadınlarıyla ilgili Ahzab süresindeki örtünme, erkekler yanında kalmama ayetleri geldi diyor.Sanırım yoruma gerek yok. Çünkü mesaj gayet net. (310)Bunlar anlatmaktan maksat, Ömer'i bu konuda iyi tanımak, gerçekten Muhammed'i sevdiği için mi o kızla evlendi; yoksao bir bahane mi; buna bir-iki somut örnek vereyim dedin.
Zaten Ömer'le ilgili özel bir bölümde daha önce işledin.Ömer, Muhammed'in torunuyla bu evliliği yapınca da, ancakMuhammed'e yakın olmak, onu çok sevmek niyetiyle yapmakistediğini, net bir şekilde aşk düşünmediğini söylüyordu.
Peki,madem böyleyse; o zaman bu ufacık kızın kucağındaki ikiçocuk ne, peki ya eğer başarsaydı Ebubekir'in o ufaklığını neyapacaktı, onun da kucağına çocuk vermeyecek miydi?Bir taraftan Muhammed ve Ebubekir'in cinayetlerindensorumlu/bunu yapıyor; diğer taraftan onları çok sevdiği içinbu küçücük kızları eş olarak alıyor.
Fatma'nın başına getirmediği kalmıyor; kadını ve çocuğunu öldürüyor; hattaAyşe'den aktarılan ve en başta Buhari ve Müslim'de geçen
"Fatma hayatta olduğu sürece Ebubekir ve Ömer'e küstü,kırgındı; ayrıca ölünce de vasiyeti üzerine Ali onu gecegömdü ki ne Ebubekir, ne de Ömer cenaze merasiminekatılmasınlar" açıklaması da var; şimdi de kendisi 60 yaşlarında, kalkmış Fatma'nın 9-10 yaşındaki kızını almakla Muhammed'e çok yakın olmak istiyorum diyor...
Acaba Hz.Fatma duysa ki Ömer onun ölümünden sonra bu ufak kızıylaevlenmiş, çocuk sahibi de olmuş, peki sinir krizleri geçirmezmi? Daha bitmedi; anlatacağım: Kızla tam tanışmak için kızonun yanına gelirken Ömer onun eteğini kaldırıp avret yerinebakıyor! (311)Şimdi de İslami kaynaklardan olayın ilginç yanını sunmayabaşlayayım. İnsan anlatmaya utanıyor; ancak insanların bunubilmesi lazım:
Gerçek Ömer'le hayali Ömer birbirinden ayırtedilmeli.d) Halife Ömer Ümmü Gülsüm'ün Avret Yerine Bakıyor!Aslında bunu bir kaynağımda detaylıca anlatmıştım; (312)burada şu maksatla bir daha gündeme getiriyorum: Kitaptahalife Ömer'le Hz. Ali ve Fatma aralarında olup bitenlerekarşı Ömer'in bir de onların bu ufacık kızlarını almasını biribret olarak anlatıyorum...
Yaşlarıyla ilgili az önce bilgi verdim. Bunlar evlenirken Ömeryaklaşık 55-58 yaşlarında, kız da 10 yaş civarında. Şu dabilinmeli ki, bu evliliğin gerçekleştiği dönemde Ömer halifeve iş başındadır. Bir gün Hz. Ali'ye, "Kızın Ümmü Gülsüm’übana ver." diyor, tabii ki Ali buna karşı hayret ediyor; neyapacaksın bu çocuğu diye soruyor?
Ömer, “Bu evlilikten kastım zevk değil; aksine Hz. Muhammed'e akrabalık bağıyla
daha yakın olmaktır.” diyor... Hz. Ali, “Hayır; kızım çocuktur/ergenlik çağına gelmemiş, bir de ağabeyimin çocuğuna/yeğenime vermek istiyorum.” diyor. Bu arada bazıları Ömer'e, "Aslında Ali bahane uyduruyor, sana vermek istemediği için bu gerekçeleri öne sürüyor." diyorlar. Ömer teklifinde ısrar ediyor ve sonuçta Hz. Ali kızını veriyor. Ben şahsen bunun resmi tarih bilgisi olduğu ve gerçekleri yansıtmadığı taraftarıyım.
Edindiğim izlenim, Ömer bukonuda halifelik etkisini kullanarak bu çocuğu zorla elegeçirmiştir. İddianı haklı çıkaracak olan da Ömer'in Hz.Fatma ve Ali'nin başına getirdikleridir.
Ömer bir yandan daha önce anlattıklarımı onların başına getirecek, diğer yandan Ali kalkıp bu küçücük kızını kendi rızasıyla ona verecek; bu aklın işi olamaz. Bu olup bitenlere karşı aslında kızla Ömer aynı yaşta da olsalar, yine Ali vermemeliydi. Normalde bu mümkün görülmüyor. Kaldı ki satır aralarından da anlaşılıyor ki, Ömer kızı zorla almıştır.
Çünkü çoğu kaynaklarda Ömer isterken Ali'nin bundanrahatsız olduğu yazılı. Ayrıca kızım küçüktür dediği ifadesi devar. Hatta bu konuda iki çocuğu Hasan, Hüseyin'le ve amcasıAbbas, ağabeyi Akıl ile de istişare ettiği anlatılıyor.
Akıl, Hz.Ali'ye çok sert tepki gösteriyor: "Farkında mısın gün geçtikçegözlerin kör oluyor/sağlıklı karar veremiyorsun" diyor. Dahasonra Ömer bunu duyunca Akıl'a, "Budala, ahmak, beyinsiz"diyor. (313)Sıra kızı görmeye geliyor: Ömer kızın ergenlik çağınagirdiğinden yüz de yüz emin olmak istiyor.
Trajik bir konu olduğu için, bu bilgileri içeren kaynaklardanbir sürü dipnot olarak vereceğim.Bu konuda var olan yüzlerce kaynaktan müşterek bir özetvermek isterim. Vereceğim bilgi İslami kaynaklardan, yaniresmi tarih; ama yine de ilginçResmi tarih diyorum.
Çünkü Ömer, Hz. Ali'den kızı isteyince,Ali, ağabeyi Akıl, amcası Abbas ve oğulları Hasan ve Hüseyin'le konuyu konuşuyor. Akıl çok kızıyor ve Hz. Ali'ye"Bakıyorum günler, aylar, zaman geçtikçe sen aklını yitiriyorsun.
Eğer bu iş olursa şöyle şöyle yaparım.” Ve başlıyor elbiselerini çekmeye, sinir olmaya, şeklinde reaksiyon gösteriyor. Şöyle şöyle yaparım ifadesinin hemenyanında, "Birçok şey saydı" şeklinde sansürlü bir cümlecikvar.
Hz. Ali ağabeyinin bu çıkışına karşı şu ilginç ifadeyikullanıyor. "Aslında senin yaptığın kardeş nasihati değil. SenÖmer'in kamçısına/kırbacına kafa takmışsın (Ömer hepkamçıyla gezerdi, cariyeleri, hizmetçileri, cenaze için yükseksesle ağlayan kadınları... kırbaçlardı), o yüzden hayırdiyorsun" diyor.
Aslında bu kırbaç olayı bazı işaretler veriyor: Demek ki ortada sopa varmış. Bazı kaynaklarda Hasan'ın daAli'ye karşı sert çıkış yaptığı yazılı. Ama nasıl olsa o henüzçocuk. (314)
Buna rağmen Ali'nin bu teklife bozulduğu-hoşuna gitmediği ve üstelik de Ömer'e, "Sen bu kızı neyapacaksın?" şeklinde hayretini dile getirdiği yazılı.Nihayet Ali, Ömer'le baş edemiyor ve üstelik de pek adetolmayan bir uygulama yapıyor.
Herkes gider kızı baba evindeister; ama Ali kendi kızını Ömer'in ayaklarına kadargönderiyor. Güya kız çakmasın diye, Ali ona bir aba veriyorki Ömer'e versin. Ömer kızı görür görmez hemen kucağına
alıp öpüyor. Ayrıca eteğini kaldırıp avret yerine bakıyor(Ergenlik çağına gelmiş mi, artık aşk nedir bilir mi diye).Onun bu hareketi kızın zoruna gidiyor. Bu arada kız ona, "Senhalife olmasaydın ağzını burnunu kırardım" diyor. Kızınkullandığı bu tabir değişik kaynaklarda aynı anlamda ancakeşanlamlı kelimelerle anlatılmıştır.
Örneğin; Çek (elini)anlamında Arapçası 'Ersil' kullanılmış, bırak anlamına gelen(meh), halife olmasaydın, yüzüne/gözüne çarpardımanlamında (Sekk), gözlerini oyardım (tems) ve burnunukırardım (Kesr) terimleri geçiyor İslami kaynaklarda. Kız oradan ayrılırken Ömer, ona, "Babana söyle kabul ettim, kabul ettim, kabul ettim" şeklinde üç sefer tekrarlıyor.
Kız geri gelince Ali ne olduğunu soruyor. Olup bitenleri olduğu gibi anlatıyor kız, bir de şunu ekliyor: "Baba sen beniçok kötü bir yaşlıya gönderdin. Şöyle şöyle yaptı" diyor. Hz.Ali de, "Kızım seni onunla nikâhladım, artık eşisin" diyor veondan sonra düğün oluyor, bu çift evleniyor ve bunlardan Zeyd ile Rukiyye adlarında iki çocukları da oluyor. Kimi rivayetlere göre Ömer kırk bin, kimilerine göre de yüzbin dirhem mehir ücreti vermiş. (315)
Şu dikkatimi çekti: O kadar ağır bir konu olmasına karşı birİslam düşünürü kalkıp da buna itiraz etmemiş. Mesela İbniKesir o kadar kaynak yazmış (Kur'an tefsiri, Siyer, tarih gibi)bu konu hakkında şunu diyor: Ümmü Gülsüm, Hz.Muhammed ve Fatma ile Ali'nin kızı olduğu için halife Ömer muazzam bir düğün yaptı, kıza 40 bin dirhem mehir ücretiniverdi diyor.
Yine İslam otoriterlerinden San'ani bu konudafarklı ve bir o kadar da ilginç bir belirlemede bulunuyor, tabiiki o halifelik hakkında konuşuyor; şöyle diyor: Eğer derlerse
ki, halifeliği Ali'den almakla Ebubekir ve Ömer kâfirolmuşlar; ben de derim ki, Hz. Ali de kızı Ümmü Gülsüm'übir kâfire (Ömer'e) verdiği için o da bir o kadar kâfirdir.
İbniTeymiyye'nin savunması ilginç: Bazıları, Fatma dışındaMuhammed'in kızları da onun değildir, Ebubekir ve Ömerhalifeliği zorla ele geçirmişlerdir, Ömer Hz. Ali'nin kızınıgasp etmiştir diyorlar. Bunları söyleyenler hep dine iftiraedenlerdir, bu yalandır, bunlara inanılmaz şeklinde birsavunma yapıyor. (316)
Yani, Ömer neden bu küçük yaştaki çocuğu aldı şeklinde bir tartışma değil de; eğer Ömer kâfirseniye Ali kızını bir dinsize verdi şeklindedir. Burada yinekızcağızı düşünen yok: Niye bu yaşta, suçu neydi, kimse bunusormuyor. Savunma da yapmıyorlar diğer konular kadar. Çünkü söz konusu bir kadın. Dolayısıyla Kur'an mantalitesine göre zaten kadın kısmı emtiadır, erkek için vardır venormaldir. O yüzden bu konuya fazla takılmıyorlar...
Ömer'in kızı zorla aldığı bir gerçektir. Zaten kimikaynaklarda, İslam'da ilk gasp edilen kız çocuk budurşeklinde net ifadeler de vardır.İbni Teymiyye'nin de farklı bir niyetle değindiği gibi, Ömer'in bu kızla evliliğini bir gasp olayı olarak değerlendirenler devar. Özellikle Şia kesimi buna veryansın ediyor, tabii ki bunun tasvip edilecek bir tarafı yok.
Demek ki o zaman ya kızçocuklarına böyle bakıldığı, değer verilmediği için Hz. Ali de direnmemiş, ya da direnmiş ancak Ömer'le başedemeyince/vermek zorunda kalmıştır; çünkü belirtilerortada. (317)
Şu da birçok tarihçi tarafından ortak olarak anlatılıyor; hemde zevkle: Hem kız ergenlik çağına gelmemişti, çocuktu diye
yazıyorlar, hem de hemen düğün yapıldı şeklinde açıklama yapıyorlar. Zaten Ömer'in fazla da zamanı yoktu; kızla 6 yılyaşıyor ve öldürülüyor.
Bu süre zarfında bir de bu çocuğunkucağına iki çocuk bırakıyor ve bu evliliğin adı daMuhammed'i çok sevmek oluyor. (318)Hz. Ali her ne kadar mecburi olarak onay vermişse de, aynızamanda bu konuda kendisinin de sicili pek temiz değildir.
Çünkü bakıyoruz aynı şeyleri o da yapmıştır. Bilindiği gibiHz. Fatma hayatta olduğu sürece Ali tek evliydi. Başka kadınla evlenmek için girişimde bulunduysa da Muhammed buna engel olmuştu.
Ama Muhammed ve Fatma'nın ölümlerinden sonra o da rekordüzeyde çok evlilikten geri kalmamıştır. Küçük bir örnekvereyim. İsmail Ebü'l Kasım, el-Envar adlı kitabında Hz.Ali'nin 32 çocuğunun isimlerini ve annelerini yazıyor. YineYa'meri 29 çocuk diyor. Muhibbüddin Taberi gerek Riyad'üNadre ve gerekse Zahair'ül Ukba adlı eserlerinde 32 çocuğun isimlerini veriyor.
Yine İbni'l Cevzi Sıfat-i Safve adlıyapıtında (c. 1/309) 33 çocuğun isimlerini, annelerinin isimleriyle birlikte yazıyor ve daha nicelleri. Anlaşılan, odönem için çok eşlilik ve hele aşırı derecede ufak olan kızlarıalmak yaygın ve hatta kültürün bir parçası. Demek ki kız çocukları üzerlerinde insan organları tam belli oldu mu hemen evlendirilirdi. (319)
Konuyu, Bağdadi'nin tarihine yazdığı kızın bir cümlesiyle bitirmek istiyorum. Hz. Ali, Ümmü Gülsüm'ü Ömer'e gönderirken, Ömer çok memnun kalır ve kız ondan ayrılıncada, "Babana söyle Allah razı olsun, çok memnun oldum, çok memnun oldum, çok memnun oldum" şeklinde üç sefer bu
cümlesini tekrarlar. (320) İşte halk nezdinde bilinen Ömer'le bilinmeyen Ömer arasındaki fark budur. Ben bu trajik, insanın asabını bozan konularla ilgilene ilgilene iyi bir feminist oldum desem mübalağa olmaz!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder