16 Ekim 2021 Cumartesi

BÖLÜM 8 - HALİFE OSMAN

BÖLÜM 8 - HALİFE OSMAN

a)  Halife  Osman'ın  Yönetimine  Karşı  Gösterilen  İlk Tepkiler Halife  Osman'ın  kötü  yönetimine  karşı  ilk  sert  tepkiyi gösteren  "Cebele  el-Ansari"dir.  

Bu  adam  Bedir  harbine katılmış  önemli  ashabdandır.  Bir  gün  evin  yanında  iken Osman  oradan  geçiyormuş.  Osman  o  zaman  halifeymiş  ve millet   ondan   şikâyetçiymiş.   Cebele   de   Osman'ın yönetiminden  memnun  olmayanlardan  biriymiş.  Bu  yüzden Osman'a,  "Ey  N'asel!  Seni  öldürür  cesedini  bir  deveye bindirip sıcak bir yere götürür atarım." demiş. 

Adam önemlibiri  olduğundan  Osman  ona  bir  şey  diyemeden  doğruca camiye  gitmiş.  Cebele  de  arkasından  gitmiş,  o  da  camiye girmiş. İçeri girdiğinde Osman'ın minbere çıktığını görmüş. Osman'ın kolundan tutup aşağı indirmiş ve şerefini rencide edecek şekilde davranmış. 

Burada olay kapanıyor. Başka bir gün elinde bir iple geliyor ve Osman'a, "Ya senin boğazına geçiririm, ya da yanlışlarından vazgeçersin" diyor ve  şöyle  devam  ediyor:  "Sen  Haris  b.  Hakim'e  şehrin piyasasını teslim etmişsin, alış-veriş yapanlardan usulsüz bir şekilde haraç alıyor." 

Osman icraatına devam ediyor, adamı kaale almıyor. Bu arada birileri Cebele'ye, "Vazgeç, nasıl olsa halifedir,  sen  baş  edemezsin"  deyince  o,  "Yarın  Allah huzuruna  çıksam,  biz  amirlerimize  saygı  gösterdik;  ancak onlar  bizi  dalalete  götürdüler."  diyeceğim,  onu  şikâyet edeceğim diyor. Yine henüz Osman'a karşı kitlesel isyanlar başlamadan,  Ceh'cah'  adında  bir  başka  sahabiden  Osman'a uyarı ve hatta tehdit geliyor. 

Öyle ki, daha sonra Osman'ın evine yapılan baskında, bu adam bastonla Osman'ı dövmeye başlıyor. (349) Osman'a  karşı  çıkmak  sadece  halkın  bireysel  ve  amatörce tepkisinden ibaret değildi. Görevden aldığı önemli insanlar da halkla  birlikte  onun  aleyhinde  çalışıyorlardı.  

Mesela  halife Osman  tarafından  Sad  b.  Ebi  Vakkas  Kufe  valiliğinden alınıyor, yerine Velit b. Ukbe atanıyor. Velit, halife Osman'ın kardeşiydi, anneleri aynıydı. Yine daha sonra atadığı Sait b.As onun akrabasıydı. Ebu Musa'el Eş'ari'yi Basra valiliğinden alıyor,  yerine  de  dayısının  oğlu  Abdullah  b.  Amır'ı  tayinediyor. 

Amr b. As'ı Mısır eyalet valiliğinden alıp yerine kendi sütkardeşi  Abdullah  b.  Sad  b.  Ebi  Serh'i  görevlendiriyor. Halife  Ömer  zamanında  Şam  valiliğine  atanan  Muaviye'ye daha fazla imtiyazlar tanıyor, Şam'ın gelirini ona bırakıyor.

Bunlar, Osman'ın icraatından birer örnek ve tabii ki görevden uzaklaştırılanlar  da  halkla  birlikte  onun  aleyhinde çalışıyorlar... Hatta  Muaviye  Şam'dan  gemilerle  içki  ticareti  yapıyor  ve Osman'ın  izniyle  buradan  sağlanan  parayı  kendine alıkoyuyordu.  

Şam'da  askeri  komutan  olarak  görev  yapan Ubade b. Samıt, gemi içinde bu içkileri görünce hepsini yere döküyor. Saf adam, bilmiyor ki Osman bundan haberdardır, bunu  yaparsa  aleyhine  olur.  Elbette  ki  Muaviye  bundanrahatsız  oluyor.  İçki  olduğu  için  korkudan  konuyu  dairdeleyemiyor. Ancak bu olay Ubade için artık bardağı taşıran son  damla  oluyor  ve  Şam'da  Osman  ve  Muaviye'yi eleştirmeye  başlıyor.  Bu  yüzden  Osman,  Ubade'yi  merkeze alıyor.

Ebu Musa Osman'a karşı muhalefete geçiyor ve onun kötü yönetimini  anlatmaya  başlıyor.  Halife  Osman,  Hz.Muhammed zamanında bile hazineye ait olan Medine'ye bağlı Mehnz bölgesini, yine amcası Hakem'in oğlu Haris'e veriyor Fedek  köyünü  Hz.  Muhammed  kendine  almıştı  ve  zaten Kur'an'a göre veraset yoluyla kızı Fatma'ya verilmeliydi Ama Ebubekir'le Ömer el koymuşlardı; bunu daha önce Anlattım.

Halife  Osman  bunu  da  Hakem'in  oğlu  Mervan'a  veriyor. Afrika'yı alınca, oradan sağlanan 1/5’lik geliri de Mervan'a hibe  ediyor.  Osman'ın  bu  ayrıcalığı  o  dönemde  yaşayan şairlere bile konu olmuş. Osman tarafından sürgün edilen Abdurrahman b. Hanbel bir şiirinde özetle şunu anlatmaktadır: 

"Kâinatın rabbi bize öylebir fitne bırakmış ki (Osman'ı kastediyor), ya o bize bela olurya  da  biz  ona.  Nasıl  olur  da  millet  aç  iken  sen  kalkıp Afrika'nın beşte birini tek insana veriyorsun" diyor. Bilindiği gibi şu an var olan Kur'an, Osman zamanında Yahudi asıllı Zeyd  b.  Sabit  başkanlığında  bir  komisyon  tarafından hazırlanmıştır. 

İşte zaman içinde Osman bu Zeyd'e yüz bin dirhem hibede bulunur. Zeyd ölünce, ondan kalan mal-altın-külçe o kadar çoktur ki, varisleri bu külçeleri balta ile kırıp bölüşmüşlerdir.  Hepsi  Afrika'dan  surdan  burdan  sağlanan talan  malıydı  ve  haddi  hesabı  yoktu.  (350)  İşte  Osman'ın yönetimine karşı gelmenin ilk işaretleri bireysel başlamıştır, daha  sonra  kitleselliğe  dönüşmüş  ve  zamanla  kontrolden çıkmıştır.

b) Halife Osman Müslümanlarca Katledilir, Cesedi de Bir Çöplüğe Atılır Hüzeyfe b. Yeman bir ara halife Osman'a, "Öküz gibi ortaya çıkacaksınız,  deve  gibi  kesileceksiniz  ve  kolay  da  can vermeyeceksiniz." şeklinde çok ağır bir cümle kullanmıştır.Bunlara  daha  önce  kısmen  değindim.  Gerçekten  Osman'ınölümü  çok  fecidir  ve  işkenceyle  gerçekleşmiştir.  Hz.Muhammed  ve  Ebubekir'in  cinayetleri  Müslümanlardan gizlenmeye çalışıldığı gibi, halife Osman cinayetinin gerçek yanı  da  hep  gizlenmek  istenmiştir.  

Sanki  çok  basit  bir suikastla, bir kazayla ölmüş gibi gösterilmiş. Ama gerçek hiçde  böyle  değildir.  Cinayetiyle  ilgili  güvenilir  İslamikaynaklardan derlediğim çarpıcı bir bölümü buraya alıyorum.Hakkında  sunacağım  bilgiler  okunduğunda  görülecektir  ki,halife Osman'ın halk nezdinde bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasında çok fark vardır. Önce  Osman'a  karşı  yapılan  baskını  özetlemek  istiyorum. Daha sonra da cenazesinin nereye atıldığını, nasıl ve nerede gömüldüğünü  ve  baskının  nedenlerini  özet  şeklinde anlatmaya çalışacağım.

Osman  değişik  heyetler  tarafından:  "Yapma,  millet  senin yönetiminden memnun değil, sonun kötü olur." diye defalarca uyarılır.  Ancak,  "Size  mi  düştü,  siz  mi  bana  akıl veriyorsunuz?" diyerek onları dinlemediği gibi, üstelik gelen elçileri cezalandırır. Müslümanlar en son, Amir b. AbdullahTemimi  adında  yaşlı  birini  temsilci  olarak  Osman'la konuşmaya   gönderirler.   Adamcağız   Osman'a,   "Ben temsilciyim,  arkadaşlar  senin  için  toplanıp  icraatını konuştular.  Senin  büyük  yanlışlar  içinde  olduğunu, dolayısıyla Allah'a tövbe etmeni, ondan korkmanı ve yaptığın yanlışlardan  dönmeni  istiyorlar."  der;  Osman,  "Hele  buna balon! İnsanlar da sanır ki bu da bir şey biliyormuş; sonra gelip  benimle  icraatımı  konuşuyor.  Hâlbuki  Allah'ın  nerde olduğunu bilmeyen bir cahildir." diyerek onunla alay eder.

Adam  hem  akılı,  hem  de  çok  önemli  kişiler  tarafından görevlendirilmişti. O arada Osman'a,  "Ben  Allah'ın  nerde olduğunu  çok  iyi  biliyorum,  merak  etme  o  seni gözetleyecektir." der.

Benzer  heyetler  sık  sık  Osman'a  gelir,  yanlış  yapıyorsun, böyle olmaz diyerek onu uyarıyorlardı. Ama giderek durumdaha da kötüye gidince, Osman değişik eyaletlerdeki önemli valilerinden Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah b. Sad b. EbiSarf,  Sait  b.  As,  Amr  b.  As,  Abdullah  b.  Amir  gibilerini merkeze/yanına  çağırıyor,  onlarla  durum  değerlendirmesi yapıyor. 

Bunlardan Abdullah b. Amır'ın önerisi şu: Birilerine karşı  kazanılması  zor  olan  bir  savaş  başlat,  bunları  savaşa gönder,  savaşla  meşgul  olsunlar,  sen  de  rahat  edersin; sonunda onlar gelip sana yalvarırlar. Sait b. As'ın önerisi de şu: Sana bağlı olan her kabilenin, aşiretin, bölgenin bir lideri vardır.  Sen  onu  ortadan  kaldırırsan  onlar  sahipsiz  kalır dağılırlar diyor. 

Muaviye'nin önerisi de şu: Eyaletlere vergi memurlarını daha fazla gönder, biz de yardımcı oluruz, bu sorun ancak bu yöntemle biter: Yani hem baskı, hem de ağır vergi  yükü  asayişi  sağlar  diyor. 

 Abdullah  b.  Sad  da,  'Ey Osman; insanlar menfaatle yola gelir, sen en iyisi buralara maddi bir şeyler ver kurtul" diyor... 

Amr b. As'a gelince, "Ey Osman, sen insanların istemedikleri şeyleri yapıyorsun. Karar ver! Bunlardan vazgeç ve adaletli davran" şeklinde karşı bir öneri  getiriyor.  Osman  bu  öneriye  sert  tepki  gösteriyor  ve bundan dolayı araları açılıyor. Amr Mısır valisi iken görevden alınıyor ve onun yerine de Hz. Muhammed'in hiç sevmediği, münafık ilan ettiği Abdullah b. Ebi Serh tayin ediliyor. 

Amr'ın Osman'a kafa tutmasının başka bir nedeni de vardı. Toplumiçinde Amr'ın kabilesi, Osman'ınkinden daha itibar ve şöhret sahibiydi.  Hatta  zaman  zaman  Amr  bunu  Osman'a  karşı dillendiriyordu.  (351)  İşte  bu  toplantıda  da  bir  bakıma  bu büyüklüğünü, farkını ortaya koyuyor; ancak fayda vermiyor. Osman giderek daha da sertleşiyor, radikal tedbirler almaya başlıyor. Bazı yerlere yeni atamalar yapıyor. 

Bu arada Sait b.As'ı  Kufe  valiliğine  tayin  edince,  oranın  halkı  hem  kabul etmiyor, hem de yönetime karşı silahlanıyor. Öyle ki, Sait geri dönmek  zorunda  kalıyor  ve  yerine  de  Ebu  Musa  el-Eş'ari atanıyor.  Ama  olaylar  durmak  bilmiyor  ve  adım  adım Osman'ın  sonu  gelmeye  başlıyor.  

Peki,  neymiş  Osman'ın suçu, neler yapmış ki insanlar beğenmiyor? Bunu birazdan detaylıca anlatacağım. Müslümanlar Osman'ın icraatından o kadar huzursuz olmuştuki,  bu  konu  caddede,  sokakta,  her  yerde  konuşuluyordu. Ahnef  bin  Kays,  "Camide  toplanmıştık,  kalabalık  hayli fazlaydı.  İçimizde  Hz.  Ali,  Talha,  Zübeyir,  Sad  gibi  ünlü isimler de vardı. O arada halife Osman da geldi ve hemen konuşmaya geçti. Kendi iyiliklerini anlatıyordu. Ben de bu arada  Talha  ve  Zübeyir'e  dedim  ki,  bu  adam  gidicidir, sonunda  katledilecek"  şeklinde  anlatıyor.  

Bunu  aktaran, Buhari'nin sarihi Askalani ve tabii ki değişik kaynaklarda dageçiyor.  (352)  Bu  arada  Medine'deki  sahabiler,  değişik coğrafyalara  yayılmış  Müslümanlara  mektuplar  göndererek" Geri gelin, siz Allah için İslamiyet’i yaymaya çıkmışsınız; ama maalesef din elden gitmiş, uzaklara gitmenize gerek yok, geri gelin asıl cihat burada, içerde" diyorlardı. 

Öyle olmuştuki, bir ara Osman camide hutbe okurken-konuşurken, Hz. Ali,Talha ve Zübeyir gibi cennetle müjdelenen önemli kişilerin de bulunduğu  o  ortamda  bazıları, "Adama  bakın,  eninde sonunda  öldürülecek,  ölümü  hak  etmiş." gibi ağır sözler söylerdi. Yani iş bu noktaya gelmişti. (353)

Ve  sonuçta  Halife  Osman'a  bağlı  tüm  coğrafi  bölgelerden isyan sesleri yükselmeye başlıyor. Sadece altı yüz süvari, kimi rivayetlere göre bin süvari Mısırlılardan ve dört kafile halinde başlarında da Abdurrahman b. Udeys, Kenane b. Bişr, Amr b.Hamık ve Sudan b. Hamran olmak üzere Osman'ı ablukaya almak,  onu  katletmek  için  yola  çıkıyorlar.  

Kimse  bilmesin diye,  Umre  niyetiyle  yola  çıktıklarını  söylüyorlar.  Ancak niyetleri Osman'ı ortadan kaldırmak. Yine  iki  yüz  kişilik  bir  başka  baskın  grubu,  Irak'ın  Küfe kentinden  harekete  geçiyor.  Tüm  grupların  birbirlerinden haberi var. Bunların da başlarında Malik b. Ester var. Yüz kişilik bir isyan grubu da Irak'ın Basra kentinden yola çıkıyor. Onların başlarında da Hükeym b. Cebele var. Osman'ın da istihbaratı  vardı,  onların  niyeti  hakkında  bilgi  almıştı  ve kendince  de  tedbirliydi  ama  baskın  o  kadar  güçlüydü  ve kontrol  edilmesi  o  kadar  zordu  ki,  Osman'ın  taraftarları bunları önleyecek durumda değildi.

Şehre varınca Hz. Ali devreye giriyor ve sonuçta onlar Ali'yi dinleyerek  davalarından  vazgeçip  memleketlerinin  yollarını tutuyorlar. Ancak yolda, halife Osman'ın yazdığı, mührüyle mühürlediği  bir  mektup  ele  geçiriliyor.  Üzerinde  mektup bulunan kişi de halife Osman'ın bir görevli memurudur; hatta onun bindiği hayvan bile Osman'a/devlete ait bir hayvandır.

Mektupta,  ilgili  valilerine, “Bu  isyancıları  yakalayın,  bir kısmını infaz edin, önemli elebaşlarını da çarmıha germek suretiyle  işkenceyle  öldürün,  bazılarının  da  kol  vebacaklarını kesin." gibi talimatlar vardı. Zaten onlar, daha önce  Hz.  Ali'nin  araya  girmesiyle  isteksizce eylemlerinden vazgeçmişlerdi. Ama bu mektup olayından sonra artık onları durdurmak  mümkün  değildi:  Tekrardan  geri  dönüyorlar  ve sonunda Osman'ı feci bir şekilde katlediyorlar.

Osman korkudan imza ve mührün sahte olduğunu, kendisine ait olmadığını iddia ediyor; ancak inandırıcı gelmiyor, güven sarsılıyor ve gereken yapılıyor. Değişik yörelerden gelen bu insanların hepsi ittifak halinde halife  Osman'ı  ablukaya  alıyorlar.  Onu  yakalayınca  saçını, sakalını  yoluyor,  çenesini  çekiyorlar,  ağzı  açık  kalıyor.  

Bu arada  isyancılar  Osman'a  'Na'sel'  diye  bağırıyorlar.  Değişik İslami  kaynaklarda  Na'sel  şöyle  tanımlanıyor:  O  sırada Medine'de  Mısır  asıllı  budala  biri  varmış,  adı  da  Na'sel. Osman'a bu amaçla bu lakabı takmışlar. Veya Na'sel demek,beyinsiz kişi/ahmak-bunak demek. Her ne ise alaylı bir söz olarak  Osman'a  karşı  kullanıyorlardı.  (354)  

Veya  Na'sel, Medine'de ihtiyar, aptal bir Yahudi varmış, o yüzden hakaret anlamında Osman'a bu isimle hitap ediyorlar. Mısırlı grubun başındaki şahıslardan Kinane b. Bişr, Osman'ın alnından ve kafasının ön kısmından demir parçasıyla vurunca, Osman  yere  yığılıyor.  Aynı  gruptan  Sudan  b.  Hamran adındaki şahıs da Osman'ı döve döve komalık ediyor. Yine Mısır grubundan Amr b. Hamık, Osman'ın göğsüne çıkıyor, ona  dokuz  darbe  vuruyor;  bunlardan  üçü  Allah  için  olsun, kalanı da ben rahat edeyim, kendim için vurdum diyor, tabii ki  bu  arada  Osman  onlara  çok  yalvarıyor:  'Ben  ilk Müslümanlardanım, peygamberin iki kızıyla evlendim, insan ancak dinden çıkarsa, zina yaparsa, cinayet işlerse öldürülür. Ben  bunlardan  hiçbirini  yapmadım.'  gibi  yalvarmaları  artık fayda  etmiyor.  Millet  ona  karşı  öylesine  kızgın  ki, öldürdükten  sonra  da  kafasını  gövdesinden  koparmak,  onu ustura-makas gibi aletlerle parçalamak istiyorlar, hatta şeytan taşlaması gibi naaşını taşlamak istiyorlar. Bu arada Osman'ın hanımları  Naile  ile  Ümmü'l  Benin  ve  kızları  kafasını gövdesinden koparmalarına izin vermiyorlar, araya giriyorlar, onların  ellerinden  çıplak  kılıçları  almak  istiyorlar.  

Onlar kılıçlarını  güçlü  bir  şekilde  çekince,  Osman'ın  eşlerinden Naile  binti  Ferafise'nin  parmakları  kesiliyor.  Bu  manzara karşısında  tüm  aile  ağlaşmaya  başlıyor,  Hz.  Muhammed'in eşlerinden  de  araya  girenler  oluyor  ve  Hz.  Ali  de  baskın liderlerinden  Abdurrahman  b.  Udeys  ile  konuşunca (yapmayın diye) bu eylemlerinden vazgeçiyorlar, tabii ki daha sonra  bu  kadının  parmakları  Şam'da  hutbelerde  çok  dile getiriliyor,  

Muaviye  tarafından  propaganda  aracı  olarak kullanılıyor. Bu ayrı bu konu. (355)

Şu  da  var  ki,  isyancılar  yaklaşık  40  gün  Osman'ı  evinde mahsur  bırakıyorlar,  sudan,  yemekten  mahrum  bırakıyorlar. Birilerin ona su vermelerine bile izin vermiyorlar. Bu arada Osman'ı savunanlardan çok sayıda insan öldürülüyor. 

Mesela Abdullah b. Veheb, Abdulah b. Ebi Meysere ve Muğire b.Ahnes  gibileri.  Hatta  Osman'la  birlikte  öldürdükleri  bazı kişilerin  gömülmelerine  izin  bile  vermiyorlar:  Kurda  kuşa, köpeklere yem olsunlar diyorlar. Osman'a, istifa edersen sana karışmayız dedikleri halde Osman, ben ölümü tercih ederim; ama istifa etmem karşılığını veriyordu. (356)

Aslında detaya gerek yok. İnsan biraz düşünürse zaten işin vahametini  anlar.  Şöyle  ki,  madem  bu  kadar  isyancı Müslüman   Kufe'den,   Basra'dan,   Mısır'dan   değişik coğrafyalardan  geldiler,  peki  ya  Mekke,  Medine,  çevre Müslümanları ve hele hele Hz. Ali nerdeydi diye insan merakediyor? Demek ki çevresi dışında kimse onun yönetiminden memnun  kalmamış  ki  sonuç  böyle  olmuş.  

En  baştaEbubekir'in  oğlu  Muhammed,  ta  Mısır'dan  gelen  heyetin içinde  ve  aktif  bir  şekilde  Osman'a  karşı  cephe  alanlar arasında. Osman'a ulaştığında da, çok hakaretvari bir şekilde sakalından tutup çekiyor, böylece Osman'ın ağzı açık kalıyor ve  daha  önemlisi  onu  yerde  süründürüyor.  Burada  şu hatırlatmayı yapayım: Hani Ebubekir'in cinayetinde Osman'ın da parmağı vardı diye yazmıştım.  Sanırım  İslam  tarihinde  bu  konuda  bazı açıklanmayan  noktalar  var.  Mesela  neden  tüm  sahabeler arasında  Ebubekir'in  oğlu  Osman'a  böyle  davranmıştır?  

Enazından  Osman  babasının  çocukluk  arkadaşıydı!  Kanımca Ebu bekir'in oğlu babasıyla ilgili planları bildiği için, burada adeta onun rövanşını alıyordu. Bu uzak bir ihtimal değildir.(357) Başta da belirttim; Müslümanlar Osman'ı defalarca uyardılar, temsilci gönderdiler; ama o hep ceza veriyordu. Hatta bir ara Hz. Ali'yi temsilci olarak gönderiyorlar. Gidip halife Osman'a önemli uyarılarda bulunuyor. Osman ise onu da dinlemediği gibi,  minbere  çıkıp  şunları  söylüyor;  Bu  ümmetin  fitnesi, ayıplayanlar ve eleştirmenlerdir 

(tabii ki isim vermeden Hz.Ali'yi  kastediyor)  diye  başlıyor  ve  eleştirel  bir  konuşma yapıyor.  Bu  arada  Osman'ın  sağ  kolu  Mervan  sert  çıkıyor, gerekirse seni eleştirenlerle savaşırız diyor. Mervan, Osman'ın veziriydi.  Osman,  işin  vahametini  bildiği  için  olayın  fazla büyümesini istemiyor/Mervan'a izin vermiyor. (358)

Şunu  da  bilmekte  yarar  var,  tüm  halifelerin  devrilmesinde Yahudilerin rolü çok büyüktür. Her ne kadar bu sebep pek öne çıkmamışsa  da,  aslında  bu  önemli  bir  faktördür.  Yahudiler artık o coğrafyada onlara iktidar verilmeyeceğini biliyorlardı. O  yüzden  hep  bozmaya  ve  karışıklıklar  çıkarmaya çalışıyorlardı. Savaşla kazanamıyorsak, bari planlarla, farklı komplolarla işi götürmeye çalışalım diyorlardı ve nitekim de bunu çok mükemmel başardılar...

İsyancılar  Osman'ı  öldürdükten  sonra  cenazesini  bir mezbeleye,  tuvalet  olarak  kullanılan  bir  yere  atıyorlar  ve onların  korkusundan  en  yakın  akrabası  bile  yanaşamıyor. Cenaze, atılan yerde üç gün kalıyor. İslam tarihçileri, Kur'an yorumcuları,  “Osman'ı  katlettikten  sonra  cenazesini  ‘Haşşı Kevkeb’ denilen yere attılar. Burası öyle bir yer ki, o zaman Yahudiler tarafından tuvalet olarak kullanılıyordu.” şeklinde açıklama yapıyorlar.

Konu garip gelebilir. O bakımdan Osman'ın bu tuvalet yerine atıldığına ve cenazesi üç gün orada kaldığına, baskıncıların korkusundan  kimsenin  gidip  onu  alamayacağına  ilişkin  bir yığın güvenilir İslami kaynak veriyorum şu dipnotta. (359)

c) Halife Osman'ın Cenazesi, Bir Tuvalete Gömülüyor Osman'ın cenazesinin Yahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye atıldığını ve orada üç gün kaldığını, korkudan kimsenin  gidip  onu  defnedemediğini  yukarıda  yazdım.  Bu arada  onu  öldürenler  şeytan  taşlar  gibi  cesedini  taşlamaya başlıyorlar ve gömülmesin, herhangi bir yere atılıp kalsın ve bu  şekilde  çürüyüp  gitsin  istiyorlardı.  

Sonunda  yine  Hz.Ali'nin  devreye  girmesiyle  isyancılar  defnine  izin  verdiler. Tarihçi İbni Şebbe bu konuda, "Ebu Süfyan'ın kızı ve aynı zamanda Hz. Muhammed'in de eşi olan Ümmü Habibe ortaya çıkıp ya bu adamın defnine izin vereceksiniz, ya da ben Hz.Muhammed'in  perdesini  (başörtüsünü  kastediyor)  başımdanalır atarım." diyor. (360)

İşte  Hz.  Ali  ile  Ümmü  Habibe'nin  araya  girmesi,  hemeşlerinin  ağlamaları  nedeniyle  isyancılar  eylemlerinden vazgeçiyorlar,  bundan  sonra  birkaç  kişi  gidip  cenazesini alıyor,  onu  gece  karanlığında  gömüyorlar  (tabii  ki  cenaze işinde,  kabir  başında  Hz.  Ali  yoktur,  kendisi  katılmıyor).

Osman'ın  cenaze  namazının  kılınıp  kılınmadığı  konusunda farklı rivayetler var. Kimileri,  "Katledenler  namazına  izin  vermeyince,  üzerinde namaz kılınmadan gömülüyor" diyorlar. 

Mesela Ebu Cehmadındaki kişi onun namazını kılmak isteyince isyancılar izin vermiyor; bu arada adam, "Siz üzerinde namaz kılınmasına engel olursanız sorun değil. Çünkü Allah ve melekler cenaze namazını kılmışlardır." diyor.

Maşallah  o  dönem  herkes  Tanrı  ile  Cebrail  ile  irtibat halindeymiş,  normal  vatandaş  da  yukarılardan  ilham alıyormuş. Kimileri  de,  birkaç  kişi  onun  cenaze  namazını  kılıp  Baki kabristanında defnetmek isteyince, isyancılar bunu duyuyorlarve  kesinlikle  normal  bir  mezarlıkta  defnetmeyeceksiniz, diyerek engel oluyorlar. Bu nedenle, daha önce atıldığı yere, o tuvalet olarak kullanılan yere götürülüp orada gömülüyor ve belki  tekrar  isyancılar  cenazesini  çıkarırlar  korkusuyla, mezarını yerle tesviye ediyorlar.

Bu arada isyancılar defne izin verdiklerinde şu koşulu da öne sürüyorlar, Osman'ın yakınları onu mezara götürürken biz de yolun  sağından  ve  solundan  yürüyerek  hacda  şeytan  taşlar gibi  ona  taş  atacağız  diyorlar.  

Yine  her  zamanki  gibi  Hz.Ali'nin araya girmesiyle bu koşuldan vazgeçiyorlar. Gece gizlice, alelacele o tuvalet olarak kullanılan bataklığa götürüp bir çukur kazarak içine atıyorlar; böyle normal bir kabir hazırlayamıyorlar. Üzerine mezar taşı bile koyamıyorlar. Hatta Osman'ın kızı ağlayınca, mezarı kazanlardan biri ona kızıyor: "Biz o kadar titiz davranıyoruz ki kimse duymasın.

Peki,  bağırıyorsun,  ya  muhalifler  senin  sesini  duyup  gelir,babanın cenazesini tahrip ederlerse iyi mi olacak?" diyerek, onu  susturmaya  çalışıyorlar.  Gömenler  arasında  bir  de Osman'ın  eşlerinden  Naile  var.  Karanlık  olduğu  için,  o  da eline  bir  mum  alarak  kabirde  rahat  çalışılabilmesi  için mezarın başında duruyor. 

İslami eserlerde anlatıldığına göre, çalışanlar, isyancılar görmesin diye insanların olduğu tarafla mezar arasına perde gibi veya kerpiçten bir duvar yapıyorlar.(361)  Cenaze  namazı  kılınmıştır  diyenlere  göre  de  ihtilaf vardır.  Genel  kanı,  cenaze  namazının  bir  veya  dört  kişitarafından  kılındığı  yönündedir.  

Hatta  bazı  kaynaklarda, korkudan kimse onu gömmek istemeyince; ancak Mervan'la, Osman'ın eşlerinden Naile onu geceleyin gömmüşler şeklinde bilgi  var.  Osman'ın  eşlerinden  dedim;  çünkü  Osman öldürüldüğünde  yanında  dört  hanımı  vardı:  Remle,  Naile, Ümmü  Benin  ve  Fahite.  (362)  Yani  öyle  ki,  Osman'ın cenazesi ortada kalıyor, korkudan kimse onu defnedemiyor. Hatta önemli İslami kaynaklarda çok farklı bilgiler de var.

Mesela  onu  öldürdükleri  zaman,  eşi  Naile  araya  girmek istiyor.  Bu  arada  onun  da  elini,  kimilerine  göre  de parmaklarını  kesiyorlar.  Hele  halife  Ebubekir'in  oğlu Muhammed,  Osman'ın  kolundan  tutup  kapıya  kadar sürükleyince  Osman,  "Senin  baban  dostumdu,  neden  bana böyle  yapıyorsun'  diyor.  

Ebubekir'in  oğlu,  "Sen  gerçek Kur'an'ı  yaktın,  kendince  yeni  bir  Kur'an  ortaya  çıkardın"diyor.  Kimi  rivayetlere  göre  de  Ebubekir'in  oğlu  onun kulağına şiş sokup boğazından çıkarıyor. Şurası  çok  önemli,  baskını  düzenleyenler  Müslümanlar  ve Ebubekir  gibi  birinin  oğlu  da  aşırı  derecede  ona  işkence ediyorsa  ve  Hz.  Ali  de  savunma  niyetiyle  hiç  ortalıkta bulunmuyorsa,  artık  Osman'ın  o  günkü  Müslüman  halk nezdindeki değerinin nerelere kadar düştüğü anlaşılıyor.

Bazı İslami kaynaklarda Osman katledildikten sonra, baskını gerçekleştirenlerden Umeyr b. Dabi-i adındaki kişi gidip onun canından parçalar kopararak, "Sen ki babamı zulmen/suçsuz yere  hapse  attın  ve  orada  öldü.  İşte  senin  de  sonun  böyle olacak."  diyor.  

Yukarıda  da  belirttim,  onu  katledenler, bedenini  tahrip  etmek,  parçalamak  istiyorlar;  ancak bazılarının aracı olmasıyla eylemciler bundan vazgeçiyorlar.(363) Bir de şu var, Osman'ın cenazesini, bir kapı tahtası üzerine bağlayıp o şekilde kabre götürürken, belki birileri duyar, gelir engel olur kaygısıyla koşarak götürüyorlar. Cenazeyi götüren şahıslardan  biri,  "Biz  korkudan  öylesine  koşuyorduk  ki Osman'ın kafası, üzerinde taşıdığımız tahtaya çarpıp tak-tuk diye ses veriyordu." diyor. 

Bu olay, az sonra bölüm sonunda ekleyeceğim kaynakların hemen tümünde vardır. İşte halife Osman'ın halk arasında bilinen ölümüyle gerçek ölümü  arasındaki  fark  bu  kadar  büyüktür.  Osman'ın Müslümanlar tarafından katledildiği, cenazesinin Yahudilere ait bir çöplüğe atılıp orada üç gün kaldığı, daha sonra Hz.Ali'nin,  Hz.  Muhammed'in  bazı  eşlerinin  ve  Osman'ın eşlerinin hatırı için gömülmesine izin verildiği ve bunun da ancak aynı çöplükte gerçekleştiği, mezara da yangından mal kaçırırcasına,  sür'atle  götürüldüğü  ve  bu  arada  başının  hep tahta üzerinde sağa sola çarparak ses çıkardığı, cenazesinin korkudan  birkaç  kişi  tarafından  gizlice  defnedildiği, katledilirken  işkence  yapıldığı  ve  hatta  canından  parçalar koparıldığı, baskın anında haftalarca evde aç ve susuz mahsur kaldığı, yardım etmek isteyenlere izin verilmediği, o dönemde var  olan  Kur'an'ları  yakıp  yeni  bir  Kur'an  ortaya  koyduğu, kötü yönetimi yüzünden vurulduğu gibi konular, birçok İslam düşünürü tarafından kaleme alınmıştır. Ne yazık ki, geniş halk kitlesi bunları bilmemektedir. Bu olup bitenleri içeren İslami kaynaklar gerçekten çok fazladır. (364)

d) Halife Osman Neden Müslümanlarca Katledildi? Az önce de anlatıldığı gibi, Halife Osman'ı feci bir şekilde katledenler  Müslümanlardır.  Peki,  Osman  bunu  hak  etmişmiydi,  neydi  bunun  en  önemli  nedenleri  ki,  insanlar  ta Mısır'dan,  Basra'dan,  Küfe'den...  değişik  yörelerden  gelip eylem  birliği  yaparcasına  toplanarak  Osman'ı  katlettiler? Demek  ki  ortada  çok  ciddi  bir  sorun  vardı  ki  Osman'ın çevresi, hele Hz. Ali bile bu baskınları artık durduramamıştır.

Bu  nedenlerden  önemli  gördüklerimi  İslami  kaynaklardan özetlemek istiyorum. (Etrafındakilere ayrıcalık tanımak-iltimas)

1) Hakem b. Ebi-I As olayı Hz.  Muhammed'e  karşı  olduğu,  onunla  anlaşmadığı,  hatta Muhammed konuşunca, kendisi kaş-göz işaretleriyle onunla alay  ettiği  için,  Muhammed  hem  Hakem'i  lanetler,  hem Medine'den  çıkartıp  Taif  taraflarına  sürgüne  gönderir.  

Bu konuda  birçok  İslami  kaynakta  hadisler  var.  Mesela  İmam Ahmet  b.  Hanbel,  Bezar,  Heysemi,  Fakihi,  İbni  Asakir  ve daha  birçok  İslamolog,  Hakem'in  sürgün  edilmesi  ve lanetlenmesi konusunda hadisler aktarmışlardır. (365)

Taberani şöyle bir olay da aktarıyor: Bir ara Hz. Muhammed kendi  arkasına  dönünce  görüyor  ki,  Hakem  el  işaretleriyle kendisiyle  alay  ediyor;  bazen  de  oğlu  Mervan'la  birlikte Muhammed'in minberine çıkıp iniyor (taciz niyetiyle). Yani hem  Muhammed'in  davasına  inanmıyordu,  hem  de  değişik davranışlarla onu psikolojik olarak rahatsız ediyordu. Daha sonra Ebubekir ve Ömer halife olunca, yine Taif'ta kalmaya devam ediyor/bunlar Medine'ye dönmesine izin vermiyorlar.

Hatta  geri  dönsün  diye  bu  konuda  Ebubekir'e  teklifte  de bulunuyorlar.  Ama  o  kabul  etmiyor.  Ancak  Osman  halife olunca, onun ve oğlunun geri gelmesine izin veriyor, adam gelip  Medine'ye  yerleşiyor  ve  ölene  kadar  orada  kalıyor, ayrıca o günkü parayla kendisine devlet malından (ki devlet malı  zaten  haraçtan,  ganimetten,  talandan,  çapulculuktan sağlanıyordu) yüz bin dirhem para veriyor.

Şu not da önemli, Hakem b. Ebi-l As, aynı zamanda halife Osman'ın amcasıydı. Şu da önemli: Tarihte şöhret sahibi olan Muaviye de Osman'ın amcaoğullarındandır. Osman, Hakem'in oğluna da, maliye müdürü gibi Medine'de bir görev veriyor: Yapılan  alış-verişlerden  sağlanan  verginin  1/10'unu,karşılıksız ona tahsis ediyor. 

Daha sonra Mervan, Osman'ın damadı olunca, ona aşırı derecede ayrıcalıklar tanıyor. Mesela Hz.  Muhammed'e  ait  olan  ve  vefat  edince,  kızı  Fatma'nın hakkı  olduğu  halde  Ebubekir'le  Ömer'in  vermediği  Fedek arazisini de Mervan'a veriyor. Osman, yine Afrika halkından alınan 1/5 vergi, talan her ne ise damadı Mervan'a veriyor.

Bunları zaten birazdan Mervan konusunda anlatacağım. Muhammed'e  rağmen,  Osman'ın  bu  insanlara  tanıdığı imkânlar, o zamanki şairlerin şiirlerinde de sıkça işlenmiştir.

Osman  katledilince,  Müslümanların  mezarlığı  olan  Baki'de gömülmesine  engel  olan  Eşlem  bin  Evs,  bir  şiirinde  şöylediyor: "Allah'a yemin olsun ki, hiç kimsenin yaptığı kötülük yanında kâr kalmayacak, cezasını çekecektir. 

Sen ey Osman, Muhammed'in lanetlediği o insanı (Hakem’i) getirdin ve ona imkânlar tanıdın. Devlet malının 1/5'ini alıp Mervan'a verdin, ayrıca devletin malını kendine ve çevrene tahsis ettin. Ebu Musa  el-Eş'ari'nin  getirdiği  ganimetleri  sen  istediklerine dağıttın." (366) 

Yine  halife  Osman'ın  sürgün  ettiği  bir  başka  şair Abdurrahman b. Hanbel el-Cemhi bir şiirinde, "Allah'a yemin ederim  ki  hiçbir  suç  karşılıksız  kalmaz."  diye  başlıyor  ve Osman'ın kötü yönetimini işledikten sonra şiirin bir yerinde,"Bize öyle bir fitne (Osman için diyor) yaratıldı ki, hem biz onunla ceza çekiyoruz, hem de o kendisi için baş belası oldu" diyor... 

Şair burada, Osman'ın feci bir şekilde katledildiğini ve kendilerine  de  bela  olduğunu  belirtmek  istiyor.  (367)  İşte sonunu  getiren  sebeplerden  biri,  hem  Hz.  Muhammed'in lanetleyip sürgüne gönderdiği bu insanı geri getirmek, hem de ona ve oğluna aşırı derecede ayrıcalıklar tanımak, tabii ki bu,halkta olumsuz etki yapıyor.

2) Mervan b. Hakem Az  önce  de  belirttim,  Mervan  da  babasıyla  birlikte  Hz.Muhammed  tarafından  Taif  şehrine  sürgüne  gönderilmişti; Osman babasıyla birlikte onu da geri getiriyor ve üstelik de kendi  kızı  Ümmü  Eban'la  evlendiriyor  ve  kendine  vezir-başdanışman  yapıyor.  Afrika'dan  sağlanan  ganimet-talan  ne varsa  hepsinin  1/5'ini  damadına  tahsis  ediyor.  Bir  örnek vereyim.  Afrika  alındığında  oranın  yöneticisi  Cürcir'le  bir anlaşma  yapıyorlar  ve  2  buçuk  milyon  dinar  (altın  para) onlardan haraç olarak alınıyor.

 Ayrıca her katılımcı askere bindinar, kimisine göre de üç bin dinar (altın para) düşüyor. YaniMervan'a  verilen  bu  gelir  büyük  bir  rakam  oluşturuyordu.Yine Osman zamanında Kıbrıs adası alınınca, halkından heryıl yedi bin dinar (altın para) cizye/haraç alıyordu.Yine  halife  Osman,  Mervan'ın  kardeşi  Haris  b.  Hakem'e,devlet malından üç yüz bin dirhem yardım yapıyor; ayrıcaMedine merkezinde ona çok önemli bir alış-veriş merkezinihibe ediyor. (368)Az  önce  de  vurgu  yapıldığı  gibi  bu  aile  Hz.  Muhammednezdinde cezalıydı; özellikle babaları.

Zaman  içinde  öyle  oluyor  ki,  Mervan,  Osman'ı  tamamenkontrol altına alıyor. Damattır diye ona öylesine geniş yetkilerveriyor  ki,  artık  o  Osman'ı  yönlendirir  hale  geliyor.  Zatenİslami  kaynaklarda,  Osman'ın  Mısır  valisine  gönderdiği  veisyancıların  katlini  istediği  mektubun  Mervan  tarafındanyazıldığı iddia ediliyor. Bu mümkün olabilir. Çünkü Osman'ınveziriydi ve zaten tüm yetkiler ondaydı. Yalnız tek bu olayabakarak  Osman'ı  temize  çıkaranlar  olsa  da,  her  taraftan Medine'ye Osman'ı linç etmeye gelen o insanların öfkesini bununla atlatmak mümkün değildir. Kaldı ki Osman'a, yeterki  istifa  et  kurtul  denildiği  halde  görevinden  ayrılmıyordu.

Demek  ki  sorun  Osman'daydı.  Hatta  Osman'ın  eşlerindenNaile  ve  son  zamanlarda  Hz.  Ali  de  Osman'ı  Mervan konusunda uyardıkları halde Osman onları dinlemedi, yoluna devam etti. İşte Hz. Muhammed'in, babasıyla birlikte sürgüne gönderdiği böylesine bir adamın, Osman sayesinde geldiği aşama budur. Bu, Osman'ın sonunu getiren çok önemli bir nedendir. Ömerkısmında  belirttiğim  gibi,  Ebü  Lü'lü  hem  marangoz,  hemressam, hem de demircilikte uzman biridir ve hatta onun ozaman rüzgârla çalışabilen değirmen yapabilecek kapasitede bir  insan  olduğunu  yazmıştım.  Ama  patronuna  günde  2 dirhem vergi bile ödeyemiyordu. 

Osman ise bir çırpıda kendi adamlarına ve üstelik de Muhammed'in lanetlediği ve sürgüne gönderdiği  insanlara  ve  daha  nicelerine  müthiş  imkân tanıyordu. Osman'ı katletmek için bu insanlar ta Mısır'dan, Kufe'den, Basra'dan boşuna geliyorlardı. Onlar çalışsın, para kazansın,  Osman  da  vergi  adı  altında  onlardan  alıp yakınlarına dağıtsın, tabii ki güçleri varsa kabullenemezlerdi. Nitekim de onu en ağır bir şekilde cezalandırdılar. (369) 

İşte Osman'ın sonunu getiren sebeplerden biri de Mervan'dır: Hem Muhammed'e  rağmen  onu  babasıyla  birlikte  geri  getiriyor, hem maddi ve siyasi olarak ona ayrıcalıklar tanıyor, tabii ki bunlar halk nezdinde olumsuz etki yapıyor.

3) Sütkardeşi Abdullah b. Ebi SerhDaha önce Mısır valisi Amr b. As idi. Osman bunu Medine'ye geri  alıyor  ve  yerine/Afrika'ya,  sütkardeşi  olan  Ebu  Serh'i tayin ediyor, böylece onu ödüllendiriyor, ona büyük imkânlar sağlıyor,  tabii  ki  bu  olaydan  sonra  Osman'la  Amr  b.  As'ın arası açılıyor, o da Osman aleyhinde çalışıyor. (370) 

Osman'ın atadığı Ebu Serh öyle bir insandı ki, Hz. Muhammed kendi zamanında onun hakkında ölüm fetvası vermişti. 

Olayın Özeti şu:Bu adam daha önce Hz. Muhammed için kâtiplik yapıyor ve Kur'an ayetlerini yazıyordu. Zamanla Muhammed'i tanıyınca anlıyor ki, onun davasında tanrısal boyut yok. Adam şunu diyor: Muhammed bana başka şeyler  yazmamı  öneriyordu,  ben  ise,  "Acaba  farklı  şeyler yazarsam  anlar  mı?"  diye  onun  isteklerine  ters  olan  şeyler yazıyordum ve tekrardan ona okuyordum. Oda bana, "iyi iyi,güzel"  diyordu.  Kur'an,  benim  bu  tür  sahte  yazılarımla doludur"  diyor  ve  "Durum  bu  ise,  ben  Kur'an'dan  dahamükemmel  bir  kitap  ortaya  çıkarabilirim."  ifadesini kullanıyor. Bu açıklamayı yaptıktan sonra artık Muhammed'le kalmıyor. Hem bu açıklama, hem de İslamiyet'ten çıktığı için, Muhammed'in  korkusundan  (Belki  öldürür  diye)  Medine'yi terk edip Mekke'ye kaçmak zorunda kalıyor. Adam, ben de Kur'an  gibi  bir  kitap  yazabilirim  dediği  için,  Muhammed burada yine işi Cebrail-Allah'a havale ediyor ve şöyle bir ayetindiriyor. Ayetin  anlamını  Diyanet'in  çevirisinden  vereyim:  "Allah'akarşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken,'Bana  vahyolundu'  diyen,  ya  da  'Allah'ın  indirdiğinin benzerini ben de indireceğim' diye laf eden kimseden daha zalim  kimdir?  Zalimlerin  şiddetli  ölüm  sancıları  içinde çırpındığı;  meleklerin,  ellerini  uzatmış,  'Haydi  canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve onun âyetlerinden  kibirlenerek  yüz  çevirdiğiniz  için  bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız' diyecekleri zaman hallerini bir görsen!" deniliyor Kur'an'da. 

Adam onu deşifre ettikten,  iş  işten  geçtikten  sonra  o  kalkıp  ayet  oluşturma yöntemiyle  insanlara  tehdit  savuruyor,  gözdağı  veriyor.  Bu ayetin, en çok adı geçen kişi için indiği/oluştuğu anlatılıyor tefsirlerde ve diğer İslami kaynaklarda; ancak Muhammed'in peygamberlik  konusunda  önemli  bir  rakibi  olduğu  için,  bu ayetten Müseyleme de kastedilmiştir diyenler de var. 

HattaYemenli  olan  ve  peygamberlik  iddiasında  bulunan  Secah adındaki kadın ve yine ben de peygamberim diyen Rahman Yemami ve Esvet Ansi'nin de bu ayetin sebep-sonuç ilişkileri arasında isimleri geçiyor. Bunlar sonucu değiştirmiyor. Çünkü onlar da bu peygamberlik formülünü kullanmak istiyorlardı,bu yöntemle iktidar sahibi olmayı arzuluyorlardı. Dolayısıyla Muhammed,  oluşturduğu  bu  ayetle  tüm  muhaliflerini hedeflemiştir demek isabetlidir. (371)

Zamanla Muhammed Mekke'yi alınca, "Bu adam 'Ka'be'nin içinde  de  olsa  onu  yakaladığınız  an  öldürün"  talimatını veriyor.  Adam  gizlice  halife  Osman'a  sığınıyor.  Çünkü Osman'ın süt kardeşiydi. Osman onu belli bir süre saklıyor,uygun ortam yakalamaya çalışıyor ve bir gün adamı da yanına alarak  birlikte  Muhammed'in  yanına  gidiyorlar,  "Bu  adamı bağışla" teklifinde bulunuyor. Muhammed uzun süre bekliyor, sessiz kalıyor ve daha sonra onu bağışlıyor. Bunu yaparken de şunu  söylüyor:  Aslında  Osman  onu  yanıma  getirince  ben onun bağışlanmasını istemedim, bir süre beklememin nedeni şu: Ona karşı yaklaşımımı biliyorsunuz. Onun için belki bana görev düşmeden içinizden biri kalkıp onu öldürür dedim. 

Yani ben bu beklememle bu fırsatı vermek istedim; ancak içinizden biri çıkmayınca ben de bağışladım diyor. Tabii ki bunu söylemekle, severek bağışlamadığını, hâlâ ona karşı  kininin  devam  ettiğini  belirtiyor  ve  aynı  zamanda arkadaşlarını da eleştiriyor: Neden biriniz onu katletmediniz diye! 

İşte Osman kendi halifeliği zamanında Muhammed'in sevmediği,  hatta  Kur'an  sahtedir,  sağdan  soldan  toplanan bilgilerdir, içinde birçok yalanım var, ben de Kur'an gibi bir kitap  rahatlıkla  yazabilirim  diyen  birini  ve  üstelik Muhammed'in  hakkında  ölüm  fermanı  verdiği  bu  adamı, Mısır'a vali olarak tayin ediyor. Hâlbuki Osman'ın görevden aldığı eski vali Amr b. As, bu adamdan daha deneyimliydi: Hem  Muhammed,  hem  de  Mısırlılar  Amr'ı  severdi.  

Bu  da Osman'ın  sonunu  getiren  önemli  nedenlerden  biridir.  Hem halkın  hoşuna  gitmiyordu  bu  görev  değişikliği,  hem  de Osman'ın yönetimine karşı Amr anti propaganda yapıyordu. Hatta  görevden  alınan  Amr  b.  As'a  Osman'ın  öldürüldüğü haberi  verilince  o,  "Ben  bir  insana  bir  darbe  vurdum  mu, kanatırım" karşılığını vermiştir. (372)

4) Halife Ömer'in oğlu Ubeydullah'ı korumak Halife Ömer, Medine'de bir Müslüman'ın yanında köle olarak çalışan Ebu Lü'lü tarafından katledilince, oğlu Ubeydullah da gidip buna karşı Hürmüzan, Ebu Lü'lü'nün küçük kızı ve birde  Hıristiyan  asıllı  Cüfeyne  adında  başka  birini  katlediyor. Hürmüzan Müslüman olmuştu; ancak Cüfeyne Hıristiyandı ve Medine'ye  okumaya  gelmişti.  

Bu  haksız  cinayetler Müslümanlar  arasında  çok  tartışılır,  bu  konuda  Osman'la birlikte  toplantılar  yapılır;  ancak  sonunda  Osman Ubeydullah'ı  serbest  bırakır,  ona  ceza  uygulamaz.  Hâlbuki Ubeydullah masum insanları katletmişti. 

Hz. Ali, Ubeydullah cezasız  kalmasın,  öldürülsün  diyordu.  Hatta  bir  ara:  Peki senin babanı katleden başka, ya sen onun suçsuz kızını niye öldürdün, diye suçluyordu onu. Nitekim sıra Hz. Ali'ye gelip kendisi halife olunca, Ubeydullah'ın katline karar veriyor. Bu yüzden Ubeydullah kaçıp Muaviye'ye sığınıyor ve daha sonra Sıffin savaşında öldürülüyor. Kimi rivayetlere göre Hz. Ali onu  katlediyor.  İşte  Osman'ın  bunu  koruması  da  halkta olumsuz  etki  yapıyor:  Osman,  fakir-fukaraya  ceza  veriyor,ancak  sıra  dostlarına,  yandaşlarına  gelince  torpil  yapıyor, şeklinde konuşuluyordu. (373)5) 

Velit b. Ukbe olayı Bu  adam,  Halife  Osman'ın  kardeşiydi:  Anneleri  Erva  binti Küreyz'di, babaları ise farklıydı. Velit'in babası Ukbe, Bedir harbinde  sağ  olarak  ele  geçirilmiş  ve  Muhammed'in talimatıyla öldürülmüştü. Daha sonra Beni Mustalık kabilesi Müslüman  olunca  (tabii  ki  Muhammed  onlara  karşı savaşmıştı ve bunlar kılıç zoruyla Müslüman olmuşlardı), Hz.Muhammed  onlara  diyor  ki,  ben  falan  tarihte  adamımı gönderirim,  zekâtınızı/verginizi  ona  teslim  edersiniz.  

Günü gelince  Hz.  Muhammed  Velit  b.  Ukbe'yi  bu  işle görevlendiriyor.  Ancak  adam  yarı  yoldan  geri  dönüyor. Dönmesinin nedeni de korkudur: Çünkü daha önce bu kabile ile  Velit  b.  Ukbe  arasında  husumet  olduğu  için,  korkudan gitmeye  cesaret  edemiyor:  Ya  gittiğimde  başıma  bir  şey gelirse  diye  evhama  kapılıyor  ve  geri  dönüyor.  

Bu  arada Muhammed,  "Ne  yaptın?"  diye  sorunca  o,  "Ben  gittim,meğerki onlar tekrardan İslamiyet'ten dönmüşlerdi, ben zor kurtuldum;  yoksa  beni  de  öldüreceklerdi.  Üstelik  zekât  da vermeyeceklerini   söylediler."   diyor.  

 Bunun   üzerine Muhammed onlara karşı savaş hazırlığına başlıyor. Aslında böyle bir şey de olmamıştı. Adam oraya hiç uğramamıştı. Diğer  taraftan  Muhammed'in  elçisi  belirlenen  zamanda gitmeyince, Beni Mustalık tarafında da bir evham başlıyor ve hemen  liderleri  olan  ve  aynı  zamanda  Muhammed'in eşlerinden Cüveyriyye'nin de babası olan kişi Medine'ye gelip durumu öğreniyor ve "Yalandır, biz zekâtımızı topladık, hazır;ancak  memur  bekliyorduk.  

Fakat  bize  herhangi  biriuğramadı" diyor. Bunun üzerine Muhammed tahkikat yapıyor ve  sonuçta  elçisi  Velit  b.  Utbe'nin  onlara  uğramadığı  ve üstelik de onlara karşı büyük bir iftirada bulunduğu ortaya çıkıyor.  Bu  olay  üzerine  Muhammed,  Hucurat  suresinin altıncı  ayetini  indiriyor.  

Anlamı  şu:  "Ey  inananlar!  Bir fasık/kötü  insan  size  bir  haber  getirirse  onu  tahkikedin/araştırın.  Yoksa  bilmeden  bir  topluluğa  kötülük edersiniz/onlara karşı yanlış yaparsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz." Hemen hemen tüm önemli tefsirlerde ve ayetlerin  sebep-sonuç  ilişkisini  irdeleyen  kaynaklarda,  bu ayette  sözü  edilen  fasık/kötü  insandan  kasıt,  bu  olaydan dolayı Velit b. Ukbe'dir. Askalani, el-İsabe adlı yapıtında, İbni Abdi-I  Berr,  bu  ayetin  Ukbe  için  indiğine  ilişkin  İslam âlimleri arasında ihtilaf yoktur diyor.

Burada  bir  not  düşüp  konuya  devam  edeceğim:  Hani  Hz.Muhammed geçmişten geleceğe her şey biliyordu? Peki, bu olayda  adam  gelmeseydi  ve  böylece  bu  yalan  ortaya çıkmasaydı  ne  olurdu?  Çünkü  Muhammed,  onun  yalanları üzerine  savaş  hazırlığına  başlamıştı  ve  tabii  ki  büyük  bir katliam olacaktı.İşte Osman böylesine bir insanı vali olarak tayin ediyor. Hz.Muhammed'in sevmediği, hakkında fasıktır/kötü insandır diye ayet indirdiği bir insana, önemli bir konuda (halkı yönetmede)görev veriyor. Kaldı ki, bu adam öylesine içki içerdi ki, birgün  kendisi  cemaate  sabah  namazını  kıldırırken,  4  rekât kıldırır (ki sabah namazı iki rekâttır) ve namaz içinde cemaate dönüp,  "Daha  fazla  kıldırayım  mı?"  diyecek  kadar  ayyaş biriydi. Öyle ki halk onu içki konusunda Hz. Osman'a şikâyet etmiştir.  Osman  sonuçta,  Hz.  Ali'nin  de  baskısıyla  mecbur kalıp, onu hem görevden alıyor, hem de içki içtiği için kırk kırbaç içki cezası uyguluyor. 

Bu ceza uygulamasını Sahih-i Müslim'den aktarayım. Şahitler toplum içinde halife Osman'a ifade verirler ki, bu adam içki içti ve kustu diye. Sonuçta Osman Hz. Ali'ye, "Kalk sen cezayı uygula." diyor. Ali bunu yapmıyor ve oğlu Hasan'a sen kalk kırk kırbaç vurdiyor. Hasan da, buna karşı çıkıyor, bana ne bu işlerden diyor. En  son  Abdullah  b.  Cafer  cezayı  uyguluyor.  Evet,  bu açıklama Müslim'dendi. (374) Hatta öylesine içerdi ki, zaman zaman kusardı diye İslami kaynaklarda bilgiler var. Cezanın uygulanması için Hz. Ali'nin oğlu Hasan'a görev verilince o,"Halifeliğin  iyi  tarafından  yararlanan  o,  kötü  tarafını  da  o uygulasın." diyor. Böylece Osman'a sen yap, ben niye bu işe bulaşayım  gibi  sözlerle  karşı  koyuyor.  

Sonuçta  Velit  40 kırbaçla cezalandırılıyor ve artık bu olup bitenlerden sonra görevden de uzaklaştırılıyor. Osman, daha önce Küfe'de valilik yapan Sad b. Ebi-l Vakkas'ı görevden  alıp  yerine  bu  Velit'i  atamıştı.  Velit'i  görevden alınca,  bu  kez  de  yerine  Sait  b.  As'ı  tayin  ediyor.  Hatta Rumlara karşı bir savaşta bile Velit içki içerken, arkadaşları ceza verelim diyorlar; ama Hüzeyfe b. Yeman engel oluyor, savaş var karşımızda biz içki ile mi uğraşacağız diyor. 

Bu arada  Velit,  "Haram  da  olsa,  size  rağmen  ben  içki  içerim"diyor. Osman'ın sonunu getiren yanlışlardan biri de böylesine bir adama yaptığı iltimas ayrıcalıklardır. (375) Bütün bu olup bitenlere karşı yine İslam düşünürleri Osman'ı savunmuş, onun cinayetinde parmağı olan sahabeler hakkında ağır  konuşmuşlardır.  Mesela  İbni  Teymiye,  Osman'ın ölümüne  çalışanlar,  bunu  gerçekleştirenler  suçludur, isyancıdır,  haddi  aşanlardır  diyor.  

Zehebi  de  bu  doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur; ama olaylar öylesine açıktır ki,Osman'ı  savunabilecek  hiçbir  haklı  neden  yoktur.  İbni Teymiye  gibilerine  kalırsa,  Osman'ın  bu  zulmüne  karşı çıkanların hepsi cehennemliktir. Hâlbuki Osman'ın ölümünü isteyenler  arasında,  Hz.  Muhammed'den  cennet  müjdesini alanlar da vardı. Mesela Talha ve Zübeyir gibi. (376)6) Damadı Abdullah b. Halit b. Üseyd olayı Osman kızını bu adama verince, hazine yetkilisine, bunlara altı yüz bin/kimi rivayetlerde de dört yüz bin dirhem yardım ver, diye talimat verir ve bu kadar para devlet malından kızına ve  damadına  verilir.  Ayrıca  bu  çifte,  devlete  ait  mallardan çeşitli  hediyeler  verir.  

Hatta  Osman  ölünce  o  günkü  para birimiyle  elli  bin  civarı  dinar  (altın  para)  onun muhasebecisinde bulunur. Yine 30 milyon üzeri gümüş para (dirhem) ve 1000 deve ile birlikte Vadi'l kura, Hayber, Rebeze gibi yerlerde 10 milyon dinar (altın para) değerinde servet bırakır.  Şunu  hep  hatırlatırım:  Bunların  tümü  talandan,ganimetten, haraçtan... sağlanan gelirlerdir. (377)

Bu iltimas kısmını özetleyecek olursam:

- Amcası  Hakem'i  Muhammed'e  rağmen  sürgünden  gerigetirmek  ve  yüz  bin  dirhem  devlet  malından  ona  bağıştabulunmak.

-  Hakem'in  oğlu  Mervan'ı  da  sürgünden  getirmek,  kendine vezir yapmak, kendi kızı Ümmü Eban'ı ona vermek, Afrika'da ele geçirdiği yerlerin 1/5 vergilerini ona bağışlamak vs.

-  Yine  Hakem'in  bir  diğer  oğlu  olan  Haris'e,  üç  yüz  bin dirhem  para  bağışında  bulunmak  ve  'Mehruz'  denilen Medine'deki önemli bir alış-veriş merkezinin gelirini ona hibe etmek.

-  Kardeşi  olan  Abdullah  b.  Ebi  Sarh'a  aşırı  derece  imkân tanımak,  Afrika'ya  vali  atamak,  oranın  gelirini  kendisine tahsis etmek.

- Yine akrabası olan meşhur Ebu Süfyan'a, hazineden iki yüzbin dirhem para hibe etmek.

-  Ebu  Musa  el-Eş'ari'nin  Irak'ta  topladığı  vergileri,  kendi yakın akrabasına ve Emevi soyuna bağlı kişilere dağıtmak.

- Abdullah b. Halit b. Üseyd'e kızını vermesi ve bu damadına hazineden  altı  yüz  bin  dirhem  bağışta  bulunması,  başka hediyeler vermesi.

- Yine kardeşi olan Velit b. Ukbe'yi Kufe valiliğine ataması veSad b. Ebi Vakkas'ı görevden uzaklaştırması.

- Şam'ın tüm vergilerini Muaviye'ye hibe etmesi.- Ebu Musa ve Osman b. Ebil As'ı görevden alıp yerlerinedayısının oğlu Abdullah b. Amr'ı ataması ve daha niceleri. İşte  bütün  bunlar,  halkı  galeyana  getiren  son  derece  kötü örneklerdir.(Muhalif olanlara şiddet uygulaması ve sindirme politikası) 

1) Ammar b. Yaser olayıHatırlanacağı  gibi  Ammar  b.  Yaser,  Tebük  suikastında  Hz.Muhammed'in devesini önden çeken kişi ve o olaya karışan insanları da bilen ikinci tanık. Halife Ömer tarafından Kufe'ye görevli olarak atanıyor, yanı sıra Abdullah b. Mesut da birnevi  talim-terbiye  ve  hazineden  sorumlu  bir  görevli  olarak oraya gidiyor. (378)

Halife Osman iş başı yapınca onu Medine'ye alıyor. Her  taraftan  Osman'ın  yönetimine  karşı  başkaldırılar çoğalınca,  Medine'de  de  ciddi  bir  muhalefet  oluşuyor

Osman'a karşı. Bir gün, her kabileden önemli kişiler toplanıp Osman'ı  uyarmak  için  bir  ültimatom/metin  hazırlıyorlar.

Bunlar arasında Mikdad b. Amr, cennetle müjdelenen Talha ve  Zübeyir  gibi  toplamları  elli  civarında  olan  önemli  bir seçme heyet kendi aralarında Ammar'ı temsilci olarak seçip o ültimatom yazısıyla birlikte Osman'a gönderiyorlar. Ammar,  Osman'a  konuyu  açınca,  Osman  çok  kızıyor  ve  o kâğıdı alıp yere atıyor. Ammar ona, "Bu iş çok ciddi, sen Hz.Muhammed'in  arkadaşlarının  sana  karşı  haklı  olarak yazdıkları mektubu yere atamazsın, saygısızlık yapamazsın."deyince,  Osman  adamlarına  talimat  veriyor,  Ammar'ı  yere yıkıp  kol  ve  bacaklarını  bağlıyorlar.  

Bu  arada  Osman  onu tekmelemeye başlıyor. Sonuçta Ammar baygınlık geçirip fıtık oluyor. Osman hem onu dövüyor, hem de "Allah seni rezil etsin" gibi sözleriyle de hakaret ediyor. Ammar daha sonra baygın  haldeyken  Hz.  Muhammed'in  eşlerinden  Ümmü Seleme'nin  evine  alınıyor.  

Kimi  rivayetlere  göre  Ümmü Seleme  gelip  Osman'a  kızıyor,  neden  bu  adamı  komalık yaptın  diye;  kimilerine  göre  de  Ammar'a,  "Sen  madem biliyordun ki bu adam halife, yetki var elinde, seni bu hale getirecek,  o  zaman  niye  karşı  çıktın?"  denildiği  gibi  farklı bilgiler  de  var.  

Bu  arada  Hz.  Ayşe  de  olayı  duyuyor  ve Osman'a kızıyor, bu olaydan dolayı Ayşe ile Osman'ın arası açılıyor. Osman'ın Yaser'i komaya sokması hakkında farklı rivayetleride var. Değişik baskınlarda ele geçen talan malları arasında altın mücevheratı da varmış. Osman bunları kendi ailesi ve yakınlarına dağıtmaktadır, tabii ki bunları başka insanlar ele geçirmişti; ama o kendi yakınlarına dağıtıyordu. Halk bunu duyunca karşı çıkıyor ve onu protesto ediyor. Osman buna karşı, "Bu talan malından kimilerin hoşuna gitmese de biz ihtiyacımızda kullanırız." diyor. Böyle deyince Hz. Ali onu uyarıyor, sen asla böyle yapamazsın diyor. 

Bu arada Ammarda  Osman'a  sert  çıkıyor.  İşte  burada  Osman  ona,  "Sen  ha, içinde idrarı durmayan falancanın oğlu, kim olursun da bana karşı bunları söylersin" diyor ve adamlarına da, "Tutun bunu"emrini veriyor. 

İşte burada onu tekmeleyince komalık oluyor ve üç namaz kılamaz hale geliyor. Yani yukarıda anlatılan o komalık halinin hikâyesi böyle. Sonuçta  Ammar  hem  sevilen  biri,  hem  de  onun  bağlı bulunduğu  aşiret  güçlü.  Onlardan  Hişam  b.  Velit  gelip Osman'ı tehdit ediyor: "Aynı sözleri Hz, Ali de sana söyledi;ancak sen ona bir şey diyemedin. Bu sahipsiz olduğu için bak sen ne hale getirdin. Şayet başına bir şey gelirse, şunu bil ki,sizden  en  önemli  kim  ise  o  da  öldürülecektir  (Osman'ı kastediyor)" diyor, tabii ki Osman ona da kızıyor; ancak birini komalık yaptığı için artık onu dövdürmekten vazgeçiyor. Bu arada adamlarına "Bunu burdan çıkarın" diye talimat veriyor ve oradan uzaklaştırılıyor. 

Bu arada Hz. Ayşe ona, "Bak Hz.Muhammed'in daha ayakkabısı, elbisesi duruyor, siz ne çabuk değiştiniz, işi laçkalaştırdınız" diyor. Ayşe'nin bu sözlerinden sonra  Osman  çok  bozuluyor  ve  camiye  gidiyor,  orada  ters konuşmaya başlıyor. Cemaat ona şaşkın şaşkın bakıyor, bu nediyor diye.İşte Muhammed'e karşı suikastta bulunanları bilen Hüzeyfe ve Ammar'ın başına gelenler bunlardır. Bir  tarafta  halife  Osman  bu  adama  bu  şekil  haksızlık yaparken, diğer taraftan da kendisine yapılan baskın sırasında, yardımcı  olması  için  Ammar  b.  Yaser'e  haber  yolluyor.

Ammar'ın verdiği yanıt olumsuzdur; üstelik de haklı olarak sert tepki gösteriyor. Bu konuda anlatılanlar arasında az fark görünüyorsa  da,  Osman'ın  onu  tekmelediği  ve  adamı  sakat bıraktığı  gibi  bir  gerçek  var  ortada.  Bu,  birçok  İslam tarihçisinin ortak olarak işlediği bir konudur. (379)

2) Abdullah b. Mesut'a yapılanlar Osman, Abdulah b. Mesut'u döve döve kaburga kemiklerini kırar; ayrıca onu görevden de alır. Olayın özeti şu: Abdullahb.  Mesut  Kufe'de  hem  talim-terbiyeden  sorumlu/eğitimci, hem  de  maliyeden  sorumludur.  Osman  tarafından  eski  vali Sad  b.  Ebi  Vakkas  görevden  alınıp  yerine  Velit  b.  Ukbe atanınca, Velit ondan, devlete ait/hazine malından bir miktar yardım ister, İbni Mesut da verir. Başkalarına da bu şekilde borç vermiştir; daha sonra müsait olduklarında onlardan geri almıştır.  

Onun  Velit'e,  "Bu  borçtur,  ödemen  lazım"  demesiVelit'in hoşuna gitmez. Çünkü Velit'in amacı geri vermemeküzere  almaktır.  Velit,  bu  davranıştan  dolayı  İbni  Mesut'uhalife  Osman'a  şikâyet  eder.  Osman  kendisine  bir  mektup göndererek "Sen bir memursun, Velit'ten hesap soramazsın"der. Bunun üzerine İbni Mesut anahtarları teslim edip sivil bir vatandaş  olarak  Kufe'de  yaşamaya  devam  eder.  İslami kaynaklardaki bilgilerden anlaşılıyor ki İbni Mesut yumuşak başlı ve zararsız bir insandı. Hz. Muhammed'in çok samimi arkadaşı olduğunu bilen halk ona saygı gösterirdi. 

Bu arada İbni  Mesut,  halife  Osman'ın  icraatını  ve  oraya  vali  olarak atanan  Velit'i  her  fırsatta  eleştirmeye  devam  ediyordu:"Zannediyordum  ki  ben  Müslümanların  hazinesinden sorumluyum; bilmiyordum ki Osman ve ona bağlı kişilerin hazinesine  bakan  bir  memurum"  diyerek  tepkisini gösteriyordu, tabii ki bu da ne Velit'in, ne de Osman'ın işine geliyordu. Bu yüzden Velit onu Osman'a bir daha şikâyet etti,"İbni Mesut'un kendisi aleyhinde propaganda yaptığını, halkı kışkırttığını" anlattı, Osman onu Medine'ye çağırdı. Osman'ın hutbe okuduğu bir sırada camiye girdi. Osman, "İşte bakın şu an  kötü  bir  hayvan  içeri  giriyor"  diyerek  ağır  hakaretlerde bulundu. 

O da, "Ben Hz. Muhammed'in arkadaşıyım ve Bedir, Rıdvan Biatına katılan biriyim." (Osman Bedir ve Rıdvan'a katılmadığı için turada aynı zamanda dolaylı bir şekilde onu eleştiriyor da) dedi. Bu arada Hz. Muhammed'in eşlerinden Ebubekir'in kızı Ayşe bunu duyunca, o da Osman'a kızdı ve tıpkı Ammar olayında olduğu gibi burada da Osman'a karşı tavır aldı. Bazı  İslami  kaynaklarda  İbni  Mesut'un  en  son  Osman'la anlaştığı  ve  onunla  helalleştiği  iddia  ediliyor.  Hatta  bunu ispatlamak için İbni Mesut'un Osman hakkında, "Yanlışlıkla bir ok atsam, Osman'a isabet edip de öldürülse, buna karşı Uhud dağı kadar altın da bana verilse yine mutlu olamam."dediği  söyleniyor.  

Bununla  Osman'dan  çok  memnun olduğunu  öne  sürmek  isteniyor.  Hatta  Osman  onu  sürgüne göndermek isterken birçok insan kendisine, "Sakın sürgüne gitmeyi  kabul  etme.  Biz  seni  destekleriz,  bırakmayacağız" deyince İbni Mesut, "Hayır; emrini dinleyeceğim. Çünkü bazı olaylar  ve  fitneler  ocaktır.  Bu  yüzden  ben  istemiyorum  ki bunun ilk kıvılcımın kendim yakayım" diyor. Daha önce de ifade edildiği gibi, Osman'ın, "Başka yere göndersem orayı da karıştırır."  endişesinin  yanı  sıra  Hz.  Ali  ve  bazı  insanların araya  girmesiyle  beni  Mesut'un  sürgüne  gönderilmesinden vazgeçiliyor.

Açıkçası,  Osman'ın  hazırladığı  Kur'an  dışındaki  nüshalarıyakması, halk üzerinde çok olumsuz etki bırakırken; en baştabu Kur'an konusu ve onun genel ifşaatı Osman'ın sonunu dagetiriyor.İşte burada uyduruyorlar, İbni Mesut demiş ki, eğer Osman'ı katlederlerse  artık  bir  daha  onun  gibi  bir  halife bulamayacaklar. Hatta İbni Mesut daha hayatta iken Osman hakkında her yerden muhalefet oluşuna kendisi, ben Osman'a ok  atmak  istemiyorum  demiş.  Bellidir  ki  bazı  uydurukuzlaşma cümleleri kurmuşlar; ancak becerememişler.

Çünkü  mademki  memnun  kalmış,  o  zaman  daha  örnek  mi kalmadı ki, kendisi kalkıp Osman'ın ölümüyle ilgili örnekler versin. Görüldüğü gibi savunmuşlar; ancak ilkel bir savunma,inandırıcılığı yok. (380) Osman, İbni Mesut'a toplum içinde hakaret ediyor, haysiyetini kırıyor ve onu camiden kovuyor; bu yetmiyormuş gibi, onu dövdürmek  için  ayrıca  adamlarına  talimat  veriyor.  Onlar adamı komaya sokuyorlar ve kaburga kemiklerini kırıyorlar.

Hz.  Ali  bu  arada  Osman'ı  uyarıyor:  "Sen  Velit  b.  Ukbe yüzünden  adama  nasıl  bu  cezayı  veriyorsun?"  diyor.  Ama Ali'nin  bu  çıkışı  fayda  etmiyor;  Osman  bildiğini  yapıyor. Bunca olup bitenlerden sonra da onu sürgüne, tenha bir yere göndermek  istiyor;  ancak  Mervan,  Osman'a,  "Sen  Küfe'ye gönderdin,  oradakileri  senin  hakkında  örgütledi/alarma geçirdi. Durum bu iken sen Şam'a göndersen oradaki insanlarıda örgütler. En iyisi burada kalsın bari kontrol altında olur."deyince, Osman bunu uygun buluyor ve ücretsiz bir şekilde Medine'de yaşamaya mahkûm ediyor.

İbni Mesut, arkadaşlarından Ammar b. Yaser'e vasiyet ediyor,"Eğer  Osman'dan  önce  vefat  edersem  sakın  cenazeme katılmasın." diyor. Abdullah b. Mesut, Osman'dan önce vefat ediyor  ve  arkadaşı  Ammar  b.  Yaser  onun  vasiyeti  gereği Osman'a haber vermeden gömüyor. Daha sonra Osman bunu duyunca  Ammar'a,  "Allah  rahmet  eylesin"  diyor.  Amr  da, Osman'a  alay  edercesine,  "Evet  hepimiz  tarafından  Allah rahmet  eylesin"  karşılığını  veriyor.  Osman  bunun  alay olduğunu  anlıyor  ve  orada  onunla  tartışıyor.  Hatta  sürgüne göndermek istiyor. Hz. Ali burada da Osman'a karşı çıkıyor ve  aralarında  sert  tartışmalar  da  meydana  geliyor.  Sonuçta olay orada kapanıyor. İbni Mesut, ta Mekke'den beri Muhammed'le beraberdir ve ilk Müslümanlardan olup Kur'an hafızıdır. 

Osman kendi keyfine göre  Kur'an  adı  altında  ve  Yahudi  asıllı  Zeyd  bin  Sabit başkanlığında  bugünkü  dünya  piyasasında  bulunan  kitabı hazırlarken,  İbni  Mesut  karşı  çıkıyor  ve  bildiği  farklı  bir Kur'an  nüshasına  göre  hareket  ediyordu.  Kufe'de  iken  de halka  kendi  Kur'an'ını  anlatıyordu.  İşte  Osman  onu  geri çağırmış, diğer Kur'an nüshalarını yaktığı gibi onun da Kur'an nüshasını alıp yakmıştır. Bu konudaki detaylı bilgiyi, farklı bir çalışmamda işleyeceğim. O yüzden burada bunun üzerinde fazla durmuyorum. Sadece bir hatırlatmada bulundum. Ancak şu da muhtemel ki, İbni Mesut, Osman'ın hazırlattığı Kur'an'a karşı  çıkmıştır.  Osman'ın  ona  karşı  asıl  kini  buradan kaynaklanmaktadır. Yukarıda özetlemeye çalıştığım nedenlerde oluşunca, artık olay patlak veriyor. (381)3) 

Ebu Zer-i Gıfari'yi sürgün etmek Halife  Osman  döneminde  çok  kişi  sürgün  edildi,  karşı çıkanların  aldığı  en  hafif  cezaydı  sürgün.  Halife  Osman'ın talimatıyla Kufe'den, Sait b. As yönetiminden Suriye'nin Şam tarafına, yine Basra'dan Şam tarafına Muaviye emrine kitlesel bir  şekilde  sürgüne  gönderilen  pek  çok  insan  vardı.  (382)Sonuçta  Muaviye  onlarla  anlaşamamıştır.  Bunlar  hakkında Osman'a mektup gönderiyor, bunlarla uyum sağlayamıyoruz diyor.  Bu  defa  da  başka  bölgeye  sürgüne  gönderiliyorlar.

Evliya Çelebi gibi oradan oraya sürgün hayatı yaşayan insan çoktu o zamanlar. Yine halife Osman Basra'dan, Abdullah b.Amir himayesinde yaşayan insanlardan başka bir grubu Şam tarafına sürgüne gönderiyor. Şunu da belirteyim; İslami kesim Osman'ı kurtarmak, onun eksiğini  kabul  etmemek  için  çeşitli  uyduruk  savunmalar yapmıştır.  Örneğin;  bunlar  hırsızmış,  zinakârmış  gibi yakıştırmalar vardır. Olay bu kadar basit olsaydı Osman'ın en yakın çevresi ona düşman kesilmezdi ve onu feci bir biçimde katletmezdi. Güya Ebuzer sürgün edildiği köye gönüllü olarak gitmiş. (383) 

Mesela İbni Sad gibi. Ama bu savunma yetersizve inandırıcı değildir. Çünkü adam Hz. Muhammed'e bağlıbiriydi ve Muhammed'in gömülü olduğu Medine şehri varkenherhalde kalkıp da ölene kadar ıssız bir köye gönüllü olarak yerleşmezdi. Aslında olay şudur: Şam valisi Muaviye şöyle söylüyor: Şamda yarı Allah'ındır, yani ganimettir, devlet malıdır, dolayısıyla benimdir demek istiyor. Ebuzer de o sırada oradaydı ve bu sözlere  karşı  çıkıyor:  Muaviye'nin  ve  bu  arada  halife Osman'ın  yanlışlarını,  zulümlerini  kabul  etmeyip  halka anlatıyor.  

Bu  olup  bitenlere  karşı  Muaviye  onun  hakkında Osman'a rapor veriyor, bu bizi eleştiriyor, icraatımız hakkında propaganda yapıyor diye. Osman da Muaviye'ye, onu bana alelacele  Medine'ye  gönder  diye  talimat  veriyor.  Ebuzer Medine'ye  gelince  Osman'ın  kötü  yönetimini  orada  da anlatıyor. Osman ona, sen burdan gideceksin. Bir yer iste seni sürgüne göndereceğim diyor. Adam, beni Mekke'ye gönder diyor; Osman bunu kabul etmiyor. Adam Kudüs olsun diyor. Osman onu da kabul etmiyor. Basra ile Kufe'den biri olsun diyor. Osman bunları da kabul etmiyor. Çünkü bunlar önemli merkezler,  o  gün  için  metropol  durumunda  olan  bölgeler. Osman,  onun  halkla  temas  kurup,  aleyhine  çalışmasından korkuyor.  

Onun  için  bunları  kabul  etmiyor  ve  ona,  "Seni Rebeze köyüne göndereceğim" diyor (Medine-Kufe arasında ıssız  bir  köy).  Ebuzer  buraya  zorla  gönderiliyor  ve  ölene kadar burada sürgün hayatı yaşıyor. Daha sonra Osman onun ölüm haberini alınca, "Allah rahmet eylesin" diyor. Osman'ın bu ifadesi Ammar b. Yaser'in zoruna gidiyor; Ammar buna karşı  Osman'a  şunu  söylüyor:  "Evet  biz  de  diyoruz  Allah rahmet  eylesin."  Tıpkı  İbni  Mesut'un  ölümündeki  gibi  bir durum yaşanıyor burada. Tabi ki bu sözlerle Osman'ı zımnen eleştiriyor: Yani 'hem adamı sürgüne gönder, ona ceza ver, hem  de  alay  edercesine  Allah  rahmet  eylesin  de'  mesajını iletmek istiyor ve tabii ki Osman bunu anlıyor. Bu yüzden Ammar'a sert çıkışıyor, görevlilerine "Bunun haddini bildirin"diye talimat veriyor. Adamları Ammar'ı döve döve komalık yapıyorlar. Sonuçta Osman bunu da sürgüne göndermek istiyor; ancak kabilesinin araya girmesiyle Hz. Ali, Osman'a gidip şunları anlatıyor: Temiz bir insanı (Ebuzer'i kastederek) sen sürgüne gönderdin  ve  orada  vefat  etti.  Sen  buna  benzer  başka  bir örnek  daha  mı  uygulamak  istiyorsun  deyince,  bu  kez Osman'la  Hz.  Ali  arasında  sert  tartışmalar  oluyor,  hatta Osman Ali'ye, "Asıl sen sürgüne gitmelisin" diyor. Hz. Ali de, elinden ne geliyorsa yap, bakalım başarabilir misin karşılığını veriyor. Bu arada bu olup bitenleri duyanlar toplanıp halife Osman'a, "Kim sana karşı çıkarsa, seni eleştirirse sen de ona ceza  verip  sürgünlere  yollarsan  bu  iş  yürümez"  deyince, Osman hem Ammar'ın sürgün olayını orada kapatıyor, hem de Ali  ile  tartışmalara  son  veriyor.  Daha  sonra  Müslümanlar arasında meydana gelen Sıffin harbinde Ammar öldürülüyor.(384)

c)Halife Osman'ın bazı savaşlardan kaçması Hz. Muhammed zamanında meydana gelen Bey'at-i Rıdvan'ave Bedir'le Uhud gibi önemli savaşlara, halife Osman'ın sudan bahanelerle katılmaması, Müslümanlar üzerinde olumsuz etki bırakmıştı.  Zamanla  onun  hakkında  olumsuz  düşünceler çoğalınca, halk nezdinde bu katılmama da artık mazeretten çıkıp önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmeye başlandı. Her  fırsatta  yüzüne  karşı  şu  şu  savaşlardan  kaçtığı  açıkça söyleniyordu. İki savaşa katılmaması ve üstelik Bedir'de ele geçen ganimetlerden onun da pay alması, bir nevi açık gözlük olarak değerlendiriliyordu ve Müslümanlar nezdinde itibarına gölge düşürmüştü. Kısacası, bu da Osman için bir eksiklik olarak değerlendiriliyordu, onun bu davranışı Müslümanların zoruna gidiyordu. Aşağıda A. Rahman b. Avf konusunda bu konuda somut örnekler vereceğim.

d) Osman'ın, tüm Kur'an nüshalarını yakması

Bu  konuda  elimde  yeni  bir  çalışmam  var,  orada  detaylıca anlatacağım. Olayın özeti şu: O zaman, şu an var olan Kur'an ortalıkta yoktu. Herkes Muhammed'den ayet adı altında birşeyler  almıştı.  Bugün  nasıl  basın  mensupları  başbakanın peşine takılıp bilgi alıyorlarsa, o zaman da böyleydi; ancak imkânlar farklıydı tabii ki. Bu bilgileri herkes aynı derecede Muhammed'den almıyordu. Bir gün bir kişi o günkü bilgileri alıyordu, bazen birlikte birkaç kişi oluyorlardı, bazen uzun süre  bazıları  hiç  bulunmuyordu.  Yani  Muhammed'in konuşmalarının  bugünkü  Kur'an  gibi  bir  araya  gelebileceği hiç kimsenin aklından geçmiyordu. Bu, Muhammed'den sonra bir  ihtiyaçtan  dolayı  ortaya  çıkan  yeni  bir  durumdur.  İşte Osman, birçok kişide güya parça parça bulunan bu ayetleri biraraya  getiriyordu.  Pek  çok  insanın  hazırladığı  bazı  ayetler varmış. Adeta herkesin cebinde farklı bir Kur'an vardı. Ömer,Yahudi  asıllı  Zeyd  b.  Sabit'e  görev  verip  yeni  bir  Kur'an (bugünkü)  hazırlatınca,  o  dönem  var  olan  tüm  Kur'an nüshalarını yakıyor. 

Hatta Hz. Ali'nin Kur'an'ı vardı ayrıca, İbni Mesut'un, Übey b. Ka'b'ın ve daha birçok sahabenin ayrı ayrı Kur'an'ları vardı. İşte bu yeni Kur'an'ı ortaya koymak vevar olanları yakmak milletin zoruna gidiyor, Osman'ınki adeta bir darbe yasası gibi algılanıyor ve bu konu da Osman'a karşı ciddi tavır alınmasına neden oluyor. Dediğim gibi bu konuda yeni bir çalışmam olduğu için fazla detaya girmiyorum; bu aşamada  bu  kısa  bilgi  yeterli.  İşte  bu  konu  da  Osman'ın sonunu getiren önemli sebeplerden biridir.

e)  Halîfe  Osman'ın  Katledilmesine  Katkı  Sunan  Önemli Kişiler

1- Muaviye b. Ebu Süfyan Osman'ın en önemli adamı ve o dönemde Şam valisi olan Muaviye bile ona yardım etmek istemedi. Bu konuda İmam Suyuti  ve  İbni  Asakir  gibi  meşhur  İslam  tarihçileri  şunuaktarıyorlar.  Ebu  Tufeyl  (385)  ile  Muaviye  arasında  bir diyalog geçiyor: Muaviye soruyor, sen de Osman'ı katledenler arasında var mıydın diye? Ebu Tufeyl hayır yoktum; ancak ben  de  hazırdım  ve  ona  yardımcı  olmadım.  Çünkü  ne Mekkeli,  ne  de  Medineli  Müslümanlar  ona  yardımcı olmadılar,  kimse  ona  yardım  etmedi  diyor.  Ebu  Tufeyl, Muaviye'ye,  "Sen  de  yardım  etmedin"  diyor.  "Hâlbuki  sen Şam  valisiydin,  yetkin  daha  fazlaydı;  ama  yardıma gelmedin?"  Muaviye  burada  alay  edercesine,  "Benim  onun kan  bedelini  almam  daha  iyiydi/bir  bakıma  gitmesi kalmasından daha iyiydi" karşılığını veriyor. 

Bu arada adam ona bir şiir de hatırlatıyor: Fırsatçısınız diye. (386) Zehebi tarihinde, halifelere ayırdığı özel kısımda şöyle farklı bir olay da aktarıyor. İbni Abbas bir gün Amr b. As'a, sen öyle  Osman'ın  aleyhinde  çalıştın  ki,  Medine'yi  alarma geçirdin, milleti ayaklandırdın. Muaviye'ye de, sen de Şam valisiydin, adama yağcılık yaptın; ama sonuçta senden yardım isteyince  yapmak  istemedin  ve  hatta  öldürülmesini  istedin diyor. (387) Herkesin  bir  hesabı  vardı.  Muaviye  daha  yüksek  bir  yer hedeflemiş  olabilir  veya  Osman'ın  kurtuluşu  yok;  bari  ben geleceğimi  riske  atmayayım  diye  düşünmüş  olabilir.  Yani mutlaka bir hesap yapmıştır. Çünkü Muaviye çok kurnaz bir insandı.  Önemli  bir  ailenin  çocuğuydu,  babası  Ebu  Süfyan hem  Bedir,  hem  de  Uhud  savaşında  karşı  tarafın  lideri, başkomutanıydı.

2- Hz. Ayşe Osman'ın aleyhinde çalışıyorduBirçok İslami kaynakta Ayşe'nin Osman için, "öldürün, onunkatli  vaciptir"  gibi  ölüm  fetvaları  verdiği  anlatılıyor.  HattaOsman'ın  yaptıklarına  karşı  Ayşe,  "Muhammed'in  henüz ayakkabısı, gömleği, saçı bile duruyor; ama ne yazık ki onun getirmiş  olduğu  din  gitti  kayboldu  (Osman'ın  icraatını kastediyor)." diyor. (388)

Kimi rivayetlere göre de, hacca giden Ayşe henüz Medine'ye varmadan yolda Osman'ın ölüm haberini alınca, "Gök yere düşse  bile  hiç  umurumda  değildir.”  karşılığını  veriyor. Mervan, Zeyd b. Sabit ve A. Rahman b. Utab gibileri Ayşe'ye soruyorlar: "Bu insanlar senin sözünü dinliyorlar. Dolayısıyla Osman'a karşı bu tehlike var iken sen niye hacca gidiyorsun?"

Ayşe şöyle diyor, Korkarım ki halk Osman hakkında benimle danışıp  ona  göre  hareket  eder;  bunun  sonucu  olarak  da, Ümmü  Habibe'ye  yapıldığı  gibi  bana  da  yapılır.  O  yüzden gidiyorum."  diyor.  Bunun  üzerine  onunla  Mervan  arasında tartışmalar oluyor; ama tabii ki Ayşe yoluna devam ediyor. Hatırlanacağı üzere daha önce Ümmü Habibe hakkında bazı bilgiler  vermiştim.  O  da  Muhammed'e  Tebük'te  suikast yapmak isteyen Ömer, Osman gibilerin listesini bildiği için hep rahatsız ediliyordu. İşte  Osman'a  baskın  yapanlar,  onu  uzun  süre  evde  mahsur bırakınca,  su,  yemek  izni  vermeyince,  Hz.  Muhammed'in eşlerinden  Ümmü  Habibe  müdahale  ediyor.  

Çünkü  o  aynı zamanda Ebu Süfyan'ın kızı ve Osman'ın akrabasıydı. Ama neredeyse onu da öldüreceklerdi, güçlükle onu olay yerinden uzaklaştırıyorlar. Ayşe az önce aktardığım konuşmasında bu olayı kastediyor, böyle bir şey benim de başıma geleceğinden korktuğum için çareyi hacca gitmekte buluyorum diyor. (389)

Aslında Ayşe, Osman'ın saf dışı bırakılmasını çok istiyordu; ama korkuyordu. Daha önce de anlatıldığı gibi Ayşe'nin öz kardeşi  Muhammed  b.  Ebubekir,  Mısır'dan  gelen  ekip içindeydi  ve  Osman'ı  yakalayınca  yerde  süründüren, sakalından tutup çeken, yüzüne vuran bir muhalifti, tabii ki Ayşe kardeşini bırakıp da Osman'a destek vermezdi. Kaldı ki, Osman da Ömer gibi Ebubekir'in ölümünden sorumluydu. İşte Ayşe ve kardeşinin Osman aleyhinde faaliyet yürütmeleri bundan dolayıdır demek yanlış olmaz. 

Resmi İslam tarihinde ancak  bu  kadar  bilgi  kayda  geçmiş;  yani  Ebubekir'in çocuklarıyla  Osman  arasındaki  hoşnutsuzluğun  asıl  nedeni, Osman'ın Ebubekir'in cinayetinden sorumlu olmasıdır. Ayşe ve kardeşinin babalarının cinayetine dair bilgilerinin düzeyini İslami kaynaklardan tespit edemedim. Ancak Ayşe'nin bunun farkında  olduğu,  bildiğine  ilişkin  bazı  işaretler  var.  Mesela Muaviye ona mektup gönderiyor, Osman konusunda yardımcıol diye; o şunu diyor: Hz. Muhammed bir gün Osman'a şu açıklamayı yaptı: “Ey Osman Allah sana bir fistan giydirdiği zaman (yani halifeliği kastediyormuş) sakın tehlike de olsa onu bırakmayasın.” (390) Hâlbuki  Ayşe'nin  bu  açıklaması  Osman  için  son  derece tehlikeliydi. Çünkü isyancılar gelmiş kapıya dayanmışlardı ve eğer Osman görevi bırakırsa, karışmayız diyorlardı; Ayşe ise Osman'ı  direnişe  teşvik  ediyordu.  Osman  sadece  bu  söz dolayısıyla direniyordu demiyorum. Burada maksat, Ayşe'nin niyetini  okumaktır.  Bir  kere  Muhammed'in  kimin  halife olacağı konusunda açıklaması yoktu. 

Yani bu hadis Ayşe'nin kendi şahsi açıklamasıdır. Böyle yapıyor ki adam dirensin veöldürülsün.İşte bu gibi belirtiler, aslında Ayşe ve kardeşinin, Osman'ınEbubekir  cinayetinde  parmağının  olduğunu  anlamışlardırsonucunu gösteriyor. Ayrıca asırlar sonra bazı kaynaklardan ozaman Ebubekir'e karşı yapılan bu plandan biz bile haberdar oluyoruz  da,  onlar  o  zaman  bundan  haberdar  olmasınlar: Büyük  ihtimalle  bilgileri  olmuştur.  Yoksa  durup  dururken adamın ölüm fermanını niye versin ki. Demek ki aralarında çok ciddi bir sorun varmış. Ayşe  kendini  koruduğu  halde  yine  zaman  zaman  tehditler alıyordu.  Ayşe  bir  gün  Mesruk  adında  bir  sahabiye  şunu diyor:  "Sizler  ilk  önce  Osman'ı  beyaz  elbise  gibi  öne sürdünüz,  onu  halife  seçtiniz,  şimdi  de  bir  koç  gibi  onu kesiyorsunuz." Mesruk da, "Ey Ayşe, bu senin işin, insanlara talimat  verip  de  onları  Osman  aleyhine  kışkırtırsan  sonuç böyle olur" diyor.

 Ayşe, "Ben hep evimde oturdum, kimseye mektup yazdığım falan yok" karşılığını veriyor. Hâlbuki Ayşe karışıyordu,  onu  öldürün,  katli  vaciptir  diyordu.  Nitekim Osman'ın  ölüm  haberini  alınca  bunu  itiraf  ediyor,  onu öldürmek için ben de halkı teşvik ettim diyor. (391) Hâlbuki  İslami  kaynaklarda  önemli  kanıtlar  var  ki  Ayşe,"Osman  dinden  çıkmış,  onu  öldürün"  şeklinde  insanlara talimat  veriyordu  ve  ona  hakaret  anlamında  Na'sel  (Yani bunak, ahmak, Yahudi kişiye benzetme) lakabıyla ilk seslenen Ayşe'nin  kendisiydi.  Medine'deki  Yahudi  veya  Mısır  asıllı bunak adama benzetmek bir yana; bir kere Na'sel'in kelime anlamı  kötüydü.  İbni  Manzur  şöyle  diyor:  Nasel  demek, ahmak-beyinsiz demektir.

Şimdi  İslam  âleminde  meşhur  bir  müfessir  (Kur'anyorumcusu) ve aynı zamanda tarihçi olan İmam Taberi'den Ayşe'nin Osman'la ilgili yaklaşımı konusunda bir özet bilgi vereyim. Taberi dışında birçok İslam düşünürü de aynı şeyleri kaleme  almış.  Ayşe  hacdan  dönüp  yolda  Abd  b.  Ümmi Kilab/b.  Ebi  Seleme  ile  karşılaşınca,  "Benden  sonra Medine'de neler oldu?" diye soruyor. 

Adam ona, senden sonra Müslümanlar Osman'ı katletti diyor. Bu arada Ayşe, "aslında Osman zulmen katledildi, ben onun kan bedelini isteyeceğim"diyor.  Adam  buna  karşı  Ayşe'ye,  "Allah'a  yemin  olsun  ki Osman  hakkında  ilk  kışkırtıcı  sözleri  sen  söyledin,  'Onu öldürün,  Na'sel'in  katli  vaciptir'  diye  sen  talimat  verdin."diyor.  

Ayşe,  "Evet  ben  de  söyledim,  halk  da  söylüyordu; ancak  adam  artık  ölmüş  ben  isterim  ki  son  sözüm  onun hakkında olumlu olsun" diyor. Adam burada Ayşe'nin çelişkileriyle ilgili irticalen 6 mısralık bir şiir okuyor. İçeriği (özetle) şöyle: Halifenin katlini isteyen, insanlara talimat veren sen idin, kâfirdir diyen yine sen idin. Biz  de  seni  dinledik  ve  gerekeni  yaptık.  Bizim  yanımızda katil  kişi,  öldüren  değil,  öldürmeye  emir  verendir  şeklinde devam ediyor. İlginçtir ki, Ayşe'nin az önceki açıklamasını (ki Ali  halife  olmuş,  kendisi  yarı  yolda  tekrardan  Mekke'ye dönüyor ve Osman'ı öldürün sözü gibi) Taberi gibi (310.hicriölüm)  bir  Kur'an  yorumcusu  ve  tarihçi  anlatırken  de  hiç savunma yapmıyor, olduğu gibi kaynağında işliyor. 

Fahrettin er-Razi de şu farklı bilgiyi veriyor. Halife Osman Ayşe'nin bazı alacaklarını geciktirince, Ayşe ona karşı gazaba geliyor/kızıyor ve "Ey Osman; sen emanete riayet etmedin, insanların haklarını göz ardı ettin ve yakınlarından zalim kişileri  insanların  başına  getirdin.  Beş  vakit  namazın hatırı   olmasaydı   insanlar   seni,   deve   keser   gibi keseceklerdi." diyor. Osman da buna karşı Tahrim suresinde geçen ve Ayşe-Hafsa ikilisiyle  ilişkili  olan  bir  ayet  okuyor,  onu  Nuh  ve  Lut peygamberlerin  hanımlarına  benzetiyor,  yani  senin  eşin peygamber;  ancak  kötü  bir  kadınsın  demek  istiyor.  Bunu zaten  daha  önce  Hz.  Muhammed'in  zehirlendiğine  ilişkin açtığım bölümde anlatmıştım. Fahrettin Razi devamla diğer ünlüler gibi şöyle anlatıyor: Ayşe insanlara, Osman'ı öldürün, Na'seli öldürün. Hz. Muhammed'in henüz gömleği ortada iken Osman ne çabuk bu dini bitirdi gibi açıklamalar aktarıyor. 

Buda hemen hemen Taberi'nin aktardığı açıklamaları veriyor, bu arada  Ayşe'nin  Mekke'ye  döndüğünü,  adamın  Ayşe'ye,  sen çok çelişkilisin dediğini de yazıyor. İşte Osman'la Ayşe arasındaki olup bitenler hakkında birkaç örnek. Ayşe'nin Osman'ın katli vaciptir sözlerine ilişkin eski hadisçilerden  Sam'ani  (h.562)  de  kaynağında  açıklamalarda bulunmuş.  Orada  konuya  ilişkin  şu  bilgi  var:  Muammer Zühri'den, o da Urve'den aktararak Ayşe'nin, "Ben Osman'ane  kötülük  yaptıysam  hep  başıma  gelmiş.  

Eğer  ölümünü istemişsem  bu  da  başıma  gelsin"  şeklinde  bir  açıklama. İşlenen  bir  cinayetten  sonra  Ayşe'nin,  "Ey  ahali,  kusura bakmayın  bu  işin  içinde  ben  de  vardım  ve  başroldeydim"demesinin  bir  anlamı  yoktur.  Aklı  başında  biri  bunu  zaten söylemez.  Kısacası,  Ebubekir'in  ölümünden  sonra  ve  hele Osman'ın halifeliği döneminde bu iki ailenin arası açılmıştır.(392)

3- Zübeyir b. Avam Zübeyir  b.  Avam'a,  "Halife  Osman'ı  ihmal  ettiniz,  ta  kikatledildi  ve  şimdi  de  kalkmış  onun  kan  bedeliniistiyorsunuz"  diyorlar.  Zübeyir,  Osman'ın  cinayetiyle  ilgilikendi sorumluluğunu kabul ediyor ve Kur'an'dan "Sakının o fitne ve beladan ki, geldiğinde herkesi (suçlu suçsuz) kapsar"ayetini  okuyor.  (393)  

Maalesef  biz  de  bu  Osman  olayında hadisenin  içine  çekildik  diyor.  İmam  Suyuti,  Zübeyir'in  buaçıklamasını,  mezhep  lideri  Ahmet  b.  Hanbel,  Bezar,  İbni Munzir, İbni Merde veyh ve İbni Asakir gibilerinden alıyor. Hey semi,  İmam  Ahmet  b.  Hanbel'in  bunu  iki  yerde aktardığını belirtiyor. (394) 

Bu Zübeyir denilen seçme sahabi Cemel  Vak'ası'nda  öldürülünce,  arkasında  şu  mal  varlığını bırakıyor: On bir ev Medine'de, 2 ev Basra'da, bir ev Kufe'de,bir ev Mısır'da, büyük miktarda arazi ve elli milyon iki yüzbin o günkü para... Bunu anlatanların başında meşhur Buhari gelmektedir.  Nerden  gelmiş  bu  mal!  Hep  talan,  hep çapulculuk! Mekke'den gelip Medine'ye yerleştiler ve zaten bunlara muhacir deniliyordu; ama çok kısa zamanda zengin oldular. (395)

4- Abdurrahman b. Avf Bu da Osman'a karşı olan önemli bir isimdi; cennet müjdesini alan kadrodan... Sait b. Müseyyeb anlatıyor: "Bir gün Osman,A. Rahman'a karşı sesini yükseltiyor, ona kızıyor. 

Buna karşı A.  Rahman,  ben  senin  gibi  Uhud  ve  Bedir  savaşlarından kaçmadım, bana karşı neden sertleşiyorsun diyor. Osman da, Bedir harbine katılmadım. Çünkü eşim hastaydı ve nitekim de o sırada vefat etti. Hatta Bedir harbine katılmadığım halde Hz. Muhammed bu savaşta elde ettiği ganimetlerden bana da pay  verdi  (İşte  bu  mantalitede  olanlar  ganimet  malını paylaşmaktan  zevk  alıyorlar!)  diyor.  

Osman  savunmayadevam ediyor; Uhud savaşına gelince, haksız olduğumu kabulediyorum;  ancak  Allah  beni  affetti  diyor".  Bu  bağışlamaolayını biraz açmak istiyorum; bu da ilginç bir durum. Uhud harbinde Muhammed yüzünden yaralanıyor, dişi kırılıyor ve hatta  öldürüldüğü  haberi  yayılıyor.  Bu  yüzden  safında  yeralan  bazı  arkadaşları  onu  savaş  meydanında  bırakıpkaçıyorlar. Bunların arasında halife Osman da var. Daha sonra ölüm  haberinin  yanlış  olduğu  ortaya  çıkıyor.  

Müslümanlar tekrar  kaçanlar  geri  dönüyor.  (396)  Savaş  bittikten  sonra zararın  neresinden  dönülürse  kârdır  misali,  Muhammed,onlarla uğraşmanın, neden kaçtınız diye onları sorgulamanın gereksiz  olduğunu  anlıyor.  Çünkü  olay  Medine  döneminin üçüncü yılında gerçekleşmiştir ve ordusu güçsüzdür. Burada yapılması gereken, kaçanların gönlünü almak ve onları tekrar kazanmak... Bunun da en sağlam yolu ayetten geçer. Bir ayetindirip, Allah sizi bağışladı demesi kadar makbule geçen bir formül  olamazdı;  nitekim  o  da  bunu  yapıyor  ve  'Al-iİmran'dan  falanca  ayet  geldi,  Allah  savaştan  kaçan Müslümanları affetti.' diyor. 

Ayetin anlamı şu: "İki topluluğun karşılaştığı gün (Uhud günü), içinizden yüz çevirip kaçanları (savaşı terk edenleri), şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti." (397) Bu ayetin Uhud harbi bağlamında ve Osman'ında içinde bulunduğu savaştan kaçanlar hakkında indiği birçok tefsir ve kaynakta anlatılmaktadır. Bunda ihtilaf yoktur. İşte Seneca'nın da dediği gibi "din sıradan insanlar için gerçek,aydınlar için yalan, iktidarlar için de kullanışlıdır." (398)Velit b. Ukbe bir gün A. Rahman'a, neden Osman'a karşı tavırtakınıyorsun deyince, o yine az önceki sözlerini söylüyor. A.

Rahman,  "Ben  ölürsem  ne  Osman  üzerime  gelsin,  ne  de namazımı  kılsın"  diye  vasiyet  ediyor.  Ölünce  namazını Zübeyir  veya  Sad  b.  Ebi  Vakkas  kılıyor;  vasiyeti  üzerine Osman'a haber verilmiyor. (399)5- Talha b. Ubeydullah İbni  Şebbe  (h.  173-262),  Talha  b.  Ubeydullah,  Osman aleyhinde şiddetle çalışanların başında geliyordu diyor ve bu konuda  birçok  hadis  aktarıyor.  Hatta  daha  sonra,  Ali  ve Muaviye arasında meydana gelen iktidar kavgaları sırasında, Muaviye taraftarları, Hz. Ali'nin Osman'ı katlettiğini bile öne sürüyorlar, tabii ki cinayet sırasında Medine'de bulunanlar bu anlatımın yalan olduğunu bilirler. 

Amaç, diğer coğrafyalarda bulunanları  Ali'nin  aleyhine  çevirmektir;  ama  bu  inandırıcı olmuyor.  Çünkü  isyancıları  birinci  baskında  geri  çeviren Ali'nin kendisidir; Osman'ın yazdığı mektup Osman'ın sonunu getirmiştir ve onu kimse kurtaramamıştır. Bunları daha önce detaylıca anlattım zaten. Ev ablukası devam edince, Osman ve  içerdekilerden  yemek-su  kesilince,  Muhammed'in eşlerinden Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe, Hz. Ali'ye gelip ricada  bulunur;  ancak  o  'Bu  mektup  olayından  sonra  artık yardım edemem' diyor. 

Ümmü Habibe Osman'ın akrabasıydı;bunu  da  belirtmek  lazım.  Yine  Hayber  baskınındaMuhammed'in  ele  geçirip  kendi  nikâhına  aldığı  Safiye  degelip  ricada  bulunuyor,  bunlara  su  verilsin  yemek  verilsin,engel olmayın diye. İsyancılar onun bindiği hayvanı dövüyor,kadıncağız kendini zor kurtarıyor. Taberi kendi tarihinde, Hz.Ali'nin  Talha  ile  tartıştığını,  insanları  neden  Osman'ınaleyhine kışkırttın diye Ali'nin Talha'yı suçladığını yazıyor.(400)  Talha'nın  ablukaya  alınan  Osman'a  su  ve  yemek

yardımı yapılmasını engellediğini yazıyor. Hatta Osman bunubiliyor  ve  şöyle  söylüyor:  "Bu  su  vermeme  ve  yemekambargosu  aslında  Talha'nın  işidir..."  Somut  bir  örnek vereyim.  Adam  anlatıyor,  Osman'ın  ablukasında  insanlar öylesine toplanmıştı ki, atılan bir taş yere düşmezdi, illaki bir insana değerdi. O sırada Osman seslendi, içinizde Talha varmı  diye?  Talha  sesini  çıkarmadı.  Osman  bunu  üç  kez tekrarlayınca  Talha  elini  kaldırdı  'ben  buradayım'  dedi. Burada  derken,  eve  su  verilmesini  yasaklayan  kesimin içindeydi,  o  da  yardıma  engel  olmak  isteyen  muhaliflerin içindeydi. 

Osman orada kendisiyle Talha arasındaki anılarını anlatmaya başlıyor; ancak fayda etmiyor. Bu kırk günlük ev ablukası süresince genelde Talha namaz kıldırıyordu cemaate.(401)  Bu  anlatılanların  doğru  olup  olmadığı  Talha'nın öldürülmesiyle  test  edilmiştir.  Cemel  Vak'ası’nda  Osman'ın damadı  ve  aynı  zamanda  veziri  olan  Mervan,  Talha'yı katletmiştir.  Kısacası,  aktif  bir  şekilde  Osman'ın  katlinde görev alan önemli bir isim olan Talha, cennet müjdesini alan on kişiden biriydi. (402)Burada  dikkate  alınması  gerek  bir  nokta  daha  var.  Hani Kur'an'da  Ahzab  suresinde  deniliyor  ki,  Muhammed'in hanımları  tüm  Müslümanların  anneleridir  ve  Muhammed öldükten sonra da onlar artık başkalarıyla evlenemezler. (403)

Çünkü  onlar  artık  annedir.  Bu  yasak  ayetlerin  oluşum nedenleri  hakkında  farklı  rivayetler  var.  Bunların  başındaTalha ile Ayşe'nin isimleri geçiyor. Olay şu: Talha b. Ubeydullah (güya Muhammed'den cennetmüjdesi  almış;  ama  baksanıza  Muhammed'e  ne  diyor!)  bir gün, "Eğer Muhammed ölürse ben Ayşe'yi eş olarak kendime alırım." diyor. Üstelik bu konuda birçok kaynakta ve özelliklede tefsirlerde malumat var. (404) İşte bunu duyan Muhammedrahatsız oluyor ve hemen bu yasak ayetlerini indiriyor: "Benölsem  de  artık  eşlerim  hiçbir  Müslüman  erkekle evlenemezler."  diyor.  Şunu  da  hatırda  tutalım  ki,Muhammed'den sonra 10 civarında hanımı dul kaldı ve hepsi (Şevde  biraz  yaşlıydı)  genç  yaştaydı.  

Bu  yasak  ayetler yüzünden  resmiyette  evlenme  hakları  ellerinden  alınmıştı. Ancak  benim  demek  istediğim  bu  değil;  acaba  Ayşe  ile Talha'nın özellikle halife Osman'dan itibaren başlamak üzere ve  Hz.  Ali  döneminde  tam  da  zirveye  çıkan  aynı  siyasi harekette bulunmaları, birlikte Kufe'ye, Basra'ya gitmeleri, bu eski aşkın hikâyesi olamaz mı! Zaten Cemel Vak'ası'nda Ayşe hakkında İfk olayı gibi bazı dedikodular çıkıyor; ancak üstü hemen kapanıyor. (405) Şunu hep vurguluyorum: Ayşe'nin bir erkekle yaşaması normaldir; Ayşe'nin bu konuda zerre kadar bir  eksiği  yok;  üstelik  o  bir  kurbandır.  Yanlış,  onu  kurban seçen sistemdedir. Ayşe hakkında böyle bir itham varsa ayıp karşılamak doğru değildir. Kadın gençti ve onun da yaşamaya hakkı vardı.

Burada  farklı  bir  şey  daha  eklemek  istiyorum;  sanırımkonulara uyuyor. Ahzab suresinin 52. ayeti içinde ufak bircümle var. Bu cümleyle ilgili farklı yorumlar da var (biraz ters geldiği için yapılan yorumlar zorakidir); ancak en yaygın olan  yorum  mantıklı  olduğu  kadar  ilginçtir  de.  Ayet Muhammed'in evlilik hayatından söz ediyor. Zaten bu ayetten önceki ayet de sonrakiler de hep onun evlilik durumundan söz ediyor. O dönemde şu adet vardı: İki insan istedikleri zaman eşlerini  değiştirebilirdi,  becayiş  yapabilirdi.  Biri  eşini başkasına, başkası da ona verebilirdi. İşte çok önemli biri ki Muhammed sözünü edeceğim o kişiye Havazin harbinde elde ettiği  ganimetlerden  100  deve  ikramda  bulunmuştu,  adı Uyeyne  bin  Hısn.  Bu  adam  bir  gün  ansızın  Muhammed'in yanına gidiyor ve orada bulunan Ayşe'yi de görüyor, tabii ki en azından genç bir kadın olduğu için onun hoşuna gidiyor ve hemen Muhammed'e, "Ne dersin; becayiş yapalım mı, ben bir eşimi  sana  vereyim,  sen  de  Ayşe'yi  bana  ver!"  diyor. Muhammed  buna  hayır  diyor.  İşte  bu  Ahzab  52.  ayetin oluşum hikâyesi de böyle. 

Ayette şu var: “Artık siz bundan sonra kadınlarınızı becayiş etmeyeceksiniz.”Adam  gidince  Ayşe  Muhammed'e  adamın  kim  olduğunu soruyor. Muhammed, işte bu da ahmak/beyinsizin biri, güya bir kabilenin de başıdır diye yanıt veriyor. Ama Muhammed aynı  adama,  başka  kabilelere  yaptığı  baskın  sonucu  ele geçirdiği  ganimet-talan  develerinden  100  deve  bağışta bulunmuştu, torpil yapmıştı ki kalbi İslam'a ısınsın. Şimdi de gelmiş  Muhammed'den  kadın  istiyor.  Bu  konuda,  en  başta tefsirler  olmak  üzere  İslami  kaynaklardan  geniş  bir  listeyi aşağıya alıyorum. Çünkü adeta hakaret içeren bir olayı, sanki ben söylüyorum gibi olmasın. (406)

6- Amr b. As.Bu adam Filistin'deki evinde kalıyordu, kendisi Hz. Ali, Talhave Zübeyir b. Avam gibi önemli şahsiyetleri Osman aleyhine kışkırtmaya  çalışıyordu.  Hatta  kendisi,  'Yolda  giden  çoban, tüccar  kim  olursa  olsun  ben  hep  onlara  Osman'ın  kötü yönetimini  anlatıyordum.'  diyor.  Osman'ın  ölüm  haberini alınca keyiften, "Ben Abdullah'ın babasıyım, birine bir darbe vurdum mu kanatırım." cümlesini kullanıyor. (407) Filistin'de yaşarken gelen gidenden, ne var ne yok diye soruyordu hep.

Bundan  amaç,  Osman'ın  akıbetini  öğrenmekti:  Görevdenuzaklaştırılmış mı veya katledilmiş mi?Baştan beri anlattığım gibi Osman, gelen ganimet-talan malınıhep  yakınlarına,  ailesine  veriyordu,  tabii  ki  millet  bundan şikâyetçiydi.  Bir  gün  ailesine  yeni  bir  şey  verdi,  millet  dededikoduya  başladı,  dedikoduları  Osman  duydu.  Hemen toplantı yapıp şunu söyledi: "Ben halifeyim yetki benimdir. Elimin  altındakini  kime  vereceğim  konusunda  özgürüm.

Birilerinin zoruna gitse bile, onlara rağmen yine yaparım..."Ammar  b.  Yaser  de  'ben  rahatsız  olurum'  diyor.  Bunun üzerine  Osman  onu  döve  döve  komaya  sokuyor.  O  sırada Ammar,  ne  yapayım  benim  bunu  ilk  çektiğim  değildir  kidiyor. O sırada Amr b. As ile Osman arasında sert tartışmalar oluyor ve Ayşe de "Hz. Muhammed'in ayakkabısıyla saçı bile henüz dururken ne çabuk bu dinden uzaklaştın ey Osman?"diyor. 

İbni Abdilber, Amr b. As bazen Medine'ye geldiğinde milleti Osman'ın aleyhine kışkırtırdı diyor. (408) İşte bunlar seçme, halk nezdinde göze çarpan kişiler; yoksa bunlar kadar nice  sahabe  Osman'ın  katlini  ya  isterdi,  ya  da  aktif  olarak eylem içindeydi. Dikkat edilirse içinde cennet müjdesini alan seçme kişiler var (Zübeyir, Talha gibi).

İbni Teymiye gibi İslam düşünürleri bütün bu olup bitenlerekarşı Osman'ı savunuyorlar. Hâlbuki çok kolay bir yol vardı.

İsyancıların teklifi çok basitti: Osman ya istifa etmeli ya da Mervan'ı  kendilerine  vermeliydi.  Aksi  takdirde  Osman'ın kellesini  istiyorlardı.  Makam  çok  tatlıydı,  vazgeçilmezdi. Osman bunların hiçbirini kabul etmeyince sonuçta canından olmuştur.

Osman katledildiğinde 80 ile 90 yaş arasında olduğu genel kabul görmektedir. İşte Muhammed de, iki kızını bu dedeleri durumundaki adama verince, "Cebrail geldi, Allah'tan vahiy getirdi, bu yüzden kızlarımı Osman'a verdim. Hatta yüz tane kızım da olsa, teker teker ölseler en son kızıma kadar hepsini Osman'a verirdim; bunu da yine vahye dayanarak yapardım."demiştir. (409)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion