1 Ocak 2021 Cuma

Seyyid Hakkı Seyyid Seyfeddin Ocağı


 

Alevilik, Inanç dosyası...


Alevilik, Inanç dosyası...
=> Allah'ın tanımı
=> Allah-Ilahi kuvvet
=> Allah adına cana kıyanlar....
=> Ashab ve sehabe, kime denir?
=> Allah Muhammed Ali üçlemesi

=> Allah’ın seçkin isimleri (Esma-ül Hüsna)
=> Allah neden insanı yaratma gereği duydu?
=> 
Allah’ım, işte bunlar benim Ehli Beyt’imdir.
=> Allah, kötülüklere neden müdahale etmiyor?

=> Alevi sünni evliliği
=> Alevi inancında ikrar
=> Alevi, olmanın yolu...
=> Alevi gençliği ve önemi
=> Alevi inancında “Rızalık”
=> Alevi Islam Dini’nin şartları
=>Alevi hukuku ve düşkünlük...
=> 
Alevi inancında, Pirlik kapısı.
=> Alevi müziği (Dinsel müzik)

=> 
Alevi inancında, Şeriat kapısı.
=> Alevi Inancında hakikat kapısı
=> Alevi inancında Taliplik kapısı
=> Alevi inancında, Dem ve Alkol.
=> 
Alevi yoluna, nasıl talip olunur?
=> Alevi inancında, Ruh’un anlamı.
=> Alevi inancında Rehberlik kapısı
=>Alevi Inancında Mürşidlik kapısı
=> Alevi, doğulur mu yoksa olunur mu?
=> Alevi inancında Mürşidlik-Pirlik ikrarı
=> Alevi inancında, verilen ikrarın manası.
=> Alevi yolu, taliplik üzerine kurulmuştur.
=> Alevi inancında, dini önder Seyyidlerdir.
=> Alevi Inancında kutsal sayılar ve manaları

=> 
Alevi kaynaklarında, Aleviliğin genel tanımı.
=> Alevi inancında, “Dar”a durmak ve dar çeşitleri.
=> Alevi inancında, Dikme Dede (Mürrebi, Babağan).
=> Alevi inanç takvimi 2020, etkinlikler ve katliamlar...
=> Alevi inancında, Halka ibadeti ve semahın konumnu.
=> Alevi inanç önderleri Seyyidler, kimin soyundan gelirler? 
=> Alevi inancında, kadere inanmak veya kadercilik var mıdır?
=> 
Alevi inancı Evrenseldir, ikrar verenler de Evrensel düşünmelidir. 
=> Alevi oruçlarında, sahura kalmak yoktur ve matem ayında dikkat edilmesi gereken hususlar.

=> Aleviyim demekle, Alevi olunmaz.

=> Aleviler neden camiye gitmezler?
=> Aleviler ve 30 gün Ramazan orucu.
=> Aleviler, neden Afiyet olsun demezler?
=> Aleviler, neden horlandılar ve horgörüldüler?
=> Aleviler, neden amin yerine Allah Allah der?
=> Aleviler, neden ibadetlerini camide yapmazlar?
=> Alevilere göre, Allah’a yapılacak en güzel Ibadet
=> Imam Cafer-i Sadık mezhebindeniz, deyimi üzerine.
=> Alevilerce orucu tutulmayan Ramazan’ın bayramını kutlamaları, gerçeği yansıtmıyor.


=> 
Alevilerin, oruç günleri.
=> Alevilerin, temel hak ilkeleri
=> Alevilerin ibadet mekanı, Cemevidir.
=> Alevilerin inanç önderleri, kimlerdir?
=> Alevilerin islam anlayışı, Muhammed Ali islamıdır.

=> Alevilerde, bağlamanın kutsallığı
=> Alevilerde, Gadir-i Hum’un önemi
=> Alevilerde gusül(boy) abdesti, haremlik ve selamlık.
=> Alevilerde, “Abdestimiz alınmış namazımız kılınmış” deyimi
=> Aleviler; Imam Cafer-i Sadık mezhebindeniz, deyimi üzerine.
=> Alevilerde; „Allah Allah, Allah eyvallah, Aşk ile, Aşk-ı niyazımla, Hu erenler ve Can“ hitap ve manaları.

=> Alevi inancının, dört ana direği.
=> Aleviliği, kaynağından öğrenelim.
=> Aleviliği Imam Hüseyin gibi yaşamak
=> Aleviliği var eden, değerler vardır ve bu değerlerden taviz verilemez…

=> Alevilik nedir? ve tanımı.
=> Alevilik, Muhammed Ali yoludur
=> Alevilik, Insanlığın aydın yüzüdür
=> Alevilik, günümüze nasıl ve hangi kaynaklarla gelindi?

=> Alevilikte, Kul hakkı
=> Alevilikte, “Dar” erkanı
=> Alevilikte, semah ibadeti
=> Alevilikte, ikrarın manası.
=> Alevilikte, ibadetin amacı.
=> Alevilikte, Kivrelik erkanı...
=> 
Alevilikte, hukuk ve ahlak...
=> Alevilikte CAN hitabı ve manası
=> Alevilikte, yol ve edep erkan nedir?
=> Alevilikte, düşkünlük(Suçluluk hali).
=> Alevilikte, lokma ve Niyaz manaları…
=> Alevilikte amaç: Insan-i Kamil olmaktır
=> Alevilikte kapı ve kapı eşiğinin kutsallığı
=> Alevilikte, eline diline beline sahip ol ilkeleri.
=> Alevilikte toplu, bireysel ibadet ve pratik ritueller...

=˃ Ashab ve sehabe, kime denir?
=> 
Aşura ile Aşure’nin anlamları.
=> Ara, ara yine ara, lakin kendinde ara.

=> B-Harfi'nin sırr-ı

=> Bozatlı Hızır ve ibadeti
=> Buyruk, mana ve anlamı...
=> Bismişah, Allah Allah! ve manası.
=> Babağan veya dede baba, kime denir?
=> Ben ilmin şehriyim, Ali de o şehrin kapısıdır
=> Bilmeyenler bilsin bizi, Muhammed Ali diyenlerdeniz biz.

=> Cem erkanı
=> Cenaze erkanı
=> Cem ve Cemevleri
=> Can gözü, anlamı
=> Cuma namazı zulmü
=> Can içinde can olunca
=> Çerağ-Delil, uyandırmak...
=> Cemevine, kimler giremez?
=> Cemevine ve ibadete niyet etmek
=> Cem, cem çeşitleri ve 12 Hizmet erkanı
=> 
Cem erkanında, On Iki Hizmetten biri de semahtır...
=> Cemevi de bizim cami de bizim demek, büyük bir yanlışlıktır.

=> Din ve dinin amacı.
=> Dua ile selam olsun
=> Dua ve duanın manası.
=> 
Dar-ı Fatma ve anlamı.
=> Din sömürücülüğüne hayır
=> Dört kapı, kırk makam anlamı.
=> Dinin Amacı; Temiz ahlaktır...
=> Dua ile Gülbang, arasındaki fark.
=> Dört mezhep önderleri, hakkında.
=> Dini kısaltmalar, terimler ve anlamları
=> Din, ırklara değil insan alemine inmiştir.
=> Domuz ve tavşan etinin sağlığa zararları
=> Din, duygu sömürüsü aracı değil ve olmamalıdır.
=> Din veya inancın, insan hayatındaki yeri ve önemi.
=> 
Din, ahlak evresidir. Dört kitap ise, ahlakın evrelerdir.
=> Dem-dolu ve cem erkanında, dağıtılan suyun manası...
=> Dört Kapıdan birinci kapı, Șeriat kapısı ve makamları...

=> Dört Kapı’dan ikinci kapı, Tarikat kapısı ve makamları...
=> Dört Kapı’dan üçüncü kapı, Marifet kapısı ve makamları...
=> Dua, Gülbang, Terceman, Kelime-i Tevhid ve Salavat manaları.
=> Din istismarından kurtulmak, gerçek bir din eğitimi ile mümkündür...
=> Deyiş, Duaz-ı Imam, Mersiye, Ağıt, gibi nefeslerin Alevi inancındaki yeri nedir?

=> Elif-Lam-Mim sıfatları
=> El ele el Hakk’a, anlamı.
=> Enel Hakk, mana anlamı.
=> Ebu Turab, manası nedir?
=> Ehli Beyt, ne anlama gelir?
=> Edep erkan, anlam ve nitelikleri.
=> Evrenselleşen Anadolu Aleviliği
=> 
Eyvallah, Allah eyvallah kelime anlamları.
=> Ehli Beyt, Şeriflik ve Seyyidlik, kavramları hakkında...
=> Eğer, insan olmak suç ise; Aleviler bu suçu, Kerbela'da kabullendiler

=> Fatma Ana orucu yok diyenlere, cevabımız…

=> Gülbang ve Dualar.
=> Gadir-i Hum ve önemi.
=> Güruh-u Naci topluluğu
=> Gidi Yezid, bize Kızılbaş demiş.
=> Gülbank’ın anlamı ve Gülbank ile Dua, arasındaki fark.
=> Gelme gelme dönme dönme, gelenin malı dönenin canı manası.

=> 
Helal ve haram
=> Hızır ve Hızır orucu
=> Hızır ve El-Kehf suresi

=> Hadis ve Sünnet iddiaları
=> Hac ve Hac’cın amacı nedir?
=> 
5-6 Mayıs, Hıdırellez Bayramı.
=> Hakk Meydanı, anlam ve amacı.
=> 
Hünkar Hace Bektaş-ı Veli ismi ve anlamı.
=> Hakk meydanında, Dara durmanın anlamı...
=> 
Hz.Muhammed’in, semavi yolculuğu- Mirac.
=> Hz.Muhammed, Kur’an ve verilen ilahi mesaj…
=> Hz.Muhammed’in vasiyeti ve iki emaneti hakkında
=> 
Hızır inancı, Hızır orucu, tarihi hakkında ve kaynakları.
=> Hakk ve hakikat bir güldür, cevri cefası ise gülün dikenidir.


=> 
İlmi Ledün
=> Irşad kelime manası

=> Incinsen de, incitme!
=> İlahi adalet ve manası.
=> Imamet-imamlık makamı.
=> İbadetin, rükün ve anlamları.
=> Islam Dini nedir ne değildir?
=> İbadet, nedir ve niçin yapılır?
=> İlk ve son peygamber, kimlerdir?
=> Inanç tarif edilmez, ancak yaşanır
=> İlmin ve ilim öğrenmenin faydası.
=> Insan-ı Kamil kimdir, kime denir?
=> Isteyen herkes, Seyyid olabilir mi?
=> Insan soyunun üremesi, çoğalması.
=> Ilme, edebe ve hakikate talip olalım.
=> Insanların, din tercih hakkı var mıdır?
=> Imam Cafer-i Sadık Buyruğu'nun önemi
=> Imam, kime denir ve herkes, imam olabilir mi?
=> Imam Cafer-i Sadık mezhebindeniz, deyimi üzerine.
=> Islam, nedir ve Din, doğru algılanmayınca neler olabilir?
=> Islam adına yapılan terör ve şiddetin, islamla alakası ve yeri varmıdır?
=> Islam, kelime anlamı ve günümüzde, müslüman ülkelerde yaşanan islam...

=> Kırklar
=> Kurban erkanı
=> Kerbela şehitleri
=> Kırklar Cemi nedir?
=> Kur-an’ı Kerim'le ilgili
=> Kelime-i Tevhid ve anlamı
=> Kal-u Bela ve Bezm-i Elest

=> Kimlere, Seyyid ve Alevi denir?
=> Kulun mirac-ı, insana hizmettir...
=> Kutsal mekan - Türbe, ziyaretleri.
=> Kim yolun ilim, irfanını daha iyi biliyor?
=> Kur’an-ı Kerim, insanların ahlak anayasasıdır
=> Kur’an-ın özeti; Eline beline diline, sahip olmaktır.
=> Kandil veya Özel Geceler, islam dininde yeri var mıdır?
=> 
Kızılbaşlık, Hakk ve hakikat yoluna; Kan ve can ile verilen ikrardır.

=> 
Mirac-Veda ziyareti.

=> Muhabbet-Irşad, cemi.
=> Miraç ve miracın anlamı.
=> Müsahiplik ikrarı ve amacı.
=> Mezhep, manası ve çıkış tarihi...
=> 
Manevi yolun ikrarı, Edepli olmaktır.
=> 
Muhammed Ali ve Ehli Beyt’ine dua ile selam olsun.
=> Muharrem ile On İki Imam ayları arasındaki fark, nedir?
=> Muhammede Ali yolu; Insanlığın, birlik ve beraberliğin yoludur.

=> Nikah erkanı
 

=> Neden mi Aleviyiz?
=> Niyaz, kelime amlamı.
=> Namaz nedir, ne değildir?
=> Namaz kılsan, kılmayana dokunma...
=> Neden, Alevilerde kabe Kamil-i Insan’dır?
=> Niçin, neden Aleviyim ve neden hor görüldüm?

=> On yedi Kemerbestler
=> On Dört Masum-u Pak.
=> Orucun anlam ve önemi
=> On iki Imam, isimleri ve mezarlarının yerleri.
=> Okunmasını tavsiye ettiğimiz Alevi din kitapları
=> On Iki Imam’lar, kimler tarafından şehit edildiler?
=> Oniki Imam ile Muharrem ayı, matem ve oruç erkanı

=> 
Ölmeden evvel, ölmek.

=> Pençe-i, Ali Aba.
=> Peygamberlik devri.....
=> Pir ile talip, neden evlenemezler?
=> Perşembe gecesi, Alevilerin cem ve muhabbet gecesidir.

=> Rızalık, anlamı ve türleri…

=> Resul ve Nebi peygamberler...
=> 
Rıza lokması(Hakkullah) ve anlamı.

=> Semah ibadeti
=>Secde’nin, anlam ve amacı.
=> Sırat-ı Mustakim (Doğru yol)
=> Seyyid ve Seyyidliğin anlamı.
=> Seyyidlerin, başlıca nitelikleri.
=> 
Seyyidlerin, toplumsal görevleri...
=> Semboller ve Zülfikar’ın, tarihsel işlevi...
=> Seyyidiye(Ana), Pir postuna oturabilir mi?

=> 
Şahı Velayet, anlamı.

=> Şahı Merdan Ali'ye saydılar bizi...
=> Şia, Șiilik, Alevilik kavramları ve manaları…


=> Tevella ve teberra

=> Tasavvuf, anlamı.
=> Turna kuşunun kutsallığı

=> Üç soru, üç cevap.
=> Üç Sünnet, yedi Farz.

=> Velayet sıfatı-makamı
=> Vahdetname – Edip Harabi
=> Velayetname’de beş taşların şahitliği

=> Yol bir, sürek binbir.
=> Yol cümleden uludur! 
=> Yola nasıl talip olunur
=> Yüzü suyu hürmetine, anlamı.
=> Yaratılanı severim, yaratan'dan ötürü.
=> Yazılı kaynak bırakmamaya özen gösterilmiştir
=> Yolumuz Muhammed Ali yoludur, başka yol bilmeyiz

=> Zekat ve anlamı

=> Zahir-Batın ilmi, nedir?
=> Zakir, bağlama ve nefeslerin, anlam ile önemi…

 

ASHABIN EVLİLİK ÇILGINLIKLARI

 


ASHABIN EVLİLİK ÇILGINLIKLARI

ashab
Hep okuruz, Ashab-ı Kiram’ın örnek hayatı vs. diye.
Gerçekten örnek olmuşlar mıdır?
Yoksa birbirlerinin kızlarını alarak bir saadet zinciri mi kurmaya çalışmışlardır?
Forumlarda peygamberin eşlerini, cariyelerini bol bol okuduk. Nerdeyse artık ezbere sayacağız adlarını. Zamanında ise Hatice anamız, Ayşe anamız diye yutturulurdu hepimize. Sanırdık ki 2 eşi var. Biri ölünce öbürünü almış diye bilirdik. Meğer neymiş Muhammed Hazretleri..
Hala öyle biliyor çok büyük çoğunluk. Hadi farzedelim ki peygamber koruma için, şefkat için, onore etmek için, siyasi vs. nedenlerle böyle çok evlendi. Peki ama diğerlerine ne oluyor?Halife Ömer peygamberin kızının kızını nikahlayarak, hem de 60 yaşında ve 12-13 yaşında bir kızı alarak herhalde peygamber sünnetini yerine getirmiş oluyordu.
Ebebekir’in kızı Muhammed’e, Muhammed’in kızı Osman’a, Ömer’in kızı Muhammed’e, Muhammed’in kızı Ali’ye, Ali’nin kızı Ömer’e vs. vs. tam bir cümbüş.“Ömer adaleti” diye adaleti simgeleştirmiş olan müslümanlar, bu adalet anlayışlarının içinde bu konuyu da kıstas olarak alıyorlar mı acaba? Eminim büyük çoğunluk bilmiyordur.
Bence bu işin içinde başka iş var. Ne olabilir?
Bir insan böyle hassas bir konuda kendini alçaltmaz.
Hele de topluma önder olan, topluma örnek olması gereken insanlar, bir dini temsil eden, dinin başında olanlar böyle toplumun nefretini kazanacakları bir konuda nasıl zaaf içinde olabilirler?
Bu davranışları, küçük kızlara meyilleri Allah’tan mı? Yoksa şeytandan mı?
Ya da nefislerinden mi?
Yoksa peygamberle akraba olmuş olmak için mi?
Cesaretiyle, yiğitliğiyle tanınan Ali nasıl olur da kızını Ömer’e verir?
Bu evlilik Fatma oldükten yıllar sonra gerçekleşiyor. Bu arada Ali kimlerle evlenmiş acaba?
Sanki birisinden cesaret alıp hepsi aynı yolda devam etmiş.
Osman’ın peygamberin 2 kızıyla birden evlenmesi nasıl izah edilebilir?

Biz bunları yazarken ve sorarken müslüman arkadaşlar gücenecek, rencide olacak diye sıkılırken bu işleri yapanlarda hiç sıkılmak yok muydu?
Hiç mi düşünmediler geleceğin müslümanları bizim bu çılgınlığımıza ne diyecek, bunları nasıl izah edecek diye?

Arif Tekin’den:
Kısa tutmak için bir kısmını atlıyorum:
ÖMER KIZCAĞIZIN ETEK ALTINA BAKIYOR:Şimdi yeniden Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’e dönelim: Az önce izahına çalıştığım gibi, Ömer bu kızla evlendiği zaman kızcağız ancak 9–10 yaş civarındaydı. Ömer ise, yaklaşık olarak altmış 60 yaşlarında.Peki, Hz. Ali nasıl oldu da bu yaştaki çocuğunu Ömer’e verdi?
Olay şöyle gelişiyor: Ömer bir gün Ali’ye, “Kızın Ümmü Gülsüm’ü bana ver ki, Muhammed’le olan akrabalığım daha da pekişsin diyor”Önce Ali “Kızım hem küçüktür, hem de büyüyünce onu ağabeyim Cafer’in çocuklarından birine vermeyi düşünüyorum” diyerek kabul etmiyor.

Ancak Ali sonunda bir yolu bulunarak bu evliliğe ikna ediliyor. Bunun nasıl olduğu konusunda değişik görüşler olmakla birlikte en akla yakın olanı Ömer’in Halife olarak elindeki gücü kullandığıdır. Güvenilir bazı İslami kaynaklar, Ömer halife olduğu için Ali’yi tehdit ettiğini, bunun sonucu olarak Ali’nin buna rıza göstermek zorunda kaldığını yazıyorlar.
Bana göre en mantıklı olanı da budur.

Benzer yorumlar üzerinde durmadan sadece İslam’a göre sağlam diye bilinen kaynaklara bakarak bu olayı aydınlatmak mümkündür. Elimizin altında var olan bu bilgiler, konunun aydınlatılması için yeterli.

Olaya ilişkin İslami kaynaklarda var olan bilgileri kısaca özetleyelim: Ömer Ali’yi ikna edince sıra Ömer’in kızı görmesine gelir. Ali kendisine, “O zaman ben sana kızı bir aba ile birlikte göndereyim; güya sana o abayı hediye ediyorum. Şayet kızı beğenirsen ona, ‘Aba güzeldir, beğendim’ de, ben de onu sana nikâhladım” diyor. Yani, burada kıza bir oyun oynanıyor.

Kız Ömer‘in yanına varınca, Ömer hiç abaya bakmadan direkt olarak kızın fistanını kaldırıp etek altına bakıyor. Onun bu davranışına karşı kız kendisine, “Eğer sen halife olmasaydın burnunu kırardım” diyor ve dönüp eve gelince babası Ali’ye, “Baba sen beni ne kötü bir adama gönderdin! O hiç abaya bakmıyordu; sadece bana bakıyordu ve fistanımı kaldırdı” diye anlatıyor. Ali ise buna karşı kendi kızına, “ Kızım, ben seni onunla nikâhladım, o artık senin eşindir” diyor ve böylece bu zavallı çocuk o andan itibaren Ömer’in hanımı oluyor.

Çoğu kaynaklarda “Kız henüz ergenlik çağına gelmemişti” ifadesi de var. Zaten aşağıdaki kaynakların çoğunda bu ifade vardır. Bu fistan kaldırma, bu senaryo çok vahşi bir olay olduğu için, okuyucunun kafasında şüphe kalmasın diye İslam tarihinde kabul görmüş bir sürü kaynak aşağıya alıyorum.

Ayrıca bu evlilik sonucu Ömer’le Ümmü Gülsüm’den Zeyd ve Rukiye adlarında iki çocuk dünyaya geldiğini, aşağıdaki kaynakların tümü yazıyor. İşte cahil halkın bilmediği ve adaleti ve kendisine ’Adaletin kılıcı’ dedikleri Ömer böyle bir Ömer’dir işte. Bu, onun halk nezdinde bilinmeyen yönlerinden küçük bir vahşet örneğidir. Çünkü inananların bilmediği buna benzer daha nice vahşet örnekleriyle, dosyaları doludur.

Kaynaklar:

TDV. İslam Ansiklopedisi,12/219;
İbni’l Cevzi, Sıfat-i Safve, 1/152;
Askalani, İsabe, no:5740,11583, Tehzib-i Tehzib, no:2860-12/468;
İbni Abdi’l Berr, İstiab no: 1878, 4057;
Halebi, İnsanü’l Uyun, 3/367;
Zehebi, Sireti Alam..,2/119;
Ali Nasıf, “Tac” Fedail kısmı, dipnotta, 3/378
İbni Sad, Tabakat, no: 6420.
Kandehlevi, Hayat-i Sahabe, Ahmet Meylani terc. 3/319 ve devamı Kenz.., 8/291’den alıntı.
Zehebi, “Tarihi İslam” 2/254 Müaviye bölümünde, Sireti Alami Nübela, 2/500-502, el-İber, 1/16.
Prof. İ. Canan, Kütüb-i sitte, 15/527
Askalani, İsabe, no:12233
İbni Beşkeval, Gavamıd.., 2/787..
İbni Abdi’l Berr, no:4204;
İbni Esir, Üsd, no:7578 8-
ibni İshak, terc. Sezai Özel, 311-12 9-
Ömer Rıda Kehhale, Alami Nisa, 4/255
Halit A. Rahman, Mevsuatu Uzemain Havle’r-Resul, 3/2170
Muhibbüddin Taberi, Riyadü’n-Nadre, 2/80… ve Semti Semin, 133
Diyarbekiri, Tarih’ül Hamis, 2/251- 2/284..
İbni Küteybe, el-Maarif, 58..
Buhari, megazi, 22;
Yakubi, 2/40;
Salihi, Ezvaci Nebi, 214;
İbni Esir, el-Kamil, 2/537, 3/54, 3/206;
Ali-Naci Tantavi, 363.
İbni’l Cevzi, Sıfat-i Safve, 1/142,162,2/5, el- Mücteba.., 97;
Semhudi, el-Musannaf..no.10354; Şevkani, Derrü’s-sahabe, 549;
Taberani, Mucemi Kebir, 9/173 Ehli Beyt bölümü;
Taberi Tarihi, 5/19,6/69;
İbni Sad, Tabakat, no; 4620;
Zehebi, Tecrid-i Esma, no:4049;
Endülüsi, Ikdü’l Ferid, 4/365, 6/89..;
İbni Asakir, Tarihi Medineti Dımaşk, 3/179;
İbni Habib, Muhabber, 53,56,101, 399,437…;
Hindi, Kenz. no: 37586 ..;
Hakim Müstedrek, 4/142;
Mahmut Halebi, 125;
Halil Cuma, Nisaü Ehli’l Beyt,659;
M.Sait Mübeyyed, Mevsuat, 188-91;
Beyhaki, Delail-i Nübüve, 7/283;
Hafız Temimi, Kitabü’s-Sükat,2/216 vs

Halife Ömer’in, kızı karşılığında Ali’ye 40.000 dirhem ödediği söylenir:

Muhammed İbn İsahk’ın beyanına göre, halife Ömer b. Hattab, Hz. Ali’den Hz. Muhammed’in kızı Fatıma’dan olma kızı Ümmü Gülsüm’ü istemiş; Hz. Ali’de kızını ona vermiştir. Ömer b. Hattab, bu evlilik için 40 bin dirhem başlık ödemiştir. Ümmü Gülsüm’den Zeyd ve Rükiyya adlarında iki çocuğa sahip olmuştur. Kaynak: Muhammed İbn İsahk (M. 704-769) Siyer, sa.311-312 A.Y.

Halife Ömer’in 7 eşi ve 2 cariyesi olduğu rivayet edilir.

Şunu bir hakikat olarak söylemek lazımdır ki, mevcut ve mevsuk en eski kaynaklara göre, halife Ömer b. Hattab, müslüman olmadan önce Zeynep, Müleyke ve Kureybe adındaki hanımlarla evlenmiştir. Müslüman olduktan sonra Ümmü Hakime, Cemile, Ümmü Gülsüm ve Atike adındaki hanımlarla evlenmiştir. Ayrıca Bahiyye ve Fekihe adında iki caryesi de vardı.

Kaynak: Taberi (M.839-923) Tarih-i Taberi, c.3, sa.135-137 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234) El-Kamil, c.3, sa.59-60 B.Y.

İbnü’l-Esir, Taberi’ye itifak ederek aynı malumatı verir.

Müslümanlar Ali’nin sadece Fatma ile evli olduğunu sanırlar, hatta Aleviler bile.
Çünkü genelde torunları Hasan ve Hüseyin’den bahsedilir.
Ama durum öyle değildir.

Taberi’nin beyanına göre, Hz. Ali şehit olduğu gün 14 erkek çocuğu ve 17 tane de kız çocuğu hayatta idi. Hz. Ali’nin nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed b. Hanefiyye, Abbas ve Ömer adlı oğullarından yürümüştür.

Kaynak: Taberi (M.839-923) Tarih-i Taberi, c.3, sa.217-219 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234) El-Kamil, c.3, sa.404-405 B.Y. İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma.Ali M.E.B.Y.

Muhammed hazretleri sağlığında Ali’nin evlilik isteklerini reddetmiş, Fatma sağken başka kadınlar almasına engel olmuştu.

Misver b. Mahreme’dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
Hz. Muhammed’in minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim:
“Hişam b. Muğire oğulları, kızlarını Ali b. Ebü Talib’e nikahlamak hususunda benden müsaade istediler. Müsaade etmem, gene müsaade etmem, gene müsaade etmem, Ancak Ebü Talib’in oğlu (Ali), benim kızımı boşayıp onların kızıyla evlenmek isterse o başka! Çünkü Fatima benden bir parçadır. Onu kuşkulandıran beni de kuşkulandırır ve onu üzen de üzer.”

Kaynak: Sünen-i Tirmizi, hadis No: 4121,Y.E.Y.

“Ali, bu kadar çocuğu kimden yapmış?” diye sorarsanız, tabi ki sadece Fatma’dan değil.
Bu 14 erkek, 17 kız ise sağ kalanlar. Küçük yaşta ölenler dahil değil.
Ali’nin eş sayısının 10’dan fazla olduğu tahmin ediliyor.
Bilinen eşlerinin isimleri şöyle rivayet ediliyor:

1. Fatma 2. Ummu’l-Benin binti Haram el-Kellabiye 3. Leyla binti Mesud 4. Esma binti Umeys
5. Sahba 6. Umame 7. Havle binti Cafer 8. Ümmü Said 9. Mahabba

Bu sayıya bakıp da çok görmeyin.
Hiçbiri eş sayısında Muhammed hazretlerine yetişememiştir ama torunu Hasan hariç.
Hasan dudak uçurtacak sayıda eşe ve cariyeye sahiptir.
Eş sayısının 100, cariye sayısının 200-300 civarında olduğu rivayet edilir.
Alır alır boşarmış. Tam keyfi bir durum.
Sürekli alıp boşaması yüzünden çok boşayan anlamında Mıtlak ismiyle anılır olmuş.
Hasan’ın peygamber dedesine çektiği söylenir.
Bu çok boşaması nedeniyle babası Ali’nin şöyle söylediği rivayet edilir:

“Kufeliler, Hasan’ı evlendirmeyin, (ona kız vermeyin) Çünkü o çok boşayan bir adamdır. (racülün mıtlak)” Bunun üzerine Hemedanlı birisi şöyle demişti: “Mutlaka onu evlendireceğiz. O razı olduğunu (nikâhında) tutar, razı olmadığını boşar.”
Heytemi, s. 136- 137. (İbn-i Sad’ın Tabakat’ından) ; Ebul- Fida, İsmail b Ömer, el-Bidaye, I- XIV, Mısır ty, VIII, 38; Yakubi, Ahmed b. Ebi Yakub, Tarihu’l- Ya’kubi, I-II, Daru’s- Sadır, Beyrut 1960, II, 228.

Bu sayıların abartılı olduğu, 13 eşi, 23 çocuğu olduğunu öne sürenler de vardır.

Ashabın cariyelerinin yanısıra çok sayıda eş sahibi olmalarının nedeni acaba Kur’an’daki Nisa-3 ayeti olabilir mi?
Bu ayet hep şöyle anlaşılmıştır:
“Dört kadınla evlilik yapabilirsiniz ama sizin için doğru olan tek kadınla evliliktir.”
Acaba öyle mi?

Bakalım ayet tam olarak ne diyor:

Nisa-3. Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.
Fakat, eğer adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile veya elinizin altındaki sahip olduklarınızla yetinin.
İşte bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Yetimler konusunda adalete riayet edememekten korkulmazsa ne olacak:
O zaman istenildiği kadar kadın alınılabilir. 10, 15, 20 hatta isterse daha fazla.
Çünkü müfessirlere göre; bu ayetten önce insanlar çok sayıda kadınla evlenirlermiş ve aynı zamanda yetim malı yerlermiş. Ayet yetim malı yemekten korkanlar için bir çözümmüş.
Yine deniyor ki çok sayıda kadına adaletli davranamamaktan korkuyorsanız, tek kadınla evlenin.

Şimdi mümkün mü hiç erkeklik havası atan ve hatta bunu şeref meselesi yapanların “adaletli davranamam” diye çekinmesi?
Ayet korkak, pısırık ve de kılıbık erkekler için geçerli. Taş fırın erkekleri için değil.
Kendine güvenen erkek yetimlerin adaletine riayet edeceğini düşünür ve kadın sayısını 4’le sınırlandırmaz ve 8-10-15 kadının üstesinden gelir. 

Serdar Kaangil

HASAN SABBAH EFSANESİ HAŞHAŞİLER


HASAN SABBAH EFSANESİ



HAŞHAŞİLER

 Tarihin en gizemli dini liderlerinden biri olan Hasan Sabbah’ın doğum tarihi kesin olmayıp, kimilerine göre 1035, kimilerine göre 1052 yılında İran’da Şia’nın kalesi sayılan Kum kentinde doğduğu rivayet edilir. Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari’dir. Kurduğu örgüt “Haşhaşiler” olarak tanınır. 

 Hani şu Gülen cemaati için RTE’nin benzetme yaptığı Haşhaşiler. 
 Hasan Sabbah, Yemen taraflarından İran’a göç etmiş Şiî bir aileye mensuptu. 
Genç yaşta Şiiliğin uç inançlarından olan ve Hazreti Muhammed’in torunu İmam Caferu’s-Sadık’ın oğlu İsmail’i ”imam” kabul eden İsmailiye mezhebine girdi. 
Sıkı bir eğitim gördü ve uzun seyahatlerle dolu bir gençlik yaşadı. İsmailî inançlarını yaymak için Şam’dan Horasan’a kadar defalarca gidip geldi. 
Sünniliğe, Abbasi halifeliğine ve Selçuklu devletine karşıydı, hayalinde bunları yıkmak vardı. 
Bu düşünceleriyle Karmatileri hatırlatıyordu. 
Karmatilerle ilgili yazımız için: https://panteidar.wordpress.com/2010/04/29/erken-islam-komunculeri-2/ 1078 yılında gittiği İsmaili mezhebinin en güçlü olduğu Mısır’da 3 yıl dönemin ünlü alimlerinden eğitim aldı. 
1081 yılında İsfahan’a döndü ve 10 yıl boyunca örgütlenme çalışması yaptı. Selçuklu Devleti ile savaşmayı kafasına koymuştu. Kendisine korunaklı bir yer gerekiyordu ve 1090 yılında müridleriyle Hazar Denizi’nin güney kıyısındaki sarp kayalıklarla kaplı Alamut Kalesini aldı. Hasan Sabbah’ın buraya vardığı sırada kale, Zeydilerden Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dâîlerini(davetçiler) yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut’ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. 
Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır: 
 Ve sonra Kazvin’den Alamut Kalesi’ne bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dâînin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dâî yenilgiye uğramış gibi göründü ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. 

 4 Eylül 1090 günü kale teslim alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi’ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. 

Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşiler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. (Bernard Lewis, Alamut Kalesi ve Hasan El Sabbah) Alamut kalesiydi. Kale, dışa kapalı ve verimli bir vadiye hakim bulunuyordu. “Uzunluğu 54 km, eni ise en geniş yerinde 5,4 km olan bu vadiye Alamut ırmağından, dik ve çıkıntılı kayalar arasından dar bir boğazdan giriliyordu. Daha sonra dar ve dolambaçlı bir yol, vadinin üzerinde, onlarca metre yükseklikte oturmuş olan kaleye ulaşıyordu. Hasan Sabbah için Alamut’tan iyisi bulunmazdı. Artık, Alamut’un hükümdarı olan Sabbah, ölünceye kadar, yani 35 yıl boyunca kaleden dışarıya hiç çıkmadı. 



Ama Alamut kalesiyle kalmadı, yakın çevreden başlayarak stratejik önemi olan kaleleri zapt etti ve hakimiyet alanını genişletti. Arapça Aluh-amud Kalesi anlam olarak “Kartal’ın Öğretisi” ya da “Cezalandırma Yuvası” idi. Batılılar bunu “Kartal Yuvası” olarak çevirip kullandılar. Sabbah kaleyi restore edip, bölgeyi ağaçlandırdı, cennet gibi bir bahçeye çevirdi. Çevreye gözetleme kuleleri yaptırdı, kanallar açtırdı, havuzlar ve oluklardan dereler inşa ettirdi, gıda stokları için ambarlar yaptı. Muazzam bir kütüphane kurdu, öyle ki dönemin alimleri büyük ilgi gösterdiler, Sabbah tarafından misafir edildiler. 

 Alamut’ta mükemmel bir düzen ve çok sıkı bir disiplin oluşturulmuştu. Sünni kesim, şarap içmenin serbest olduğunu ileri sürerek karalamaya çalışsa da, kaynaklar Alamut’ta içkinin kesinlikle yasak olduğunu ve içenlerin ölümle cezalandırıldığını yazar. Hatta oğullarından birini şarap içtiği için idama mahkum ettiği, annesinin tüm yakarmalarına rağmen infaz edildiği iddia edilir. 

Bir oğlunu da birine haksızlık sebebiyle araştırıp soruşturmadan idam ettirdiği, daha sonra asıl suçlunun bulunduğu ve onun da idam edildiği iddialar arasındadır. Kendi oğullarını bile acımasızca cezalandırmasının kale halkı ve fedaileri arasında korku yarattığı, kurallara bağlılığı, ahlak ve erdem çizgisinden ayrılmamaya özen göstermeyi sağladığı yazılmıştır. Hasan Sabbah’a karşı duyulan korku, saygı ve aşırı sevgi, onun her sözüne uymayı, her isteğini yerine getirmeyi, öl dese ölecek kadar emrine amadeliği yaratmıştır. 

Bu bağlılık kale dışındaki insanlara da yayılmış, kendiliğinden ajanları oluşmuş, olumlu-olumsuz her haberi kaleye ulaştıranlar ortaya çıkmıştı. Selçuklu Sarayında bile Hasan Sabbah’ın gizli müritlerinin çoğaldığı, herkese “Hasan Sabbah’ın adamı” kuşkusu ile bakılır hale gelindiği rivayetler arasındadır. Bu oluşumdan Alamut Devleti ve Nizari İsmailiye Devleti olarak da bahsedilir. Nizarilik, İsmailiye Mezhebinin alt kollarından biridir. 

 Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam Hasan Sabbah, Nizamülmülk ve Ömer Hayyam’ın sınıf arkadaşı olduğu ileri sürülür ve öğrencilikleri sırasında aralarında yaptıkları bir anlaşmaya göre; hangisi önce başarı kazanırsa diğerlerine yardım edecektir. Nizamülmülk vezir olmuş ve ikisine de valilikler önermiştir. Ancak Hayyam valilik yerine kendisine bir emeklilik maaşı bağlanmasını, Hasan ise sarayda daha yüksek bir mevki istemiştir. Hasan saraya alınmış ama çok geçmeden vezirlik makamına göz dikmiştir. Nizamülmülk bu emeline engel olduğu ve aleyhinde sözlerle itibarını zedelediği için intikam almak istemiştir. 

Bu iddia da günümüz araştırmacılarının çoğu tarafından aralarındaki 30 yıla varan yaş farkı gerekçe gösterilerek reddedilir. Ancak çocukluk arkadaşı olmasalar da aynı dönemi paylaştıkları kesindir ve aralarında yakın ilişkiler olması kuvvetle muhtemeldir. Hasan sabbah’ın Stratejisi ve Eylemleri Hasan Sabbah Selçuklu Devletine karşı mücadelesini suikast ve imha stratejisi üzerine kurmuştu. Bir yandan kendisine karşı yapılan saldırılara karşı misilleme ve hasımlarına gözdağı verme amaçlı siyasi cinayetler yapıyor, diğer yandan etkili bir propaganda ile gücünü büyütüyor, taraftarlarını çoğaltıyordu. 

 Meydan savaşlarını kesinlikle düşünmemiş ve düzenli ordu kurmaya girişmemişti. Alamut kalesinin alınmasıyla birlikte Nizamülmülk Sabbah’a karşı saldırı başlattı. Nazirilerin kökünün kazınması için ne gerekiyorsa yapılması talimatı vermiş ancak 4 ay süren saldırılarda hiçbir başarı elde edememişti. Nizamülmülk’ün bu saldırıları onu ilk hedef haline getirdi. Sufi kılığına giren Ebu Tahir adlı bir fedai tarafından tahteravınında hançerlendi ve ertesi günü hayatını kaybetti. 

Nizamülmülk’le başlayan suikastler Nazirilerin yok edilmesini isteyen ve bunun için çalışan birçok hükümdar, halife, prens, general, vali, kadı ve din adamlarının da bulunduğu onlarca kişinin öldürülmesiyle devam etti. Siyasi cinayetler genelde önemli konumda bulunan tanınmış kişilere karşı ve kalabalık ortamda işleniyordu. Seçilmiş fedai öldürülecek olan kişinin yakınına kadar sokuluyor ve Hasan Sabbah lehinde bir slogan atarak hançerini saplıyordu. 

Olayın ardından kaçma girişiminde bulunmuyor ve korumalar tarafından linç ediliyordu. Uzmanlar bunu Haşhaşilerin eylemlerine ayinsel bir hava katmak ve insanları korkutma, etkileme amacıyla bu şekilde yaptığını düşünmektedir. Fedailerin bu cesur ve sadık tavrına anlam verilememesi bu konuda birçok senaryonun uydurulmasına sebep olmuştur. En çok uydurulanlardan biri fedailere uyuşturucu kullandırtıldığı, diğeri ise Alamut’ta cennetin bir benzerinin oluşturulup hurilerle doldurulduğu ve fedailerin bununla kandırıldığı idi. 

Ancak bunlar hakkında hiçbir kanıt ortaya konulamadı ve uydurma olduğu zamanla anlaşıldı. Haşhaşilik Hasan Sabbah’ın adamlarına ve Naziri tarikatı müritlerine Haşhaşi denmesi 19. Yüzyıla kadar batı dünyasında tartışma konusu olmuştur. 

Haşhaş” kelimesi Arapça’da “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelir. Zamanla uyuşturucu Hint kenevirine de bu ad kullanılır olmuştur. Haçlı Seferleri kayıtlarında da kendilerine saldıran Sabbah’ın fedailerinin “assasini, assissini, heyssisini” gibi sözcüklerle adlandırılması haşhaşi kelimesi ile benzerliği nedeniyle ilişkilendirilip özdeşleştirilmiştir. Assasian sözcüğü batı dillerinde “suikastçi, kiralık katil” anlamındadır. 

Haşhaşi adı ile haşhaş içip adam öldüren anlamı oluşturulmuştur ki Sabbah’ın adamlarının haşhaş kullandığına dair hiçbir belgeye, hiçbir kayda rastlanılmış değildir. Dahası belgelerde Haşhaşi adının İran’daki Nazirilere kullanılmadığı, Suriye’dekiler için kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Hasan Sabbah’ın adamlarının Haşhaşiler olarak adlandırılmasında Marco Polo’nun seyahatnamelerinde yazdıkları etkili olmuştur. 

1273 yılında İran’dan geçmiş olan Marco Polo’nun seyahatnâmesindeki hikaye kısaca şöyledir: “Kendi dillerinde şeyhlerine “dinin büyüğü” anlamına gelen Alaeddin diyorlardı. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı. Dağın şeyhi müridlerinin gerçekten cennette olduklarını zannetmeleri için burayı Muhammed’in cennet tasvirine benzetmişti. 

Bizim yaşlı adam dediğimiz bu efendi fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar halinde bahçeye taşıtıyordu. Gerçekten cennete gittiklerini zanneden müridlerini bir göreve göndereceği zaman şeyh “Gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir.” diyordu. Şeyh’in cennetine geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.” Ancak Orta Çağ İslam tarihi konusunda dünyanın önemli üniversitelerinde görev yapan uzman tarihçiler erken dönemlerde ortaya çıkan, geniş bir alana yayılmış olan ve bazı tarihi roman yazarlarının eserlerini süsleyen bu sıra dışı cennet bahçeleri hikayesinin neredeyse tamamen gerçek dışı olduğunu belirtmektedir. 

 Hasan Sabbah alimliğinin yanında oldukça zeki bir lider ve çok iyi bir politikacıydı. Akıl dolu eylemleri ile Büyük Selçuklu Devletini zayıflatmayı başarmış ve taht kavgalarına neden olarak hükümdarlığı sarsmıştı. Sabbah’ın dini konumlanışı da önemli bir noktadır. Kendisini ne imam ilan etti ne de mehdi. Bunu yapsa inananı çok olurdu ama yapmadı. Hasan Sabbah; hayatı boyunca teolojik, politik ve askeri alanlarda, her ne yaptıysa hiçbir zaman geri adım atmadı. Hep soğukkanlı, planlı, akılcı davrandı. Hedeflerini her zaman iyi tanımladı. 

Sabbah, öncülü ve ardılı birçok Batıni hareketin aksine, direnişi bütün unsurlarıyla ortaya koyabildi ve bunları kullandı. Tüm yaşananlara rağmen dervişliğinden de, politik önderliğinden de asla ödün vermedi. Gerek Sabbah zamanında gerekse ölümünden sonra Naziriler Abbasilere, Selçuklulara, Eyyübilere, Zengi Atabeylerine, Memlüklere ve de istilacı Haçlılara karşı direnmiş ve başarılı olmuştu. 

 Hasan Sabbah 1124 yılında yakalandığı hastalıktan kurtulamadı ve Alamut Kalesinde eceliyle öldü. Ölümünden sonra 32 yıl daha Naziriler varlıklarını ve Alamut’taki egemenliklerini devam ettirdiler. Ta ki Hülagu Han’ın komutasındaki Moğol ordusunun istilalarına kadar. 1256 yılında Alamut Kalesi, 1258 yılında Lemeser Kalesi ve 1270 yılında Girduh Kalesi boşaltılmış, Moğollar başta Alamut Kalesi olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. 

 Haşhaşilerden alınması imkânsız Alamut Kalesini normal koşullarda asla ele geçiremeyeceğini anlayan Hülagü, bazı bilim adamlarının da önerisiyle kalenin altına tüneller açtırıp petrol ile doldurtarak kalenin bulunduğu tepeyi gerçek bir bombaya dönüştürdü. Belki de Moğolların ele geçirmeyi rüyalarında bile göremeyecekleri bu kaleyi petrol doldurulan tüneller ateşlenip patlatılmak suretiyle imha ederek ele geçirdiler. Sünni İslam’ın başındaki 166 yıllık Haşhaşi belası Moğollar sayesinde böylece son buldu. 

 Kaynakça: Peter Willey, Alamut Kalesi, Haşhaşiler, Hasan Sabbah ve Fedaileri Bernard Lewis, Alamut Kalesi ve Hasan El Sabbah Farhad Daftary, İsmaililer, Tarihleri ve Öğretileri Hasan Sabbah Gerçeği/ Eşitlikçi Dervişan Cumhuriyetleri, Faik Bulut
 *************************************************** 

 İLK İSLAM KOMÜNCÜLERİ KARMATİLER 
 İslamiyet ilk dönemlerinden itibaren siyasi ve mezhepsel çekişmelerle hatta iç savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. Hz.Muhammed’in ölümüyle başlayan iktidar mücadelesi sonrasında Hulefa-i Raşidun denilen 4 halife döneminin 3 halifesi cinayete kurban gitmiştir. Cemel ve Sıffin savaşları, Harra ve Kerbela katliamları iç savaşlar için tarihi örneklerdir. 

Daha İslam’ın ilk asrı tamamlanmadan, siyasi çatışmalar, toplumsal hareketlenmeler ve halk ayaklanmaları yükseldi. Bu hareketlenmelerin ilk çıkış nedeni Ehlibeyte yapılan zulüm ve katliamlardı. Ezilen, hakkı yenilen ve rejime muhalif tüm kesimler, Ehl-i Beyt davası güden Şia ve alt fırkalarında toplandılar. Ehl-i Beyt davası adına ortaya çıkan, Emevilere karşı , bu kesimlerle ittifak kurarak iktidarı ele geçiren Abbasiler, mazlum halkların beklentilerini gerçekleştirmediler. Halka sırt dönüp, zalim ve despot bir düzen kurdular. 

Bu süreç, halkın daha radikal eğilimler göstermesine neden oldu. 
 İsmaililer 8. yüzyılın ikinci yarısından sonra Şia içinde ılımlı-radikal ayrışması yaşandı. İslama karşı tutum alan radikal İsmaili akımı ortaya çıktı. Ilımlı Şiiler, bu gelişen radikal hareketi Batınilik olarak görerek reddettiler. İsmaili hareketi, direk Abbasi yönetimini hedef alarak yeni bir İslam düzeni alternatifiyle ortaya çıktılar. Diğer Batıni hareketlerde olduğu gibi İsmailiye’de de mehdilik-mesihçilik inancı hakimdir. 

 Kaim adını verdikleri bir gizli imamın geleceğine inanırlardı. İnançlarına göre peygamberler içinde natık (konuşan) olanlar vardır ve bunların her biri kendi şeraitini getirmiştir. Her gelen öncekinin şeraiti iptal etmiştir. Kaim de natık peygamberlerdendir ve öncekilerin şeraitini ortadan kaldıracaktır. 

Önceki natık peygamberlerin Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed olduğunu söylerlerdi. Kaim, bunların 7.si olacaktı ve yeni bir düzen kuracaktı. Yani ismaili akımın kurtuluş inacında Kaim vardı. İlk dönem İsmailileri tarafından hareketlerinin adı dava, davaya katılanlar da Dailer olarak adlandırılmıştı. 

Dâîler, eylemlerini Irak, Pers, doğu Arabistan ve Yemen topraklarına yaymaya başlamışlardı. Dailer, Müslümanları onları kurulu düzenin adaletsizliklerinden kurtaracak ve Ehl-i Beyte yeniden hilafeti kazandıracağını söyledikleri İsmaili İmam Mehdi ile dayanışma yapmaya davet ediyorlardı. İsmaili Dailerin bu daveti başarıya ulaşmış ve Hicri 2.yüzyılda Kuzey Afrika’da ilk Şii devleti olan Fatımi devletini kurmuşlardı. (910)

 Karmatiler Karmat ya da Karmatî kelimesinin menşei hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Öyle anlaşılıyor ki bu kelime adını tarikatın kurucusu olan Hamdan b. Karmat’tan almış olmalıdır. Ancak bu sahsın adının Hamdan b. Eş’as olduğu da rivâyet edilmektedir. 

Kûfe yakınlarında kendi başına derviş hayatı yaşayan ve hamallıkla geçinen Hamdan, halkın yoksulluğu ve Abbâsîler’in ülkede meydana getirdiği baskıdan dolayı “ortak mülkiyet” anlayışını amaç edinen bir tarikat kurdu. 

Zenginlerin malını paylaşmayı ana ilke olarak benimseyen bu tarikat, kısa sure içinde bütün Irak’ta yayıldı. Görünüşte dini, gerçekte ekonomik bir hüviyet taşıyan bu tarikatın politik düşünceleri de vardı. İslâm Dini’nin getirdiği kuralların birçoğunu gereksiz sayıyor, özellikle Mazdekçiliğin görüşlerine uygun düşünceler ileri sürüyordu. (Neşet Çağatay, Ahilik, 66) 

 Abbasilerin despot yönetimine karşı gelişen hareketler içinden en sistemli inanç kılıflı ideolojik ürün M.S. 983’te yazıldığı tahmin edilen İhvan-ül Safa Risaleleridir. Eşitlikçi düşünceler ve sistem karşıtı düşüncelerini Basra ve Bağdat gibi merkezlerde geliştirdiler. İhvan-ül Safa hareketi İsmaillilikten, Manicilikten ve Zerdüştlükten etkilenmiştir. Kişisel kurtuluş ve arınmadan ziyade, toplumsal kurtuluş ve yeni düzen anlayışı ve arayışı bu düşüncede egemendir. Felsefe ve mantığı inançla birleştirmeye çalışır. Dini akılla açıklamayı temel almışlardır. 

Yeni Eflatuncular arasında geliştirmiş fakat İslamileştirilmiştir. Bu arada, Zerdüştlük ve Manicilikten çok şey almış bu hareketin sadece felsefeyle de yetmeyip aynı zamanda da o dönemin elverdiği koşullarda doğa bilimleriyle, toplumsal olaylarla iktidarı devirmek isteyen siyasal örgütlenmelerle, şeriatçı Abbasi sistemine karşı “Faziletli toplum” projesiyle ilgilendiği tarihsel belgelerle kanıtlanmıştır. İhvan-ül Safa hareketiyle devlet dışı bir yaşamın ve komünal toplumun, o dönem şartlarındaki ideolojik-teorik perspektifi oluşturulmuş ve topluma taşınmıştır. 

Baskı ve sömürüyü bizzat derinden yaşayan Hamdan, İhvan-ül Safa düşüncesini benimser ve bu düşünceleri pratikleştirme çabasına girişir. Düşüncelerinin haklılığı, ağır sömürü ve baskı şartları onun önderliğiyle birleşince kısa sürede sayısız yandaş edinir. Kurulu düzeni yıkmak amacıyla yola çıkan Karmatiler gizli örgüt kurarak yasa dışı bir hareket olarak bütün illegalite kurallarını uyguladılar. Buna uygun bir disiplin ve hiyerarşik sistem kurdular. 

Hücreler biçiminde ve en tepede İmam’ın bulunduğu hiyerarşik yapıda gizli bir teşkilat oluşturdular. Karmatiler, toplumsal yanı ağır basan, birçok mazlum halkı ve ezilen çeşitli sınıf ve tabakaları bir araya getiren bir halk hareketi örgütlediler. 

Irak, Horasan, Azerbaycan, Şam, Yemen, Kuzey Afrika gibi geniş bir alana yayılan hareket; köylüleri, Arap kabilelerini, Arap-İslam hakimiyeti altındaki İranlı, Türk, Nabati; Süryani, Arami, Afrikalı ve Berberi halkları ve yanı sıra, aralarında esnaf, küçük tüccar ve çulsuz serseriler gibi şehirli kesim ile kırsal alandaki kabile yoksulları ve köylüleri, uzak bölgelerdeki Arap olmayan mazlum halkları ve Irak topraklarında angarya usulü çalıştırılan köleleri içeren geniş bir tabana yayılıyordu. 

Zalim Abbasi iktidarına, onlarla işbirliği yapan Fars aristokratlarına, büyük tüccar tabakasına, büyük toprak ağalarına karşı bir ihtilal hareketine dönüştü. Nitekim beklenen ilk isyan Vasıt civarında (Kûfe) Hamdan ile başladı (Massignon, a. g. e. , VI, 353 a). Hareket çöldeki Arap bedevilerinden destek görmemekle birlikte Sevâd köylüleri arasında geniş bir şekilde yayıldı. 

Bu isyan özellikle her sene şahıs başına bir dinarlık yeni bir vergi konulmasına karşı bir tepki idi. Karmatilerin bu hareketi yaklaşık olarak on sene devam etti (890-901). İkinci Karmatî hareketi ise Bahreyn’de ortaya çıktı (899). Ebû Said el-Cennâbi liderliğinde başlayan hareket, bedevilerden ve bu mezhebe bağlı olanlardan birçoğunun da desteğiyle bir hayli güç kazandı. Bahreyn Karmatilerin hâkimiyetine girdi. Birçok bölgede komünal düzenler kurdu. 

Bu komün düzenleri 100-150 yıl boyunca varlıklarını sürdürdü. Bu nedenle, o döneme dek var olan kurulu düzenin tüm denge ve kavramlarını altüst etti. Karmatî faaliyetinin en büyük merkezi durumuna gelen Bahreyn’de güçlü ve iktisâdî bakımdan başarılı ve dayanıklı bir devlet kuran Karmatiler Fatımîlerden de manevî yardım alarak Bağdat’ta ikâmet eden Abbâsi halifelerine korkulu günler yaşattılar. 

Nitekim Halife Mu’tezid tarafından gönderilen el-Abbâs Amr el-Ganavi ve kuvvetleri, Ebû Said ve Maiyyeti tarafından yenilgiye uğratıldı. (900)Bu noktada Ebu Said El Cenabi’nin Abbasi halifesine gönderdiği mektuba bir göz atalım:“Ey Abbasoğlu; Yemin ederim ki; nefsin seni aldatmış; eremeyeceğin makama gözünü dikip tamah edersin ve bulamayacağın mertebeyi sana hoş göstererek seni hırslandırmıştır.Bunun için kalktın, katiplerinin hakkımda görüş birliği içinde söyledikleri şeyi alıp yazdırdın; beni, kötülüklerle andın, karalayıp lekeledin ve çirkin sıfatlarla nitelendirip damgaladın.

Ey Abbasoğlu ! onlar adına benimle tartışmaya girip, davaya (güya) Kuran’dan delil getiren adam ! Sen ki; (sarayda) her türlü içkiyi zıkımlanırsın, çalgı çalıp çengi ve rakkaseler oynatırsın; yabancı erkeklerin karşında çalıp oynamasına, gılmanların boynuna sarılıp kucağına oturmasına heveslenirsin; çeşit çeşit fisk-ü fücur ve bu arada livata ile vakit geçiren kişisin.İyi insanların camilerini yakıp yıktığımı söylüyorsun. Doğrudur, bu tür camilerin hepsini yaktırdım. Çünkü o ibadet yerine gidenlerin çoğu, Allah karşısında yalan söyleyip riyakârlık yapıyordu. 

Her türlü yozluğu, sapıklığı buralarda kararlaştırıp Allah şeriatı diye gösteriyorlardı. Oralarda bizzat Allah’ın peygamberine iftira edilip, sapkın yollar meşru gösteriliyordu. 
Böyle cami ve mescitlerden yıkılmaya ve viran edilmeye daha layık ve müstehak hangi mekan olabilir ki ? Güya “Muktedirbillah” ünvanı taşıyorsun. yani Allah’ın kudretine maliksin veya ondan güç kuvvet alıyorsun ! Bak hele sen ! Hangi orduyla savaşıp yenebildin; hangi düşmanı elde kılıç kovaladın? Dolayısıyla sen değil Muktedirbillah olmak; olsan olsan fasıkların emiri olursun. Müminlerin emiri olmak sana yakışmaz çünkü.Bir de bana bak; kabilesi ve yakınları arasından çıkmış biriyim. Hürmete itaat onlar için yaptıklarımdan kaynaklanıyor. Beni yüceltmiş şan ve şeref vermişlerdir. Onlar sayesinde onlarla birlikte yükseldim.

Ey Abbasoğlu, bir daha beni tehdit etmeye kalkma; şimşek çakar gibi korkutma yoluna gitme. Her neye azmettiysen sözünde dur. Görülecek hesabın varsa, gel de gör !” (Faik Bulut-İslam Komüncüleri) Karmatiler, İslam şeriatının kimi söylemlerini oportünistçe kullandılar. Çoğu zaman İslamı bir maske olarak kullanıp propaganda yapıyorlardı. Amaç, yandaş kazanabilmek, toplumsal muhalefeti örgütleyebilmek; dini söylemleri kullanarak şeriat düzenini ortadan kaldırmaktı. Bunun için de gizli imam eksenli Batıni, metafizik bir söylem tutturdular. Din ile felsefe arasına köprü atıp, akılcı yorumlarla, kendi kuracakları düzenin propagandasını yaptılar; İslam şeriatının ve düzeninin iptali için teorik temel oluşturdular. Karmatiler tenâsuha inanırlardı. İnançlarına göre cennet, dünya idi. Dünyada rahat, mutlu ve geçimi yerinde olan bir kişi cennettedir. 

Gerçek cennet insanın derin bir zevk ve keyf içinde yaşamasıydı. (Çağatay, Ahilik, 66) Karmatilerde içki haram değildi, şarap içiyorlardı. Güneş doğmadan iki rekat, güneş battıktan sonra da iki rekat namaz kılmanın, yılda iki gün oruç tutmanın yeterli olduğuna inanıyorlardı. Kıbleleri Mekke değil, Kudüstü. Dinlenme günü Cuma değil, pazardı. Laik bir yönetim uyguluyorlardı. Başlangıçta korsanlık yaparak zenginden alıp yoksullara dağıtıyorlardı. Bundan dolayı Robin Hood’un ataları denilebilir. Aynı zamanda komüncü uygulamalarıyla Şeyh Bedrettin hareketinin de ataları demek yanlış olmayacaktır. 

 Bahreyn’de Karmatî devletinin başında bir hükümdar bulunuyor ve halk, altı kişilik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bunlar oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorlardı. Bir kişi fakirleştiği veya borçlandığı zaman, toplum fertleri tarafından yapılan yardımlar sayesinde eski haline gelebiliyordu. Bölgeye gelen yabancı bir zanaatkârın yerleşmesi için gerekli para derhal bulunuyor ve hatta fakirlerin evlerinin tamir masrafları devlet tarafından karşılanıyordu. 

(Bernard Lewis, Tarihte Araplar, çev. Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul 1979, s. 133-134) Devlet teşkilatı birçok yönden komünizme benziyordu. Örneğin vergiler toplanıyor ve toplumun fertleri arasında ihtiyaçlarına göre bölünüyordu. Komünal Karmati düzeninde üretim her işin başı sayılmıştır ve kadın-erkek, yaşlı-genç, büyük-küçük herkes üretim faaliyeti içinde konumlandırılmış; herkesin mülkiyet ortaklığına girmesi için siyasi faaliyet yürütülmüştür. Bağış-vergi sistemiyle kurdukları dayanışma sandıkları, zamanla bütün mülkiyetin ortaklaştığı bir düzene dönüştürülmüştür. 

Toplumun bütün kesimlerinin elindeki mal ve mülk halkın malı haline getirilir. İslam düzeninde geçerli olan bütün şeriat yasaları iptal ediliyor. Yerine insanı merkez alan bir felsefi yaklaşım oluşturuluyor. Yaygın bir eğitim faaliyeti örgütleniyor. Kimsenin inancına karışılmıyor. Her inanca hoşgörüyle yaklaşılıyor. Yalnız, İslam devletinin simgesi olan camiler yıkılıyor, şeriatı yeniden kurmayı amaçlayan faaliyetler yasaklanıyor. Kadına eş seçme, dilediğiyle birlikte yaşama ya da ayrılma hakkı tanınıyor, erkekle eşit statüde görülüyor. 

 Ebû Said’den sonra Karmatilerin basına küçük kardeşi Ebû Tahir Süleyman geçti. (914) Ebu Tahir zamanında da Basra ve Kûfe Karmatilerin eline geçti. Mekke yolunun Karmatiler tarafından tehdit edilmesi sebebiyle müslümanlar 925 yılında haclarını edâ edemediler. 930 yılında Ebu Tahir, Hac zamanı Mekkeyi fethetti. Kabe’yi basıp hacıları kılıçtan geçirdi. Binlerce Müslüman öldürüldü. Kabe’nin kapısı kırıldı, örtüsü parçalandı, duvarlarına hasar verildi. HacerülEsved taşı sökülüp Hecer’e götürüldü. 

10 yıl boyunca Mekke’yi ellerinde tutarak haccı engellediler. Yaklaşık yirmi iki sene ellerinde tuttukları Hacerülesved taşını dost gördükleri Fatımî halifesi Mansur’un ricası ile iade ettiler. İslam coğrafyasının her yanına yayılan ve kurulu düzenin bütün kurumlarını yerle bir eden bu hareket, başlangıcından sonuna kadar düşmanları olan Sünnilerin siyasi, ideolojik, askeri saldırılarına, hile ve entrikalarına, karalamalarına maruz kalmıştır. Bahreyn ve Yemen’de 100 yıl yaşayabilen komünler; geniş coğrafyada ise küçük komünal adacıklar halinde 150 yıl boyunca varlığını sürdürmüştür.

Karmatiler, Fatımî Halifesi Mustansır devrinde yıkıldılar. Onların ortadan kaldırılmaları iki safhada gerçekleştirildi. Birincisi, Ehl-i Sünnet mensuplarının gerçekleştirdiği bir dizi isyandan sonra 1066 yılında Uval Adası, Bahreyn Karmatilerinin hâkimiyetinden çıktı ve Abbâsilerin hâkimiyetine girdi. İkincisi, Bahreyn’deki Sünniler, Karmatilere karşı isyan eden Abbâsi taraftarlarının etrafında toplanarak, Ahsâ şehrinin kuzeyinde Karmatileri kuşattılar. 

1078 yılında yapılan Hendek savaşında onları yendiler. Bu savaş, tarihin en önemli savaşlarından biri sayılır. Çünkü bu savaş, yaklaşık iki asır boyunca Abbasi devleti için korku ve heyecan kaynağı olan Karmatî Devletinin ortadan kalkmasına sebep olmuştur. (H. İbrahim Hasan, a. g. e. , IV/5, 314) Sünnî İslâm’ı ortadan kaldırmak hususlarında İslâm dünyasının başına büyük belalar açan ve şeraitçilere rahat nefes aldırmayan Karmatiler, arkalarında çok önemli tarihi dersler çıkarılacak şekilde tarih sahnesinden çekildiler. 

 Karmatiler tarih sahnesinden çekilirken İsmaililiğin en ihtişamlı saltanatı Mısır’da Fatimi devleti ile yaşanmaktaydı. Ve yine İsmailiğin ve Karmatiliğin bir uzantısı olarak finali Hasan Sabbah oynayacaktı. “Hasan Sabbah Efsanesi” için: https://panteidar.wordpress.com/2014/09/19/hasan-sabbah-efsanesi/

vefk-örnekleri-111

  vefk-örnekleri-111 vefk-örnekleri-111 by Charion Charion